Kültür’ün Sabiteleri ve Değişim
Veysi ERKEN Dr.
Kültür
mefhumu değişik şekillerde tanımlanmaktadır. Ancak tariflerin tamamının ortak yönü fert ve toplumların hayat tarzları ve
onların belirleyicileri durumunda olan “muharrikler ve saikler” etrafında
toplanmaktadır. Buradan hareketle birkaç değişik tanımdan yola çıkmakta
fayda görmekteyiz. Mümtaz Turhan, kültür mefhumunun üç mânâ ifade ettiğini
belirtmektedir(1).
“1-İnsanın
hayatında içtimai yoldan tevarüs ettiği maddi ve manevi unsurlar.
2-Ferdi
inceliğin daha ziyade konvansiyonuna (anlaşma, sözleşme veya gelenekselleşmiş
kural) tabi bir ideali ifade eder. Kültürlü
insan
3-Grubun
sahip olduğu manevi kıymetler.”
C.Wissler,
kültürü “bir halkın yaşama tarzı” biçiminde tarif eder(2).
Erol
Güngör’e göre “kültür bir inançlar,
bilgiler, his ve heyecanlar bütünüdür, yani maddi değildir. Bu manevi bütün,
uygulama halinde maddi formlara bürünür. Mesela, dini inançlar cami,
namazlardaki beden hareketleri, dini kıyafet vs. şeklinde görünür”(3).
Tariflerden anlaşılacağı üzere “kültür”
gerek fert, gerekse grup bazında ilke ve kurallara istinat eden bir yaşayışı
ifade etmektedir. Buradan hareketle denebilir ki, “kültürel değişim” ilke ve kurallardaki farklılaşmayı belirtir.
Mesela;
geçmişte toplumu oluşturan fertler;
“Önce selam, sonra kelam,
Önce refik, sonra tarik.”
Ve
Kör
dünyanın göbeğine
Hak
yok İslâm yazacağız
Kuşların
göz bebeğine
Hak
yol İslâm yazacağız.
……..
Bucak bucak köşe köşe
Yıldıza
aya güneşe
Kara
taşa kor ateşe
Hak yol İslam yazacağız
Askerlerin miğferine
Kağnıların tekerine
Tağutların heykeline
Hak yol İslam yazacağız
Herkes duyacak
bilecek
Saklanmaz gayrı bu gerçek
Yaprak yaprak çiçek çiçek
Hak yol İslam yazacağız
İlkelerini
ve yaşayışını(Kur’an ve Sünnet) benimsemiş olduklarından, selamsız ve destursuz
bir yere girmezlermiş, beraber olabilecekleri arkadaşlarını seçmeden yola
çıkmazlarmış ve sürekli cehd ederlermiş.
Özetle
hayatı “iman ve cihad”tan ibaret
yaşarlarmış.
Kültürün Sabitleri
Kültür’ün
tanımından anlaşılacağı üzere Her yaşayış tarzının, her kültürün kendini
devamlı kılacak değişmez “sabit değerler”i olması bir zorunluluktur. İlke ve
kurallarının istinad ettiği “sabit değerler” vazgeçilmezdir. Geçmişte bizim
kültürümüzün sabit değerleri “Kur’an ve Sünnet” idi ve bu sabit
değerler üzerinde ilke ve kurallar geliştirilirdi.
Kültür
dokusunun ve yaşayış tarzının belirleyicileri olan “ilke ve kurallar” sağlam ve
değişmez bir kaynağa istinat etmemekte ise esen rüzgârın yönüne göre şekil alan
ağaçlara ve denizin dalgalarına dönerler.
Değişken
ilke ve kurallara istinat eden “hayat tarzı” köşeli olmaktan çıkarak
yuvarlaklaşır. Böylece değişken ilke ve kurallara göre hayat felsefesini
oluşturan fert ve toplumlar “çok yüzlü” tavırları rahatlıkla takınırlar.
