21 Ekim 2026 Çarşamba

Kaybolan Nesiller -1

Kaybolan Nesiller -1

Veysi ERKEN Dr.

Okul, aile ve çevre el ele tutuşmuş nesillerimizi imha etmeye çalışıyor. Tabii ki direnenler vardır.

Nesillerimizi imha etmeye çalışan resmi ideolojinin okulları, onlara uyan aileler ve tanzim ettikleri çevrelerdir. Çevrenin (internet ortamı, sosyal medya, medya vs.) tahribatı, yıkımı telafisi zor noktadadır.

Nesilleri yok eden bu anlayışla ilgili iki yazı yazmıştım. İlave edilecek bir şey olmadığından tekrar paylaşayım.

 

“Yok, olmaya Koşan “pervaneler*”

 

Yok edilen ve kendine, inancına, değerlerine yabancılaştırılan nesiller.

Evet, kendine yabancılaştırılan nesilleri anlamak için uzağa gitmeye gerek yok.

Robert kolejinin devamı olan Boğaziçi eylemlerini ve ısrar eden tipleri incelemek ve anlamak yeterlidir diye düşünüyorum.

Okumayan bir toplum olduğumuz için bugünü de anlayamıyor ve yorumlayamıyoruz.

Maalesef okumayan, tefekkür etmeyen, tahlil ve terkip kabiliyeti olmayan insanlar durumundayız.

İlim adamı sayılması gereken pek çok akademisyen bile okumamakla övünüyor.

Maalesef bunun yüzlerce misalini verebilirim.

Okumuş olsaydık anlardık Robert koleji ve devamı olan kızlar mektebini.

Mufide Ferit Tek’in “Pervaneler” isimli eseri işte bu okulu ve yok edilen nesilleri anlatıyor.

Düşünün Tarikat şeyhinin kızı rahibe olarak mezun oluyor bu mektepten.

Her şeyi ile insanı insaniyet adına insanlıktan çıkarıyor, dönüştürüyor, mankurtlaştırıyor ve her değerine yabancılaştırıyor.

Dün olduğu gibi fetö okulları da bunu yapıyordu.

“Pervaneler”  ateşe koşan ve yanan, değişen nesilleri anlatıyor.     İlk sayfalarda kişiyi kendine yabancılaştırmak için “maksat” (s.19) ortaya konuluyor.

Amaç eğlence ile kişiyi kişiliksiz hale dönüştürmek.

“Meselenin esası: Eğlence!... Bu Amerikan mektebine girenler artık aileleri, muhitleri ve memleketleri için yabancı oluyorlar. (s.19)” diyerek Leman denilen kahramanın vaziyeti ortaya konuluyor ve yabancılaşma “ o mektebe gidenlerin hepsi ahlâkına ve mektepte geçirdiği müddete göre bir dönüşüme uğruyor; fakat çocukluktan itibaren orada büyüyenler herhâlde Türklük’ten sıyrılıyorlar ve Amerika mukallidi oluyorlar” biçiminde anlatılıyor.

Kendine yabancılaşanın akıbeti Tevfik Fikret’in oğlu gibi oluyor. İlim ve fen öğrenmek için Amerika’ya giden Haluk papaz olarak ölüyor.

“Pervaneler” kitabında bu durum çok net ortaya konuluyor. Muhit ilim yerine yaban”cılaşmayı ikame etmeye çalışıyor,

"Pervaneler”de ecnebi ile yaşayanların ecnebileştiği anlatılıyor genişçe. (s. 31-38).

Zaten muhitin adı “Bizans Koleji”dir

Gaye bizden olmayan kişiler, Keriman Halisler yetiştirmek olunca muhit ona göre şekillendirilmiş.

İçinde kilisesi olan ve gayrı Müslimlerin olduğu çevre.

Müslümanların dinlerine yabancılaştırıldığı içinde Amerikan çocuklarının bulunmadığı ve Amerikan ibadetinin öğretildiği (s.45) muhit, çevre.

Kolej adeta bir “insan Fabrikası”dır.

Az ücret veya ücretsiz bir şekilde insanı İslam’dan uzaklaştıran bir fabrika.

Yabancı finansörleri olan yabancılaştırma fabrikası.

Eğlencesiyle, kış müsamereleriyle, yaz gezileriyle kamp hayatıyla her şeyi ile cazip.

Öğrenecekleri şey İngilizce, Amerikan edebiyatı ve eğlenceleri.

“Program” budur.

Ve amaç, yabancılaştırma bu programla hâsıl oluyor.

“Amerika hayranlığı, hayali, yaşayışı ve köleliği”

Artık din yok, İslam yok, “serbestliğe âşık, maddi kuvvete âşık, artık hiçbir milliyet mukayyet olmayan, bütün bağları koparan, muhitlerini yüksekten, soğuk bir hafifsemeyle seyreden, serbestliğin büyük vatanı Amerika’ya hayran, insan yapan Protestanlığa ibadet eden, serbest fikirli olan s. 48” bir mahlûk var ortada.

