28 Şubat 2026 Cumartesi

Çocuklar, Gayrı Müslimleri Gerdi

Çocuklar, Gayrı Müslimleri Gerdi

Veysi ERKEN Dr.

Evet.

“Maarifin Kalbinde Ramazan” tamimi içimizdeki azgın azınlık olan gayrı Müslimleri ve münafıkları gerdi.

Zehirli yılan mesabesinde olan gayrı Müslimler ve münafıklar inlerinden çıkıp milleti zehirlemeye çalışıyor.

Münafıklar çocukların “camiye girmesine ve cemaate” katılmasına engel olmaya çalışıyorlar. Münafıkların bahanesi hazırdır.

Çocuklar gürültü yapıyor, camiyi kirletiyor.

Tabii ki münafıkların niyeti üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek, çocukları camiden ve İslamî hayata yönelişten koparmaktır.

Unutulmamalıdır ki “İslam korkakların değil cesur ve atılgan Müslümanların omuzlarında yükselecektir” diyordu Merhum Aliya İzzet Begoviç.

Evet.

Cesurlar gayrı Müslimlerin ve münafıkların oyununu bozacak ve İ’layı Kelimetullah ülküsüne sahip nesillerin yetişmesine zemin hazırlamaya devam edecektir biiznillah.

Cumhurbaşkanının konuşması bunun delillerinden biridir.

“Cumhurbaşkanı, ülke genelinde Ramazan’ın farklı bir manevi atmosferde idrak edildiğini, camilerin dolup taştığını, çocuk ve gençlerin camileri şenlendirdiğini, sofraların bereketlendiğini ifade etti. İlahi ve manevi etkinliklerle milletin birlik ve beraberlik ruhunun güçlendiğini belirten Erdoğan, bu fotoğrafın Türkiye’nin gerçek görüntüsü olduğunu söyledi.

Erdoğan, Milli Eğitim Bakanlığı’nın “Maarif’in Kalbinde Ramazan” temasıyla başlattığı etkinlikleri de değerlendirdi. Etkinliklerin gönüllülük esasına dayalı, anayasal haklara uygun şekilde yapıldığını vurgulayan Cumhurbaşkanı, çocukların milli ve manevi değerleri öğrenmesinin önemine dikkat çekti.

Ramazan öncesinde yapılan bazı eleştirilere de değinen Erdoğan, “Noel süslemeleri yapılınca rahatsız olmazlar. Ama Ramazan kapsamında çocuklarımıza milli ve manevi değerler öğretilince rahatsız oluyorlar. Biz bunların derdinin laiklik olmadığını, derdinin bu milletin değerleri olduğunu çok iyi biliyoruz” dedi.

Çocukların namaz, oruç ve Ramazan süslemelerini öğrenmesinin kimseyi rahatsız edemeyeceğini belirten Erdoğan, rahatsız olanların aidiyetlerini sorgulamaları gerektiğini ifade etti. Milletin mayasında İslam olduğunu, Türkiye’yi Türkiye olarak büyüteceklerini, kendi değerleriyle “Türkiye Yüzyılı”nı inşa edeceklerini söyledi.”

(Konuşmayı dinleyebilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=gMwpiycyhnk)

Hâsılı kelam.

Gayrı Müslim azgın azınlık ve münafıklar çocukların İslami hayatla bezenmesi, camileri doldurması ve “HU”larla coşması sebebiyle gerildiler ve ülkemizi kargaşa ortamına çevirmeye çalıştılar, çalışıyorlar.

Allah’ın inayeti ve nusretiyle bu sefer başaramayacaklar ve merhum Abdurrahim Karakoç” ağabeyimizin ifadesiyle her yere “HAK YOL İSLAM YAZACAĞIZ”

“Kör dünyanın göbeğine

Hak yol İslâm yazacağız.

Kuşların göz bebeğine

Hak yol İslâm yazacağız.

Yola, ağaca, pınara

Esen yele, yağan kara

Yağmur yüklü bulutlara

Hak yol İslâm yazacağız.

Koç burcuna, yay burcuna

Bebeklerin avucuna

Minarelerin ucuna

Hak yol İslâm yazacağız.

Bucak bucak, köşe köşe

Kara taşa, kor-ateşe

Yıldıza, aya, güneşe

Hak yol İslâm yazacağız.

Askerlerin miğferine

Kağnıların tekerine

Buda´nın tunç heykeline

Hak yol İslâm yazacağız.

Her kapının eşiğine

Her sofranın kaşığına

Balaların beşiğine

Hak yol İslâm yazacağız.

Herkes duyacak, bilecek

Saklanmaz gayrı bu gerçek

Yaprak yaprak, çiçek çiçek

Hak yol İslâm yazacağız.”

Selam ve Sabırla… 28.02.2026

Namluların Millete Çevrildiği Günlerden Biri: 28 Şubat

Namluların Millete Çevrildiği Günlerden Biri: 28 Şubat

Veysi ERKEN Dr.

“İslam korkakların değil cesur ve atılgan Müslümanların omuzlarında yükselecektir” diyordu Merhum Aliya İzzet Begoviç.

Evet.

