11 Nisan 2026 Cumartesi

CHP, kendini ihraç etsin ki millet sevinsin

CHP, kendini ihraç etsin ki millet sevinsin

Veysi ERKEN Dr.

CHP, Görele Belediye başkanı Hasbi Dede’yi ihraç ettiğine dair haberi okurken aklıma İsmet İnönü ile ilgili şu fıkra geldi.

“Osman Bölükbaşı, İsmet İnönü ve İnönü'nün torunu aynı uçaktadır.

Torun dedesi İnönü’ye gider ve şöyle der:

"Dede bana 10 lira verir misin?”

Sebebini soran dedesine "Uçaktan aşağı atacağım, köylüler bulup sevinecek" diye cevap verir.

İnönü de Osman Bölükbaşı'nı göstererek "Git Osman amcandan iste, o verir" der.

Çocuk: “Osman amca bana 10 lira verir misin?”

"Neden?" diye soran Osman Bölükbaşı' ya, "Uçaktan aşağı atacağım, köylüler  bulup sevinecek” der.

Çocuğun bu açıklamasına Bölükbaşı’nın cevabı çarpıcıdır:

" Oğlum uçaktan aşağı 10 lira atarsan onu bir köylü bulur, bir köylü sevinir. Sen en iyisi dedeni at aşağı bütün millet sevinsin."

https://www.internethaber.com/dedeni-ucaktan-at-93572h.htm

Evet.

Hasbi Dede’nin CHP’den ihraç edilmesi millet için bir şey ifade etmez.

CHP’in kendisi taciz, tecavüz, rüşvet, metres, para kuleleri, delege alım satımları, kongrede dönen milyon dolarlar, irtikap ile muallel olmuştur.

Belediye Başkanlarının durumu ortadadır. Hatta haberlere yansıdığına göre Özgür Özel de şaibelidir.

Hasılı kelam.

CHP zihniyeti çürüktür, her şeyi çürüttü, çürütüyor. CHP iyiliğin muhafızı değil, kötülüğün bekçisidir.

CHP, Gayrı Müslim Jöntürk ve ittihatçıların varisidir ve sepetteki sağlam meyveleri çürüten bozuk, çürük meyve misalidir, bütün ahlaki değerleri çürütendir.

Metresler, rüşvetler, irtikâplar, peşkeşler, kayırmalar ve İslam dışı olan her şeyin failidir.

Biliyorsunuz merhum Necip Fazıl yıllar önce: "CHP bir parti değil, Türk’e dinini, dilini ve özünü kaybettirmeye memur bir katliam müessesesidir" teşhisinde bulunmuştu.

CHP’lilerin taşıdığı su ile abdest alınmayacağına dair şu fıkrayı Erol Kavuncu şöyle anlatmıştı.

“Yer Rize, CHP’liler seçim çalışmalarında bir köye ziyarete giderler. Yaşlı bir teyzemiz sırtındaki bir su kabıyla evine su götürmektedir. Malum Karadeniz’de evler yamaçlarda kuruludur. İnip çıkmak zordu. CHP’liler kadıncağıza yardım edip suyu taşımak isterler. Teyzemiz itiraz etse de, suyunu taşırlar. Teyzenin evine tam varacakken, CHP’liler biz CHP’liyiz seçim çalışması için geldik der demez teyze, “ Evladım, baştan söyleseydiniz ya, ben o suyla abdest alacaktım tövbe, tövbe der ve suyu olduğu gibi döker” https://yurtsever.org.tr/2021/akpli-erol-kavuncu-chplilerin-tasidigi-suyla-abdest-alinmaz-461744/

En iyisi CHP’nin kendini milletin hayatından ihraç etmesi ve milletin huzuruna, sükununa bu şekilde katkı sağlamasıdır.

Selam ve Sabırla… 11.04.2026

 

Mankurtlaşanlar uçsa da oğlaktır der

 Mankurtlaşanlar uçsa da oğlaktır der

Veysi ERKEN Dr.

Aklı başında ve dahi insaf sahibi olanlar Belediyelerin/ Mahalli yönetimlerin görev ve yetki sahalarının Merkezi yönetimlerin görev ve yetkilerinden farklı olduğunu bilir.

Şehir için ulaşım ve Su gibi alanlarda görev, sorumluluk ve yetki Belediyelerde, Büyükşehir Belediyelerindedir.

CHP’li Büyükşehir Belediyeleri bu iki konuda da yeterli hizmeti sunamamakta, hizmeti pahalaştırmakta ve şehirde yaşayanları bezdirmektedir.

