30 Ağustos 2026 Pazar

Aile Kavramı Bitik

Aile Kavramı Bitik

Veysi erken Dr.

İki haberin başlığı ailenin yok olmaya, dağılmaya ve ülkenin tarihe karışma eğiliminde olduğunu göstermeye yeter.

Birincisi “19 milyon genç bekâr ve evlenmeği düşünmüyor.”

İkincisi “ Evlerin/hanelerin %58’inde çocuk yok”

Bu iki haberin devamını yazmaya gerek var mı sizce.

Aile yok oluyor.

Bu gidişle devlette elden gidecek.

Nüfus ihtiyarlıyor, evlilik, nüfus azalıyor, aile hem nicelik hem de nitelik olarak yok olmaya başlıyor.

Evet.

Mevcut iktidar döneminde maddi yatırımlar ciddi anlamda arttı ve gerçekleşti.

İmar faaliyetleri arttı. Yol, köprü, hastahane, okul ve savunma sanayinde, teknolojide artışlar ve gelişmeler oldu. Yılların ihmali giderildi.

Amenna.

Ahmak, aptal, art niyetli veya hain olanlar hariç bu durumu görmeyen yok

Maddi boyuttaki büyüme ve gelişme kapitalist ekonomik anlayış yüzünden toplumun bütün kesimlerine adil bir şekilde yansımasa da bir gerçektir.

Hani "bizim aile" diye bir filim vardı ya.

Maddi zenginliği temsil eden, paradan, maddi imkân dışında bir gerçek tanımayan Saim bey vardı.

Zengindi.

Ama aileden kopuk ve hayattan kopuk bir kişilik.

Maddi olarak o karaktere büründük devletçe.

Ve yedi çocuklu bir aile. "Bizim aile"

En iyisi yedi çocuklu fakir ailenin reisi Yaşar Ustanın Saim beye hitabını hatırlatarak devam edeyim 

"4 çocuklu Yaşar Usta ile 3 çocuklu Melek Hanım, mahallelinin ısrarıyla evlenirler. Ama çocukları bu durumdan hoşlanmaz... Münir Özkul’un, gelininin (üvey oğlu ) babası zengin işadamına “Sen milyarder, fabrikalar sahibi Saim Bey! Sen mi büyüksün? Hayır, ben büyüğüm. Sen bir hiçsin. Çünkü biz birbirimize parayla pulla değil sevgiyle bağlıyız” dediği o film..."

Bir tarafta bizim aile, diğer tarafta maddenin dışında bir şey tanımayan güç.

Hitaptan anlaşılacağı üzere aile sevgiyle oluşur ve devam eder, maddi refahla değil.

Evet.

Maddi olarak belki Saim Bey gibi bir devletimiz oldu, oluyor. Yani bizim aileyi bilmeyen, bilmek istemeyen, dağıtmaya çalışan bir yapı. Bir başka deyişle,

Yaşar usta gibi bir babayı yok ettik, ediyoruz. 

Birbirine parayla değil, sevgiyle, şefkatle, merhametle ve sadakatle bağlı aileyi dağıtıyoruz.

Ne ile?

Dışarıdan ithal ettiğimiz kanun ve ilkelerle.

Topluma dayatılan yaşayışla.

Yerli ve millî olmayan medya ile.

Elbette bu günlere bir günde gelinmedi.

Özellikle Kenan tufanı ve Eylül fırtınası döneminde hızlandı.

Yıkım fırtınası, tufana, sele, depreme yol açtı.

Cedaw, Lanzarote ve İstanbul sözleşmesi ile yara kangrenleşti.

Şiddet, cinayet, boşanma, evlenmeme, evden uzaklaştırılma arttı, artıyor.

Hem de katlanarak.

Kısaca aile yıkılıyor, dağılıyor, parçalanıyor. Fırtına kar ve Boran'a dönüştü.

Dağılma sureci hızlandı.

Yıkıma engel olmaya çalışanlar var. Direnç var.

Biz aileyiz, aile kalmak istiyoruz değerlerimizle diyenler, diğer tarafta batıyı/ batılı savunanlar.

Hâsılı kelam.