Bu hakikatin gereğini merhum Muhsin Yazıcıoğlu TBMM’de şöyle dillendiriyor ve gereğini yapıyordu.“Bugün, bizi, demokrasi mi, yoksa demokrasi dışında totaliter baskılar mı gibi bir tercihle karşı karşıya bıraktınız. Bugün, bizi, acaba, millet iradesi mi, yoksa bir kısım medyanın iradesi mi diye bir tercihe zorladınız. İşte bu noktada, ben, milletin iradesinden yana tavrımı koymak istiyorum. (RP sıralarından alkışlar) Öbür tarafta bir şeyi söylüyorum: Sizin iktidar olmanızı engellemek suretiyle "efendim, Müslümanların iktidarını önlediniz" sözünü size söyletmeyeceğim." ve akabinde "namlusunu millete çeviren tankı selamlamam"

Bilinen bir hakikat Müslümanların korkaklığı sebebiyle ülkemizde Siyonist haçlıların uşakları darbeler yapabildiler.

Ülkemizdeki bütün darbelerin -15 Temmuz darbe teşebbüsü dâhil-  planlayıcıları, uygulayıcıları Siyonist haçlı zihniyetinin uşaklarıdır.

12 Eylül günü Siyonist haçlı zihniyetinin zalimleri, çocuklarımız başardı diye haykırıyorlardı.

Sevinç çığlıkları yükseliyordu tapınakçılardan ve uşaklarından.

Yüz binlerce masumun kanına girilecekti bir daha.

Ve yüz binlerce mağduriyet ve mazlumiyet yaşatıldı insanımıza Eylül fırtınasında.

Yetmedi.

Tiranlar bir daha piyonlarını, uşaklarını, kölelerini ve maşalarını devreye soktu.

Bu sefer darbenin “post”u yapılıyordu Siyonistlerin “hostl”arı tarafından.

Tarih 28 Şubat 1997’yi gösteriyordu.

“Host”lar bu soykırımın bin yıl süreceğini söylüyordu.

Siyonist haçlı zihniyetinin piyonları topyekûn savaştan bahsediyordu köşelerinde ve dahi manşetlerinde.

Evet, değerlerimize, dinimiz İslam’a ve yaşayışımıza bir kere daha topyekûn savaş açılmıştı.

Değerlerimiz, duygularımız ve hayatımız yıkıldı, yakıldı, karartıldı.

Yapmak zor, yıkmak kolay.

Bir daha yıktılar duygularımızı uşaklar, piyonlar ve hostlar.

Benzer mağduriyetler ve mazlumiyetler bir kere daha yaşatıldı aziz milletimize.

Darbecilerden hesap sorulmadı.

İdam cezalarına çarpıtılmadılar.

Adeta unutuldu.

Mağdurlar ve mazlumlar unutuldu.

Bir kısmı yusufiyelerde terk edildi.

Mağdurların bir kısmı darbecilere benzedi.

Kuzuların sessizliğine büründüler dünün mağdurları. Muktedir olduklarını zannetmeye başladı dünün mağdurları.

Unutmanın pusu olduğunu unuttular.

Unutulan soykırımın tekrarlandığını unuttular.

Bu sefer aynı Siyonist haçlı takımı 15 Temmuzda gösterdi vahşi yüzünü.

Siyonist fetö haydutları bomba yağdırdı milletimizin tepesine.

Siyonist haçlı zihniyetinin piyonları bu sefer fetö kılığıyla tepemize binmeye çalıştı.

Değerlerimizi, inancımızı ve topyekûn İslami hayatı filmleriyle, dizileriyle, gazeteleriyle, radyolarıyla, trollarıyla ve diğer araçlarıyla tahrip etti, ediyor.

Kızlarımıza, kadınlarımıza ve evladımıza musallat oluyor.

Ve hala unutulmuşluk.

Bugün 28 Şubat 2026.

Unutmayı unutma zamanı.

Darbelerle oluşturulan soykırımları unutmama zamanıdır.

Mazlum ve mağdurları hatırlama ve hatırlatma zamanı.

Postlardan, hostlardan, modernlerden ve fetöitlerden hesap sorma zamanıdır.

Evet, bütün darbecilerin ve uşakların beli kırılma zamanı. Darbecileri inlerinden çıkarma, teşhir ve tasfiye zamanı.

Tecavüzcüsünden, katiline, darbecisinden bombacısına kadar bütün hainlerden hesap sorma zamanı.

Bütün etkili, etkili ve vekiline sesleniyorum.

Bugün 28 Şubat.

Mazlumlar hatırlanmalı, mazlumiyetlerin hesabı sorulmalıdır.

Katillerden, ırz düşmanlarından, tecavüzcüden ve darbeciden, mağdur bireyler hesap sorabilmelidir.

Her fert hakkını arayabilmeli, darbeciler adaletli bir şekilde cezalandırılmalıdır.

Bilindiği üzere gerçek anlamdaki hukukta bireylere karşı işlenen suçlarda devletin suçluyu affetme yetkisi yoktur ve olamaz.

Bireyin kendisi affeder veya suçlunun cezasını çekmesini ister.

Biz fertler olarak bizi mağdur eden bütün Siyonist haçlı zihniyetinin uşakları olan darbecilerin cezalandırılmasını istiyoruz.

