13 Haziran 2026 Cumartesi

Hicret’i Anlamak

Hicret’i Anlamak

Veysi ERKEN Dr.

Müslüman bir imtihan dünyasında yaşadığının farkındadır, şuurundadır Mümin Müslüman imtihanı ve Allah’ın rızasını kazanmak ister/arzular. Dünyadaki her şey imtihan vesilesidir.

İslam, insanın her anını ve her fiilini tanzim eden, edecek olan hükümleri ihtiva eder.

Hicret ve cihad da bu çerçevede ele alınır.

“Müminler Allah ve Rasûlüne iman ederler, sonra da şüpheye düşmezler. Hak yolunda malları ve canları ile cihad ederler. İşte sadakat sahibi kimseler bunlardır" (el-Hucûrât, 49/15) buyrulur.

İnsanın hayatında, cehdinde “hicret” de vardır.

Hicret hem maddi hem de manevi boyuttadır.

Kötülüklerden, fena işlerden iyiliğe yönelmek hicret olduğu gibi, mekân değişikliği hicrettir.

Hicrette niyet önemlidir.

Makbul olanı Allah için olanıdır.

“Hicret” gayesine göre anlam kazanan bir kavram. Bunun için “kişinin hicreti niyetine göredir” diye buyurmuş yüce peygamber Hz. Muhammed Mustafa(sav).

Amaç ve hedefler ulviyse hicret güzeldir. Güzel günlerin muştusudur. Zulüm diyarından ve kötülüklerden uzaklaşmanın bir ifadesidir.

Her asırda ve her devirde “hicret” olmuştur ve olacaktır.

Zulümden merhamete, kötülüklerden iyiliklere, fücurdan TAKVA’YA yöneliştir HİCRET.

Hicret insan fıtratının gereğidir.

Bir yerden başka bir yere göç etmedir.

İslamî anlamda hicret mükemmelliğin arayışıdır.

Düşünüyorum.

Acaba geçmişin hicretleri mi zordu yoksa günümüzün?

Cevaplandırılması zor bir sualdir.

Karşılaştırmak zor olsa da, bugünün hicreti daha zor olsa gerek.

Neden mi?

Neden belli.

Geçmiş asırlarda pasaport derdi, kabul derdi yoktu da ondan. Mevzuat hazretleri bireyin önüne bir kalkan gibi dikilmezdi.

Ya şimdi? Zulme uğradığın yeri terk etmen kolay değil. Seni kabul edecek bir yer bulsan bile zulüm diyarından çıkışın kolay değil. Seni ezenler kolay kolay yakanı bırakmaz. Posaya çevirmek isterler seni.

Önce pasaport işlemleri ve akabinde her türlü eziyet ile hicret engellenmeye çalışılır.

Sadece maddi hicret değil manevi hicrette de zordur.

Manevi hicreti engellemeye çalışan münafıklar topluluğu, sodom gomor anlayışına batmış bir yapı var bizi çevreleyen.

Ayette “O münafıklar, kendilerinin küfre yuvarlandığı gibi sizin de o şekilde küfre yuvarlanmanızı ve sapkınlıkta eşit hâle gelmenizi isterler. Onlar, inanıp Allah yolunda hicret edinceye kadar sakın onları dost ve sırdaş edinmeyin. Nisâ-89” buyrulur.

Evet.

Münafıklar ve sodomcular her yeri sarmış, insanları kuşatmış ve kendilerinden olmayanları bataklıklarına sürüklemeye çalışıyorlar.

Hicretlerini engellemeye çalışıyorlar.

Onun için diyorum ki, son yılların/ asrın muhacirlerinin işleri, hicretleri daha zor.

Duamız, rabbimize yakarışımız hicretimizi kolaylaştırması ve duamıza icabet etmesidir.

“Rableri, onların dualarına şöyle icâbet buyurdu: “Ben, erkek olsun kadın olsun içinizden çalışan hiç kimsenin amelini boşa çıkarmayacağım. Zira siz birbirinizi tamamlayan parçalarsınız. Hicret eden, yurtlarından çıkarılan, benim yolumda ezâ-cefâ gören, hakarete uğrayan, savaşıp şehit olanların da günahlarını mutlaka affedeceğim ve onları Allah tarafından bir mükâfat olmak üzere altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Zâten, en güzel mükâfat ancak Allah katındadır. Âl-i İmrân-195”

Hâsılı kelam.

Niyetimiz hicreti vahye uygun bir şekilde anlamak ve yaşamak için gayret edenlerden olmaktır inşallah.

Rabbulalemin niyetimizi halis kılsın duasıyla.

Selam ve Sabırla… 13.06.2026

12 Haziran 2026 Cuma

Hoşgörü mü, Müsamaha mı?

Hoşgörü mü, Müsamaha mı?

Veysi ERKEN Dr.

Dilimiz soykırıma uğratıldı, kelimelerimiz ters yüz edildi.

Dilimize ve herkesin diline “hoşgörü” kelimesi yerleştirildi.

Hoş görü, gücenilecek veya karşılık gelinecek bir davranışı anlayışla karşılamak, kusur saymamak diye tanımlanır.

