“Emanetleri Ehline Veriniz”
Veysi ERKEN Dr.
Emanet ve adalet toplumlara, ailelerde ve fertlerde huzurun kaynağıdır.
Emanetin
ehline teslim edilmediği yerlerde çürüme ve yıkılma kaçınılmazdır.
Yönetime
siyonist fetöitlerin sızması yıkımı arttırmış, akabinde getirilenlerin bir
kısmı ise fetöitlerin yolundan gitmeye devam etmiştir.
Kısaca
yönetim alanlarında çoğalan rüşvet, hırsızlık, kayırma, metreslik, paradan
kuleler inşan etme ve FON vurgunları bunun göstergelerinden bazılarıdır.
Tabii
ki gerek fert gerek gerekse toplum olarak çürümemizin sebebi İslam’dan
uzaklaştırılmamız ve yönetim hayatımızın İslam hukukuna göre tanzim edilmeyişinden
kaynaklanmaktadır.
Toplum
olarak her türlü kötü niteliği kabullenmiş durumdayız.
Sadece
bir ayet ahvali perişanlığımızı ortaya koymaya yeterlidir.
“Allah size, emanetleri mutlaka ehline
vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi
emreder. Allah size ne güzel öğütler veriyor. Şüphesiz Allah her şeyi
işitmekte, her şeyi görmektedir. Nisâ-58”
“Burada emanetin
yerine getirilmesi, ehline verilmesi ve insanlar arasında adaletle hükmedilmesi
yönündeki emirlerin muhatapları genel
olarak bütün insanlar, özel olarak müminler ve daha özel olarak da yöneticiler
gibi emanet ve adaletten kamu adına sorumlu olan şahıslar ve topluluklardır.
Tarih
boyunca insanların huzur ve mutlulukları iki sebeple kazanılmış veya
kaybedilmiştir: Emanet ve adalet.
Emanetler ehline verildiği ve adalete riayet edildiği
müddetçe cemiyette huzur ve saadet bulunmuş, hıyanetler ve haksızlıklar ise
huzursuzlukların, kavgaların, savaşların, servet ve neslin helâk olmasının baş
sebepleri arasında yer almıştır.
Emanet, korunması istenen maddî ve mânevî
değerdir. Kişinin kullanıp sahibine iade etmek üzere aldığı eşya emanet olduğu
gibi devletin hizmet makamları da emanettir; ilim, din, antlaşma ve
sözleşmeler, komşuluk hakları... emanettir. Bütün bunlar korunacak, muhatap ve
ilgililerine teslim edilecek, ne maksatla verilmiş ise ona uygun olarak
kullanılacaktır.
Hz.
Peygamber “Münafığın üç belirtisi vardır: Konuştuğunda yalan söyler, söz
verdiğinde yerine getirmez, kendisine bir şey emanet edildiğinde hıyanet eder”
(Müslim, “Îmân”, 107-109) buyurarak emanete
riayet etmeyenleri münafık vasıflı insanlar olarak tescil etmiştir.
İnsanlar
arasında hüküm genellikle bir ihtilâf ve dava halinde, haklı olanı haksız
olandan ayırmak veya hakkın kime ait olduğunu açıklamak suretiyle gerçekleşir. Adalet, “eşitlik ve dengeyi sağlamak”
demektir.
Burada eşitlikten
maksat, herkese aynı şeyi, aynı vasıf ve miktarda vermek değildir; herkesin
hakkını, hak ettiğini, lâyık olduğunu almada eşit olmasıdır; güçlü de olsa
haksızın, güçsüz de olsa haklı ile hukuk karşısında eşit muamele görmesidir.
İnsanların haklarını yiyenler bunu, genellikle kendilerini karşıdakilerden
üstün ve güçlü görerek yaparlar. Kamu gücünü, zayıf olmasına rağmen haklı
olanın yanına koymak suretiyle muamelede eşitlik, yani adalet sağlanmış olur.
Adaletin gerçekleşmesi –âdil uygulayıcılar
yanında– kimin neye lâyık, kimin neyi hak ettiği konusunda doğru, hakkaniyete
uygun, dengeli bilgi ve ölçülere sahip olmaya bağlıdır. Hukuk kuralları,
bağlayıcı mevzuat işte bu bilgi ve ölçüleri vermek için oluşturulur, vazedilir.
Hukuk kurallarını, ilâhî irşaddan bağımsız olarak
insanlar koyarlarsa –insanların kendilerini aşmaları, beşerî kayıtlardan,
cemiyet kültür ve değerlerinden etkilenmemeleri mümkün olmadığı için,
hakkaniyet ölçüleri– hak ediş dengeleri bozuk olabilir. Bilgi eksik, ölçü bozuk
olunca da –düzen, hukuk ve mahkeme bulunsa bile– adalet gerçekleşmez.
İnsanı ve kâinatı
yaratan Allah mîzanı da koymuştur. Mîzan, “maddî ve mânevî alanlarda denge,
hakkaniyet ve adalet ölçüsü” demektir. Hukukla ilgili mîzanın aranıp bulunması
bakımından vazgeçilemez kaynak ilgili naslardır (âyet ve hadisler). Âyet ve hadislerin
nokta tayini şeklinde açıklamadığı konularda ise fayda (mesâlih), yorum
(anlama, beyan), kıyas ictihadlarına ve örfe başvurulacak; bu yoldan, adaleti
gerçekleştirecek olan hüküm ve ölçülere ulaşılacaktır.
Hüküm ve ölçüler
bulunup bilindikten sonra sıra uygulamaya gelir.
Uygulamada adaletin
bozulmamasının iki teminatı vardır:
a) İmana dayalı ahlâk;
b) cemiyetin emanet ve sorumluluk duygusu içinde
gerçekleştireceği denetim. Sağlam hukuk kuralları, ahlâk ve kamu denetiminin
bulunduğu yerde adaletin gerçekleşmemesi için bir sebep kalmaz.” Nisâ
Suresi 58. Ayet Tefsiri - Diyanet İşleri Başkanlığı
Hâsılı kelam.
Yaşadığımız çürümenin
izahı budur.
Çözüm Kur’an ve
Sünneti yaşamak ve yaşanır hale getirmektir.
Selam ve Sabırla… 15.10.2026