28 Şubatta namlusunu millete çeviren tanka nasıl selam durmadıysak bugünde durmuyoruz ve darbecilerin cezalandırılmasını istiyoruz.

Yaptıklarının bedelini ödemelidirler.

Bedenleriyle mallarıyla.

İdam gündeme getirilmeli ve hainler hesabını vermeli.

Unutulmamalıdır ki, bugün 28 Şubat.

Bugün her türlü darbeciden hesap sorma günü olmalı.

İster post, ister host olsun.

Selam ve Sabırla…28.02.2026

 

27 Şubat 2026 Cuma

HU’dan Gayrı Müslimler Korkar

HU’dan Gayrı Müslimler Korkar

Veysi ERKEN Dr.

“HU” hayatı kuşatır tefekkür, taakkul, tezekkür edenler için.

“HU”dan ancak gayrı Müslim münafıklar rahatsız olur.

Çocuklar “HU” diye seslenir okullarda, sokaklarda, evlerde gayrı Müslimler feveran eder.

Etsinler.

Allah nurunu tamamlayacaktır.

Buna inanıyoruz.

Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndüremeyeceklerdir.

“HU”yu anlamak isteyenlere izah etmek zor değildir.

Kitap yüklü merkepler gibi olanlar anlamazlar.

“Necmeddîn-i Kübrâ’nın telakkisine göre Allah ismindeki elif ve lâm harf-i ta‘riftir. Lâm harfinin şeddeli olması tarifte mübalağa içindir, dolayısıyla Allah isminin aslı “he” (ه) harfidir. Böylece canlıların alıp verdikleri her nefeste Allah’ın ismi olan “he” sesi vardır. Alınan her nefesteki “he”nin kaynağı kalp, verilen nefesteki “he”nin kaynağı ise arştır. Hû kelimesindeki “vav” ise ruhun ismidir. https://islamansiklopedisi.org.tr/hu

İşte “HU”nun kısaca izahı.

“HU”dan gocunanlara tavsiyem şudur.

Bir tefekkür, taakkul, tezekkür, tedebbür eyleyiniz.

Kalpleriniz mühürlü değilse “Hakk”a, ve “HU”ya vasıl olursunuz.

Evet.

“Gelin ey âşıklar gelin, Hû mevlâm Hû
Bu menzil uzağa benzer, Hû mevlâm Hû

 

Nazar kıldım şu dünyaya, Hû mevlâm Hû
Kurulmuş tuzağa benzer, Hû mevlâm Hû

 

Bir pirin eteğin tuttum, Hû mevlâm Hû
Ana beli deyup gittim, Hû mevlâm Hû

 

Nice yüz bin günah ettim, Hû mevlâm Hû
Her biri bir dağa benzer, Hû mevlâm Hû

 

Günahım çok yüzüm kara, Hû mevlâm Hû
Eller yüzü ağa benzer, Hû mevlâm Hû

 

Çağla Derviş Yunus çağla, Hû mevlâm Hû
Sen özünü Hakk'a bağla, Hû mevlâm Hû”
terennüm edelim, gönlümüze nakşedelim.

Selam ve Sabırla… 27.02.2026

 

Ben Müslümanlardanım

"Ben Müslümanlardanım"

Veysi ERKEN Dr.

Hararetli bir tartışma.

Adeta cahillik tartışması.

Anlı, şanlı, unvanlı bir arkadaş “ben falan mezheb”tenim diye laf yumurtlamaya başladı.

Arkadaşın namazla, oruçla, zekâtla kısaca İslam’la ilgisi yok. Cehaletinden, gafletinden veya hıyanetinden dolayı tartışmayı ve kafaları bulandırmaya çalışıyordu besbelli.

Kendisine şu soruyu sordum.

Müslüman mısın?

Tabii ki Müslüman’ım deyince. “Allah’a çağıran, dine ve dünyaya yararlı iş yapan ve “Ben Müslümanlardanım” diyenden daha güzel sözlü kim vardır? İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel olan davranışla sav; o zaman bir de göreceksin ki seninle aranızda düşmanlık bulunan kimse kesinlikle sıcak bir dost oluvermiş!  Bu sonuca ancak sabırlı olanlar ulaşabilir, yine buna ancak (erdemlerde) büyük pay sahibi olanlar ulaşabilir. Fussilet, 33-35” ayeti hakkında ne düşünüyorsun diye cevap verdim.

Ve ilave ettim.

Bilmeden, cehaletten, gafletten veya hıyanetten dolayı konuşmana ben falan mezheptenim demeye utanmıyor musun?

Yoksa kasıtlı ve ihanet derekesine düşerek “Dinlerini bölüp/ parçalayıp gruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir alâkan yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır. Sonra Allah onlara yaptıklarını bildirecektir. Kim iyilikle gelirse ona getirdiğinin on katı vardır; kim de kötülükle gelirse o sadece getirdiğinin dengiyle cezalandırılır. Onlar haksızlığa uğratılmazlar. En’am159-160” ayetinde belirtildiği gibi bölücü, yıkıcı, dağıtıcı ve Siyonistlere hizmet eden misin?

Sustu, cevap veremedi.

