14 Şubat 2026 Cumartesi

Dil İnsanın Terazisidir

Dil İnsanın Terazisidir

Veysi ERKEN Dr.

“Dil İnsanın Terazisidir” Atalarımız “Üslûb-û beyan aynıyla insan” diyerek terazinin tartısını izah etmişlerdir. Yani konuşma üslubu, kişinin kendisini, ağırlığını, etkisini ortaya koyar.

“Dilimiz en güçlü yanımızdır, Sarar da yaralar da, Yapar da yıkar da, Isıtır da yakar da” terazinin tartısını ifade eder.

Allah, Güzel sözü ve insanlara yumuşak bir şekilde yaklaşılmasını tembih eder.

“Allah’ın nasıl bir misal getirdiğini görmedin mi? Güzel sözü, kökü sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaca benzetti. O ağaç, rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara böyle misaller getirmektedir. İbrahim, 24-25”

Ve.

Sen onlara sırf Allah’ın lütfettiği merhamet sayesinde yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı kalpli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi. Onları affet, onların bağışlanmasını dile, iş hakkında onlara danış, karar verince de Allah’a güven, doğrusu Allah kendisine güvenenleri sever. Âl-i İmrân-159

Dilin bir terazi olduğunu anlatan bir hikâyeyi paylaşayım da konu daha da berraklaşsın. “Eski Yunanistan’ın Teb şehrinde bir sabah insanları isyan ettiren bir cinayet işlenmiş. 

Şehrin soylu ailelerinden birinin yakışıklı iyi eğitim almış genç oğlu, avam sınıftan çirkin yaşlı bir kambur tarafından şehir meydanında nedensizce ve vahşice kafasına çekiçle vurularak öldürülmüş. Maktul, şehirde çok sevilen,  geleceği parlak,  yakışıklı kısacası tanınan bir delikanlı imiş. Belki de bu yüzden insanlar çok öfkelenmiş, isyan etmişler. Kadınlar ve genç kızlar ölünün arkasından oluk oluk gözyaşı dökmüşler. Gencin arkadaşları katili linç etmek istemişler ama Teb Şehri’nin yargıçları ve yöneticileri  gelenekleri hatırlatarak adil bir yargılamanın gerekliliğini savunmuşlar.

Katil o güne kadar kimsenin dikkatini çekmeyen kambur, bir gözü kör, bodur, çirkin az konuşan bir adammış. Daha önce hiç bir suça karışmamış silik bir adam. Şehrin meydanının köşesindeki tezgâhında çarık yaparak satar kıt kanaat geçinirmiş.

İşte bu adamı şehrin geleneklerini korumak ve gençlere öğretmek uğruna yargılamaya karar vermişler ama kimse mahkemede çarıkçıyı savunmak istemiyormuş. Çaresiz Atina”dan bir avukat çağırtmışlar. Çünkü çarıkçıyı asmadan önce usulen bile olsa yargılamak gerekiyormuş. 

Atina'dan gelen genç avukat önce olayı dinlemiş sonra da  çarıkçı ile hücresinde görüşmüş ve dava gününü beklemeye başlamış.

Dava günü şehrin meydanında kurulan mahkemede önce savcı kısa bir suçlama konuşması yapmış. Halkı o denli galeyana getirmiş ki yargıç ve kolluk güçleri halkı zapt etmek ile bir hayli uğraşmışlar. Sonra söz savunmaya gelmiş. Herkes dikkat kesilmiş. Atina'dan gelen genç avukat kürsüye çıkmış ve yüksek sesle şunu söylemiş:

"Teb şehrinin soylu ve bilge yargıçları önünüzde saygı ile eğilirim. Sizlere Atina şehrinin yargıçlarının selamlarını getirdim."

Bu güzel sözler, doğrusu herkesi etkilemiş ve yargıç Atina şehrinin yargıçlarına hitaben kısa bir teşekkür konuşması yapmış. Sonra avukat savunmasına devam etmiş:

"Teb şehrinin adil savcıları önünüzde saygı ile eğilirim. Sizlere Atina şehrinin savcılarının selamlarını getirdim"

Savcılar başlarını eğip selam vermişler, avukat devam etmiş: "Teb şehrinin aziz mahkeme görevlileri önünüzde saygı ile eğilirim. Sizlere Atina şehrinin mahkeme görevlilerinin selamlarını getirdim"

İnsanlar bu garip savunma karşısında mırıldanmaya başlamışlar ama avukat çarıkçının iki yanındaki askerlere dönüp devam etmiş; "Teb şehrinin aziz askerleri önünüzde saygı ile eğilirim. Sizlere Atina şehrinin askerlerinin selamlarını getirdim"

Mırıldanmalar homurdanmalara dönüşmüş ama avukat devam etmiş; "Teb şehrinin aziz yurttaşları önünüzde saygı ile eğilirim. Sizlere Atina şehrinin yurttaşlarının selamlarını getirdim"

