5 Ağustos 2026 Çarşamba

Münevver değil elit enteller

Münevver değil elit enteller

Veysi ERKEN Dr.

        “Çöküş dönemi aydını, yeterince kavrayamadığı, oluşum sürecini bilemediği yabancı kültürün, kavrayabildiği başarıları karşısında hayranlaşmaya, kendi dünyasına karşı ise, soğumaya ve güvensizleşmeye başlar. Bir kesim aydında bu süreç, kendi kültürüne yabancılaşmaya, kıblesini değiştirmeye ve tam bir kaçışa kadar gider. Aydınlar, ayni zamanda millî kültürün sınır karakollarında yaşayanlardır; ilk yabancı darbeyi onlar alır, ilk yıkılanlar onlar olurlar.”  Nevzat KÖSOĞLU, Türk Kimliği ve Türk Dünyası

Toplumu tenvir etme yerine karanlığa, yokluğa, sefalete, ahlaksızlığa gömmek isteyenler anlaşılmak, bilinmek istememektedirler.

Yaşayışları, kelimeleri ve cümleleriyle topluma, İslam’a yabancıdırlar.

Başkaları tarafından anlaşılmak veya yaptığı kötü fiillerin toplum tarafından fark edilmesini istemeyenlerin neredeyse tamamının son zamanlarda uyduruk veya yabancı kelimelerin arkasına sığındıkları görülmektedir. Günümüzde sığınak haline getirilen kelimelerin başında “entel”, “elit” ve “etik” sözcüklerinin bulunduğunu müşahede etmekteyiz.

“Entel” genelde züppelerin, değer yargısı tanımayanların ve fuhşa yönelenlerin sığınağı.

“Entel takılmak” kavramının arkasında gizlenen diz boyu rezaletten başka bir şey değildir. Değer yargılarını hiçe saymak, yok farz etmek veya çiğnemek “entel”lerimizin vazgeçilmez zevklerini oluşturur. Küpe takmak, saçı sakal ile karıştırmak, on parmağa on yüzük takmak ve bıyıkları ağza doldurmak erkek entellerimizin alamet-i farikalarıdır.

Entel kızlarımızın erkeklerden aşağı kalır tarafları yoktur. Aşağı kalır tarafları olursa “entel”lik zarar görür(!). Olacak iş mi? El âlem bize ne der sonra...

Anlaşılmamak için bir diğer sığınak kelime “elit”tir. Bu kelime özellikle kendini toplumun imtiyazlı sınıfından görenlerin sığınağıdır. Toplumu hor ve hakir gören bu zümre giyinişleriyle, yaşayışlarıyla, tavırlarıyla, kısaca kültürleriyle halktan kopuk oluşlarını gizleme ve perdeleme aracı olarak “elit”i tercih. etmektedir.

“Elit”ler muhtelif mesleklere ve zenginliklere sahiptirler. Meslekleri, meşrepleri ve zenginlik dereceleri farklı olsa da ortak yanları “halka rağmen halk için” teranesini benimseyip onu yaşayışlarının nirengi noktası haline getirmeleridir.

“Elit”ler karanlık şahsiyetler oldukları halde kendilerini “aydın” olarak takdim ederler. Münevveran-ı arifan olacak değiller elbette. Buna da şükür. Hiç olmazsa kendilerini, kendileri gibi içi kof olan bir kelime ile nitelemektedirler.

“Elit”ler toplumun en zararlı kesimlerini bünyelerinde barındırırlar. Zira benimsedikleri yaşayış ve düşünüş tarzları buna uygundur.  Bazen “sosyete” mensubu olmak “elit” görünmek için yeter, hatta artar bile. Tabii ki, Türkiye’de “sosyete”nin neyi ifade ettiğini bilmeyenimiz yoktur sanırım.

