28 Eylül 2026 Pazartesi

Herkesi Kapsayan Bir adalet Sistemi*

Herkesi Kapsayan Bir adalet Sistemi*

Veysi ERKEN Dr.

İslam, insanın güzel ahlak sahibi olmasını ister.

Kur’an bize Hz. Muhammed Mustafa’nın örnekliğinde belirtir.

Allah Hz. Muhammed Mustafa için “Sen elbette üstün bir ahlâka sahipsin. Kalem-4” buyurarak O’nu bizlere “Usve/ örnek” olarak gösterir.

Ayette “İçinizden Allah’ın lutfuna ve âhiret gününe umut bağlayanlar, Allah’ı çokça ananlar için hiç şüphe yok ki, Resûlullah’ta güzel bir örneklik vardır. Ahzâb-21”

Allah’ın lutfuna umut bağlayanlar “kâl” ve “Hâl”lerini aynileştirirler ve bu şekilde ahlaklaşırlar.

“Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında çok çirkin bir davranıştır. Saff, 2-3” ayetinde belirtildiği gibi yapılmayacak şeyleri söylemek çirkin ve reziletler olarak nitelendirir.

Ahlak bütün iş ve işlemlerde, beşeri münasebetlerde adaleti gerektirir. Adil bir sistemin inşasını öngörür.

Herkesi kapsayan bir adalet sisteminin şunu öngördüğü ifade edilir.

“Adaletin mevcudiyeti, insanları iş birliği yapmaya sevk etmekte, sadakati teşvik etmekte, gelişmeyi hızlandırmakta, refahı arttırmakta, nüfus artışını sağlamakta ve siyasi istikrarı güçlendirmektedir.

Tam tersine zulüm ve baskı ise, ekonomik durgunluğu ve yolsuzluğu arttırmaktadır. Çünkü ne kadar baskı ortamının sonu vardır ne de zulmün ulvî gayeleri olduğu iddia edilebilir. Dördüncü Halife İmam Hazret-i Ali (ra) adaletin “mülkün temeli” olduğunu savunmuştur.(Hz. Ömer’e ait v.e.)

Adalet olmadan ekonomik gelişme ve refah, vatandaşların güvenliği ve emniyet ortamı sağlanamaz ve bir toplumun devamlığının garanti altına alınması imkânsız hale gelir.

Maverdi adaletin tahkiminin ancak açgözlülükten imtina ve Allah’tan korku ile mümkün olduğunu ileri sürmüştür. Bunun yanında adalet, düzenli ve işlevsel bir toplumsal hayatın temelidir ve iki payandaya dayanmaktadır:

İnsanın kendisi için adalet ve

 Başkaları için adalet.

Maverdi’ye göre, insanın kendisi için adalet, iyi olanı yapmaya ve başkaları tarafından hakir görülen şeylerle uğraşmaktan kaçınmaya tekabül etmektedir. Bireyler kendilerine bakmalı ve bir faaliyette bulunurken kendi sınırlarını (kapasitelerini) aşıp aşmadıklarına karar vermelidirler. Kişinin kendine kaldırabileceğinden daha fazla meşakkat yüklemesi kişinin kendi kendine zulmetmesine eğilimini görmezden gelerek zorluklara yol açmakta ve başkalarını düşünmemesine yol açmaktadır.

Diğer taraftan başkaları için adaletin üç boyutu vardır;

Maiyettekiler için adalet,

Amirler için adalet, ( makam olarak daha üstün olanlar için adalet) ve

Emsal kişiler için adalet. Aşağıda her birinin kısa bir özeti bulunmaktadır.

Maiyettekiler için adalet: Kişinin emri altındakilere adil olması, onları bunaltan görevler yüklemekten, gücünü/makamını kötüye kullanmaktan kaçınması ve hakkaniyetli bir şekilde davranmasıyla kendini göstermektedir. Böyle olursa maiyetteki kimselerle iyi ilişkilere sahip olunacak ve saygı, performans ve başarı temin edilebilecektir.

Amirler için adalet: Bu şekilde bir adalet, kendini itaat, destek ve samimi bir sadakat olarak göstermektedir. Bunlar mevcut değilse, sonuçta ulaşılan yer dört başı mamur bir düzenden ve gelişmeden uzak bir ortam olacaktır.

Emsal kişiler için adalet: Bu boyutuyla adalet üç şeyi içermektedir; Ukalalıktan,

Şımarık bir şekilde davranmaktan ve

Başkalarına zarar vermekten kaçınmak.”(1)

Hâsılı kelam.