Çıkara
dayalı ilişkiler ön plana çıkar. Zira ilke ve kuralları sağlam olmayan
kültürler “Yüz” kavramı gibi belirsizlik taşır. Misali açacak olursak “Yüz” bir
sayı mıdır? Bir emir midir? Sima mıdır? Dikkat edilirse “yüz” kavramı net
ve tek bir anlam ifade etmemektedir. Yüz kavramında olduğu gibi,hayat tarzının
belirleyicisi kabul edilen kültürün “ilke ve kuralları” net ve herkes için aynı
şeyi ifade etmiyor veya edemiyorsa hayat “yüzsüzleşir,anlamsızlaşır ve çekilmez
bir hal alır. Ortak doğrulara ulaşılamaz
İlke ve Kuralların Önemi
Fert
ve toplumların yaşayış tarzlarının vazgeçilmezleri olan sabit değerlere istinat
eden ilke ve kurallar grupların varlıklarını devam ettirmelerinde birinci amil
iken, sabit değerlere dayanmayan ilke ve kurallar toplumların yıkılmalarının da
birinci amili haline gelebilirler.
Bunun
en belirgin delilleri tarihten “sodom ve gomor”dan, günümüzden ise fuhşiyatı
meşrulaştıran Bosnalıların, Beyrutluların yıkılışları, Batı medeniyetinin yavaş
yavaş sürmekte olan çöküşleridir.
Bahsi
geçen kültürlerde, yani yaşayış tarzlarının ilke ve kurallarında oluşan köksüz
“değişme”ler nedeniyle hayat anlamsızlaşmış ve bütün mukaddesler etkisini
kaybederek grupları çökertme noktasına getirmiş olduğu görülür.
Çünkü
ortak düşünce ve birlik duygusunun dayandığı temel kaynak; kültür değerini
yitirmiştir.
Değişme ve Değişim
Kültürlerin
“sabit” muharrikleri yanında değişimi sağlayıcı muharriklerinin de bulunması
gerekir. Ancak farklılaşmanın ve farklılaşma yönünün kavranabilmesi değişme ve
değişim ile neyin kastedildiğinin izahı gerekir.
Celaleddin
Rumi mecazi olarak bunu pergel ile izah ediyor.
Kültür’ün
bir ayağı “sabit değerler”e dayanırken, diğer ayağı hayatı şekillendirecek
bütün unsurları kapsayacak şekilde her olayı, olguyu, teknolojiyi dolaşması
zorunluluk halini alır.
Bu
mecazi ifadeden hareketle kültürün hareketli ayağını, değişimi izah etmek icab
eder.
Değişme
ve değişim mefhumları hemen hemen her ferdin, grubun günlük olarak kullandığı
kelimelerdir. Değişmenin kaçınılmaz olduğunu tekellüm etmeyen yok gibidir.
Günümüzün
sihirli kavramı olan değişme “başka bir
biçime ya da duruma girme”(4) olarak tarif edilmektedir. Değişme bir hâlden
başka bir hâle farklılaşmayı ifade ettiğine ve değişimin her halükarda
gerçekleştiğine göre acaba bununla kastedilen istihale her zaman olumlu olarak
yorumlanabilir mi?
Değişme,
bir biçimden ve durumdan başka bir biçime ya da duruma girme olduğuna göre;
Tebeddülü
mü?
Tahavvülü
mü?
Teferrukku
mü?
Teceddüdü
mü?
Tağayyuru
mu?
Tealiyi
mi?
Terakkiyi
mi?
Tereddiyi
mi?
İnhirafı
mı?
İnhitatı
mı ifade etmektedir?
Yukarıda
sıralanan kavramlardan hareketle “değişme ve değişim” kavramlarının
belirsizliklerle dolu olduğu rahatlıkla söylenebilir.
Değişim
kavramı tıpkı “yüz” kelimesi gibi
köşesizdir. Her mânâya çekilebilir.
Değişim
müspet manayı tazammun eden tekâmül, teali, terakki, teceddüt anlamında
kullanılıyorsa, her kültür ve sosyal yapı için gereklidir. Hayat dinamik
olduğuna göre yenilenme ve yükselme kaçınılmaz bir zorunluluktur. Kendini bu
manada yenileyemeyen kültürler başka kültürlerin tesiriyle asliyelini ve
safiyetini kaybedebilir.
