16 Ekim 2026 Cuma

Boykot ALLAH için Sevginin ve Nefretin Gereğidir

Boykot ALLAH için Sevginin ve Nefretin Gereğidir

Veysi ERKEN Dr.

Yaptığımız ve yapacağımız her şey Allah için ise anlamlıdır. Ayette “De ki: “Şüphesiz benim namazım, bütün ibâdetlerim, hayatım ve ölümüm, Âlemlerin Rabbi Allah içindir. En’am-162”

Buradan hareketle diyoruz ki bir ölçümüz olmalıdır. Ölçüsüz, kıstassız, miyarsız her şey zararlı olmaya dönüşebilir.

Sevgi ve Nefret konusu da böyledir.

“Allah için sevmek ve Allah için buğz etmek” bir Müslüman için ölçüdür, ölçü olmak mecburiyetindedir.

Kâmilen “Amentu billahi…” diyorsak, inanıyor ve yaşıyorsak gücümüz yettiğince sevgi ve nefret ölçüsünde Siyonist haçlıları, mallarını, üretimlerini BOYKOT etmekle mükellefiz.

Gazze’deki, Doğu Türkistan’daki, Arakan’daki, Sudan’daki ve kısaca bütün dünyadaki zulmü bitirebilmek için zalimleri, mallarını, hayatlarını, yaşayışlarını, üretimlerini boykot etmek, terk etmekle mükellefiz.

Bu imanımızın ve Allah’a teslimiyetimizin gereğidir.

Allah için sevmek ve Allah için buğz etmek” ilkesinin gereğidir.

Boykot, “Bir işi, bir davranışı yapmama kararı alma - Bir kimse, bir topluluk veya bir ülkeyle amaca ulaşmak için her türlü ilişkiyi kesme, direnme, Mukataa”dır.

Boykot zafer için, zalimleri tasfiye için takip edilen bir yöntemdir.

Zalimlerden, hainlerden, Siyonist haçlılardan, Allah’ın düşmanlarından ALLAH için nefret edenler onları BOYKOT etmekle mükelleftir.

Unutmayın Siyonistleri, zalimleri, haydutları, katilleri, işgalcileri ve soykırımcıları topyekûn boykot Allah için seven ve Allah için nefret eden Müslüman ve insan olanlar için farzdır, şarttır, elzemdir.

Evet.

BOYKOT İMANIN, Allah için sevmenin ve nefret etmenin GEREĞİDİR.

Boykot Şereftir.

Boykot direniştir.

Boykot sabırdır.

Boykot topyekûn Allah’ın ipine sarılmadır.

Boykot zalimlerin ateşini söndürmedir, ondan korunmadır. Mazlumları müdafaa etmek ve korumaktır.

Boykot ruhun dirilişidir.

Direnişin ruhudur.

Boykot Siyonist haçlı zihniyetinin her şeyini, yaşayışlarını terk etmedir.

Mallarını almama, kullanmama, ilaç diye yutturulan zehirlerini terk etmedir.

Boykot iman’a dayanan büyük cihattır. Zafere götüren yoldur.

Kısaca Boykot, Siyonist haçlı zihniyetini, zalimleri, katilleri ve hainleri ademiyete/ yokluğa terk etmedir.

Hz. Muhammed Mustafa’nın sav devrinden beri kâfirler İslam’ı ve Müslümanları yok etmek için “ambargo”lar uyguladılar, Müslümanları kuşattılar, Müslümanlar ise imanlarında direndiler, sebat ettiler, sabrettiler, direndiler, direne direne zafere erdiler, kâfirleri boykot ederek ambargolarını bitirdiler, Mekke’yi ve gönülleri fethettiler.

Evet.

Herkes, insan olan, inanan herkes gücü yettiğince Siyonist haçlı zihniyetini, evanjelikleri ademiyete terk etme ve ateşini söndürme ile mükelleftir. Mümin Müslüman için farzdır.

Münafıklar anlamasa da, zalimlerin yanında yer alsalar da boykot mümin Müslüman, Allah için seven ve nefret eden ve insan olan için şarttır, farzdır.

Allah insanlara “Zalimlerin yanında olmayın; sonra ateş sizi de yakar. Allah’tan başka dostlarınız olmadığına göre bir yerden yardım da göremezsiniz! Hud-113” diye buyurur.

Boykotumuz Allah için sevme ve nefret etme ölçüsünde olmalıdır.

Mümin Müslüman ve insan olan  “kamet” ve “istikamet”ini bozmadan, Allah için seven ve nefret için her daim Siyonist haçlıları boykot etmesi şarttır, farzdır, mükellefiyettir.

Selam ve Sabırla… 16.10.2026

15 Ekim 2026 Perşembe

Emanetleri Ehline Veriniz

“Emanetleri Ehline Veriniz”

Veysi ERKEN Dr.

Emanet ve adalet toplumlara, ailelerde ve fertlerde huzurun kaynağıdır.

Emanetin ehline teslim edilmediği yerlerde çürüme ve yıkılma kaçınılmazdır.

Yönetime siyonist fetöitlerin sızması yıkımı arttırmış, akabinde getirilenlerin bir kısmı ise fetöitlerin yolundan gitmeye devam etmiştir.

Kısaca yönetim alanlarında çoğalan rüşvet, hırsızlık, kayırma, metreslik, paradan kuleler inşan etme ve FON vurgunları bunun göstergelerinden bazılarıdır.