Bunun üzerine eğer Müslüman’san, Müslüman isek İslam’ı Kur’an-ı Kerim ve Hz. Muhammed’in sünnetinden öğrenmek mecburiyetindeyiz.

Falanın görüşü, dedelerimizin, babalarımızın, arkadaş bildiklerimizin, falan âlimin dediklerinden değil, Kur’an-ı Kerimden öğrenmeliyiz.

Kur’an-ı Kerimi okur, öğrenir, anlar ve yaşarsak Müslüman’ın demektir.

Unutmamak ve bilmek mecburiyetindeyiz.

“Kuşkusuz Allah katında din İslâm’dır. Kitap verilenler, ancak kendilerine ilim geldikten sonradır ki, aralarındaki hak tanımazlık yüzünden ayrılığa düştüler. Allah’ın âyetlerini inkâr edenler bilmelidirler ki Allah’ın hesabı çok çabuktur. Âl-i İmrân-19

Hak tanır isek tefrikaya, bölücülüye ve ayrılığa düşmeyiz. İslam düşmanları bizleri bölüp parçalayamaz. Farklılıkları “DİN” haline getiremezler.

Hâsılı kelam.

“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman idiniz de Allah gönüllerinizi birleştirdi ve O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi Allah kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız. Âl-i İmran-103” ayetine tabi olalım ve “Ben Müslümanlardanım” düsturunu yaşayalım, tefrika aracı olmayalım.

Selam ve Sabırla… 27.02.2026

26 Şubat 2026 Perşembe

Belediyeler Nasıl Çöktü?

Belediyeler Nasıl Çöktü?

Veysi ERKEN Dr.

Belediyeler özellikle Ankara, İstanbul, İzmir gibi büyük şehir belediyeleri nasıl ve neden çöktü sorusuna cevap aranması gerekir.

Biliyorsunuz CHP zihniyetinin temel ilkelerinden birisi “zam, zulüm ve işkence”dir. Bu ilkenin işletilmesi sonucunda “çöp, çamur ve çukur” yığınları oluşmuş ve hayat çekilmez hale gelmiştir.

Suda yüzde 3200, ulaşımda yüzde 200’den fazla, ekmekte yüzde 1500-2000’e varan zamlara, sefer sayılarının azaltılması ile olan ulaşım işkencesine, ekmekteki artışla oluşan zulüme rağmen halk bunlara sessiz kalıyorsa belediyelerin çökmesi, halkın sırtındaki yükün artması mukadderdir.

“Allah yolunda harcama yapın; kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. İyilik edin, kuşkusuz Allah iyilik edenleri sever. Bakara-195” ayetinin hükmüne rağmen insanlar tepkisiz bir şekilde kalır, kendini tehlikeye atıyorsa, nemelazım diye tavır takınıyorsa belediyelerin çökmesi, halkın sırtına daha fazla yükün binmesi kadar tabii bir şey olamaz.

Nemelazımcılığın sonu bellidir.

Ve bu sonu Yahya Efendi şöyle dillendirir.

“Bir gün cihân pâdişâhı Kânûnî Sultân Süleymân, sütkardeşi Yahya Efendi Hazretlerine bir mektup göndererek şunu sorar: “Ağabey! Sen ilâhî sırlara vâkıfsın, bilirsin. Kerem eyle de bize akıbetimizin ne olacağını haber ver. Neslimiz, kesilip yok mu olacak? Yok olacaksa, bu hangi sebepten olacak?”

Mektubu okuyan Yahya Efendi Hazretleri eline kalem kâğıt alıp; “Neme lazım” diye iri harflerle yazıp Kânunî’ye gönderir. Kânunî, Yahya Efendi’den gelen mektubu okuduğunda, “Bu cevap nedir?” diye hayretler içinde kalır. Hemen Yahyâ Efendinin dergâhına gider ve kendisine; “Ne olur gizlemeyip, sualime cevap veriniz. Biz de ona göre hareket edelim” der.

Yahya Efendi bunun üzerine tebessüm ederek; “Biz cevap verdik. Bu sözümüzü anlayamamana şaşarız.” Kanunî “Nasıl yani?” diye meraklı bir şekilde yüzüne bakınca, Yahyâ Efendi şu tarihi cevabı verir:

“Zulüm, haksızlık, adam kayırma, rüşvet yayılırsa, işitenler de; ‘Neme lazım’ derse ve onu önlemeye çalışmazlarsa; sonra koyunu kurt değil de çoban yerse, bilenler de bunu söylemeyip gizlerse; fakirlerin, muhtaçların, gariplerin feryadı göklere çıkıp bunları taşlardan başkası işitmezse, işte o zaman felakettir. Neslinin o zaman yok olmasından korkulur. Hazinelerin boşalır. Askerin itaat etmez olur ve yolundan gitmezler. Yok olmak mukadder olur.”

Evet.

İstanbul, Ankara, İzmir ve benzer şehirlerde yaşayanlar her türlü rüşvet, kayırma, hırsızlık, irtikâp, işten çıkarmaya “nemelazım” deyip sessiz kalıyorsa, sadece sessiz kalmakla yetinmeyip yolsuzluk yapanları savunuyorsa belediyelerin çökmesi mukadderdir ve bunu yaşıyoruz.