Mesela Ankara Büyükşehir Belediye başkanı Mansur Yavaş Allah’ın suyu parayla satılır mı diyerek başkanlığa talip olmuş suyun metreküp satış fiyatını 5 liradan 156 liraya çıkarmıştır. %3000 zam), keza en düşük tam bilet fiyatını 2,5 liradan 35 liraya yükselterek, sefer sayılarını azaltarak, bedava olan ikinci binişi/ aktarmayı paralı hale hayatı çekilmez duruma dönüştürmüştür.

İşte MANKURTLAŞANLAR, mankurtlaştırılanlar, eblehleştirilenler Mansur Yavaş’ın kötü icraatının faturasını Recep Tayyip Erdoğan’a kesme ahlaksızlığına savrulmuş durumdalar.

Duraklarda saatlerce bekleyenler Belediyenin, Mansur'un kötü icraatını tenkit edeceğine ahlaksızca suçu merkezi yönetime yüklemeye çalışıyorlar.

İki üç gündür bu ahlaksızlara cevap verme durumunda kalıyorum.

Bunlara sadece fiyatlardaki artışı ve sefer sayılarının azaltılmasını, aktarmayı paralı hale getirmeyi RECEP TAYYİP Erdoğan mı yaptı diye soruyorum.

Konserlere, Hıdırlık tepesine iki kazığı dikmek için parayı Recep Tayyip Erdoğan mı harcadı diye soruyorum.

Cevap hep aynı.

Suçlu Recep Tayyip Erdoğan.

Bu ahlaksız mankurtlaşmışlara sadece başınıza Recep Tayyip Erdoğan kadar taş düşün diyorum.

Mankurtlaşmış, mankurtlaştırılmış, eblehleşmiş güruhta insaf, vicdan, ahlak, edep, hayâ kalmamıştır. Kartalın oğlak olduğunu savunacak derekeye düşmüş, esfelleşmiş, münafıklaşmıştır.

Anlatılır ya.

“İki köylü gezinirken uzak tepelerde bir hayvan karartısı görmüşler. Birisi bu bir oğlak diye ısrar ederken, diğeri hayır bir kartal demiş ve başlamışlar bu konuda münakaşaya. Her biri uzaktaki hayvan karartısı hakkında kendisini haklı çıkartacak yorumlar yaparak kendi iddiasını kabullendirmeye uğraşmakta iken, o karartı birden havalanıp uçmaya başlamış.

Karartının kartal olduğunu iddia eden köylü sevinçle bağırmış diğerine, demedim mi o kartal diye, bak havalandı uçuyor. Mankurtlaşan, münafıklaşan, esfelleşen hiç bozuntuya vermeden cevap vermiş, uçsa da oğlaktır, uçmasa da.

Kinini din edinenler, fetöitlerin, mossadlaşanların lafları ile hareket edenler kartala oğlak demeye devam edeceklerdir.

Bunların her şeyi körleşmiştir. Ayetlerde bu tipler şöyle tavsif ediliyor.

“Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir, gözlerinde de kalın bir perde bulunmaktadır ve onlar için büyük bir azap vardır. Bakara-7”

Ve bu münafık mankurtlara seslenenin durumu

“İnkârcılara seslenenin durumu, bağırıp çağırmadan başka bir şey işitmeyen hayvana haykıran çobanın durumuna benzer. Onlar sağır, dilsiz ve kördürler; çünkü onlar düşünmezler. Bakara-171” benzetiliyor.

Hâsılı kelam.

Ülkemizde vicdanını, insafını, ahlakını kaybeden, Müslüman geçinen Sabetayistlere benzeyen, onların ahlaksızlığını ahlak edinen bir kitleş, esfel bir güruh oluşmuştur.

Gidişat iyi değil, acil tedbir alınmalıdır.

Selam ve Sabırla… 11.04.2026

10 Nisan 2026 Cuma

METRESleştirenleri Savunan Kadınlar(!) Güruhu

METRESleştirenleri Savunan Kadınlar(!) Güruhu

Veysi ERKEN Dr.

Hem zihin hem de yaşayış tarzı, kültür olarak soykırıma uğratıldık.

Kadın bizim için ana, bacı, yâr idi.

Namus, iffet, ahlak timsaliydi.

Maalesef kadın(!) diye yutturulan ahlaksız bir güruh oluşturuldu.

Kadın dernekleri kurduruldu, feminizm denilen anlayış kutsallaştırıldı.

Peki, bunlar ne yapıyor.

Bu güruh neyi savunuyor.

Bu güruh hem cinslerini metresleştirenleri, partilerini pavyonlara çevirenleri savunuyor, hırsızlık ve ahlaksızlıklara kalkan oluyor.

Bu kadınlar(!) güruhu hala içimizde cirit atıyor, ahkâm kesiyor, ahlaksızlığı yayıyor.

