12 Haziran 2026 Cuma

Hoşgörü mü, Müsamaha mı?

Hoşgörü mü, Müsamaha mı?

Veysi ERKEN Dr.

Dilimiz soykırıma uğratıldı, kelimelerimiz ters yüz edildi.

Dilimize ve herkesin diline “hoşgörü” kelimesi yerleştirildi.

Hoş görü, gücenilecek veya karşılık gelinecek bir davranışı anlayışla karşılamak, kusur saymamak diye tanımlanır.

Müsamaha ise “Sözlükte “kolaylık göstermek, yumuşak davranmak, hatayı görmezlikten gelmek” anlamındaki müsamaha kelimesi, aynı kökten gelen tesâmuh ve semâha ile birlikte ahlâk terimi olarak insanlara yükümlülükler konusunda kolaylık göstermeyi, toplumsal yapıyı sarsıcı mahiyette olmayan hata ve kusurları hoş görmeyi, çeşitli düşünce, inanç ve davranışları özgürce dile getirmeyi ifade eder. https://islamansiklopedisi.org.tr/musamaha

Bu tanımlardan hareketle diyorum ki ben “hoşgörülü” değil, “müsamakâr”ım. Zira bu iki kavram arasında dağlar kadar fark vardır.

Zehir saçan “hoşgörü” kelimesi ile cümlelerimize başlarız.

Efendim neyi hoş görüyoruz.

Her türlü “olumsuz”, “kötü” ve “rezil” davranışları mı hoş görüyoruz.

Maalesef “hoşgörü” kelimesi ile kötü davranışlar kazınıyor zihnimize.

Sokaklarda neredeyse anadan üryan gezenleri, sokaklarda, kitle ulaşım araçlarında çiftleşenleri, toplumun olumlu niteliklerini yok edenleri hoş görür hale dönüştürüldük. Ahlaksızlardan, hırsızlardan, metres edinenlerden  “hoşgörümü”zü eksik etmez haldeyiz.

Bunun için diyorum ki ben “hoşgörü”lü değil “müsamahakâr”ım.

Hiçbir ahlaksızlığı, haysiyetsizliği, çıplaklığı, sokak ortasında çiftleşmeyi “hoşgörü” ile karşılamam.

Ben “müsamahakâr” davranırım, çünkü Müslüman’ım.

Müsamahakârlığımın hududunu “emr-i bil-maruf ve nehy-i anil-munker” belirler.

Bunu bu şekilde ifade ettikten sonra gelelim hoşgörü kavramının kaynağına.

Hoşgörü batı kaynaklı olup ortaçağda “kilise” ve “kilisenin dışında olanlar”ın arasında olan davranış kalıplarının izahında kullanılmıştır.

Bu gerçeği “Kitle İletişim” uzmanı olup dersimize gelen Mesut Özgen beyefendiden öğrendim.  Mesut beyin anlatımına göre kilisenin dışında kalanların ekseriyetinin davranışı sapıklığa varacak şekildedir. Homoseksüellerden lezbiyenliğe, hırsızlıktan hortumculuğa kadar uzanan bir davranışlar dizisi.

Kilise bunların ıslahı ile uğraşacağına davranışlarını hoş görmeye başlamış.

Bilinen husus şudur ki, hoş görülen ve beğenilen veya görmezlikten görülen bir davranış zamanla beğenenin, görmezlikten gelenin davranışı haline gelebilir, geliyor. Nitekim homoseksüelliği, lezbiyenliği, hırsızlığı, hortumculuğu ve her türlü ahlak dışı davranışı hoş görenlerin zamanla o davranışları kendilerinin sergilediğine şahit oluyoruz.

Fiil ve eylemlerin tasvibi, hoş görülmesi zamanla yaşanmasına sebep oluyor.

Bu gerçeği aklımızdan çıkarmayalım.

Bu anlamda ben hoş görülü değilim. İnancımla, İslam’la bağdaşmayan hiçbir davranış ve düşünceye saygılı değilim ve hoşgörü ile karşılamıyorum.

Ve bu anlamda hoşgörülü olmaktan Allah’a sığınırım.

Benim müsamahâkarlığım, kişilere “din” biçmeme konusundadır.

Ahlak dışı davranışları yok saymak, görmezlikten ve duymazlıktan gelmek, bireyin ve toplumun çöküşünün başlangıcıdır.

Müsamahakârlığımın sınırlarını Allah’ın emir ve nehiy çizgileri belirler.

Etrafımı uyarmak, onları zarif ve güzel ifadelerle intibaha çağırmak vazifemdir.

Bu vazife her Müslüman’ın vazifesidir.

Müslüman ahlaksızlığı hoş gören değil, onları gidermeye çalışandır ki, toplumda kimse kimseye “eliyle, diliyle veya bir başka özelliğiyle” zarar vermesin.

Toplumun eminliği “el, dil ve bel” eminliği ile sağlanıyorsa, yıkılışı da “el, dil ve bel” ile gerçekleştirilen ahlak dışı davranışların “hoşgörü”lmesiyledir.

Herkese çağrım şudur.

Lütfen kavramları ve kavramların kaynağını bilelim ve ona göre kullanalım. Cehalet pek çok yanlış kavramın benimsenmesine yol açar. Tıpkı toplumumuzda olduğu gibi.

