Herkesi Kapsayan Bir adalet Sistemi*
Veysi ERKEN Dr.
İslam, insanın güzel ahlak sahibi olmasını ister.
Kur’an bize Hz. Muhammed Mustafa’nın örnekliğinde belirtir.
Allah Hz. Muhammed Mustafa için “Sen elbette üstün bir ahlâka sahipsin. Kalem-4” buyurarak O’nu bizlere “Usve/ örnek” olarak gösterir.
Ayette “İçinizden Allah’ın lutfuna ve âhiret gününe umut bağlayanlar, Allah’ı çokça ananlar için hiç şüphe yok ki, Resûlullah’ta güzel bir örneklik vardır. Ahzâb-21”
Allah’ın lutfuna umut bağlayanlar “kâl” ve “Hâl”lerini aynileştirirler ve bu şekilde ahlaklaşırlar.
“Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında çok çirkin bir davranıştır. Saff, 2-3” ayetinde belirtildiği gibi yapılmayacak şeyleri söylemek çirkin ve reziletler olarak nitelendirir.
Ahlak bütün iş ve işlemlerde, beşeri münasebetlerde adaleti gerektirir. Adil bir sistemin inşasını öngörür.
Herkesi kapsayan bir adalet sisteminin şunu öngördüğü ifade edilir.
“Adaletin mevcudiyeti, insanları iş birliği yapmaya sevk etmekte, sadakati teşvik etmekte, gelişmeyi hızlandırmakta, refahı arttırmakta, nüfus artışını sağlamakta ve siyasi istikrarı güçlendirmektedir.
Tam tersine zulüm ve baskı ise, ekonomik durgunluğu ve yolsuzluğu arttırmaktadır. Çünkü ne kadar baskı ortamının sonu vardır ne de zulmün ulvî gayeleri olduğu iddia edilebilir. Dördüncü Halife İmam Hazret-i Ali (ra) adaletin “mülkün temeli” olduğunu savunmuştur.(Hz. Ömer’e ait v.e.)
Adalet olmadan ekonomik gelişme ve refah, vatandaşların güvenliği ve emniyet ortamı sağlanamaz ve bir toplumun devamlığının garanti altına alınması imkânsız hale gelir.
Maverdi adaletin tahkiminin ancak açgözlülükten imtina ve Allah’tan korku ile mümkün olduğunu ileri sürmüştür. Bunun yanında adalet, düzenli ve işlevsel bir toplumsal hayatın temelidir ve iki payandaya dayanmaktadır:
İnsanın kendisi için adalet ve
Başkaları için adalet.
Maverdi’ye göre, insanın kendisi için adalet, iyi olanı yapmaya ve başkaları tarafından hakir görülen şeylerle uğraşmaktan kaçınmaya tekabül etmektedir. Bireyler kendilerine bakmalı ve bir faaliyette bulunurken kendi sınırlarını (kapasitelerini) aşıp aşmadıklarına karar vermelidirler. Kişinin kendine kaldırabileceğinden daha fazla meşakkat yüklemesi kişinin kendi kendine zulmetmesine eğilimini görmezden gelerek zorluklara yol açmakta ve başkalarını düşünmemesine yol açmaktadır.
Diğer taraftan başkaları için adaletin üç boyutu vardır;
Maiyettekiler için adalet,
Amirler için adalet, ( makam olarak daha üstün olanlar için adalet) ve
Emsal kişiler için adalet. Aşağıda her birinin kısa bir özeti bulunmaktadır.
Maiyettekiler için adalet: Kişinin emri altındakilere adil olması, onları bunaltan görevler yüklemekten, gücünü/makamını kötüye kullanmaktan kaçınması ve hakkaniyetli bir şekilde davranmasıyla kendini göstermektedir. Böyle olursa maiyetteki kimselerle iyi ilişkilere sahip olunacak ve saygı, performans ve başarı temin edilebilecektir.
Amirler için adalet: Bu şekilde bir adalet, kendini itaat, destek ve samimi bir sadakat olarak göstermektedir. Bunlar mevcut değilse, sonuçta ulaşılan yer dört başı mamur bir düzenden ve gelişmeden uzak bir ortam olacaktır.
Emsal kişiler için adalet: Bu boyutuyla adalet üç şeyi içermektedir; Ukalalıktan,
Şımarık bir şekilde davranmaktan ve
Başkalarına zarar vermekten kaçınmak.”(1)
Hâsılı kelam.
Herkesi kapsayan bir adalet isteminin olmadığı yerlerde, toplumlarda, ülkelerde zamanla çürüme, dağılma ve yok olma gerçekleşir. Adaletin olmadığı yerlerde heyecan, bağlılık, samimiyet ortadan kalkar. Zulüm hâkim olur.
“Zulüm ile âbâd olmak isteyenin sonu berbattır.”
Selam ve Sabırla… 28.09.2026
*İslam’da İş Ahlakı, Abbas J. Ali, çeviren Hüseyin Bedir Demirtaş, Albaraka Yayınları, 1. Baskı, İstanbul-2021, s.162-163.