Bazen kendi kendime soruyorum.

Bunlar metres mi olmak istiyor.

Bu güruh kadın diye geçindikleri halde metresleştirilenleri, tecavüze uğrayanları, gencecik olduğu halde öldürülenleri görmezlikten, duymazlıktan geliyor.

Bu insan Sûretli Şeytan Siretliler insanımızı, ahlakımızı ve denilebilir ki, evlerimizden evladımızı çalmıştır, çalmaya devam ediyor.

Bunlar Rahman’ı unutan “sûret”leri insan olsa da “siret”leri şeytanidir.

Ayette, “Kim Rahmân’ı hatırından çıkarıp öğüt ve uyarılarla dolu Kur’an’ı görmezlikten gelirse, biz ona bir şeytan sardırırız da, artık o şeytan onun ayrılmaz yoldaşı olur. Bu şeytanlar onları Allah’a giden yoldan çıkarırlar; onlar ise hâlâ kendilerini doğru yolun üzerinde sanırlar. Sonunda hesap vermek üzere huzurumuza geldiklerinde ise o yoldaşına: “Keşke seninle aramız doğu ile batı arası kadar uzak olsaydım. Sen meğer ne kötü arkadaşmışsın!” diyecek. Bu temennî ve pişmanlığınız bugün size hiçbir fayda vermeyecektir. Çünkü dünyada iken birlikte zulmettiniz. Şimdi de azabı birlikte çekeceksiniz! Zuhruf 36-39

Evet.

Türkiye’de İslam’ı terk eden milyonlar, kadınlar(!) insan “suret”li olsalar da, fiilleri, eylemleri, hırsızlıkları, rüşvetleri, tecavüzleri, mazlumların, mağdurların yanında durmayışlarıyla “siret”en şeytanlaşmışlardır.

Kısaca İslami terbiyeden mahrum nesiller, kadınlar(!) arttıkça metresleştirenleri, partilerini pavyona dönüştürenleri, hırsızları, rüşvetçileri, arsızları, edepsizleri, fahşayı savunan ve yaşayanların sayısı çoğalmaktadır.

Maalesef bu partilerini pavyonlara dönüştürenleri, hemcinslerini metres olarak kullananları, ahlaksızlığı, haysiyetsizliği savunanların davranışları kalıcı olmaya da başladı.

Allah encamımızı hayreyleye.

Selam ve Sabırla…10.04.2026

 

Küçük Kalbin Büyük Daveti: CHERİ*

"Küçük Kalbin Büyük Daveti: CHERİ"*

Veysi ERKEN Dr.

“Hakikati tebliğde bin bir yol ve lisan var

Sırrı çözen bir gönül; yaşar mutlu ve bahtiyar

Sorgulayan uyanır düşlerin uykusundan

Ayılanlar kurtulur dünyanın tutkusundan

********

Jamaikalı Cheri, duyduğu bir hevesle

Sarsıldı birdenbire bir ruhani nefesle

Hidayet kandiliyle dolunca küçük yürek

O küçücük göğsünde devleşti kutlu dilek

********

Annesinin elinden tutup camiye gitti

Anne de onun gibi İslam’a iman etti

Şehadet’in sesinde yaşandı bir kutlu an

Rehber artık onlara ilahi kitap Kur’an

******

Cheri burada kalmadı, taştı sokağa nuru

O adanmış bir gönül, ailenin gururu

Gördüğü çocuklara uzatıyor elini

Gönlüne düşen aşkla kullanıyor dilini

******

Bu küçücük yaşında İngiliz çocuklara

İslam’ı fısıldıyor katlanıp zorluklara

Dev bir davetçi gibi, tertemiz bir duyguyla

O şimdi bir tebliğci, kirlenmemiş ruhuyla”

Cheri’in cehdini, cihadını ve tebliğini bu şekilde şiirleştirmiş kıymetli dostum Abdulkadir Güllü*.

Cihad her yaşta yapılabilecek bir eylemdir. Dört yaşındaki Cheri cehd ettiği gibi 90 küsur yaşındaki Ebu Eyyub El-Ensari’de aynı duygu ve heyecanla Kostantinopolis’i İslamlaştırmak için surlarına dayanmıştır.

Küçücük bir çocuk olan Cheri ve benzerlerinin hayatları, cehdleri şiirleştirilmeli, filmleştirilmeli ve örneklikleriyle ailelere ve yaşıtlarına anlatılmalıdır.

Bilindiği üzere “marifet iltifata tabidir” denilir. Cheri gibilerinin marifetleri dünyaya yayılsın diye iltifat etmek ve onları teşvik etmek gerekir.

