21 Ağustos 2026 Cuma

Kâfirlere İtaat Etme/Boyun Eğme

Kâfirlere İtaat Etme/Boyun Eğme

Veysi ERKEN Dr.

Müslüman Kur’an ve uygulaması olan Hz. Muhammed Mustafa’nın sünnetine uygun yaşadığı/yaşamaya çalıştığı müddetçe üstün olmuş, galip gelmiş ve imtihanı kazanmıştır.

Kur’an ve sünnetten uzaklaştığı ölçüde ZİLLETE düşmüş ve zilletin içinde debelenmeye başlamıştır.

Bu bağlamda Allah, kâfirlere, münafıklara itaat edilmemesi ve onlarla Kur’an-ı Kerimle cihat edilmesini buyurmuştur.

“Rasûlüm, biz senin cihanşumûl son uyarıcı olmanı diledik. Bu sebeple kâfirlere asla itaat etme! Kur’an’ı esas alarak onlara karşı büyük bir gayretle, çok yönlü ve çok kapsamlı bir şekilde cihâd et. Furkan-52”

Ey Peygamber! Sana yaraşır bir takvâ ile Allah’a karşı vazîfelerini yerine getirmeye devam et ve O’nun korumasına sığın. Dîne aykırı tekliflerinde kâfirlere ve münafıklara asla itaat etme! Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilen, her hükmü ve işi hikmetli ve sağlam olandır. Ahzab-1”

“Kâfirlere ve münafıklara itaat etme, onların eziyetlerine aldırma. Sen Allah’a güvenip dayan. Güvenip dayanılacak zat olarak Allah yeter! Ahzab-48”

Ve şu niteliklere sahip olanlara boyun eğilmemesi buyurulur.

“Olur olmaz yemin eden, aşağılık, daima kusur arayıp iğneleyen, durmadan laf götürüp getiren, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günahkâr, huysuz ve kaba, üstelik karakteri bozuk kimselere, serveti ve çocukları var diye sakın boyun eğme. Ona âyetlerimiz okunduğu zaman, “Öncekilerin masalları!” der. Yakında onun alnına (cehennemlik) damgasını vuracağız! Kalem, 10-16”

Kur’an rehberimiz oldukça, Kur’an’ın ahkâmını yaşadıkça kazanan Müslüman olacaktır. Buna inanıyoruz.

Maalesef insanımız Kur’an ve Sünnetten uzaklaştırılmış, terke zorlanmıştır. İçinde debelendiğimiz zillet bunun içindir.

Asli inancımızın zemini olan Kur’an’a dönmek mecburiyetindeyiz.

Zira kurtuluş Kur’an ahkâmını yaşamakla mümkündür.

Şimdi ve her zaman Kâfirlere ve münafıklara uymama, boyun eğmeme zamanıdır.

Selam ve Sabırla…21.08.2026

Ne olur bana azıcık daha süre tanısan

 "Ne olur bana azıcık daha süre tanısan"

Veysi ERKEN Dr.

Allah “Hayırlı işlerde birbirinizle yarışın. Hepinizin dönüşü Allah’adır. Maide-48” buyurur.

İnsanoğlu hayırlı işlerde, infakta, sadakada, ihsanda, zekatta kısaca her türlü iyilikte bulunacağı yerde ertelemeyi tercih edebilmektedir.

Tabii ki, ertelemenin sonucunda pişmanlık ve mühlet talebi olabilmektedir.

Ayetlerde “Ey iman edenler! Mallarınız da çocuklarınız da sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın. Bunu yapanlar mutlaka hüsrana uğramışlardır. Her birinize ölüm gelip, “Rabbim! Ne olur bana azıcık daha süre tanısan da gönüllü yardımlarda bulunsam ve iyi kişilerden olsam!” diye yalvarmadan önce size verdiğimiz rızıklardan başkaları için de harcayın. Allah, eceli gelince hiç kimsenin ölümünü ertelemez. Allah yapıp ettiklerinizden tamamen haberdardır.  Münafikun, 9-11”

Ayetler şu şekilde tefsir edilebilmektedir. “Kur’an’da, yer yer dünyaya aşırı düşkünlük göstermenin tehlikelerine ve dünya hayatının varlık sebebi olan sınavın icaplarından olarak insana bazı şeylerin câzip gösterildiğine sık sık değinilir.

9. âyetten açıkça anlaşıldığı üzere burada kişiye yüklenen ödev, onun ailesiyle ilgilenmemesi, kazanç sağlayıcı işlerle meşgul olmaması değil, hayatın tabii akışı içinde ve insanın doğasının bir gereği olarak zaten gösterilmekte olan bu ilgi ve meşguliyetin, hayatın gerçek anlamını unutturacak ve Allah’a kul olma bilincini yitirmeye sebep olacak bir sapmaya yol açmamasıdır (ayrıca bk. Âl-i İmrân 3/14; Enfâl 8/28; Sebe’ 34/37; Tegābün 64/14).

İnsan kendisini dünya telâşının anaforuna kaptırırsa, âhiret için bir şeyler yapmak gerektiğine inansa bile, henüz önünde uzun bir ömür bulunduğunu düşünüp varlık amacına ilişkin görevlerini ileriye erteleme gibi yanılgılara kapılır.

Değişmez gerçek olan ölümle yüz yüze geldiği zaman ise kendisine ek süre verilmesi için yalvarır. Ama sınav süresi dolmuş, artık sıra değerlendirmeye gelmiştir (bu konuda benzer bir tasvir için bk. Mü’minûn 23/99-100; “ecel” hakkında bk. En‘âm 6/2; A‘râf 7/34).

7. âyette münafıkların başkaları için ve Allah yolunda yapılan harcamalar (infak) konusundaki hasis tutumları kınanmıştı; burada ise insanı lâyık olduğu yerde tutacak olan iki temel davranışa vurgu yapılmaktadır:

1. Allah’ı anmayı yani O’nun kulu olduğunu unutmamak,

2. Sahip olduğu imkânları gönüllü olarak başkalarıyla paylaşmaya çalışmak. İnsanî değerler bakımından düşük düzeyde olan bireyler ve toplumlar, başkalarından ne koparabilecekleri, bu açıdan yüksek düzeyde olanlar ise başkalarına ne verebilecekleri üzerinde yoğunlaşırlar. İnsanlık tarihindeki çekişmelerin ve geliştirilen sosyal düzenlerin özü de bu iki noktadan bağımsız değildir (infak hakkında bk. Bakara 2/245, 254, 261).

https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/M%C3%BCn%C3%A2fik%C3%BBn-suresi/5197/9-11-ayet-tefsiri

Hasılı kelam.

Mümin Müslüman hayır hasenatı ifa etmede erteleme huyundan vazgeçmesi, aksine hayır hasenatta yarışması gerekir.

Ertelememe ve yarışma onu ve toplumu huzura, sükuna ve Allah’ın keremiyle CENNETE kavuşturur.

Selam ve Sabırla… 21.08.2026