“Pervaneler” bu dramı anlatıyor.

Türk ve Müslüman olarak girenin, Türk ve Müslüman olarak çıkmadığı bir muhiti ve dramı anlatıyor.

Değişime uğramayı artık ben o değilim diyenleri anlatıyor.

Maalesef değişim, inhitat ve yıkım çok büyük. Devam ediyor, ettiriliyor okullarımız ve müfredatımızla.

Maalesef mağlup olduk.

Kitaptaki ifadeyle Amerika bizi mağlup etti.

Emperyalistler bizi mağlup etti zihnimizi ve çocuklarımızı çaldı.

Müfredatlarıyla bütün okullarımızı çaldı.

Bir Haluk ve Keriman değil milyonlarca Haluk ve Keriman’ımız var artık. Kaybolan sadece bireyler değil, nesillerdir.

Kendi ellerimizle ve imkânlarımızla Haluk’ların ve Keriman’ların yetiştirilmesine zemin hazırlıyoruz.

Milyonlarca Müslüman Türk çocuğu kendine kendi değerlerine yabancılaştırılmış.

“Pervaneler” gibi kitaplar okullarımızdan kovulmuş, unutturulmuş, müfredatımız ile bize yabancılar devri başlatılmış.

Adeta bütün okullarımız Bizans kolejine dönüştürülmüştür.

Hâsılı kelam.

Gerçekten “Salih ve Kamil İnsan” yetiştirmek istiyorsak kendi zeminimize dönmek mecburiyetindeyiz. Amacımızla, müfredatımızla ve muhitimizle.

Dolayısıyla bizi yok eden zemini anlamak için “Pervaneler” gibi eserler müfredatta yer almalıdır diyorum.

Eğitimin yöneticileri böyle bir karar alırlar mı?

Zannetmiyorum.

Zaten kitaptan haberleri olmadığı gibi zemini düzeltme niyetleri de yok diye düşünüyorum.

1924 yılında yayınlanmış eseri kaç öğretmen ve öğrencimiz biliyor,

Okuyan ve ibret alan var mı?

Maalesef maarif camiası dediğimiz camia bile habersiz veya kasıtlı olarak habersiz bırakılmış.

Bu yazıyı okuyanlar “Pervaneler”i okurlar mı?

Zannetmem.

İlim adamı zannedilenlerin okumama ile övündükleri bir ortamda kitabın okunmasını beklemek beyhudedir.

Sadece tebliğ görevimi yapıyorum.

Selam ve Sabırla… 21.10.2026

Kaybolan Nesiller -2

Kaybolan Nesiller -2

Veysi ERKEN Dr.

Okul, aile ve çevre el ele tutuşmuş nesillerimizi imha etmeye çalışıyor. Tabii ki direnenler vardır.

Nesillerimizi imha etmeye çalışan resmi ideolojinin okulları, onlara uyan aileler ve tanzim ettikleri çevrelerdir. Çevrenin (internet ortamı, sosyal medya, medya vs.) tahribatı, yıkımı telafisi zor noktadadır.

Nesilleri yok eden bu anlayışla ilgili iki yazı yazmıştım. İlave edilecek bir şey olmadığından tekrar paylaşayım.

KOLEJLİ NEREYE*

Kitaplarımın arasında gezinirken bir kolejlinin öldüğünün haberi alt yazı olarak geçiyordu televizyonda.

Bir an daldım ve gayrı ihtiyarî bir şekilde yıllar öncesinden okuduğum bir kitaba uzandım. Elime aldım ve kitabım muhtevasını hatırlamaya çalıştım.

Altını çizdiğim cümleler kitabı yeniden okumamı sağladı.

“Kolejli Nereye”

Evet, “kolejli nereye” okumaya karar verdiğim kitabın ismi idi.

Gençlerimizin çoğu kitabın adını duymamıştır bile. Bundan eminim.

Unutulan ve unutturulan kitaplarımız. Kitapsız yetiştirilen gençlerimiz.

Her şeye rağmen Necmettin Halil Onan tarafından kaleme alınan kitabı bulup okumalarını tavsiye ediyorum. Kütüphanelerde bulunacağını ümit ediyorum.

“Kolejli Nereye” bir dramın, bir tefessühün, bir yıkılışın ve bir “değersiz”leşmenin hikâyesidir.

Bana kalırsa İngilizler, Amerikalılar, Fransızlar ve ne idüğü belirsizler tarafından kurulan kolejlerde ve kolejlere çevrilen okullarımızda yetişen kolejlilerin ekseriyetinin hayat hikâyesidir.

Kolejlilerin ülkeye yabancılaşmalarının ve ülkeye zarar vermelerinin acı bir hikâyesi.

“Kolejli Nereye” çocuğunu ecnebi terbiyesiyle yetiştiren bir elçilik müsteşarının kızının ve ülkücü genç bir öğretmenin aşkı ile başlar.

Yazar kitap ile bir ailenin ve kolejde terbiye edilen çocuklarının yaşadıklarını aktarır okuyucuya.