“Ey iman edenler! Kendinizin veya anne babanızın ve akrabanızın aleyhine bile olsa adaleti ayakta tutun, Allah için şahitlik eden kimseler olun. (İnsanlar) zengin olsunlar, yoksul olsunlar Allah onlara sizden daha yakındır. Öyleyse siz hislerinize uyup adaletten ayrılmayın. Eğer adaletten sapar veya üzerinize düşeni yapmaktan geri durursanız bilin ki Allah yaptığınız her şeyden haberdardır. Nisâ-135” ayetine uyup Allah için şahitlik yapmayıp, “nemelazım” tavrını takınmaya devam edersek yerle yeksan olmayı hak ederiz.

Nurettin Sözen, Murat Karayalçın kısaca CHP’nin geçmişteki ve günümüzdeki icraatlarını unutmayın.

Selam ve Sabırla…26.02.2026

25 Şubat 2026 Çarşamba

Örümcek kafalı İslam düşmanları

Örümcek kafalı İslam düşmanları

 

Veysi ERKEN Dr.

 

Türkiye’de İSLAM hariç hiçbir inanca, diye, meşrebe düşmanlık yoktur. İslam ve Müslüman düşmanlarına karşı hükmi tedbirler alınmalı ve hak ettikleri cezalara çarpılmaları gerekir, şarttır.

Bilindiği üzere yeryüzünün bütün karelerinde gerçekleri tersyüz etmek “Siyonist haçlı Çetesi”nin temel görevi ve işidir. Yaptığı veya yaptırdığı katliamları, soygunları, hırsızlıkları, edepsizlikleri ve fuhşiyatı masumların sırtına yıkma işini iyi becerir. Bu iş ve görev genel olarak örümcek kafalı münafık, müfsit  “maşa”lar marifetiyle gerçekleştirilir.

Roger Garaudy örümcek kafalı “maşa”ları “kin vaizleri” olarak nitelendirir.

Evet.

Siyonist’in örümcek kafaları “kin vaizleri” yeryüzünün her yerinde bulunmaktadır.

Merkezleri Londra’da, Paris’te, Waşington’da, Newyork’ta veya başka yerlerde bulunan şebekelerin örümcek kafalı “kin vaizleri” ülkemizde cirit atmakta ve hayatı Müslüman insanımıza zehir etmekte, etmeye çalışmaktadır.

Öğretim üyesi, bürokrat, sanatçı, gazeteci, patron, parti yöneticisi vb. kılıklı bu münafık, müfsit örümcek kafalı “kin Vaizleri”nin ortak niteliği “İslam ve Müslüman Düşmanı” olmalarıdır.

Özellikle gazeteci, bilim adamı, sanatçı veya parti yöneticisi kılığına girmiş “kin vaiz”lerinin düşmanlığı had safhada olduğu gözden ırak değildir.

Yapılan şerefsizlikleri, hıyaneti ve soygunu örtmek ve gündemden düşürmek için başvurmadıkları yöntem yoktur. Kâh irtica(!), kâh başka bir konuyu kullanarak şerefsiz düzenlerini devam ettirmek isterler. Nasırlarına dokunuldu mu viyaklamaya başlarlar. Medyanın ekseriyetine sahip olduklarından viyaklamalarının tonu yüksek olur. Son açıklamalar ve Ramazan etkinliklerine karşı çıkış bunun bariz delilleridir.

İmam Hatip, Kur’an Kursları, Diyanet’e bağlı anaokulları konusunu yine manşetlerine taşıyan, İlahiyat Fakültelerinin ve mezunlarının içine düşürüldüğü durumu görmezlikten gelerek kitleleri sahipsiz bırakan hep aynı şerefsiz şebekedir.

Son günlerde bu çete tekrar faaliyetlerini arttırmıştır. Neredeye her gün bir veya birkaç elemanı vasıtasıyla yeryüzünün ve ülkemizin bir yerinde İslam’a ve Müslümanlara saldırmaktadır.

Bu çetenin Türk ve Müslüman kılıklı elemanlarının ortak paydası, İslam’ı hayattan silmektir. Bu şerefsiz çetenin kin vaizleri, ne Siyonist şebekenin misyonerlerini, ne de diğer haçlı misyonerlerini görür. Onların varsa yoksa dertleri İslam’dır. İslam’ı gönüllerden, hayattan ve yeryüzünden silmektir.

Evet, Gayrı Müslim dinliler İslâm’a ve Müslümanlara saldırıyor. Yüzyıllardır kin ve nefretlerini kusuyorlar.

Şimdi örümcek kafalılara karşı geliştirilen söylem, eylemlere dönüşmeli, gereği yapılmalı, hak ettikleri cezalara çarpıtılmalıdır.

Millet doğru ve hayırlı icraatlara, yapılanlara herkes sahip çıkmalı ve örümcek kafalıların hak ettikleri cezalara çarpıtılmaları için gayret sarf etmelidir.

Hâsılı kelam.

Gayrı Müslim olup kendi kinlerini yaşayan İslam ve Müslüman düşmanlarının sayıları az etkileri çoktur. Etkilerini ve yetkilerini parçalamanın zamanı geldi demiyorum, geçti.

