8 Ekim 2026 Perşembe

Kur’an’dan Sorgulanacaksınız

Kur’an’dan Sorgulanacaksınız

Veysi ERKEN Dr.

Allah, yarattığı kullarının, insanoğlunun hangi ilke ve kurallara göre yaşaması gerektiğini bildirmiş ve o kural ve ilkelere göre yaşayıp yaşamadığını sorgulayacağını vahiyle bildirmiştir.

Kur’an’da yer alan ilke ve kuralları yani vahyi peygamberi vasıtasıyla insanlara ulaştırmıştır.

Peygamberin görevi tebliğ etmektir. Ayette; “Bize düşen Allah’ın mesajını tam olarak, açık ve anlaşılır bir şekilde size ulaştırmaktır. Yasin-17”bildirilmektedir.

“Artık sen öğüt ver, çünkü sen ancak bir uyarıcısın.  Onların üstünde egemen bir zorba değilsin. Ancak kim yüz çevirir ve inkâr ederse, Allah onu en büyük azapla cezalandırır. Gaşiye, 21-24” ayetleri tebliği ve zorba olmamayı izah eder.

Tebliğle bildirilen Kur’an-ı Kerimin ahkâmında sorgulanacağımız, vahye sarılmamızın gerekliliği ayetlerle açıklanmaktadır.

“O halde sana vahyolunan Kur’an’a sımsıkı sarıl! Çünkü sen gerçekten dosdoğru bir yoldasın. Şüphesiz bu Kur’an hem senin için hem de kavmin için bir hatırlatmadır ve bir şereftir. Yakında ona uyup uymadığınızdan sorguya çekileceksiniz. Zuhruf, 40-44”

Hangi inanç ve görüş olursa olsun yazılı veya sözlü(şifahi) ilke, kural ve kaidelere dayanır.

Müslüman ve mümin isek bizim yaşayışımızın ilke ve kurallarını Kur’an belirler, Kur’an hem şifa hem sorgulanma ilkeleridir.

Hz. Âdem’den beri böyledir ve böyle olmaya devam edecektir.

Müslüman Kur’an-ı Kerim’de göre yaşadığı müddetçe kâmil Müslüman ve sorgusu kolay olur.

Unutulmamalıdır ki Kur’an-ı Kerim inananlar için hem rehber hem de şifa ve sorgu kaynağıdır.

“O, inananlar için bir rehber ve şifadır; inanmayanlara gelince onların kulaklarında bir sağırlık vardır, Kur’an onlara kapalıdır. (Sanki) onlara çok uzaktan sesleniliyor. Fussilet-44”

Kur’an-ı Kerim “insanlara hidâyet rehberi olup onlara doğru yolu gösteren ve hakkı bâtıldan ayırıcı en açık delilleri ihtiva eder. Bakara-185”

Sorgulanacağımız Kur’an-ı Kerim rahmete erme vesilesidir. Tabii ki ahkâmına odaklanarak, üzerinde tefekkür ederek, biz susup Kur’an konuşsun dediğimiz zaman rahmete ermemizi sağlar.

“Kur’an okunduğu zaman hemen dikkat kesilerek ona kulak verin, susup dinleyin ki rahmete eresiniz. A’raf-204” ayeti buna işaret eder.

Hakikatin peşinde olmayanlar, heva, heves ve önderlerini ilah edinenler Kur’an-ı Kerimden rahatsızlık duyar, değiştirilmesini ister, ondan sorgulanacaklarını unuturlar.

Tarih boyunca münafıklar, müfsitler bunu yapmaya çalışmış ve günümüzde de münafıklar aynı tavırları sergilemektedir.

“Onlara âyetlerimiz açık açık okunduğu zaman, öldükten sonra huzurumuza çıkacakları inanç ve beklentisi içinde olmayanlar: “Ya bize bundan başka bir Kur’an getir veya onu değiştir” derler. Onlara şunu söyle: “Benim onu kendi arzuma göre değiştirmem mümkün değildir. Ben, ancak bana vahyedilene uyarım. Ayrıca, eğer Rabbime karşı gelecek olursam, doğrusu ben, pek büyük bir günün azabından korkarım. Yunus-15”

Özetle, Kur’an-ı Kerim insanları doğru yola yönlendiren, ulaştıran bir rehber ve şifa kaynağıdır. Aynı zamanda SORGULAMA ölçüsüdür.