Kelimelerdeki bozulma ve anlam kayması felaketlerin kaynaklarından biri olup çöküntüyü beraberinde getirir.

Tıpkı toplumuzda gittikçe şiddetini arttıran çöküntü gibi.

Toplumumuzda iffet, hayâ, namus ortadan kalkınca “az hamilelik(!)” mubah görülmeye başlandı maalesef.

Ortaçağdaki kilise davranışının sonuçlarını bugün batı fazlasıyla görmektedir.

Türkiye’deki artış batıyı/batılı yakalamak üzeredir.  

Babasızların oranı yüzde ellileri geçmiş. Aldatma, hırsızlık, rüşvet, irtikâp, sömürü, lezbiyenlik ve homoseksüellik işin cabası.

Netice-i kelâm, hoşgörüye hayır, emir ve nehiy sınırları içindeki müsamahaya evet.

Selam ve Sabırla… 12.06.2026

Coğrafyamıza Saldıranlar Hesap Verecek

"Coğrafyamıza Saldıranlar Hesap Verecek"*

Veysi ERKEN Dr.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, *“İsrail’in ham maddesi istikrarsızlık ve kaos olan fitne üretim fabrikasına dönüştüğünü belirterek “Kan kokusu almış köpek balığı misali coğrafyamıza saldıranlar eninde sonunda döktükleri kanın hesabını verecek, mazlumların arşı titreten ahı er veya geç zalimlerin yakasına yapışacaktır. Bugün Hitler’in yolundan gidenler unutmasınlar ki böyle devam ederlerse tarihteki diğer zalimler gibi olacaktır” dedi. https://www.yenisafak.com/gundem/cografyamiza-saldiranlar-hesap-verecek-4831782

Evet.

Coğrafyamıza saldıranlar en kısa zamanda hesap vermeli ve İsrail denilen kışla tasfiye edilmelidir.

Coğrafyamıza saldırılar yeni değildir. Siyonist haçlı saldırganlığı asırlardır devam ediyor.

Siyonist haçlının merkezleri olan ABD, İngiltere, Fransa, Almanya başta olmak üzere her merkezden kışlaları olan İsrail vasıtasıyla coğrafyamızı kana bulamış durumdadır.

Demeç verme vakti geçti hakkın, adaletin, vicdanın, ahlakın kılıcını parlatma vaktidir.

Unutulmamalıdır ki, “Müminin Kılıcı Parlamazsa Kâfirin Cüreti Artar.”

Siyonist haçlı katillerinin, kâfirlerinin cüreti artmıştır.

Korsanlığı, haydutluğu, soygunu, katliamı, işgali, vahşeti artmış ve artmaya devam etmektedir.

Siyonistler katliamlarını, soykırımlarını, vahşetlerini bütün coğrafyalara, dünyaya yayma peşindedir.

Cüretkârlıklarının sebebi mü’minin kılıcının parlamayışındandır.

Kılıcın parlaması maddi ve manevidir.

Kılıcın parlaması birlik ve beraberliktedir.

Kılıcın parlaması eylemlerin Allah’ın rızasını kazanmak için olmasıdır.

Kılıcın parlaması “Kamet” ve “İstikamet”in tevhide istinad etmesidir.

Kılıcın parlaması cenge hazır olunmasıdır.

“Hazır Ol Cenge, İstersen Sulh-u Salâh!” bunun için ifade edilmiştir.

Barışın, huzurun, hakkın, hakikatin ve refahın hâkim olması için kötülerin kötülüklerine engel olabilecek her türlü hazırlığı yapmalı ve kılıcı parlatmalıyız.

Kılıç parlamalıdır ki, kan kokusu almış köpek balığı misali coğrafyamıza saldıranlardan hesap sorulabilsin, kışlaları tasfiye edilebilsin.

Müslümanlar, iyi insanlar insanlık için Siyonistlerden hesap sorabilmeleri için her açıdan güçlü olmak ve kılıçlarının parlak olması zorunludur.

Ayette; “Allah’ın ve sizin düşmanlarınızı ve onların gerisinde olup sizin bilmediğiniz, ama Allah’ın bildiklerini korkutup caydırmak üzere, onlara karşı elinizden geldiği kadar güç ve savaş atları hazırlayın. Allah yolunda harcadığınız her şeyin karşılığı, zerrece haksızlığa uğratılmadan size tastamam ödenecektir. (Enfâl, 8/60)”

Allah’ın ve bizim düşmanları, Allah’ın bilip bizim bilmediğimiz düşmanlarımıza karşı her alanda kılıçlarımızı parlatmak bizim aslî vazifemizdir.

Günümüzün dünyasında medya ve sosyal medya da kılıç mesabesindedir. Her alanda kılıçlarımızı parlak tutarsak Siyonistlerin, kâfirin cüreti artmaz, aksine yok olur.

Hâsılı kelam.

Gazze’de, Filistin’de, Suriye’de, İran’da, Doğu Türkistan’da, Sudan’da ve bütün mazlum coğrafyalarda artmış olan Siyonist kâfirin cüretini söndürmek, katliamı, soykırımı, işgali, vahşeti ortadan kaldırmak için müminler ve iyi insanlar kılıçlarını parlatmakla mükelleftir.

Mükellefiyet ifa edilirse coğrafyamıza saldıranlardan hesap sorulabilecektir.

Selam ve Sabırla… 12.06.2026