Millet bu şerefsiz Siyonist-sabatayist gayrı Müslim çeteyi hayatımızdan söksün ve atsın diye oy verdikleri geri adım atmamalıdır.       

Mezhebi ve meşrebi ne olursa olsun bu ülkenin sevdalılarına bir uyarımız var. Artık bu şerefsiz çetenin oyununu boşa çıkarınız, çıkarmalıyız.

Bildiklerinizi başkalarıyla paylaşınız.

Yetkiniz dâhilinde insanımıza zulüm etmeyiniz ve zulüm ettirmeyiniz.

Bilinmelidir ki, İslam düşmanlığına sessiz kalmanın sonucu çürümedir, yok olmadır. İ

Gayrı İslami, münafık, müfsit olup İslam kisvesiyle faaliyet yürüten ve eylemlerde bulunanların etkisi mutlak anlamda kırılmalıdır.

Burası İslam ülkesidir. Bu gerçek asla unutulmamalıdır.

Burası İslam ülkesidir ve bu gerçeğin gereği yapılmalıdır.

Şimdi fare yürekli değil, aslan yürekli olma zamanıdır.

 Selam ve Sabırla... 25.02.2026

 

Yönetim, Ehliyet, Emanet, Adalet

Yönetim, Ehliyet, Emanet, Adalet

Veysi ERKEN Dr.

Yönetim olgusunun sağlıklı işlemesi ve yöneten, yönetilenin huzuru için ehliyet, emanet, adalet yönetme süreçlerinin en önemli ilkeleridir.

Ayetler ve tefsirlerinde bu olgu şöyle izah edilir. “Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğütler veriyor. Şüphesiz Allah her şeyi işitmekte, her şeyi görmektedir. Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin, sizden olan ülü’l-emre de. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -Allah’a ve âhirete gerçekten inanıyorsanız- onu, Allah’a ve peygambere götürün. Bu, elde edilecek sonuç bakımından hem hayırlıdır hem de en güzelidir. Sana indirilene ve senden önce indirilenlere inandıklarını ileri sürenleri görmedin mi? Onu tanımamaları kendilerine emredildiği halde tâgūtun önünde mahkemeleşmek istiyorlar. Şeytan da onları büsbütün saptırmanın yollarını arıyor. Onlara, “Allah’ın indirdiğine ve peygambere gelin” denildiği zaman münafıkların senden iyice uzaklaştıklarını görürsün. Nisâ, 58-61”

emanetin yerine getirilmesi, ehline verilmesi ve insanlar arasında adaletle hükmedilmesi yönündeki emirlerin muhatapları genel olarak bütün insanlar, özel olarak müminler ve daha özel olarak da yöneticiler gibi emanet ve adaletten kamu adına sorumlu olan şahıslar ve topluluklardır.

Tarih boyunca insanların huzur ve mutlulukları iki sebeple kazanılmış veya kaybedilmiştir: Emanet ve adalet. Emanetler ehline verildiği ve adalete riayet edildiği müddetçe cemiyette huzur ve saadet bulunmuş, hıyanetler ve haksızlıklar ise huzursuzlukların, kavgaların, savaşların, servet ve neslin helâk olmasının baş sebepleri arasında yer almıştır.

Emanet, korunması istenen maddî ve mânevî değerdir. Kişinin kullanıp sahibine iade etmek üzere aldığı eşya emanet olduğu gibi devletin hizmet makamları da emanettir; ilim, din, antlaşma ve sözleşmeler, komşuluk hakları... emanettir. Bütün bunlar korunacak, muhatap ve ilgililerine teslim edilecek, ne maksatla verilmiş ise ona uygun olarak kullanılacaktır.

Hz. Peygamber “Münafığın üç belirtisi vardır: Konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde yerine getirmez, kendisine bir şey emanet edildiğinde hıyanet eder” (Müslim, “Îmân”, 107-109) buyurarak emanete riayet etmeyenleri münafık vasıflı insanlar olarak tescil etmiştir.

İnsanlar arasında hüküm genellikle bir ihtilâf ve dava halinde, haklı olanı haksız olandan ayırmak veya hakkın kime ait olduğunu açıklamak suretiyle gerçekleşir. Adalet, “eşitlik ve dengeyi sağlamak” demektir. Burada eşitlikten maksat, herkese aynı şeyi, aynı vasıf ve miktarda vermek değildir; herkesin hakkını, hak ettiğini, lâyık olduğunu almada eşit olmasıdır; güçlü de olsa haksızın, güçsüz de olsa haklı ile hukuk karşısında eşit muamele görmesidir. İnsanların haklarını yiyenler bunu, genellikle kendilerini karşıdakilerden üstün ve güçlü görerek yaparlar. Kamu gücünü, zayıf olmasına rağmen haklı olanın yanına koymak suretiyle muamelede eşitlik, yani adalet sağlanmış olur.