Değişim,
şayet, inhiraf, inhitat, tereddi gibi anlamlara gelebilecek hususları ihtiva
ediyorsa, değişim grupların sonunu hazırlar.
Değişime
yukarıda belirtilen zaviyelerden baktığımızda, kültürde yani yaşayış tarzında
değişmesi ve değişmemesi gereken hususların bulunmasının kaçınılmaz olduğu
sonucu çıkar.
Bu
endişeden olsa gerek Gökalp, kültür ve medeniyet ayırımına gider ve değişmesi
gereken unsurları medeniyet, değişmemesi gereken unsurları kültür öğeleri
olarak kabul eder. Gökalp bu ayırımı
esas alarak kültürü “Halkın an’anelerinden, teamüllerinden, örfünden, şifahi ve
yazılı edebiyatından, lisanından, musikisinden, dininden, ahlakından, bedii ve
iktisadi mahsullerinden ibarettir” biçiminde tarif eder(5). Kısaca
Gökalp kültürü, pergelin sabit ayağının dayandığı değişmez değerlere
dayandırır.
Değişim,
ilke ve kurallardaki farklılaşmayı ifade ettiğine göre, değişim “sabit
değerler, Kur’an ve Sünnet” le, teceddüt yönünde anlaşılıp yorumlanmazsa sosyal
yapının ilke ve kurallarında oluşacak farklılıklar sosyal yapıları derinden
olumsuz bir şekilde etkileyerek, yapının biçimini, işleyişini, hedefini ve
gayelerini tahrip edebilir.
Zira
“sosyal yapı”yı oluşturan ilke ve kurallarda karşılıklı bağımlılık hâkimdir.
Karşılıklı bağımlılık, sosyal yapının tarifinden rahatlıkla anlaşılabilir. Zira
sosyal yapı “aralarında fonksiyonel bağlar ve karşılıklı bağımlılık bulunan ve
birbirini tamamlayan parçalardan meydana gelen bir bütün” olarak
tanımlanabilir(6).
Karşılıklı
bağımlılık sebebiyle kültürün herhangi bir ilke veya kuralında meydana gelen
değişim sosyal yapıdaki unsurlardan en az birinin fonksiyonunu azaltabilir veya
çoğaltabilir. Kültürel değişim, sosyal
yapının;
Rol ve statü,
Nüfus,
Ekonomik
yapı,
Örf
ve adet,
Teknoloji,
Eğitim
kurumları,
Kişilik,
İletişim
sistemleri
Dil,
gibi unsurlarında farklılaşmaya yol açabilir(7).
Mesela,
toplumdaki ilkelerin bir kısmının değişmesi sebebiyle nüfus yapısında ciddi
farklılaşmalar görülmekte ve bundan nüfus artış hızı, evlenme, boşanma
oranları, ahlakî yaşayış vs. olumsuz etkilenir.
Yukarıda
yapılan izahattan sonra denebilir ki, değişim “sabit değerler, Kur’an ve Sünnet”
zemininde gerçekleşmiyorsa toplum savrulur, ahlaksızlaşır ve yıkılarak tarihe
gömülür.
Yaşayış
tarzı “sabit değerler üzerinde değişirse, “Gelişme” “Sabit değerler, Kur’an ve
Sünnet” üzerinde oluşmazsa “çözülme, yıkım” olarak tezahür eder ve toplumları
yokluğa sürükler. 23.06.2026
Kaynakça
1-Turhan,
Mümtaz: Kültür Değişmeleri, İstanbul 1972, s.35-36.
2-Turhan,
Mümtaz: A.g.e., s.39.
3-Güngör,
Erol: Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik, Ankara 1980,s.12.
4-Türkçe
Sözlük, T.D.K. yayınları, Ankara 1974,s.208.
5-Güngör,
Erol: A.g.e., s.9.
6-Esersek,
A: Sosyal Kontrol, Sapma ve Sosyal Değişme, Ankara 1979,s.4.
7-Tezcan,
Mahmut: Sosyal ve Kültürel Değişme, Ankara 1984,s.17.
Not: Bu yazı 1996 yılında yayınlanmış
ve üzerinde kışa değişiklik yapılarak tekrar neşredilmiştir.