10 Eylül 2026 Perşembe

Yürüyenler, atlayanlar ve Sorumlular

Yürüyenler, atlayanlar ve Sorumlular

Veysi ERKEN Dr.

Mutluluk, saadet ve bahtiyarlık...

Her ferdin yaşadığı topraklar üzerinde duymak, hissetmek ve yaşamak istediği kavramlar ve duygulardır.

Düşünüyorum ve kavramaya çalışıyorum.

İnsanlar ne zaman mutlu olurlar yaşadıkları topraklar üzerinde.

Buldum.

Evet, evet buldum galiba.

Kendilerini bulundukları toprağa, vatana, millete ve inanca ait olduklarını hissettikleri ve bu hissin iliklerine kadar işlediği zaman olsa gerek.

Yürüyen ve atlayanların meselesi nedir dersiniz? Kendilerini bulundukları yere ait olarak hissetmiyorlar mı? Yoksa hisleri yok mu edilmek isteniyor? Bu sorunun muhatabı kim/kimler? Atlayanlar kendilerini bulundukları yere ait görmüyorlarmış. Geriye bıraktıkları ifadelerinden bu anlaşılıyor.

Evet, atlayanlar buraya ait değillermiş.

Bunu anladık.

Peki, bunun sorumluları kim? Hangi eğitimle buraya ait olmaktan çıktılar veya çıkarıldılar?

Medya şeytanlarının, sabetayistlerin ve hempalarının bundaki payı nedir? Fuhşu, ahlaksızlığı, yolsuzluğu, soygunu meşru görenlerin, tüyü bitmemiş yetimin hakkını tıksırıncaya kadar hortumlayanların ve bunlara diyet borcu ödemeye mahkûm olmuşların katkısı ne kadardır?

Onlar, intihara sürüklenen binlerce insanın katili sayılmazlar mı?

Bir yanda fuhuş, soygun, yolsuzluk; öbür yanda hakkı gasp edilen, öz yurdunda garip, öz yurdunda parya muamelesi görenler, örtülüler.

Yani yürüyenler.

Yürüyenler... Ne yaptılar? Neyi çaldılar? Nereyi soydular? Tüyü bitmemiş yetimin hakkını mı gasp ettiler?

Hayır. Hayır.

Bunlar daha büyük suç işlediler(!). İnançlarını yaşamaya, Müslüman kalmaya çalıştılar. İnançlarını sözden fiile geçirmeye çalıştılar.  Herhangi bir insanın malını yememeye karar verdiler. Irzlarını ve namuslarını korumaya çalıştılar. Doktor, öğretmen, mühendis, esnaf olmayı istediler. Hâkim, savcı ve avukat olup adalet dağıtmayı ahdettiler.

Evet, evet yanlış duymadınız. Yürüyenler, okul duvarlarından atlayanlar bu büyük suçları işlediler(!).

Bunlardan büyük suç olur mu hiç? Yürüyenler, buraya ait olduklarını iddia ettiler. Hem de bazılarına rağmen. Atlayanlar gibi olmadılar. Buraya ait değiliz demediler. Her türlü hak gaspına, horlanmaya, itilmeye, kakılmaya, hatta beyazların zencilere uyguladıkları muamelelerin benzerleriyle, belki de daha şedidiyle karşılaşmaya rağmen.

Ya sorumlular? Sorumlu var mı? Her halde yok. Olsa görülür, duyulurdu. Kar gibi eriyip gitmezdi herhalde. Sorumlu yok sorunlu var. Hem yürüyenler, hem de atlayanlar sorunlu. Peki, sorunluların sorumluları kimler? Onları sorunlu hale hangi sorumlu getirdi?

Sorunların sorumluları bellidir esasında. Sorumlular “kendilerini devlet” zannedenlerdir. Halka rağmen halk için dayatmasıyla hareket eden bir oligarşik yapıdır bütün sorunların sorumluları. Kartelcilerden, medya şeytanlarından, hortumculardan, haramzadelerden ve hempalarından oluşan bir oligarşik yapı. Her şerrin başlatıcısı ve yayıcısıdır bu zümre.

Hadisenin temel sebeplerini ortaya koymadan ne teşhiste, ne de tedavide başarı sağlanır.

Yürüyenler doğru teşhis ve tedavi için yürümekteler.

Ve yürüyenlere göre hadisenin temel sebeplerinin başında menfaat ve makam gelir.

Oligarşinin “mabut” edindiği “menfaat” ve makam.

Mazlumların ve güçsüzlerin uğrunda kurban edildiği mabut.