Abdulkadir Güllü dostum Cheri’in eyleminden bir kesiti şiirleştirerek vazifesini yapmıştır.

Eli kalem tutanlar Cheri’nin hayatını, yaşayışını romanlaştırmalı, hikâyeleştirmelidir ki yaşıtlarına ve büyüklere yol göstermeye devam etsin, hidayete vesile olsun.

Teşekkürler kıymetli dostum. Rabbulalemin razı olsun. Sa’yin, cehdin, cihadın mebrur ve makbul olsun.

Selam ve Sabırla…10.04.2026

 

*”Cheri’yi ilk Jamaika’daki okulunda Müslüman arkadaşlarını örnek alarak başörtüsü takmak ve Müslüman olmak için ağladığı videosu ile tanıdık. Cheri’nin bu başörtüsü ve Müslüman sevgisi annesi için bir dönüm noktası oldu. Küçük kızının isteğinden etkilenen anne, taşındıkları İngiltere’de gittikleri camiide kelime-i şehadet getirerek Müslüman oldu. Uzun süredir İslam’a yakınlık hisseden anne, kızının sayesinde İslamiyet ile tanıştı. Annesini İslamiyet’in güzellikleriyle tanıştırmaya devam eden Cheri’nin akranlarını nasıl Müslüman olmaya davet ettiğini anlattı. “Otobüs durağında daha önce hiç görmediği iki çocuğu gördü ve "Müslüman mısınız? ” diyerek sordu. “Hayır” dediklerinde hemen Kur’an harflerini öğrendiği defterini göstererek “Arapça öğrenmek ister misin?” dedi. Onlar da öğrenebilsinler diye onlara defterini vermeyi bile teklif etti. Büyük bir davetçi ruhu taşıyor." Küçük bir kalp ve İslamiyet sevgisi ailesinin hidayetine vesile olmakla kalmıyor; çevresine ışık saçmaya davetçi olmaya devam ediyor. Cheri şimdi sadece ailesinin değil, çevresindeki çocukların da gönlüne dokunuyor.” https://www.youtube.com/shorts/00RAs1mVTlc

https://www.yenisafak.com/video-galeri/dunya/4-yasindaki-cheri-annesinin-musluman-olmasina-vesile-oldu-4795522

 

9 Nisan 2026 Perşembe

Siyonist Şeytanlarla Barış Mümkün Değildir

Siyonist Şeytanlarla Barış Mümkün Değildir

Veysi ERKEN Dr.

Güya İran ile Amerika/ İsrail arasında geçici barış anlaşması sağlanmış.

Bu anlaşmanın ilk harfinin mürekkebi kurumadan İsrail Beyrut’ta katliam yapmış.

Şu gerçek asla unutulmamalıdır ki Dünya huzura kavuşsun.

Siyonist şeytanlarla barış mümkün değildir.

Bu gerçek kabul edilirse ona göre hazırlıklar yapılır ve tedbirler alınır.

Dünya artık bunu anlamalı ve Siyonist haçlıları kışlalarıyla birlikte tasfiyeye çalışmalıdır.

İran’a, Gazze’ye ve mazlum coğrafyalara yapılan son saldırılar bile bunu ispat etmeye yeter.

Güya anlaşma imzalandı.

Peki, Siyonistlerin kışlası saldırmaktan, katliamdan, vahşetten, soykırımdan uzak durdu mu?

Hayır.

Ve durmayacak.

Unutulmamalıdır ki Siyonist haçlı şeytanlar, vahşileri, katilleri asla insanlıktan, merhametten, barıştan yana olmazlar.

Siyonist şeytanlar insanlığa, merhamete, ahlaka, kısaca iyi ve güzel olan her şeye düşmandır.

Bunun için barıştan, huzurdan asla yana olmazlar.

Onlarla yapılan geçici anlaşmalar felaketi arttırmaktan, soykırımları çoğaltmaktan, onlara zaman kazandırmaktan başka bir işe yaramaz, yaramamıştır ve yaramayacaktır.

Anlaşmaların hemen akabinde katliamları, soykırımları devam etmiştir, etmektedir.

Bu durum tarih boyunca her coğrafyada sürmüş bir haldir.

Çok uzağa gitmeye gerek yoktur.

Asya, Amerika, Avrupa kıtalarındaki katliam ve soykırımlar ortadadır.

Filistin’de 1917 Balfour deklarasyonundan beri işlenen cinayetler bunun delilidir.

Daha yakın tarihlerden misal verecek olursak Oslo anlaşması, birkaç ay önceki anlaşmalar ve daha yeni Trump’un sözde barış için ileri sürdüğü şartların kabulünün akabindeki katliam.

Evet.

Siyonist haçlı zihniyeti şeytanidir ve hep yeni tuzaklar peşindedir.