Nasipsizler bunu idrak edecek durumda değildir. “Hiç şüphesiz bu Kur’an, insanları her hususta en doğru yola, en sağlam ve en isabetli tutuma iletir. Sâlih ameller yapan mü’minlere, kendilerini çok büyük bir mükâfatın beklediğini müjdeler. İsra-9”

Tabii ki kalpleri perdelenmişler tefekkür, taakkul kabiliyetlerini kaybetmişler bu hakikati anlayamazlar. Ayetlerde, “Ayrıca kalplerinin üzerine Kur’an’ı anlamalarına mâni kılıflar geçirir, kulaklarına da bir tıkaç koyarız. Bu yüzden, sen Kur’an’da Rabbinin tek ilâh olduğunu yâdettiğin zaman onlar nefretle arkalarını dönüp giderler. İsra-46”

Ve

“Biz, insanlar düşünüp ders alsınlar diye bu çok şerefli Kur’an’da gerçekleri bütün yönleriyle ve farklı farklı açılardan anlatıp duruyoruz. Fakat bu, onların doğru yoldan daha çok nefret edip uzaklaşmalarına yol açmaktadır. İsra-41” buyrulur.

Hâsılı kelam.

Münafıklar, müfsitler, müşrikler, heva ve heveslerini ilah edinenler Kur’an’ın bir sorgu kaynağı ve ölçüsü olduğunu hatırlamak istemezler.

Selam ve Sabırla… 08.10.2026

Fon mağdurları mı?

Fon mağdurları mı?

Veysi ERKEN Dr.

Fon mağdurları mı dediniz?

Dolandırıcılık, soygun dün de vardı? Bankerler ve bankalar denilen müesseselerde parasını, malını mülkünü batıranlar vardı, bugünde olmuştur.

Varsa kimler soyguna tabi tutulmuştur ve kimler bunu yapmıştır?

Bunun listeleri yayınlanmalıdır.

Zira dolandırılanlar fonlara parasını yatıranlar İslami hassasiyetleri olduğundan veya islam'ı yaşadıklarından dolayı yatırmamışlardır.

Daha çok kazanma hırsı onları fonlara yönlendirmiştir.

Dolandıranlar da fonları İslami olduğu için oluşturmamışlardır.

Peki, İslam ve Müslümanlar neden karalanmaya çalışılıyor.

Sebebi bellidir.

Kapitalizm dininin ahkâmına göre yaşayıp, şeytanlara, fetöitlere uşaklık edenler, rüşvetçileri, irtikâpçıları, metresleri, metresçileri savunanlar ahlaksızlıklarını, hırsızlıklarını korumak içindir.

Bu tipler İslam’la hiç ilgisi olmayan veya dönüşerek onlardan olanların tipik savunma mekanizmalarını geliştirenlerdir.

Şeytani fetöitler, siyanistler hep bu mekanizmaları kullanırlar.

Hatta beddua seanslarını başlatırlar, tivitleri katlarlar ve zihinleri bulandırırlar.

Dün hakkımızı yiyenlere hakkımızı helal etmiyorum diyen birine fonlarda batan paran var mı? diye sordum.

Cevap veremedi?

Ne ilgisi var dedi.

Evet, ilgisi çok diye cevap verdim.

Paranı senin gibi kapitalizm dinine göre amel edenler yemiş.

Neden İslam'ı yaşamaya çalışanlara beddua ediyorsun.

Belli ki, İslam’dan fersah fersah uzaksız ve rüşvetçilerin oyuncağı olmuşsun diye cevap verdim.

Evet.

Bu fetöitler fonlarla, donlarla kalpazanlık mekanizmalarını geliştirmede mahirdirler.