Adaletin gerçekleşmesi –âdil uygulayıcılar yanında– kimin neye lâyık, kimin neyi hak ettiği konusunda doğru, hakkaniyete uygun, dengeli bilgi ve ölçülere sahip olmaya bağlıdır. Hukuk kuralları, bağlayıcı mevzuat işte bu bilgi ve ölçüleri vermek için oluşturulur, vazedilir. Hukuk kurallarını, ilâhî irşaddan bağımsız olarak insanlar koyarlarsa –insanların kendilerini aşmaları, beşerî kayıtlardan, cemiyet kültür ve değerlerinden etkilenmemeleri mümkün olmadığı için, hakkaniyet ölçüleri– hak ediş dengeleri bozuk olabilir. Bilgi eksik, ölçü bozuk olunca da –düzen, hukuk ve mahkeme bulunsa bile– adalet gerçekleşmez. İnsanı ve kâinatı yaratan Allah mîzanı da koymuştur. Mîzan, “maddî ve mânevî alanlarda denge, hakkaniyet ve adalet ölçüsü” demektir. Hukukla ilgili mîzanın aranıp bulunması bakımından vazgeçilemez kaynak ilgili naslardır (âyet ve hadisler). Âyet ve hadislerin nokta tayini şeklinde açıklamadığı konularda ise fayda (mesâlih), yorum (anlama, beyan), kıyas ictihadlarına ve örfe başvurulacak; bu yoldan, adaleti gerçekleştirecek olan hüküm ve ölçülere ulaşılacaktır. Hüküm ve ölçüler bulunup bilindikten sonra sıra uygulamaya gelir. Uygulamada adaletin bozulmamasının iki teminatı vardır: a-İmana dayalı ahlâk; b- cemiyetin emanet ve sorumluluk duygusu içinde gerçekleştireceği denetim. Sağlam hukuk kuralları, ahlâk ve kamu denetiminin bulunduğu yerde adaletin gerçekleşmemesi için bir sebep kalmaz.” https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Nis%C3%A2-suresi/551/58-ayet-tefsiri

Umulur ki, Allah’ın vazettiği, vahyettiği ilkelere göre yönetme olgusu gerçekleşir Türkiye ve dünyanın her tarafı huzura, sükûna ve refaha kavuşur.

Selam ve Sabırla… 25.02.2026

24 Şubat 2026 Salı

Bütün Kurumlar FetöİTlere Dikkat Etmekle Mükelleftir

Bütün Kurumlar FetöİTlere Dikkat Etmekle Mükelleftir

Veysi ERKEN Dr.

Fetö İT’ler, bütün masonik ve Siyonist haçlı yapıları lağım suyu gibi ve “sızıntı” halindedirler.

Kuruluşlara, kurumlara, STK’lara, Derneklere, Vakıflara, Tarikatlara, cemaatlere sızmalarda mahirdirler.

FetöİTler, tapınakçıların Türkiye ve İslam coğrafyalarında yangınlaştırılmış uşaklarıdır.

Masonik yapılarla iç içe ve kontrollerinde olan fetöist teröristler, kurum ve kuruluşlara sızmaktan ve onları tahrip etmeye çalışmaktan asla vazgeçemezler, vazgeçmediler ve vazgeçmeye niyetleri yoktur.

Sahiplerinin sesi ve lağım suyu karakterli olduklarından her yere, pınar suyu mesabesinde olan kurum, kuruluş, dernek, sendika, grup vs. yerlere sızmaya çalışırlar.

Şeytanın “Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın.” A’raf-17” dediği gibi her yerden, her türlü araç ve yöntemlerle sızmaya çalışırlar.

Sızıntı fetöİTleri, feraset sahibi olanlar sohbetlerdeki konuşmalarından ve kelimelerin yerlerini kaydırmalarından anlayabilmektedir.

 Ayetlerde Dileseydik biz onları tek tek sana gösterirdik, sen de onları yüzle­rinden tanırdın. Yine de sen onları konuşma tarzlarından, sözlerindeki eğip bükmelerden tanıyabilirsin. Allah, bütün yaptıklarınızı bilir. Muhammed-30

Ve.

“İşte, verdikleri sözlerini bozmaları sebebiyledir ki onları lânetledik, kalplerini de kaskatı kıldık. Kelimeleri yerlerinden kaydırarak (tahrif edip) değiştiriyorlar. Akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını da unuttular. (Ey Muhammed!) İçlerinden pek azı hariç, onların daima bir hainliğini görüyorsun. Mâide-13” buyrulmaktadır.

FetöİTler şeytan kılıklı sızıntılardır ve herkese şeytanca musallat olurlar.

Allah “…her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Bunlar, aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi bunu yapamazlardı. Artık onları uydurdukları şeylerle baş başa bırak da âhirete inanmayanların kalpleri ona (o yaldızlı sözlere) kansın, ondan hoşlansınlar ve işledikleri kötülüğü bundan böyle de işlemeye devam etsinler. En’am-112-113” buyurur.

Peygamberlere düşman olan şeytanlar yaldızlı sözlerle elbette her mümine de musallat olmaya ve her yere, her kuruma sızmaya çalışırlar ve çalışıyorlar.

Bunun için diyorum ki, bütün kurum ve kuruluşların yöneticileri ve mensupları dikkatli ve tedbirli olmak mecburiyetindedir. Aksi takdirde hem kendileri hem de yönettikleri alan fesada uğrar ve topluma, ülkeye fayda yerine zarar vermeye başlarlar.

Fetöist teröristlerin ülkemize ve milletimize verdiği zararı hep birlikte yaşadık. Hala etkileri ve zararı tamamen telafi edilmiş değildir.