Siyonistlerin temel amacı “insansız toprak, topraksız insan” hedefini gerçekleştirme, soykırımı devam ettirme ve işgalini genişletmedir.

Anlaşmaları bunun için yapar gibi davranırlar.

Haçlı seferlerinin başlatılmasından beri tarihi süreç boyunca bu durum böyle süregelmiştir.

Onun için Siyonistlerle asla barış olmaz. Barıştan yana niyetleri, düşünceleri ve eylemleri yoktur ve olamaz.

Çünkü Siyonistler insan değildir. Vahşi katiller, soykırımcılar, şeytanlar sürüsüdür. Kendi ifadeleriyle “kuduz köpekler” gibi daimi olarak saldırgandırlar.

Binlerce, onbinlerce kişi Siyonistlerle barış olmaz diye uyardı.

Bunlardan biri Faris el-Huri’dir.

İşte vasiyeti.

*“Her Arab’a ve Her Müslüman’a…

Her Araba, Her Müslüman’a, ulusal alanda ve siyasette faaliyet yapan herkese nasihatimdir: Barışın türü ve boyutu ne olursa olsun, Yahudilerle barış olmaz.

Türü ne olursa olsun, konulacak başlık ne olursa olsun, Yahudilerle yapılacak herhangi bir barış Arap ulusunu ahmaklık, cehalet, geçici beklentiler mezbahasında feda etmektir.

Bu da işleyene uzun zamanlar boyunca bulaşıp kalacak bir ayıptır. Çünkü o, bu ulusun ve tüm maddi ve manevi güçlerinin ortadan kaldırılmasının kesin bir başlangıcı olacaktır.*

Evet.

Bu vasiyet bugün de geçerlidir. Bizim tavsiyemiz bu yöndedir.

Trumpgillere kanılmamalıdır. Siyonistlerle barış mümkün değildir, Siyonist zihniyet tasfiye edilmelidir.

Müslüman ümmeti ve vicdanlı insanlar bu gerçeği esas alarak İran, Sudan, Somali, GAZZE, Doğu Türkistan, Gazzeliler, Uygurlar ve insanlık için bir şey yapmalı ve Siyonistleri ve kışlaları olan İsrail’i birlikte tasfiyeye çalışmalıdır.

Selam ve Sabırla…09.04.2026

 

*Müslümanlar ve Filistin Davası, Ebu’l Hasen Al En-Nedvi, s.304-305, Asalet Yayınları, Kasım İstanbul-2023

CEZASIZLIK ALGISI

CEZASIZLIK ALGISI

Veysi ERKEN Dr.

Türkiye’de “cezasızlık” algının ötesindedir.

“Cezasızlık” had safhadadır.

Adalet Bakanı Akın Gürlek “Elbette çocuklar hepimizin çoluk çocuğu var ama burada bir taraftan da mağdur aileler de var. Yani suç politikasını dengelememiz gerekiyor. Yani ‘cezasızlık algısı’ maalesef toplumu rahatsız ediyor” diye açıklamada bulunmuş.

https://www.adalet.gov.tr/adalet-bakani-akin-gurlek-tbmm-suca-suruklenen-cocuklara-iliskin-arastirma-komisyonu-uyelerini-kabul

Maalesef “cezasızlık” algı düzeyinde değildir. Suça uygun ceza olmadığından pek çok alanda “cezasızlık” esas olmuştur.

Elbette çocuklar bizim çocuklar. Onları eğitme, yetiştirme görevi hepimizin, devletin.

Bilinmelidir ki, kanuni düzenlemeler yapılırken “suç ve ceza” denkliği sağlanmadan, mağdurun hakları korunmadan ve inancımıza, değer yargılarımıza uygun düzenlemeler yapılmadan “suçlar” ve “suçlular” engellenemez ve “cezasızlık algısı” artarak devam eder.

Cezasızlık algısı şu şekilde tarif edilmiş. “BM tarafından “failin suçlanmasını, tutuklanmasını, yargılanmasını ve suçlu bulunursa gerekli cezalara çarptırılmasını ve mağdurların zararlarını tazmin etmelerini sağlayacak bir soruşturmaya tabi tutulmadıkları için cezai, hukuki, idari veya disiplinle ilgili süreçlerde hesap sorulamaması” https://kriterdergi.com/siyaset/cezasizlik-algisi-ve-cezalandirma-uzerine

Bu tanımı esas alsak bile “cezasızlık” devam edecek. Zira “suç ve ceza” kavramları açık ve denk değildir.

Bu durum sadece çocuklar için değil bütün toplum fertleri ve her sosyal alan için geçerlidir.

Binlerce misal verilebilir.