Bunlar ahbap çavuş ilişkileriyle insanların paralarını çalarlar.

Sonra parası çalınanları beddua seanslarını çağırırlar.

Algıları, zihinleri işgal edilenler İslam’ı ve Müslümanları kötülemeye başlarlar.

Bir kısmını da camiye gönderirler, cami çıkışında İslam’a ve Müslümanlara saldırmaya başlarlar.

Hatta bu fetöit dailer/propagandistler yalan, inkâr, iftira, itham yöntemleri ile talancı ahbapları, metreslileri ve metresleştirilenleri iyi parlatırlar.

Maalesef fetöitler zihinleri bulandırmaya, meydanlara çıkan ahlaksızları, hırsızları, rüşvetçileri, zimmetçileri alkışlatmaya devam ediyor.

Fon konusu da bundan ibarettir.

Mankurtlaştırılmışlar fon vurgununu bahane ederek hırsızları, metreslerden, rüşvetten, hırsızlıktan vazgeçmeyenleri alkışlamaya, mağdur göstermeye, deterjanla paklamaya ahbap çavuş ilişkisiyle devam ediyor.

Yıllar öncesine gitmeye gerek yok. Herşey ortada.

Belediye başkanları ile ilgili yapılan soruşturmaların neticesinde açılan davalar ve istenilen soruşturma izinleri karşısındaki müptezellerin savunma mekanizmalarını bilmek yeterlidir.

Evet.

Fonları bahane ederek ahbap çavuş müptezellerini savunlar sorum şudur.

Müptezelleşmişlere diyorum ve soruyorum.

Bu kadar hırsızlığı, şerefsizliği, rüşvet alışverişlerini, metres düzenini nasıl savunabiliyorsunuz.

Hiç mi değeriniz, İslam’la bağınız kalmadı.

Kısaca İslami terbiyeden mahrum nesiller arttıkça hırsızları, rüşvetçileri, arsızları, edepsizleri, fahşayı savunan ve yaşayanların sayısı artacaktır. Fonlar ve foncular bahanedir.

Tabii ki bu artışta iyi bilinenlerin yanlış uygulamaları ve yaklaşımları da önemli rol oynamaktadır.

Eba Müslim Horasanı “Onlar, zarar vermeyeceklerinden emin oldukları için dostlarını kendilerinden uzak tuttular. Kendilerine bağlamak ve kazanmak içinde düşmanlarını yakınlaştırdılar. Yakınlaştırılan düşman dost olmadı. Ama uzaklaştırılan dost düşman oldu. Herkes düşman safında birleşince yıkılmaları mukadder oldu”  tespitinde bulunmuştu asırlar önce.

Bu tespit doğrudur.

Bunun en tipik misali günümüzün hırsızlarını savunan güruha dönüşenlerdir.

İktidar mensupları kendilerini iktidara taşıyan kitleleri, İslami hassasiyetleri ve yaşayışları, az gelirli olanları terk edip, kapitalistleri, yabancı sermayedarları, Türkiye’yi sömürenleri, ahlaksız sanatçıları(!) kazanacağım diye onlara yöneldi.

Bunun sonucunda iktidarı terk eden kitle, hırsızlara, rüşvetçilere, ahlaksızlara, fuhşiyatı savunanlara, İslam düşmanlarına yönelmeye konsercileri, heykelcileri, halka hizmeti olmayanları, ahbap çavuşları savunmaya başladı.

Maalesef bu yöneliş kalıcı olmaya başladı gibi görünüyor.

Unutulmamalıdır ki, “fiiller tekrar edile edile alışkanlıklara, alışkanlıklar tekrar edile edile huylara dönüşür ve can çıkar huy çıkmaz misali kalıcı olur.”

Ayette belirtilir.

Bir topluluk kendindeki güzel vasıfları değiştirip kötülüğe dönüştürmedikçe nimet kesilmez.

Fonlarla müptezelleşenler yüzünden nimet kesiliyor maalesef.

Selam ve Sabırla… 08.10.2026