12 Mart 2026 Perşembe

Menemen İftarı

"Menemen İftarı"

Veysi ERKEN Dr.

“Menemen İftarı”nı duyanınız azdır.

Ankara Yenimahalle ilçesinin Demetevler bölgesinin vazgeçilmez iftar yemeği idi.

Kenan tufanı öncesinden kalma bir “iftar” geleneği.

Çağrımız İslam’da dirilişedir” ve “Kanımız Aksa da Zafer İslam’ın” diye kalbi, yüreği güm güm vatan, millet için atan gençliğin “iftar” yemeyi.

Ramazan’da tutulan nöbetlerin “iftar” yemeğidir.

Gençlik heyecanlı, kararlı, cebi parasız olsa da gönlü toktur o karanlık günlerde Nöbet mahalli terk edilmemelidir aç kalma pahasına.

Lokantalarda yiyecek parası da yoktur.

Domates biberi buldu mu yeter .”menemen”i yapmak için.

Nöbet mahallinde sokak aralarında kurulur “menemen” sofraları.

Sofra dedimse bildiğimiz sofralar değil, toprak üzerine oturulmakla oluşur “menemen” sofraları.

“Kenan tufanı” “Eylül Fırtınası”nın kızıl ve kara emperyalizminin ülkemizi esir etmeye çalıştığı dönemin bir iftar yemeğidir “menemen”.

Bu an’aneyi 50 küsur yıldır sürdürüyor kıymetli dostum Mahir Damatlar.

Bu sene farklı bir mekânda kuruldu “menemen” sofrası.

Tacettin Sultan Dergâhında icra edildi “menemen” iftarı geleneği. “Ankara’da 50 Yıllık Gelenek: Yozgatlı Mahir Damatlar’dan “Acılı Menemen İftarı” Buluşması” https://www.youtube.com/watch?v=p8OAXlC9yYs

Dosttum Kadir Mahir Damatlar davet etti.

Allah razı olsun ebeden.

Önce merhum Muhsin başkanın kabrini ziyaret ettim.

Sonra gençlerin masasında oturdum.

“Menemen” yemeğine ekmeğimizi bandıra bandıra yedik.

Kaşık, çatal yok.

Kenan tufanı öncesi gibi.

Ortak siniye ekmeği bandırarak menemeni yemek bize has bir gelenektir.

Seksen öncesinde her şeyimizi, imkânlarımızı gönül huzuru ile paylaşıyorduk.

“menemen” iftarı bunun şahididir.

Bizler ülkü birliğine sahip mümin kardeşlerdik.

Bizler inanıyoruz bütün müminler kardeştir ve ayrılığa düşmemelidir. Allah “ “Müminler ancak kardeştirler, öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin, Allah’a itaatsizlikten sakının ki rahmetine mazhar olasınız. Hucurat-10” buyurur.

“Menemen iftarı” bu kardeşliğin, dayanışmanın, yardımlaşmanın ve hayırda yarışmanın nişanesidir.

Atsızın diliyle SELAM “menemen iftarının gençliğine, her yıl tertip edenlere ve çağrımız İslam’da dirilişedir diyenlere.

“İçim yine sevinçle dolup yanıyor;

Sanki deniz olmuş, dalgalanıyor.

Uzak uzak ülkelerden döndüm seferden;

Yaralarım ağır, fakat mestim zaferden;

Zafer, ümit kaynağının bir çeşmesidir.

Zafer birçok gönüllerin birleşmesidir.

Gönülleri birleşenler ölse de bir gün,

Gök kubbede kalacaktır seslerinden ün.

Gönülleri birleşenler! Selam sizlere!

Uzaklarda dertleşenler! Selam sizlere!

Selam sana hücrelerde benzi solan genç!

Selam sana ey yılları heba olan genç!

İstikbalim gitti diye yaslanma sakın!

İstikbalin değil, ruhun Tanrı’ya yakın!”

Rabbulalemin gelecek senelerde de “menemen İftarı”nda hayırlı, sıhhatli bir şekilde buluşmayı nasip ve müyesser eylesin.

Teşekkürler kadim dostum Mahir Damatlar.

Selam ve Sabırla… 12.03.2026

 

 

 

 

Garip ve Galip ERDEM Ağabey

Garip ve Galip ERDEM Ağabey

Veysi ERKEN Dr.

12 Mart denilince benim aklıma “erdem”li bir hayat yaşamış merhum Galip Erdem ağabeyimiz ve İstiklal Marşımızın kabulü gelir. Aydın(!) denilen mülevveslerden uzak Münevverin (tenvir eden) duruşluydu.

Merhum Galip ve Garip ağabeyle tanışıklığımız Ankara’ya geldiğim yılda oldu.

Ankara Kurtuluş semti Kıbrıs Caddesinde bulunan Niğde yurdunda bir müddet özel sohbetlerinde bulundum.

Avukatlık bürosunda Gaziantep lisesinden olan arkadaşım Cuma Biner çalışıyor ve onun yanına uğruyordum. Galip ağabeyi daha çok Kızılay’da bulunan avukatlık bürosunda görüyordum. Bizlere takılır, nasihat ve tenvir ederdi.