Oligarşi ve Müslüman görünümlü münafıklar menfaatini yani mabudunu muhafaza ve müdafaa etmek için yürüyenleri ve atlayanları kurban etmekten çekinmemiştir, çekinmeyecektir. Gözyaşlarına, ruhi depresyonlara ve arkada bırakılan acılara rağmen.

Acı ve gözyaşını gördükçe sevincinden dört köşe, beş köşe oluyor oligarşi ve sabetayist çete.

Bu devran hep böyle mi gidecek?

Zannetmiyorum.

Çünkü bir kısım insanın gözyaşı ve bedduası üzerine kurulan saadet kısa ömürlüdür. İlahi adalet bunu gerektirir.

Zalimler elbette zulümleriyle yok olacaklardır.

Vesselam.    Not. Bu yazı 1998 yılında yazılmış ve yayınlanmıştır.

Muhafaza-kâr”ların Tahribattaki Etkileri

Muhafaza-kâr”ların Tahribattaki Etkileri

Veysi ERKEN Dr.

Hz. Muhammed Mustafa(sav) tebliğiyle ve yaşayışıyla insanların zulmetten nura, karanlıktan aydınlığa çıkmalarını sağlamıştır.

Onu yolunda olduğunu iddia edenlerin bir kısmı makam, mevki ve güç sahibi olduklarında mevcut karanlık ve zulmet halinin değişimine katkı sağlayacaklarına tam tersi kötülüğün devamına teşne oluyorlar.

Bu tiplere de muhafazakâr deniliyor.

Bunlar artık “muhafaza-Kâr”dırlar.

Makamlarını, mevkilerini, servetlerini, güçlerini muhafaza etmeyi KÂR olarak görmeye başlamışlardır.

Sözlükte muhafazakâr; “1.Millî, mânevî değerlere, eserlere, âdet ve geleneklere bağlı olan, onları korumak, yaşatmak, devam ettirmek isteyen (kimse).

2. Yeniliklere olumlu da olsa ayak uyduramayan, mevcut düzenin, düşünce ve kurumların olduğu gibi kalmasını isteyen (kimse), tutucu, mutaassıp” https://lugatim.com/s/muhafazakar diye tarif edilir.

Makam sahibi, belediye başkanı, müdür, başkan vs olanları tarifin ikinci kısmına evirilip devrildiklerine şahit oluyoruz.

Bu muhafaza-kârlar makamlarını korumak için konserler düzenlemek, rezilleri, ahlaksızları sanatçıları sahneye çıkarmak, kamu imkânlarını ahlaksızlara peşkeş çekerek İslam’ı yok etmeye çalışanlara aktararak onlara hoş görünmekle yozlaşmaya, tahribata ve İslami hayattan uzaklaşmaya katkı sağlıyorlar.

Maalesef bu tavırları sergileyerek “münafık”laşanlar çoktur.

Bilindiği üzere “münafık”ların tahribatı “kâfir”lerin tahribatından çoktur.

Münafıklar beyaz pirincin içindeki beyaz taşlar gibidir ve zararları siyah taşlardan çok fazladır.

Münafıklaşmayan yönetici inancını kâmilen yaşayarak, taviz vermeyerek makamında kaim olmakla mükelleftir.

Direne direne devrimci olma vasfını korur ve karanlık ilkeleri, kuralları, yaşayışları aydınlık yaşayışlara inkılâp ettirmeye çalışır.

Bu bağlamda Müslüman olan ve Müslüman kalan yöneticilere, müdürlere, başkanlara, vekillere diyorum ki, konserler, dans gösterileri, oyunları, yarışmaları düzenlemeyiniz.

İslam’ın öğrenilmesi ve yaşanması için ortamlar hazırlayınız.

Ülkemizi Kur’an ve sünnet zemininde ihya, inşa ve yükseltecek faaliyetlerde bulununuz, tahribatı arttırma yerine tahribatı giderme yöntemlerini uygulayınız.

Ve.

“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse bilsin ki Allah öyle bir kavim getirecektir ki Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler; müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı vakarlıdırlar; Allah yolunda cihad ederler ve hiç kimsenin kınamasından korkmazlar. İşte bu Allah’ın dilediğine verdiği bir lütfudur. Allah’ın lütfu geniştir; O, her şeyi bilir. Maide-54” ayetini yaşayarak sizleri kınamaya çalışan münafıkların, kâfirlerin kınamalarından korkmayınız.

Selam ve Sabırla… 10.09.2026