25 Şubat 2026 Çarşamba

Örümcek kafalı İslam düşmanları

Örümcek kafalı İslam düşmanları

 

Veysi ERKEN Dr.

 

Türkiye’de İSLAM hariç hiçbir inanca, diye, meşrebe düşmanlık yoktur. İslam ve Müslüman düşmanlarına karşı hükmi tedbirler alınmalı ve hak ettikleri cezalara çarpılmaları gerekir, şarttır.

Bilindiği üzere yeryüzünün bütün karelerinde gerçekleri tersyüz etmek “Siyonist haçlı Çetesi”nin temel görevi ve işidir. Yaptığı veya yaptırdığı katliamları, soygunları, hırsızlıkları, edepsizlikleri ve fuhşiyatı masumların sırtına yıkma işini iyi becerir. Bu iş ve görev genel olarak örümcek kafalı münafık, müfsit  “maşa”lar marifetiyle gerçekleştirilir.

Roger Garaudy örümcek kafalı “maşa”ları “kin vaizleri” olarak nitelendirir.

Evet.

Siyonist’in örümcek kafaları “kin vaizleri” yeryüzünün her yerinde bulunmaktadır.

Merkezleri Londra’da, Paris’te, Waşington’da, Newyork’ta veya başka yerlerde bulunan şebekelerin örümcek kafalı “kin vaizleri” ülkemizde cirit atmakta ve hayatı Müslüman insanımıza zehir etmekte, etmeye çalışmaktadır.

Öğretim üyesi, bürokrat, sanatçı, gazeteci, patron, parti yöneticisi vb. kılıklı bu münafık, müfsit örümcek kafalı “kin Vaizleri”nin ortak niteliği “İslam ve Müslüman Düşmanı” olmalarıdır.

Özellikle gazeteci, bilim adamı, sanatçı veya parti yöneticisi kılığına girmiş “kin vaiz”lerinin düşmanlığı had safhada olduğu gözden ırak değildir.

Yapılan şerefsizlikleri, hıyaneti ve soygunu örtmek ve gündemden düşürmek için başvurmadıkları yöntem yoktur. Kâh irtica(!), kâh başka bir konuyu kullanarak şerefsiz düzenlerini devam ettirmek isterler. Nasırlarına dokunuldu mu viyaklamaya başlarlar. Medyanın ekseriyetine sahip olduklarından viyaklamalarının tonu yüksek olur. Son açıklamalar ve Ramazan etkinliklerine karşı çıkış bunun bariz delilleridir.

İmam Hatip, Kur’an Kursları, Diyanet’e bağlı anaokulları konusunu yine manşetlerine taşıyan, İlahiyat Fakültelerinin ve mezunlarının içine düşürüldüğü durumu görmezlikten gelerek kitleleri sahipsiz bırakan hep aynı şerefsiz şebekedir.

Son günlerde bu çete tekrar faaliyetlerini arttırmıştır. Neredeye her gün bir veya birkaç elemanı vasıtasıyla yeryüzünün ve ülkemizin bir yerinde İslam’a ve Müslümanlara saldırmaktadır.

Bu çetenin Türk ve Müslüman kılıklı elemanlarının ortak paydası, İslam’ı hayattan silmektir. Bu şerefsiz çetenin kin vaizleri, ne Siyonist şebekenin misyonerlerini, ne de diğer haçlı misyonerlerini görür. Onların varsa yoksa dertleri İslam’dır. İslam’ı gönüllerden, hayattan ve yeryüzünden silmektir.

Evet, Gayrı Müslim dinliler İslâm’a ve Müslümanlara saldırıyor. Yüzyıllardır kin ve nefretlerini kusuyorlar.

Şimdi örümcek kafalılara karşı geliştirilen söylem, eylemlere dönüşmeli, gereği yapılmalı, hak ettikleri cezalara çarpıtılmalıdır.

Millet doğru ve hayırlı icraatlara, yapılanlara herkes sahip çıkmalı ve örümcek kafalıların hak ettikleri cezalara çarpıtılmaları için gayret sarf etmelidir.

Hâsılı kelam.

Gayrı Müslim olup kendi kinlerini yaşayan İslam ve Müslüman düşmanlarının sayıları az etkileri çoktur. Etkilerini ve yetkilerini parçalamanın zamanı geldi demiyorum, geçti.

Millet bu şerefsiz Siyonist-sabatayist gayrı Müslim çeteyi hayatımızdan söksün ve atsın diye oy verdikleri geri adım atmamalıdır.       

Mezhebi ve meşrebi ne olursa olsun bu ülkenin sevdalılarına bir uyarımız var. Artık bu şerefsiz çetenin oyununu boşa çıkarınız, çıkarmalıyız.

Bildiklerinizi başkalarıyla paylaşınız.

Yetkiniz dâhilinde insanımıza zulüm etmeyiniz ve zulüm ettirmeyiniz.

Bilinmelidir ki, İslam düşmanlığına sessiz kalmanın sonucu çürümedir, yok olmadır. İ

Gayrı İslami, münafık, müfsit olup İslam kisvesiyle faaliyet yürüten ve eylemlerde bulunanların etkisi mutlak anlamda kırılmalıdır.

Burası İslam ülkesidir. Bu gerçek asla unutulmamalıdır.

Burası İslam ülkesidir ve bu gerçeğin gereği yapılmalıdır.

Şimdi fare yürekli değil, aslan yürekli olma zamanıdır.

 Selam ve Sabırla... 25.02.2026

 

Yönetim, Ehliyet, Emanet, Adalet

Yönetim, Ehliyet, Emanet, Adalet

Veysi ERKEN Dr.