Müsamaha ise “Sözlükte “kolaylık göstermek, yumuşak davranmak, hatayı görmezlikten gelmek” anlamındaki müsamaha kelimesi, aynı kökten gelen tesâmuh ve semâha ile birlikte ahlâk terimi olarak insanlara yükümlülükler konusunda kolaylık göstermeyi, toplumsal yapıyı sarsıcı mahiyette olmayan hata ve kusurları hoş görmeyi, çeşitli düşünce, inanç ve davranışları özgürce dile getirmeyi ifade eder. https://islamansiklopedisi.org.tr/musamaha

Bu tanımlardan hareketle diyorum ki ben “hoşgörülü” değil, “müsamakâr”ım. Zira bu iki kavram arasında dağlar kadar fark vardır.

Zehir saçan “hoşgörü” kelimesi ile cümlelerimize başlarız.

Efendim neyi hoş görüyoruz.

Her türlü “olumsuz”, “kötü” ve “rezil” davranışları mı hoş görüyoruz.

Maalesef “hoşgörü” kelimesi ile kötü davranışlar kazınıyor zihnimize.

Sokaklarda neredeyse anadan üryan gezenleri, sokaklarda, kitle ulaşım araçlarında çiftleşenleri, toplumun olumlu niteliklerini yok edenleri hoş görür hale dönüştürüldük. Ahlaksızlardan, hırsızlardan, metres edinenlerden  “hoşgörümü”zü eksik etmez haldeyiz.

Bunun için diyorum ki ben “hoşgörü”lü değil “müsamahakâr”ım.

Hiçbir ahlaksızlığı, haysiyetsizliği, çıplaklığı, sokak ortasında çiftleşmeyi “hoşgörü” ile karşılamam.

Ben “müsamahakâr” davranırım, çünkü Müslüman’ım.

Müsamahakârlığımın hududunu “emr-i bil-maruf ve nehy-i anil-munker” belirler.

Bunu bu şekilde ifade ettikten sonra gelelim hoşgörü kavramının kaynağına.

Hoşgörü batı kaynaklı olup ortaçağda “kilise” ve “kilisenin dışında olanlar”ın arasında olan davranış kalıplarının izahında kullanılmıştır.

Bu gerçeği “Kitle İletişim” uzmanı olup dersimize gelen Mesut Özgen beyefendiden öğrendim.  Mesut beyin anlatımına göre kilisenin dışında kalanların ekseriyetinin davranışı sapıklığa varacak şekildedir. Homoseksüellerden lezbiyenliğe, hırsızlıktan hortumculuğa kadar uzanan bir davranışlar dizisi.

Kilise bunların ıslahı ile uğraşacağına davranışlarını hoş görmeye başlamış.

Bilinen husus şudur ki, hoş görülen ve beğenilen veya görmezlikten görülen bir davranış zamanla beğenenin, görmezlikten gelenin davranışı haline gelebilir, geliyor. Nitekim homoseksüelliği, lezbiyenliği, hırsızlığı, hortumculuğu ve her türlü ahlak dışı davranışı hoş görenlerin zamanla o davranışları kendilerinin sergilediğine şahit oluyoruz.

Fiil ve eylemlerin tasvibi, hoş görülmesi zamanla yaşanmasına sebep oluyor.

Bu gerçeği aklımızdan çıkarmayalım.

Bu anlamda ben hoş görülü değilim. İnancımla, İslam’la bağdaşmayan hiçbir davranış ve düşünceye saygılı değilim ve hoşgörü ile karşılamıyorum.

Ve bu anlamda hoşgörülü olmaktan Allah’a sığınırım.

Benim müsamahâkarlığım, kişilere “din” biçmeme konusundadır.

Ahlak dışı davranışları yok saymak, görmezlikten ve duymazlıktan gelmek, bireyin ve toplumun çöküşünün başlangıcıdır.

Müsamahakârlığımın sınırlarını Allah’ın emir ve nehiy çizgileri belirler.

Etrafımı uyarmak, onları zarif ve güzel ifadelerle intibaha çağırmak vazifemdir.

Bu vazife her Müslüman’ın vazifesidir.

Müslüman ahlaksızlığı hoş gören değil, onları gidermeye çalışandır ki, toplumda kimse kimseye “eliyle, diliyle veya bir başka özelliğiyle” zarar vermesin.

Toplumun eminliği “el, dil ve bel” eminliği ile sağlanıyorsa, yıkılışı da “el, dil ve bel” ile gerçekleştirilen ahlak dışı davranışların “hoşgörü”lmesiyledir.

Herkese çağrım şudur.

Lütfen kavramları ve kavramların kaynağını bilelim ve ona göre kullanalım. Cehalet pek çok yanlış kavramın benimsenmesine yol açar. Tıpkı toplumumuzda olduğu gibi.

Kelimelerdeki bozulma ve anlam kayması felaketlerin kaynaklarından biri olup çöküntüyü beraberinde getirir.

Tıpkı toplumuzda gittikçe şiddetini arttıran çöküntü gibi.

Toplumumuzda iffet, hayâ, namus ortadan kalkınca “az hamilelik(!)” mubah görülmeye başlandı maalesef.

Ortaçağdaki kilise davranışının sonuçlarını bugün batı fazlasıyla görmektedir.

Türkiye’deki artış batıyı/batılı yakalamak üzeredir.  

Babasızların oranı yüzde ellileri geçmiş. Aldatma, hırsızlık, rüşvet, irtikâp, sömürü, lezbiyenlik ve homoseksüellik işin cabası.

Netice-i kelâm, hoşgörüye hayır, emir ve nehiy sınırları içindeki müsamahaya evet.

Selam ve Sabırla… 12.06.2026