Herkesi kapsayan bir adalet isteminin olmadığı yerlerde, toplumlarda, ülkelerde zamanla çürüme, dağılma ve yok olma gerçekleşir. Adaletin olmadığı yerlerde heyecan, bağlılık, samimiyet ortadan kalkar. Zulüm hâkim olur.

“Zulüm ile âbâd olmak isteyenin sonu berbattır.”

Selam ve Sabırla… 28.09.2026

*İslam’da İş Ahlakı, Abbas J. Ali, çeviren Hüseyin Bedir Demirtaş, Albaraka Yayınları, 1. Baskı, İstanbul-2021, s.162-163.

27 Eylül 2026 Pazar

Fonlar ve Adil Şahitlik

Fonlar ve Adil Şahitlik

Veysi ERKEN Dr.

Türkiye’de rüşvet, irtikâp, metres edinme, soygun, kısaca her türlü ahlaksızlık yaygınlaşıyor.

Buna en son Siyonistlerin İstanbul merkezli soygunları ve fonlar yoluyla gerçekleştirilen hırsızlık düzeni eklenmiş görünüyor.

Tabii ki bunlar İslam’ın zayıflatılmasından, Kur’an ve Sünnetten uzaklaşmaktan kaynaklandığını insaf ve vicdan sahibi olan herkes bilir.

“Kork Allah’tan korkmayandan” diye veciz bir deyim vardır.

Allah’tan korkmayan, Kur’an ahkâmı ile yaşamayandan her türlü kötülük, münafık davranış, fitne ve fücur beklenir.

Örtülü olması, namaz kılıyormuş görünmesi kötülük için engel değildir. Aksine bunları örtü kullanarak daha fazla kötülük yapılabilir.

Fonlar yoluyla yapılan hırsızlıklara bu şekilde bakıyorum.

Bu soygun Türkiye’yi zayıflatmak isteyenlerin Erdoğan’ın etrafına yerleştirilen kişilerin marifetiyle gerçekleştirildiğine inanıyorum.

Maalesef insanlar hırsızlık, rüşvet, ahlaksızlık, soygunlar karşısında “adil şahitlik”te bulunmuyor.

Hele hele kendini “laik, sosyal demokrat, solcu, liberal vs” yaftalayanların ekseriyeti “adil şahitlik” kavramından fersah fersah uzak yaşıyorlar. ADİ şahitlik yapmaya çalışıyorlar.

Belediyelerdeki hırsızlık, rüşvet, irtikâp, soygun, metres edinme, para kuleleri bunun bariz örnekleridir.

Bahsi geçen taifeler bu tür ahlaksız eylemleri görmezlikten geliyor. Çünkü bu tür ahlaksızlıkları yapanlar kendi cenahtan olanlardır.

Aynı ahlaksız taife “FONLAR” konusunda farklı tavır sergiliyor. Fon konusunu her saniye diri tutmaya ve Erdoğan’ı karalama vasıtasına dönüştürmeye çalışıyor.

Tabii ki bunlar Siyonistlere uşaklık ediyor ve Türkiye’yi çökertme çalışmalarına devam ediyor.

Peki, Müslüman’ın tavrı ne olmalıdır.

Müslüman’ın tavrı açıktır.

Olay ve olgulara bakışı “adil şahitlik” zaviyesindendir.

Hz. Muhammed Mustafa (sav) "Sizden önceki milletlerin helak olmalarının sebebi şudur: İçlerinden soylu, mevki ve makam sahibi biri hırsızlık yapınca onu serbest bırakırlardı; zayıf, kimsesiz ve fakir biri hırsızlık yapınca ise ona cezayı uygularlardı. Allah'a yemin ederim ki, Muhammed'in kızı Fâtıma hırsızlık yapsaydı, elbette onun da elini keserdim" buyurmuştur.

Müslüman’ın tavrı, tutumu, bakışı ve davranışı budur. Adil şahitlik yapar.

Hırsızlı, arsızı hangi ad ile yapılmışsa yapılsın hırsızlığını, arsızlığını, rüşvetini, irtikâbını savunmaz, cezalandırılmasını bekler.

Gücü yetiyorsa kendisi cezalandırır. Bedelini ödetir.

Çünkü Allah kullarından “ADİL ŞAHİTLİK” etmelerini ister.