Yönetim olgusunun sağlıklı işlemesi ve yöneten, yönetilenin huzuru için ehliyet, emanet, adalet yönetme süreçlerinin en önemli ilkeleridir.

Ayetler ve tefsirlerinde bu olgu şöyle izah edilir. “Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğütler veriyor. Şüphesiz Allah her şeyi işitmekte, her şeyi görmektedir. Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin, sizden olan ülü’l-emre de. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -Allah’a ve âhirete gerçekten inanıyorsanız- onu, Allah’a ve peygambere götürün. Bu, elde edilecek sonuç bakımından hem hayırlıdır hem de en güzelidir. Sana indirilene ve senden önce indirilenlere inandıklarını ileri sürenleri görmedin mi? Onu tanımamaları kendilerine emredildiği halde tâgūtun önünde mahkemeleşmek istiyorlar. Şeytan da onları büsbütün saptırmanın yollarını arıyor. Onlara, “Allah’ın indirdiğine ve peygambere gelin” denildiği zaman münafıkların senden iyice uzaklaştıklarını görürsün. Nisâ, 58-61”

emanetin yerine getirilmesi, ehline verilmesi ve insanlar arasında adaletle hükmedilmesi yönündeki emirlerin muhatapları genel olarak bütün insanlar, özel olarak müminler ve daha özel olarak da yöneticiler gibi emanet ve adaletten kamu adına sorumlu olan şahıslar ve topluluklardır.

Tarih boyunca insanların huzur ve mutlulukları iki sebeple kazanılmış veya kaybedilmiştir: Emanet ve adalet. Emanetler ehline verildiği ve adalete riayet edildiği müddetçe cemiyette huzur ve saadet bulunmuş, hıyanetler ve haksızlıklar ise huzursuzlukların, kavgaların, savaşların, servet ve neslin helâk olmasının baş sebepleri arasında yer almıştır.

Emanet, korunması istenen maddî ve mânevî değerdir. Kişinin kullanıp sahibine iade etmek üzere aldığı eşya emanet olduğu gibi devletin hizmet makamları da emanettir; ilim, din, antlaşma ve sözleşmeler, komşuluk hakları... emanettir. Bütün bunlar korunacak, muhatap ve ilgililerine teslim edilecek, ne maksatla verilmiş ise ona uygun olarak kullanılacaktır.

Hz. Peygamber “Münafığın üç belirtisi vardır: Konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde yerine getirmez, kendisine bir şey emanet edildiğinde hıyanet eder” (Müslim, “Îmân”, 107-109) buyurarak emanete riayet etmeyenleri münafık vasıflı insanlar olarak tescil etmiştir.

İnsanlar arasında hüküm genellikle bir ihtilâf ve dava halinde, haklı olanı haksız olandan ayırmak veya hakkın kime ait olduğunu açıklamak suretiyle gerçekleşir. Adalet, “eşitlik ve dengeyi sağlamak” demektir. Burada eşitlikten maksat, herkese aynı şeyi, aynı vasıf ve miktarda vermek değildir; herkesin hakkını, hak ettiğini, lâyık olduğunu almada eşit olmasıdır; güçlü de olsa haksızın, güçsüz de olsa haklı ile hukuk karşısında eşit muamele görmesidir. İnsanların haklarını yiyenler bunu, genellikle kendilerini karşıdakilerden üstün ve güçlü görerek yaparlar. Kamu gücünü, zayıf olmasına rağmen haklı olanın yanına koymak suretiyle muamelede eşitlik, yani adalet sağlanmış olur.

Adaletin gerçekleşmesi –âdil uygulayıcılar yanında– kimin neye lâyık, kimin neyi hak ettiği konusunda doğru, hakkaniyete uygun, dengeli bilgi ve ölçülere sahip olmaya bağlıdır. Hukuk kuralları, bağlayıcı mevzuat işte bu bilgi ve ölçüleri vermek için oluşturulur, vazedilir. Hukuk kurallarını, ilâhî irşaddan bağımsız olarak insanlar koyarlarsa –insanların kendilerini aşmaları, beşerî kayıtlardan, cemiyet kültür ve değerlerinden etkilenmemeleri mümkün olmadığı için, hakkaniyet ölçüleri– hak ediş dengeleri bozuk olabilir. Bilgi eksik, ölçü bozuk olunca da –düzen, hukuk ve mahkeme bulunsa bile– adalet gerçekleşmez. İnsanı ve kâinatı yaratan Allah mîzanı da koymuştur. Mîzan, “maddî ve mânevî alanlarda denge, hakkaniyet ve adalet ölçüsü” demektir. Hukukla ilgili mîzanın aranıp bulunması bakımından vazgeçilemez kaynak ilgili naslardır (âyet ve hadisler). Âyet ve hadislerin nokta tayini şeklinde açıklamadığı konularda ise fayda (mesâlih), yorum (anlama, beyan), kıyas ictihadlarına ve örfe başvurulacak; bu yoldan, adaleti gerçekleştirecek olan hüküm ve ölçülere ulaşılacaktır. Hüküm ve ölçüler bulunup bilindikten sonra sıra uygulamaya gelir. Uygulamada adaletin bozulmamasının iki teminatı vardır: a-İmana dayalı ahlâk; b- cemiyetin emanet ve sorumluluk duygusu içinde gerçekleştireceği denetim. Sağlam hukuk kuralları, ahlâk ve kamu denetiminin bulunduğu yerde adaletin gerçekleşmemesi için bir sebep kalmaz.” https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Nis%C3%A2-suresi/551/58-ayet-tefsiri

Umulur ki, Allah’ın vazettiği, vahyettiği ilkelere göre yönetme olgusu gerçekleşir Türkiye ve dünyanın her tarafı huzura, sükûna ve refaha kavuşur.

Selam ve Sabırla… 25.02.2026