Bilinmelidir ve unutulmamalıdır ki, Aile yıkılırsa devlet de yıkılır, vatan da biter.

Bu gerçek asla unutulmamalıdır.

Yukarıdaki iki haber başlığı gerçeği anlatmaya yetiyordur herhalde.

Birincisi “19 milyon genç bekâr ve evlenmeği düşünmüyor.”

İkincisi “ Evlerin/hanelerin %58’inde çocuk yok”

Selâm ve sabırla... 30.08.2026

Tarihimiz Tutuklu mu?

Tarihimiz Tutuklu mu?

Veysi ERKEN Dr.

Evet tutukludur.

Merhum Mehmet Genç “Normalde geçmişte olanlar değişmez; değişmesi gereken gelecektir. Toplumlar değişmeyen geçmişi öğrenip geleceklerini değiştirmeye çalışır. Hâlbuki Cumhuriyet döneminde öyle bir hata yapılmıştır ki; değişmemesi gereken mazideki olaylarla oynanmış ama değişmesi gereken gelecek tutuklanmış değişmez hale getirilmiş. Tarihçiliğimizin temel sorunu budur.” Derin Tarih’in Tarihi 100 Ay Boyunca, Derin Tarih Kültür Yayınları, No.69, İstanbul-2020, s.92. tespitinde bulunmuştur ki, gerçeğin kısa ve öz ifadesidir.

Bu ifadeyi okuyunca aklıma 1984 isimli romanda geçen Hakikat bakanlığı geldi.

Romanı okuyanlar bilir. 

Hakikat Bakanlığının asıl ve asli görevi Medya, eğlence, sanat ve tarihi belgelerin tahrif etmesidir.

Hakikat bakanlığı gerçek belgeleri tahrif etmekten, değiştirilmesinden sorumludur.

Maalesef ülkemize hâkim olan sabetayist, Siyonist zihniyet yıllardır tarihi belgeleri tahrif etmek, yok etmek ve hakikatin ortaya çıkmasını engellemekle meşguldür.

Bunun için işlenmedik mel’anet yoktur.

Tarihi olay ve olguların üstü bunun için örtülmektedir.

Belgelerin yayınlanmasını bunun için yasaklanmaktadır.

Maalesef tarihimiz esaretten, tutsaklıktan kurtulmuş değildir.

Uğur Mumcu "Bu ülkede banka soyarken kar maskesi, ülke soyarken Atatürk maskesi takılır" diyordu.

Evet.

Atatürk maskesini takanlar tarihimizi tutsak ve esir etmeye çalıştılar ve epey mesafe kat ettiler.

Hakikati ve hakiki belgeleri yağmaladılar, sattılar, tahrip ve yok ettiler.

Kurtarılan belgelerin yayınlanmasını engellediler ve engellemeye çalışıyorlar.

Muallim Naci hiçbir hakikatin gizli kalmaması için meramını şu şekilde dillendiriyordu.

“İhtirâz-ı ta’neden kalmakdadır âhım nihân

Bir hakîkat kalmasın âlemde Allahım nihân”  Kötülenmekten/kınanmaktan çekindiğim için âhım gizli kalmaktadır. Hiçbir hakikat gizli kalmasın şu âlemde Allah’ım”

Evet.

Türkiye’de hiçbir hakikatin gizli kalmaması için Tarihimizin ve belgelerimizin tutsaklıktan, esaretten kurtarılması şarttır, farzdır, elzemdir.

Bunun için yapılması gereken şey zihin ve ayak bağı olan mevzuatın tasfiyesi ve Atatürk maskesini takmış olan sahtekârların maskelerinin düşürülmesidir.

Merhum Sezai Karakoç “Onlar sanıyorlar ki, biz sussak mesele kalmayacak. Hâlbuki biz sussak, tarih susmayacak. Tarih sussa, hakikat susmayacak…” diyordu.

Unutulmamalıdır ki,

Hakikat güneş gibidir. “Güneş balçıkla sıvanmaz” ve “yalancının mumu ancak yatsıya kadar yanar.”

Tutuksuz ve hür tarih günlerinde buluşalım inşallah.

Selam ve Sabırla… 30.08.2026