Hayat öğretmeni milletvekilliğine kadar sürüklerken, ülkede değerlerden kopuşunu da gözler önüne serer.

Ülkenin yönetimini elinde bulunduranlar ülke insanını değerlerinden koparmaya çalışırken, direnenler de vardır bu âlemde.

Vatan düşman çizmesinden kurtulmuş, ülkücü vekilimiz çocuğunu kendi ülküleri doğrultusunda yetiştirmeye başlamıştır. Zaten bunun için çocuğuna “Turan” ismini vermiştir hanımının karşı rağmen.

Turan babasının ülküsünü gerçekleştirecek kişiydi milletvekili Cevat’ın gözünde.

Takdir-i ilahi milletvekili Cevat erken ölür ve yetim kalan Turan dul annesiyle birlikte doğduğu yere, yani büyükbabası ve anneannesinin yanına göç eder.

Çocuk için değişim ve felaket bundan sonra başlar.

Ecnebi mekteplerinde okumuş olan annenin isteği ile babası tarafından milli hislerle yetiştirilmeye çalışılan Turan koleje kaydedilir. Tabi ki, merhum Cevat beyi seven, takdir eden ve sitayişle bahseden çevreye ve Lise müdürü Nimet beye rağmen.

Turan’ın kaydedildiği kolej, misyonerlerin ülkemizdeki okullarından birisidir ve terbiye sistemi tamamen bireyi kendi kültürüne yabancılaştırılması gayesine matuftur. Koleje kaydolanların ekseriyeti kendi kültürüne yabancılaşırken bir başka kültürün parçası da olamıyorlar.

Zaten okulu kuranlar da bunu arzuluyorlar. Öğrencileri yavaş yavaş kültürlerine, dinlerine, dillerine ve ailelerine yabancılaştırmak. Ürkütmeden, azar azar.

Okulda tamamen kurbağayı haşlama yöntemi kullanılır.

Bir nevi Cami ile Kilise arasında bırakma.

Turan okul yönetiminin ve öğretmenlerinin tam istediği gibi yetişir. Şairin dediği gibi.

“Bir elinde kur’an, bir elinde kadeh. Ne tam kâfir ne de tam bir Müslüman”

Kendi değerlerine ve dinine yabancılaşan Turan’ın bir tek sevdası ve rüyası vardır. Koleji bitirince medeni(!) olan Amerika’da okumak ve oraya yerleşmek.

Medeni(!), büyük(!) ve kültürlü(!) insanların memleketi olan Amerika’ya gitmek neredeyse her kolejlinin hülyasıdır zira.

Okul müdürünün referansıyla mezun olan Turan Amerika’ya gider. Zira o okul müdürünün teveccühünü kazanacak kadar kültüründen kopuktur. Tam misyoner olabilecek bir tip.

Turan için rüya gerçekleşir ve kendince kötü olan memleketinden ayrılır büyük umutlarla.

Heyhat ki, ne heyhat.

Amerika ve Amerika’lılar beklediği gibi değildir ve bir yabancı muamelesi görür. O ne Türk ne de Amerika’lıdır.

O ne Müslüman ne de bir Hristiyandır.

O bir hiçtir hem kendi gözünde hem de Amerika’da karşılaştığı insanların gözünde.

Amerika Turan’a yâr olamamıştır ülkesini konferanslarında kötülemesine rağmen.

Ayşe’yi ülkesinde kandıramayan Turan Helen’e evlenme teklifinde bulunur. Bu teklif onun için bir yıkım ve bir uyanış vesilesi olur. Helen’in sözleri onu uyandırır ve ülkesine dönmeye karar verir.

Dönüş Turan için yine hüsrandır. Zira o, içine geri döndüğü cemiyete ve Ayşe’ye de yabancıdır. Kimse yüz vermez. O ne İsa’ya ne Muhammed’e(s.a.v.) uyum sağlayabilmektedir.

Çünkü O tahsil gördüğü okul ve çevre sayesinde insanlığını, değerlerini, inancını, kısaca her şeyini kaybetmiştir.

Bir kolejlinin ölümü eskiyi ve geçmişte okuduğum kitapları yâd etmeme vesile etmiştir.

Bakıyorum ve düşünüyorum.

Değişen bir şey var mı?

Kolejliler ve kolejlere dönüştürülen okullarımızda yetişen gençler bu ülkeyi ve bu ülkenin insanını seviyor mu?  İslam’dan koparılan içerikle yetişen gençler bu ülkenin yerlileri mi?

Yoksa ölen kolejli ve Turan gibi yabancı mı?

Bu ülkeyi hep imalat hataları mı sevecek?

Buna mahkûm ve mecbur muyuz?

Siz karar verin aziz dostlar.

Siz karar verin ve yol yakınken kolejlilerden kurtulun.

Selam ve Sabırla… 21.10.2026

 

*Necmettin Halil Onan, Kolejli Nereye, Boğaziçi Yayınları, İstanbul 1977.