Gelelim günümüzün sahnedeki yıldızları(!) gibi yıldızı parlayan kelimesi “etik”e. “Etik” esasında “ahlak” kelimesinin eş anlamlısı olarak kullanılır. Diğer iki kelime gibi Latin köklüdür. Maalesef bu kelime de, diğer iki kelimenin akıbetine uğramış ve anlamı kaymıştır. “Etik” artık “ahlak” kelimesinin eş anlamlısı değildir günümüzün Türkiye’sinde.

Genelde, bu kelime, hırsızlık, dolandırıcılık, kalpazanlık, adam kayırmacılık ve kamu mallarını peşkeş çekerek “iç” edenlerin sığınağıdır. İhalede yolsuzluk yapan veya ihaleye fesat karıştıranlar “ben bir ahlaksızım” diyeceklerine “etik yanlışlık” yaptık demeyi tercih etmektedir. Ne de olsa onlar aynı zamanda “entel”. Ve ne de olsa halk bundan yani “etik yanlışlıktan bir şey anlamaz. Böylece, “etik yanlışlık” yapanlar baş tacı olmaya ve kalmaya devam edeceklerdir.

Oh...

Ne âlâ muallâ.

Günümüzde “etik yanlışlık” yapan o kadar çoğaldı ki, sürüsüne bereketsizlik demekten başka söylenecek bir söz bulamıyoruz.

Karısını veya kocasını aldatan “etik yanlışlık” yapmış. Devleti soyan “etik yanlışlık” yapmış.

Kısaca; ahlaksızlığı ve hırsızlığı hayatının ayrılmaz ilkesi haline getirenler sıkışınca “etik” yanlışlıklar yaptıklarını dillendirmekteler. “Etik yanlışlık”,tıpkı “kredi kartı” gibi sıkışınca hırsızlar, fesatçılar ve dahi namussuzlar tarafından kullanılır olmuştur denilebilir.

Bu kadar laf-ı güzaftan sonra ne diyelim? Hadi hayırlısı...(!)

Ve

Kelâmımızı “en-TEL” “el-İT”lerimizin sıkışınca ahlak’a  “ET(t)İK” dediklerini ifade ederek noktalayalım.

Selam ve Sabırla… 05.08.2026

 

Kudüs Hayali

Kudüs Hayali

Veysi ERKEN Dr.

“Sevdası olmayanın hayali olmaz.”

Bizim bir sevdamız var.

İ’layı kelimetullah için Nizam-ı âlem sevdası, ülküsü.

Sevdası olan hayal kurar, hayalinin rüyasını görür ve onu gerçekleştirmek için cehd eder.

Hayalimiz Kudüs’ü, Türkistan’ı fethetmek, insanları özgürleştirerek gönüllerini fethetmek, âleme nizam vermektir.

Evet.

“Hayali olmayanın hakikati olmaz” diye çok önemli bir deyim vardır. Buna gerçekten inanıyorum.

Tarihi geçmişe ve hadiselere baktığımızda fetihlere imza atanların tamamının “Hayalleri”nin olduğunu fark ediyoruz.

Selçuk bey’den Alparslan’a, Melikşah’tan Kılıçaslan’a’, Selahaddin'den Fatih'e, Tarık bin Ziyad’tan Kaptan-ı Derya olan Barbaroslara kadar hepsinin hayali vardır ve o hayali tahakkuk etme peşinde koşmuşlardır.

Bir zamanlar imanları gereği hayalleri olan yöneticilerimizin ve milletimizin imanları ve hayalleri çalındı.

İçteki münafıklar, müfsitler, satılmışlar, Siyonistler hayallerimizin çalınmasında araç olarak kullanıldı.

Artık hayali olmayan “ceset”lere dönüştürülmüş idik.

Yeniden hayali olan, kurmaya çalışan insanımız zuhur etti.

Yeniden “hayallerimiz” yeşermeye, gelişmeye başladı.

İçteki hainlere, hırsızlara, rüşvetçilere, irtikâpçılara, metres edinenlere rağmen

ülkenin yönetiminde hayalleri olanlar yer almaya başladı.