 "Eh artık selam söyleyecek kimse kalmadı" diye düşünmüş herkes dikkatle arkadan gelecekleri dinlemeye başlamışlar;

"Teb şehrinin sevgili çocukları önünüzde saygı ile eğilirim. Sizlere Atina şehrinin çocuklarının selamlarını getirdim"

İşte bu bardağı taşıran damla olmuş, herkes isyan etmiş ve bağırmaya başlamış hatta bazıları avukatın başına bir şeyler atmaya bile başlamışlar. Yargıç geleneklere rağmen çok kızdığından halkın öfkesini boşaltmasına bir süre izin verip avukatı uyarmış;

“Genç dostum lütfen artık savunmanıza başlayın selam faslını keselim"

Avukat bu uyarı üstüne bir süre seslerin kesilmesini beklemiş ve sonra da kendinden emin şunları söylemiş;

"Ben zaten savunmamı yapıyorum sayın yargıç. Biraz evvel sizin de teslim ettiğiniz gibi soylu ve güzel sözler, selamlar ve sevgiler iletiyorum"

"Evet, ama sıktınız artık" diye cevap vermiş yargıç ve ilave etmiş; "Görmüyor musunuz sabırlar ve taştı halk isyan ediyor"  

"Anlatmak istediğim de bu sayın yargıç" demiş avukat "Güzel ve soylu sözlerim bile tekrarlanınca sizleri sıktı ve isyana sevk etti. Yurttaşlardan bazıları ellerine fırsat geçse beni dövebilirler bile.” Biraz durmuş sonra yavaşça tekrarlamış “Anlatmak istediğim de bu."

 

Herkes dikkat kesilince sürdürmüş konuşmasını "Maktul her gün yanımda oturan çarıkçının tezgâhının önünden geçerdi ve bu zavallı adamı görünce onu nasıl selamlardı bilir misiniz?"

İşte bu noktada avukat sesini alaycı bir tona soktu ve çarıkçıya dönerek; 

"Hey kambur nasılsın?" Bir an sustu ve sürdürdü "Sonra evine dönerken yine çarıkçının yanından geçer ve tekrarlardı." Yine alaycı bir sesle "Hey kambur tek gözüne iyi bak ha," Herkes başını önüne eğmiş için için ağlayan çarıkçıya bakmaya başlamıştı "Ve sonra başkalarının yanında şunu da derdi" Yine kışkırtıcı bir sesle kambur çarıkçıya dönerek "Hey kambur sen bu boyla çarıkçı olacağına baca temizleyici olmalıymışsın. Hiç olmazsa çirkin yüzünü isten görmezdik. Ha ama unuttum bu kamburla bacaya sığmazsın sen değil mi? 

Ve daha neler neler söylerdi tekrarlamaya dilim varmıyor."

Meydanda çıt çıkmıyordu artık. Avukat devam etti;

"İşte böyle aşağılayıcı sözcüklerle her gün selamlanmak ne demektir bilir misiniz?"  Bir an sessizlikten sonra seyircilere doğru yürüdü ve sürdürdü "Kaderinize küsmüş yalnız ve yoksul olduğunuzu düşünün, kimsenin bakmak istemediği kadar çirkin ve ümitsizsiniz ve sizinle her gün tek konuşan, tek selam veren kişi bu zavallılığınızı sürekli yüzünüze vuruyor. Bir düşünün ne hissederdiniz?"

Avukat yarattığı tesirden artık emindi. Meydanda tek duyulan ses çarıkçının gizlemeye çalıştığı hıçkırıklarının sesi idi.

Küskün bir sesle;  "Ben ise sizleri sadece güzel sözlerle selamlamak istemiştim. Buna bile sıkıldınız."

Durdu, arkasını döndü ve yargıca dönüp;

"Her neyse savunmam bu kadar sayın yargıç." dedi.

Nasıl buldunuz. “Dil İnsanın Terazisidir” sözünü doğruluyor mu?

Hâsılı kelam.

Dilimiz terazimizdir, bizi güçlü ve doğru tartan da yapar, yamuk yapanda yapar.

*Ne dişlerimiz, ne yumruklarımız ne de tekmelerimiz! Bizlerin en büyük silahı dilimizdir.*

Etkisi cüzam gibi yakıcı, yaralayıcı, bulaşıcı... *Menzili sonsuz ve zamansız korkunç bir silah.* 

*Dilimiz en güçlü yanımızdır.*

*Sarar da yaralar da...*

*Yapar da yıkar da...*

*Isıtır da yakar da...*

Dilerim ki dilimize hâkim olabildiğimiz zamanlarımız çok olsun..."

Selam ve Sabırla… 14.02.2026

Maarifin Kalbinde İslam

"Maarifin Kalbinde İslam"

Veysi ERKEN Dr.

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin okullarda Ramazan ayında etkinlikler düzenlenecek açıklamasını yapar yapmaz İslam ve Müslüman düşmanı çevreler salyalarını akıtmaya ve kusmukları ile her tarafı kirletmeye başladılar.