Mesela haksız bir şekilde öldürülen kişinin katiline “kısas” gereği verilmesi gereken “ceza” idam iken böyle bir ceza yok hükmündedir.

Yine tecavüze uğrayan kişinin mağduriyetini ortadan kaldıracak bir ceza mevcut değildir.

Soru hırsızlığı neticesinde oluşan mağduriyetleri giderecek bir ceza mevcut değildir.

Bu misalleri çoğaltmak ve ciltler dolusu yazı yazmak mümkündür.

Ancak lafı uzatmanın anlamı yoktur.

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Kanuni düzenlemeler yapılırken “suç”ların tanımları açık değil ve takdir edilecek “ceza”lar uygun değildir. Bunun için suçlar ve cinayetler artmaya devam edecektir. Görünen manzara açıktır.

“Cezasızlık Algısı”nın azaltılmasının yegâne yolu “kanuni düzenlemelerin inanç değerlerimize, ahlak anlayışımıza ve örf adetlerimize göre yapılmasından ve bu düzenlemelere uygun bir eğitim tarzından geçer.

Aksi takdirde hırsızlık, rüşvet, katillik, irtikâp, akran zorbalığı, tecavüz, kan davaları vs fiiller devam edecektir.

Son seksen doksan yıllık bir süreci incelemek, tahlil etmek yeterlidir.

“Cezasızlık Algısı”nı ortadan kaldırmak ve “mağdurun/mağdur yakınları”nın haklarını korumak topyekûn hukuka uygun kanuni düzenlemeleri hayata geçirmekten ve buna dayalı bir eğitim sisteminin inşasından geçer.

Selam ve Sabırla… 09.04.2026

8 Nisan 2026 Çarşamba

Peygamber’in (s.a.v.) Görevlerinden İnzar

Peygamber’in (s.a.v.) Görevlerinden İnzar

Veysi ERKEN Dr.

Hz. Muhammed Mustafa’nın görevleri tadat edilmiştir.

Resul Hazreti Muhammed Mustafa kendisine vahyedileni insan ve cinlere iletmek ve onları uyarmakla ilgili görevlerini ifa etmekle mükellef tutulmuştur.

“De ki: “Ben sizi ancak vahiy ile uyarıyorum.” Fakat (vicdanı) sağır olanlar, uyarılsalar da bu çağrıyı duymazlar. Enbiya-45”

Vahiy ile kitap(Kur’an) indirilmiş ve öğretilmiştir.

 “Andolsun, size içinde sizin için öğüt bulunan bir kitap indirdik. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız? Enbiya-10”

Bu bağlamda Kur’an-ı Kerim ve peygamberin konumu şu şekilde ifade edilmektedir “(Resulüm!) Sana da kendisinden önceki kitapları tasdik edici ve onları denetleyici olarak bu kitabı hak ile indirdik. Artık aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet. Sana gelen bu gerçeği bırakıp da onların isteklerine uyma. Her birinize bir şeriat ve bir yol yöntem verdik. Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat size verdikleriyle sizi denemek istedi. Öyleyse hayırlı işlerde birbirinizle yarışın. Hepinizin dönüşü Allah’adır. Allah size hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri haber verecektir. Maide-48”

Vahyin aydınlığında tefekkür ettiğimizde Hz. Muhammed Mustafa’nın sav Kur'an'ı Kerim'de belirtilen şu görevlerini öğrenmiş oluyoruz.

Şahidlik, 

İnzar

Tebşir,

Nasihat

Davet,

Tebliğ,

Tilavet, 

Talim, 

Beyan, 

Tezkiye

Terbiye vs.”

Özellikle Hz. Peygamber’in konumunu tahfif etmek veya tamamen devre dışı bırakmak isteyen Siyonist haçlı zihniyetinin müntesipleri veya onu dönüşmüşler Hz. Muhammed Mustafa’nın Kur’an-ı Kerimde tadat edilen görevlerini görmezlikten gelirler.

Ne ile inzar ettiğini, neyi tebliğ ettiğini ve hükümleri ne ile kurguladığını bilmek istemezler.

Her Müslüman şunu bilmek mecburiyetindedir.

Kur’an'ın anlaşılması Hz. Peygamber’in sünnetiyle berraklaşır.

Buna uymayanlar hain değilse gaflet çukuruna yuvarlanmış demektir.

Gaflet çukurunun dibi ESFELLİKTİR.