Hayallerimiz sadece ülkenin insanı ile değil dünyanın tamamını kapsayıcıdır, nizam vericidir.

Hayal kurmak ve onu gerçekleştirmeye çalışmak fıtri bir duygudur. Yönü ve hedefi yetişme ve yetiştirilme tarzına göre farklılaşır. Dolayısıyla siyasilerin hayalleri olmalıdır.

Siyasilerin hayalleri ülkenin insanına ve insanlığa hizmete yönelik ise anlamlıdır. Yakın tarihte merhum Muhsin Yazıcıoğlu'nun şahsında yönetime talip olanların bir hayali vardı.

İşte merhum Yazıcıoğlu’nun ülkemiz ve dünya için hayali:

“Bir hayalim var: Bütün vatandaşlarımızın, ay-yıldızlı bayrağın altında şerefle yaşadığı bir TÜRKİYE hayal ediyorum...

Bir hayalim var: Başını örtenle, açanın aynı üniversitede yasaksız, kavgasız kardeşçe yaşadığı bir ülke hayal ediyorum...

Bir hayalim var: KÜRT-TÜRKMEN, alevi-Sünni ayrımı olmadan, zengin-fakir ayrıcalığı görülmeden imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir TÜRKİYE istiyorum...

Kısacası; Adriyatikken, Çin seddine kadar kaynaşmış, güçlü bir TÜRK dünyası hayal ediyorum. Büyük bir TÜRKİYE hayal ediyorum...”

Bu hayal gerçeğe dönüşüyor. Recep Tayyip Erdoğan döneminde hayaller hakikate eviriliyor. Şam’dan Kudüs’e yol açılıyor.

Hayallerimiz Türkistan coğrafyasına, Moskova’ya, Amerika kıtasına uzanıyor.

Siyonistlerin kışlası olan İsrail’i tasfiyeye uzanıyor.

İmanımızın gereği hayal kurmaya ve fetihlere başladık.

Artık hayallerimizi gerçekleştirmeye başladık.

Artık zihnimizde ve kafamızda şimşekler çakmaya başladı.

Bu şimşeklerle hayaller kurduk.

Artık her sahada bir numara olma hayalimiz var.

Teknolojide, ekonomide, nüfusta ve yönetimde.

Dünyayı yönetme ve dünyaya nizamat verme hayalimiz var.

Adalet ile dünyaya nizamat verme hayalidir hayalimiz.

Türk Devletleri Teşkilatı kuruldu.

Turan Ordusu geliyor inşallah.

Devamı İslam ve Mazlum Devletler Teşkilatı olur inşallah.

Benim ifademle “Türkiye bütün dünyada, bütün dünya Türkiye’de”

Görür müyüm?

Göremezsem bile “hayali cihan değer”.

İslam ahlakı ile ahlâklaşarak, Kur’an ve sünneti yaşayarak hayal kuralım ve hayallerimizi hakikate çevirme peşinde koşalım.

Baltalamak isteyenler olacaktır.

Kabil’ce yaşayan siyonist haçlı zihniyetinin piyonları ve uşakları olacaktır.

Bu coğrafya satılmış uşaklar her daim oldu ve olacaktır.

Bugün de vardır.

“Emellerini Siyonist haçlı zihniyeti ile tevhit” edenler yine hayallerimizi çalmaya çalışacakları ve çalışıyorlar.

“Bizden adam olmaz” diyecek kadar alçalan, ahlaksızlaşan ve ihanet edenler yine hayallerimizi çalmaya çalışacaklar.

Ne işimiz var Libya’da, Somali’de, Suriye’de diyecek, hayallerimizi çalmaya çalışacak alçakları olacaktır.

Kötülük ve kötüler bitmez.

Şeytanın yolunu takip edenler bizleri hayalperestlikle itham edecekler.

Evet, hayalperest olma Kudüs’ü, Filistin’i, Türkistan’ı kurtarma ve gönülleri fethetme zamanıdır.

Selam ve Sabırla…05.08.2026