“Sözlükte adalet, “Doğru hareket etmek, hakka ve hakikate göre hüküm vermek, eşit olmak, eşit kılmak” gibi mânalara gelen bir isim olup ahlâk ve hukuk terimi olarak, “bireysel ve sosyal yapıda dirlik ve düzenliği, hakkaniyet ve eşitlik esaslarına uygun şekilde davranmayı sağlayan bir erdem veya hukuk ilkesi” anlamında kullanılır. Aynı kökten bir masdar-isim olan adl kelimesi, “adaletli” anlamında Allah’ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri olarak da kullanılmaktadır. Adalet Kur’an-ı Kerîm ve hadislerde genellikle “düzen, denge, denklik, eşitlik, gerçeğe uygun hüküm verme, doğru yolu izleme, takvâya yönelme, dürüstlük, tarafsızlık” gibi mânalarda kullanılmıştır. Kur’an-ı Kerîm’de kıst kelimesi de yer yer adaletin eş anlamlısı olarak geçmektedir. Bununla birlikte adalet daha soyut bir kavram olarak kullanılırken kıst genellikle uygulamada hakkaniyeti ifade eder.

İslâm düşünürleri, kâinatın her alanında var olduğunu kabul ettikleri ve zaman zaman adl (adalet) kavramıyla da ifade ettikleri mükemmel nizamı, gerek her bir bireyin ahlâkî kişiliğinde, gerekse tabiatı gereği medenî varlıklar sayılan insanların birbirleri arasındaki münasebetlerinde yani toplumsal ve siyasal hayatta da bulunması zorunlu bir ilke olarak görmüşlerdir.

….. Sosyal hayat, zorunlu olarak fertler arasında ortak münasebetler kurulmasıyla gerçekleşir. Ancak bu ilişkilerin, hem Allah’ın iradesine ve rızâsına hem de insanların iyiliğine uygun olarak sürdürülebilmesi için öngörülen şartların başında adalet gelir. Bu sebeple adalet, yalnız ahlâkî bir erdem değil, aynı zamanda hukukun da en temel ilkesi ve bütün yasalarda gözetilmesi gereken amaçtır. Adalet kavramı, aynı zamanda “eşitlik ve denklik” anlamını da içermektedir.” https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Nahl-suresi/1991/90-ayet-tefsiri

ADİL ŞAHİTLİK aleyhimize de olabilir.

“Ey iman edenler! Kendinizin, ana-babanızın ve yakın akrabanızın aleyhinde bile olsa, Allah için doğru dürüst şâhidlik yaparak, adâleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun!

Hakkında şâhidlik yaptığınız kimse zengin de olsa fakir de olsa böyle davranın. Çünkü Allah, ikisine de sizden daha yakındır, hâllerini daha iyi bilir. Şu hâlde, sakın âdil davranmaktan yüz çevirip nefsin arzularına uymayın. Eğer dilinizi eğip büker, gerçeği olduğu gibi söylemekten çekinir veya büsbütün ondan yüz çevirirseniz, başınıza geleceği siz düşünün! Zira Allah, yaptığınız her şeyden hakkıyla haberdârdır. Nisâ-135”

Peki, ADİL ŞAHİTLİK ediyor muyuz?

Maalesef kendini Müslüman olarak addeden gerçekte münafık ve müfsid derekesine yuvarlanmışlar ADİL ŞAHİTLİK yerine ADİ İŞLERE batmışlar için şahitlik yapmakta, eylemlerini görmezlikten gelerek ADİLİKLERİNİ savunur hale dönüşmüşlerdir.

Fonlar marifetiyle hırsızlık, soygun varsa Müslüman “adil şahitlik” inancına sahip ise bunları, hırsızlığı, soygunu yapanları asla savunamaz, cezalandırılmaları için elinden geleni yapar.

Metres hayatı yaşayanlar, rüşvet, hırsızlık, irtikâp, namussuzluk yapanlar, boğazından HARAM lokmadan başka bir şey geçmeyenler, vatanını, milletini Siyonist haçlılara peşkeş çekmeye çalışanlar, tecavüzcüler, sokaklarda çıplak gezenler, açık alanlarda çiftleşmeye çalışanlar, ülkemizi sodom’a, gomor’a çevirmeye çalışanlar için ADİ ŞAHİTLİK yapanlar gibi davranamaz.

Unutulmamalıdır ki “Bir toplum, kendilerinde bulunanı değiştirmedikçe, Allah da onlara verdiği nimeti değiştirmez. Şüphesiz Allah işitendir; bilendir. Enfal-53”

Müslüman kendini olumsuz yönde değiştiremez, adil şahitlik yerine “adi şahitlik”te bulunamaz.

Selam ve Sabırla… 27.09.2026