O bizim(!) aydınları(!) şöyle nitelendiriyor, tasvir ediyordu. “Bizde acaip bir aydın tipi vardır. Fikir ve vicdanı hür olması lazımken, dört tarafı duvarlarla çepeçevre sarılı bir fikir avlusunda hapsedilmiş gibidir. Böylesi aydınlar fikirlerinde ve hareketlerinde her nevi taassuba karşı olduklarını göstermek isterken, Ortaçağın Hıristiyan tarikatlarında ancak, görülebilen katı bir dogmatizmin içinde olduklarını fark etmezler bile. İdealleri, sonunun nereye dayandığını bilmedikleri acaip bir formüldür. Ama bu yolun kendilerini nereye götüreceğini de bilmezler. Kalıplaşmış ilahilerinde Millet ve din şeytaniliğin, taklitçilik ve gayesizliğin rahmaniliğin sembolüdür. Putları ve azizleri vardır. Fakat onları da iyi tanımazlar. Ülkücünün Çilesi, s.200”

Galip ERDEM kararlı, heyecanlı ve imanlı bir duruşun ifadesiydi. Ondan sözünde durma, kararlılığı ve yazarken takınılması gereken tavrı öğrendim.

Söz ve karar önemli bir yer tutar insanın hayatında.

Yazarken belki bütün doğruları yazamaya bilirsiniz ama inanmadığınızı yazmayın diye telkinde bulunuyordu.

Bir sohbetinde gençler muvaffak olmak istiyorsanız verdiğiniz “söz”ünüzde durmanız ve “kararlı” olmanız şarttır, farzdır demişti. Kısaca münafık olmayın demek istemişti bence.

Söz ve kararın önemini şöyle açıklamıştı.

Hüseyin Gazi dağında saat 08.00’de buluşup Kurt gibi ulumaya (şükür namazı kılmaya ifadesini ısrarım üzerine kullandı v.e.) karar vermiş ve saat tam 08.00 veya öncesinde bulunabilmiş iseniz başarılı olursunuz. 08.01’de veya sonrasında buluşmuşsanız başarısız olursunuz. Çin sarayını basan Kürşad ve arkadaşlarının başarısız oluş sebebini unutmayınız.

Böylece Galip Erdem ağabey, bize “erdem”li olmanın yolunu öğretmiş oluyordu bu darb-ı meseliyle.

Galip Erdem “sevgi” üzerinde fazlaca dururdu.

Bilinen husustur.

Müslüman için “sevgi” ve “nefret” Allah için olmalıdır.

Habibullah” olmak ve Allah için sevmek kişinin hayatını şekillendirir.

O, En büyük eksikliğimiz hâlâ birbirimizi yeterince sevmeyi öğrenememiş olmamızdır” derdi.

Tabii ki, bizim için “sevgi Allah’ın rızasını kazanmak” içindir.

Ölçü bellidir.

İ’lay-ı Kelimetullah için Nizâm-ı Âlemi ülkü edinenin sevgisi, öfkesi, hayatı ve çilesi Allah içindir.

O, ülkücünün hayatını çileli görür.

Ülkücü rahata değil, çileye taliptir.

Ülkücü rahatına düşkün değildir ve olamaz. Rahatına düşkün olan “ülkü”sünün erliğini yapamaz.

Günümüzde “Kassam Mücahidleri” bunun timsalidir.

Kassam Mücahidleri rahatın adamı değil, çilenin insanıdır.

Kur’an ahlakı ile ahlâklaşan ve yaşayan ancak ülkücü olabilir.

Ülkücüyü ve çilesini Galip ERDEM şöyle anlatır.

“Gün olur, ülküsüz insanlara gıpta ile bakasınız gelir. Rahat yaşarlar. Tıpkı Şairin söylediği gibi: “Akl-ı şuur”ları vardır, güzel severler. “Bade” içerler ve nihayet göçüp giderler.

Ülkücülerin hayatı bambaşkadır.

Sözlüklerinde rahatlık kelimesinin yeri yoktur.

Daimi bir mücadele içinde ömür tüketirler.

Hemen herkesle, her şeyle zaman zaman çatıştıkları görülür.

Arkadaşları ile aileleri ile hatta sevdikleri ile… Bir ülkünün esaslarından ziyade politikanın değişen icaplarına uymayı tercih eden kudret sahipleri ile de sık sık ihtilafa düşerler.

Çok defa, başları belaya girer; gene de sinmezler.

Bu halleri “kalabalık”a göre, uslanmamaktır; kendilerine göre de, yılmamak.

Ülkücü dünya nimetlerinden yana nasipsizdir. (Gazze, Doğu Türkistan, Arakan, Afrika ve bütün dünyadaki İ’lay-ı Kelimetullah için Nizâm-ı Âlemi ülkü edinenler v.e.) Gözü yoktur ki, nasibi olsun. Bir lokma, bir hırka ona yeter. Paraya karşı o kadar müstağnidir ki, halkın hayretine sebep olur.

Herkesin istediğini istemez, ne istediğini de herkes anlayamaz.

Kendi zevkleri dışında zevk tanımayanların gözünde “zevksiz” bir adamdır! Küçümserler onu, hayatı anlamamakla, üç günlük dünyanın hakkını vermemekle itham ederler.

Böyle davranışlara hiç önem vermez. Elverir ki, inandığına dokunulmasın!

Kalabalığın nazarında o, zavallı bir hayalperesttir. Olmayacak fikirlerin rüyasına dalmış öylece uyumakta, başkalarını da uyumaya teşvik etmekte…
Bir gün fikirlerinin gerçekleştiği görülse bile, O’na hiç kimse “aferin” demez. Üstelik “böyle olacağı zaten belli idi”  denilir.

Hâsılı kelam “erdem”liler daima “galip”tir.

“Erdem”liler Hz. Muhammed Mustafa’nın sav yolunda olanlardır. Erdemliler “hılf’ul-Fudul”dandır.

Evet.

Bugün 12 Mart 2026 Galip Ağabeyin ukbaya irtihalinin sene-i devriyesi.

Bugün Galip ERDEM ağabeyimizi rahmetle yâd etme günüdür.

Selam ve Sabırla…12.03.2026