Selam ve Sabırla… 08.04.2026

7 Nisan 2026 Salı

Ebu Ubeyde... Tanıdığım Gibi

Ebu Ubeyde... Tanıdığım Gibi

Dr. Zahir ELBEK

Filistin’in, İslam ümmetinin ve bütün dünyanın, tüm mazlumların ve direnişçilerin adına konuşan, konuşmalarıyla hepimizi etkileyip büyüleyen bir adamı kaybetti. Maskeli adamı, Ebu Ubeyde’yi seven bu ümmet her daim ismiyle övünmeli, haykırdığı ilkelerin peşinden gitmeli, izini sürüp mirasına her tarafa yaymalı ve onun önderlik yaptığı yolu takip etmelidir. Bu yüce gönüllü yiğit, Kur’ân sofralarında büyümüş, izzet ve onur meydanlarında boy atmış ve kahramanlar adına konuşacak kadar haysiyetli bir hayat sürmüştür. Ey Ebu Ubeyde! Doğduğun güne de şehit olduğun güne de selam olsun!

Huzeyfe El-Kahlut (nâmıdiğer Ebu Ubeyde), 11 Şubat 1985’te Hicaz topraklarında Gazze’nin kuzeyine bağlı olan Askalan kazasının Na’liya beldesine mensup, kerem sahibi, göçmen bir ailenin ilk göz ağrısı Suhayb’ten sonra ikinci çocuk olarak dünyaya gelmiştir. Bir kız kardeşi eşi ve çocuklarıyla beraber şehit olmuş, diğer kız kardeşi ise devam eden bu kanlı soykırımda beş evladını toprağa vermiştir.

Okulda kendisiyle ilk tanıştığımda kendisine ‘Adın güzel. Ashab-ı kiramdan bir sahabenin adını taşıyorsun’ deyince bana babasının Hz. Muhammed’in (s.a.v.) sır kâtibi olan Hz. Huzeyfe b. El-Yaman’ın (r.a.) adından bereket umarak adını öyle koyduğunu söylemişti. Ayrıca babasının Hz. Huzeyfe’nin karakterine, emanetçilik anlayışına, Peygamber efendimizin ve İslam devletinin sırlarını sıkı tutmasına hayran olduğunu ifade etmişti.

Ebu Ubeyde, Gazze’nin kuzeyinde bulunan Cibaliya Mülteci Kampı’ndaki UNRWA’nın ortaokullarından birinde okumuş, her zaman yüksek puanlar alarak başarılar elde etmiştir. Kıvrak zekâsıyla, basiretiyle, liyaketiyle, becerikliliğiyle bilinen Ebu Ubeyde’nin kalemi hep güçlü, Arapçası fasih, diksiyon ve hitabet yeteneği dillere destan ve hep ilgili uzmanlarca tebrik edilen konuşma becerisi parmakla gösterilir olmuştur. Bu saydığımız becerilerin baba ocağında kendisinin eğitimini aldığı Kur’ânî terbiyeden tahsil edildiği şüphesizdir. Nitekim babası -Semir amca-; benim Huzeyfe ile birlikte katıldığımız Kur’ân-ı Kerim halkalarında rahle-i tedrisatından geçtiğimiz, Huzeyfe’nin hâfız olduğu Kur’ân-ı Kerîm ve Sünnet Evi Derneği’nde beraber onun gözlemiyle eğitim aldığımız vaizlerden, davetçilerden ve hocalardan biriydi.

Gazze’nin kuzeyinde bulunan Ahmed El-Şukayri Lisesi’nde birlikte okurken gönüllü öğrenci çalışmalarına ilk adımımızı atmıştık. Ben öğrenci birliği başkanı seçilmişken Huzeyfe de yardımcım olmuştu. Tam o sıralarda Gazze Şeridi’nden işgalci İsrail güçlerinin sürülüp kovulduğu, siyonist yerleşimlerin yerle yeksan edildiği Aksa İntifadası patlak vermişti. İntifadanın hızlı ve ardışık olarak meydana gelen olayları ve lisemizin Beyt Hanun – Erez sınır kapısında yakın olması öğrenci birliği çalışmaları noktasında –ister istemez- omuzumuza bir sorumluluk yüklemişti. Özellikle bu ağır yükle beraber protestolara ve lisemizin şehitlerini anma törenlerine katılmıştık. Lisemizin şehitlerinden, öğrenci birliğinin yönetim kurulunda olan, yakın dostlarımdan, Huzeyfe’le benim ortak arkadaşlarımızdan büyük alim şehit Nizar Reyyan’ın oğlu şehit İbrahim Reyyan bu isimlerin önden gidenlerindendi.

