Suç Ortaklığında
Ahbap Çavuş ilişkileri
Veysi ERKEN Dr.
Uğur
Mumcu’nun “Bu ülkede banka soyarken kar
maskesi, ülke soyarken Atatürk maskesi takılır” diyordu.
Halil Ergün de katıldığı programda “Bu ülkede her haltı
bu 'Atatürkçüyüm' diyenler yiyor” diye bir açıklamada bulundu.
Evet.
Belediyelere ve son
olarak bir derneğe ve iltisaklılarına yapılan operasyonlar bir kere daha şunu
göstermiştir ki, hırsızlar, rüşvetçiler, metresler ve metresçiler hep maske
takarlar. Geçerli maske Atatürkçülük, kemalizim maskesidir. Mustafa Kemal
Atatürk’ü bu maskeli çeteden korumak, çeteden kurtarmak için 5816 sayılı
kanunun kaldırılması gerekir ki çete faş olsun.
Bu çete hem yeryüzünde
bozgunculuk yapıyor, hem de hırsızlıkta sınır tanımıyor.
Esasında suçlara
verilmesi gereken cezalar bellidir. Ayetlerde; “Allah’a ve peygamberine karşı savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuk
çıkarmaya çalışanların cezası ancak ya öldürülmeleri veya asılmaları yahut el
ve ayaklarının çapraz olarak kesilmesi ya da bulundukları yerden sürgün
edilmeleridir. Bu, onların dünyada uğradıkları aşağılayıcı cezadır. Âhirette
ise onlar için büyük bir azap vardır. Maide, 33-34” “Hırsızlık eden erkek ve
hırsızlık eden kadının yaptıklarına karşılık bir ceza, Allah’tan bir ibret
olarak ellerini kesin. Allah güçlüdür, hikmet sahibidir. Maide-38” belirtilir.
Unutulmamalıdır ki bu
çetelerin suçlarına ibretlik cezalar verilmedikçe suç işlemeleri bitmez,
azalmaz aksine artar ve suç ortaklıklarındaki ahbap çavuşlukları devam eder.
Bilindiği üzere “Her
türlü ortaklık biter, suç ortaklığı asla.”
Evet…
Türkiye’de olup biteni bu mantıkla değerlendirdiğimizde
falanların feşmekanlara neden sahip çıktığını, neden aday göstermeye
çalıştığını, avukatlığını yaptığını, aklama dizilerini yayınladığını, finanse
ettiğini çok kolay bir şekilde anlarız.
Unutulmamalıdır ki, adı ne olursa olsun “derin çete”nin her
kesimde, her partide ve güçlü olan veya görünen sivil toplum kuruluşlarında
uzantıları vardır.
Çetenin uzantıları her daim birbirini kollamakta ve
desteklemektedir.
Suç ortakları ve çeteleri “kolektif devlet” gibidirler.
Yıllar önce Tuncay Güney bir
röportajında sorulara şöyle cevap vermişti.
“Türkiye'deki en önemli
operasyonlardan biri de bankalara yönelikti... Bu operasyonları nasıl
değerlendiriyorsunuz?
Türkiye'de bankalar operasyonu hiç irdelenmedi. Bankaları
hortumlayanların ellerinde yüzde 20 para kaldı. Çünkü bankaları iflasa
götürenler sadece aracıydı. Bankalar iflas ettikten sonra onlara yüzde 20 pay
verildi. Bu “Temiz” bir operasyondu.
Bu operasyonda kimler vardı?
İş dünyası, siyaset, mafya ve gizli ordunun iç içe kesiştiği
kollektif devlet... "Kolektif
devlet"te kara para ile oynamayan kaç banka vardı. Bankalarda
biriken fonlar kimindi.
Çürüyen, zor ayakta duran 12 Eylül döneminin yarattığı mafya ile büyük Türk
basınının ilişkileri neydi? Devlet ihalelerinde şantaj, tehdit rüşvet-
asparagas haber yapan kaç basın patronunun şirketi vardı. Bir gecede banka
hortumlanması nedir. Ve üstü zamanla örtülen sorunlar. Batık bankaların parası
Ankara'da paylaşıldı ve yurt dışına aktarıldı.”
https://www.sabah.com.tr/Gundem/2011/01/21/diplomatlarin_katili_asala_degil_susurluk_353011138961
Son operasyonlar kolektif devletin varlığını bir daha ortaya
koymuştur.“Kolektif devlet” olarak nitelendirilen suç ortaklarının birbirlerini
ne kadar koruduklarını görüyoruz.
Mesela birbirinden farklı olduklarını düşündüğümüz partilere,
parti başkanlarına, STK’lara dikkat edin. Bu partilere, kurumlara, kuruluşlara bakmak
yeterlidir.
Aynı şekilde kurum ve kuruluşlardaki uzantılar içinde yer
aldıkları kurum ve kuruluşların yöneticileri konumunda iseler kitlelerini kolay
kandırırlar. Şayet uzantılar yönetici konumunda değillerse yöneticileri
vasıtasıyla kitlelerini çetenin hizmetine yönlendirmeye çalışırlar.
Maalesef manzara bundan ibarettir.
Bu manzaraya baktığımızda her yerden fışkıran hırsızlıkları,
rüşvetleri, para kulelilerini, deprem zamanında toplanılan paraların akıbetini
anlarız.
Faili malum meçhullerin neden çözülemediği,
cezalandırılamadığını anlarız.
Bilinmelidir ki suç ortaklığına dönüşmüş “derin çeten”in
medyada, bürokraside, yargıda, sınaî ve ticari faaliyetler içinde ortakları
vardır. Kimi holding sahibi, kimi medya patronu, kimi fabrikatör, kimi tüccar
görümündedir.
Dolayısıyla derin çetenin deşifresi için her kesimdeki suç
ortaklarına el atmak gerekir. Sadece tetikçilerle uğraşmak yetmez. Ülkemiz ve
ülkemizin insanı rahatlamaz.
Aksi takdirde daha çok bekleriz.
Umarım ki, “derin çete”nin bütün unsurlarıyla birlikte
çözülmesi yakın zamanda gerçekleşir. Ülkemizin insanı rahatlar ve huzur içinde
yaşar.
Çete hak ettiği cezayı alır.
Ve
Başta söylediğimizi sonda tekrarlayalım. Hırsızın eli
kesilmedikçe, bozguncuya, talancıya idam cezası verilmedikçe “Her türlü
ortaklık biter, ahbap çavuş suç ortaklığı asla.”
Selam ve Sabırla… 18.07.2026