Neymiş efendim. Okullarda İslami, insani, ahlaki ve milli değerler etkinlik konusu yapılamazmış.

Kendileri gibi iki ayaklı, insan kılıklı şeytanlar, mahlûklar olsun istiyorlarmış. Bütün çabaları İslam’ı ortadan kaldırmaktır. Bu şeytani taife Siyonist haçlıların piyonudur, uşağıdır.

Okullara gönderilen yazı bu durumun muştusu gibidir. İşte o yazı.

“Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli; köklerden geleceğe uzanan, sosyal ve duygusal becerilerin gelişimi ile değer temelli ve insan merkezli bir maarif anlayışını esas almaktadır.

Bu itibarla ramazan ayı; toplumsal hayatımızda paylaşma, yardımlaşma ve dayanışma değerlerinin daha da belirgin hâle geldiği ve aynı zamanda millî birlik ve beraberliğimizi güçlendirmenin, kültürel mirasımızı gelecek nesillere aktarmanın bir imkânı olarak değerlendirilmektedir. Bu doğrultuda ramazan ayı boyunca öğrencilerimizin paylaşma bilincini geliştirmeye, ihtiyaç sahiplerine yardım etme konusunda farkındalık kazandırmaya, yardımlaşma ve dayanışma duygularını güçlendirmeye yönelik eğitsel ve sosyal etkinliklerin planlanarak uygulanması büyük önem arz etmektedir.

Bu çerçevede 81 ilimizde ramazan ayına yönelik 'Maarifin Kalbinde Ramazan' teması etkinlikler düzenlenecektir."

İlkokullarda kültürel mirası yansıtan şenlikler gerçekleşecek

Söz konusu yazı doğrultusunda 81 ilde ilkokul öğrencilerinin katılımıyla kültürel mirası yansıtan, paylaşma ve birlikte olma bilincini güçlendiren "Maarifin Kalbinde Ramazan" şenlikleri yapılacak. 

Ramazan ayı boyunca belirlenen konu başlıklarında uzman konuşmacıların katılımıyla ortaokul ve lise kademelerindeki öğrencilere yönelik "İftarda Konuşalım" söyleşi programları düzenlenecek. 

Okul-aile iş birliğini güçlendirmek ve toplumsal birliktelik duygusunu pekiştirmek amacıyla ailelerin gönüllü katılımıyla ortak iftar sofraları kurulacak.”

https://www.meb.gov.tr/ramazan-ayinda-okullarda-maarifin-kalbinde-ramazan-temali-etkinlikler-duzenlenecek/haber/39807/tr

'Maarifin Kalbinde Ramazan' etkinlikleri hayırlı bir başlangıçtır. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin Beyi tebrik ediyorum, Rabbulaleminin rızasına uygun muvaffakiyetlerini daim eylesin.

Esasında bu yazının başlığı 'Maarifin Kalbinde İslam' olmalıydı, olmalıdır.

Evet.

Atilla ilhan Türkiye’de yüzde 10 hain kontenjanı derken haklıydı. İslam ve Müslüman düşmanı hain taife hemen her şekilde, yöntemle ihanetini sergiliyor. İslami olan her şeye düşmandır.

Bunun için Maarifin Kalbinde İslam olmalıdır ki, azgın azınlık tasfiye edilebilsin.

Öze dönüş ve Dünyaya nizam verebilmenin yolu “'Maarifin Kalbinde İslam'ın olmasıyla mümkündür.

Bu etkinliklere veliler gönüllü ve gönülden katılmalıdır. Çocuklarının, torunlarının hayırlı evlat olmasını isteyen bütün velilerin bu etkinliklere katılması, teşvik etmesi, desteklemesi farzdır.

Ve.

Maarifin Kalbinde İslam”ın olması için talebi ve çabası olmalıdır.

İslam ve Müslüman düşmanı olan gayrı Müslim taifeye rağmen bu etkinlikler şölenlere ve yaşayışa dönüştürülmeli ve Ramazan ayı ile sınırlı kalmamalıdır.

Ahlaklı olmak Ramazan’a ait bir olay değil, senenin her ayını, haftasını, gününü, 24 saatini ihtiva eden bir olgudur.

“Sen elbette üstün/azim bir ahlâka sahipsin.  Aranızdan hanginizin aklı bozuk olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler. Doğrusu, yolundan sapan kimseyi en iyi bilen rabbindir; hidayete erenleri de en iyi bilen O’dur. Kalem, 4-7” ayetlerinde belirtildiği gibi Hz. Muhammed Mustafa’nın (sav) ahlakı ile yetişen ve akılsız olmayan, yoldan sapmayan nesiller ancak bu şekilde ahlaklı olur.

Hâsılı kelam.

'Maarifin Kalbinde İslam'ın olması farzdır.

Selam ve Sabırla… 14.02.2026