Özellikle İslami anlamda iman ve ahlak hırsızlıkları devam ediyor. Algı operasyonlarına devam ediyorlar ve kılıktan kılığa bürünüyorlar.

Bilhassa 15 Temmuz sonrasında muhtelif kılıklara bürünen fetöistler ifsad hareketlerini, Türkiye’nin gidişatını efendilerinin istedikleri istikamete yöneltmek için faaliyetlerini arttırdıkları, yeniden yapılanmaya gittikleri, cemaatlere, tarikatlara, devlet kurum ve kuruluşlarına sızma çabalarına ağırlık verdikleri dilden dile dolaşmaktadır.

Lağım suyu mesabesinde olan şeytani fetöİT yapı pınar suyu mesabesindeki kurum/kuruluşlara sızarak/karışarak kurumları/kuruluşları faydalı olmaktan çıkarmakta, ihanet derekesine düşürmektedirler.

Her kurum ve kuruluş tedbir almak ve fetöİT şeytanlardan arınmak mecburiyetindedir.

Rabbulalemin bütün kurum/kuruluşlara ve insanımıza sırat-ı müstakimi hidayet etsin.

Selam ve Sabırla… 24.02.2026

Türkiye’de, Dünya’da ve Her Yerde Boykot

Türkiye’de, Dünya’da ve Her Yerde Boykot

Veysi ERKEN Dr.

Allah insanlara “Zalimlerin yanında olmayın; sonra ateş sizi de yakar. Allah’tan başka dostlarınız olmadığına göre bir yerden yardım da göremezsiniz! Hud-113” diye buyurur.

Boykot Siyonist haçlı zihniyetinin yanında durmamaktır. Onların her şeyini, yaşayışlarını terk etmedir.

Türkiye’de, Dünya’da ve insanların meskûn olduğu ve mukim olduğu her yerde onları tasfiye etmeye, ademiyete terk etmeye çalışmaktır.

Siyonist haçlı şeytanlarının mallarını almama, kullanmama, ilaç diye yutturulan zehirlerini terk etmedir.

Boykot iman’a dayanan büyük cihattır. İnananları ve insanlığı zafere götüren yoldur.

Evet.

Boykot CİHADTIR.

Boykot Siyonist haçlı şeytanlarının ateşlerini söndürmedir, zulümlerini ortadan kaldırma, soykırımlarını durdurma, işgallerini bitirmedir.

Boykot fitne ve fesada son vermedir.

Boykot hayattır.

Boykot izzettir.

Boykot şereftir.

Boykot namustur.

Boykot kurtuluş yoludur.

Boykot direniştir.

Boykot sabırdır.

Boykot topyekûn Allah’ın ipine sarılmadır.

Boykot zalimlerin ateşini söndürmedir, ondan korunmadır.

Herkes, insan olan, insan kalan, inanan herkes, gücü yettiğince Siyonist haçlı zihniyetini, evanjelikleri ademiyete terk etme ve ateşini söndürme ile mükelleftir. Mümin Müslüman ve Allah’a teslim olan için farzdır.

Bütün dünya insanlarına çağrıdır.

Gücün yettiğince Siyonist haçlı zihniyetini boykot et hayat bul, zafer senin olsun.

Siyonist haçlıları boykot et, Amerikan, İngiliz, kışlaları olan İsrail sömürgeciliğini, katliamlarını, soykırımlarını, işgallerini bitir.

Boykot insan olanın silahıdır.

Siyonistleri boykot et, azaptan kurtul.

Siyonistleri her şeyle, yol ve yöntemle ve dünyanın her yerinde boykot et, onlarla CİHAD eyle ki, kurtuluşun yakın olsun.

Allah siyonistleri boykot etmemizi onlarla cihad halinde olmamızı emreder.

 “Ey iman edenler! Sizi, elem verici azaptan kurtaracak bir ticareti size göstereyim mi? Allah’a ve resulüne iman edersiniz, Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad edersiniz. Bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Saff, 10-11

Boykot büyük cihattır.

Boykot Siyonistlerden, ABD, İngiltere, kışlaları İsrail’in vahşetinden kurtulmadır.

Kısaca Boykot, Siyonist haçlı zihniyetini, ABD’yi, İngiltere’yi ve bütün Siyonist haçlı yönetimlerini ademiyete/ yokluğa terk etme ve dünyadan tasfiye etme yöntemidir.

Herkes gücü yettiğince Siyonist haçlı zihniyetini, evanjelikleri ademiyete terk etme ve onları tasfiye ederek ateşini söndürme ile mükelleftir.

Hâsılı kelâm şimdi ve her zaman boykotla gevşememe, direnme, cihad etme ve Siyonist zihniyeti dünyadan tasfiye etme vaktidir.

Zalimlere, soykırımcılara, vahşilere, işgalcilere boykotla diz çöktürme ve zihinleri işgalden kurtarma zamanıdır.

 Evet,

BOYKOT cihadtır.

Türkiye’de ve bütün dünyada boykot, dünyanın ABD’den, İngiltere’den, Siyonist yönetimlerden ve kışlaları İsrail’den kurtulmasıdır.

Selam ve Sabırla… 24.02.2026