Tabii ki gerek fert gerek gerekse toplum olarak çürümemizin sebebi İslam’dan uzaklaştırılmamız ve yönetim hayatımızın İslam hukukuna göre tanzim edilmeyişinden kaynaklanmaktadır.

Toplum olarak her türlü kötü niteliği kabullenmiş durumdayız.

Sadece bir ayet ahvali perişanlığımızı ortaya koymaya yeterlidir.

“Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğütler veriyor. Şüphesiz Allah her şeyi işitmekte, her şeyi görmektedir. Nisâ-58”

“Burada emanetin yerine getirilmesi, ehline verilmesi ve insanlar arasında adaletle hükmedilmesi yönündeki emirlerin muhatapları genel olarak bütün insanlar, özel olarak müminler ve daha özel olarak da yöneticiler gibi emanet ve adaletten kamu adına sorumlu olan şahıslar ve topluluklardır.

Tarih boyunca insanların huzur ve mutlulukları iki sebeple kazanılmış veya kaybedilmiştir: Emanet ve adalet.

Emanetler ehline verildiği ve adalete riayet edildiği müddetçe cemiyette huzur ve saadet bulunmuş, hıyanetler ve haksızlıklar ise huzursuzlukların, kavgaların, savaşların, servet ve neslin helâk olmasının baş sebepleri arasında yer almıştır.

Emanet, korunması istenen maddî ve mânevî değerdir. Kişinin kullanıp sahibine iade etmek üzere aldığı eşya emanet olduğu gibi devletin hizmet makamları da emanettir; ilim, din, antlaşma ve sözleşmeler, komşuluk hakları... emanettir. Bütün bunlar korunacak, muhatap ve ilgililerine teslim edilecek, ne maksatla verilmiş ise ona uygun olarak kullanılacaktır.

Hz. Peygamber “Münafığın üç belirtisi vardır: Konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde yerine getirmez, kendisine bir şey emanet edildiğinde hıyanet eder” (Müslim, “Îmân”, 107-109) buyurarak emanete riayet etmeyenleri münafık vasıflı insanlar olarak tescil etmiştir.

İnsanlar arasında hüküm genellikle bir ihtilâf ve dava halinde, haklı olanı haksız olandan ayırmak veya hakkın kime ait olduğunu açıklamak suretiyle gerçekleşir. Adalet, “eşitlik ve dengeyi sağlamak” demektir.

Burada eşitlikten maksat, herkese aynı şeyi, aynı vasıf ve miktarda vermek değildir; herkesin hakkını, hak ettiğini, lâyık olduğunu almada eşit olmasıdır; güçlü de olsa haksızın, güçsüz de olsa haklı ile hukuk karşısında eşit muamele görmesidir. İnsanların haklarını yiyenler bunu, genellikle kendilerini karşıdakilerden üstün ve güçlü görerek yaparlar. Kamu gücünü, zayıf olmasına rağmen haklı olanın yanına koymak suretiyle muamelede eşitlik, yani adalet sağlanmış olur.

Adaletin gerçekleşmesi –âdil uygulayıcılar yanında– kimin neye lâyık, kimin neyi hak ettiği konusunda doğru, hakkaniyete uygun, dengeli bilgi ve ölçülere sahip olmaya bağlıdır. Hukuk kuralları, bağlayıcı mevzuat işte bu bilgi ve ölçüleri vermek için oluşturulur, vazedilir.

Hukuk kurallarını, ilâhî irşaddan bağımsız olarak insanlar koyarlarsa –insanların kendilerini aşmaları, beşerî kayıtlardan, cemiyet kültür ve değerlerinden etkilenmemeleri mümkün olmadığı için, hakkaniyet ölçüleri– hak ediş dengeleri bozuk olabilir. Bilgi eksik, ölçü bozuk olunca da –düzen, hukuk ve mahkeme bulunsa bile– adalet gerçekleşmez.

İnsanı ve kâinatı yaratan Allah mîzanı da koymuştur. Mîzan, “maddî ve mânevî alanlarda denge, hakkaniyet ve adalet ölçüsü” demektir. Hukukla ilgili mîzanın aranıp bulunması bakımından vazgeçilemez kaynak ilgili naslardır (âyet ve hadisler). Âyet ve hadislerin nokta tayini şeklinde açıklamadığı konularda ise fayda (mesâlih), yorum (anlama, beyan), kıyas ictihadlarına ve örfe başvurulacak; bu yoldan, adaleti gerçekleştirecek olan hüküm ve ölçülere ulaşılacaktır.

Hüküm ve ölçüler bulunup bilindikten sonra sıra uygulamaya gelir.

Uygulamada adaletin bozulmamasının iki teminatı vardır:

a) İmana dayalı ahlâk;

b) cemiyetin emanet ve sorumluluk duygusu içinde gerçekleştireceği denetim. Sağlam hukuk kuralları, ahlâk ve kamu denetiminin bulunduğu yerde adaletin gerçekleşmemesi için bir sebep kalmaz.” Nisâ Suresi 58. Ayet Tefsiri - Diyanet İşleri Başkanlığı

Hâsılı kelam.

Yaşadığımız çürümenin izahı budur.

Çözüm Kur’an ve Sünneti yaşamak ve yaşanır hale getirmektir.

Selam ve Sabırla… 15.10.2026