Öğrenci çalışmalarımız, ebedi davamıza koşturmamız, intifadaya katılmamız Filistin Polisi tarafından önce Huzeyfe’nin tutuklanmasına sonra benim tutuklanmama ve bir süreliğine derslerimizin askıya alınmasına sebep olmuştu. Ancak bu öğrenci çalışması esnasında lise öğrencilerimizin menfaatine olan ve Aksa İntifidası’nın büyüklüğüne ayak uydurmaya yönelik azmimizi asla eksiltmemişti. Aynı kararlılıkla çalışmalarımıza devam edip derslerimizi ihmal etmemişken İngilizceye hakim olamadığımızı fark edince bizimle çok ilgilenen ve bize ‘Başarılı olmalısınız çünkü siz diğer öğrencilere birer örneksiniz.’ diyen uzman öğretmen Şevki Salim’den özel ders almıştık. Üniversiteye geçiş sınavına günler sayarken kâh evinde kâh evimde beraber ders çalışırdık ve anlattığım bu kadar badireyi atlatmakla kalmayıp sınavda başarılı olmuştuk, derece bile yapmıştık. Lise bitirme sınavında başarılı olup derece yapan öğrencilerden iken rahmetli mücahit şeyh Ahmed Yasin’in teşrifiyle düzenlenen ödül töreninde düzenleyici komisyon tarafından sunucu olarak seçilmiştik.

Huzeyfe, Mühendislik fakültesini kazanmışken şehit şeyh Nizar Reyyan’ın tavsiyesi üzerine Din Usulü fakültesine kaydını yaptırmayı seçerek 2002’de Gazze İslam Üniversitesi’ne geçmişti. Şeyh Nizar Reyyan, kıvrak zekâlı ve bilinçi gençlerin ümmetine faydalı birer örnek olabilmeleri için şer’i ve İslami ilimler bölümlerine geçmelerini hep tavsiye ederdi. Huzeyfe’nin lisansını birincilikle bitirmesi onu aynı üniversiteden yüksek lisans için burs almasına vesile olmuştu. Yüksek lisans tezini savunduktan sonra tez jürisi ‘Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam Arasında Mukaddes Toprak’ adlı tezinin yayımlanmasını şiddetle tavsiye etmişti. Akabinde akademik çalışmalarına özenle ihtimam gösteren Ebu Ubeyde, Sudan’da doktora eğitimine devam ederken diğer meşguliyetleri tezini tamamlamaya engel olmuştu.

Aksa İntifadası sonrasında üniversite hayatı boyunca muhtelif etkinliklere, eylemlere ve protestolara her zamanki gibi hep katılan Ebu Ubeyde, eylem ve protestolarda sesiyle haykırdığı gibi basın açıklamalarını yazar, insanları hamasete ve direnişe yönlendiren şiirleri ve söylemleri seçerdi. Tüm bunları yaparken büyük gizlilik içinde şehit İzzeddin El-Kassam tugaylarına katılmıştı. Hiçbirimiz tugaylara katıldığından haberi yoktu, adeti olduğu gibi sır tutmakta ve Allah rızasını gözeten niyetini göstermemekte usta olduğu için hiç kimseyle bunları konuşmazdı.

Sonra 2004’te El-Kassam Tugayları’nın sözcülüğü görevi kendisine tevdi edilmişti. Mücahit kardeşlerinin kendisinde gördükleri dil ve hitabet becerisi, karizmatik ve dengeli duruşu, kontrollü hareketi vesilesiyle birçok adayın içinde seçilmişti. Kendisi ise bir saniye bile böbürlenmeden bu görevi 20 yıldan fazla süre boyunca hakkıyla ifa etmiş, hatta bize aktarılan bilgilere göre defalarca bu görevin daha liyakatleri bir kardeşe tevdi edilmesi ve kendisinin tekrar cephelere dönemsi için üstleriyle konuşmuştu. 2006’da ise asaleti ve doğruluğu herkesçe malum olan  Cabr ailesinden kız almış, hanımı Esra’dan sırayla İbrahim, Leyan, Minne ve Yaman adında dört çocuk sahibi olmuştu. Ailecek istikrarın, huzurun ve sevginin kuşattığı bir aile ortamında yaşadılar. Bu kanlı soykırımdan önce İbrahim ile Leyan, soykırım esnasında ise Minne Kur’ân’ı hatm edip hafız oldular. Ayrıca İbrahim, babasının yürüdüğü yolda birkaç ay önce babasının, annesinin ve bütün kardeşlerinin şehit olmasına rağmen başarıyla liseyi bitirdi.

Ailesi ve dostlarıyla beraber hayatını normal şartlarda, sıradanlıkla devam etmeye çalışan Ebu Ubeyde; annesini, babasını, kardeşlerini, dostlarını ziyaret eder, hal ve hatırlarını güvenlik durumunu gözeterek sorar, gerekli törenlere katılırdı. Hatta çocuklarımın doğumunu tek tek sırayla beni tebrik ettiğini, kız kardeşimin ve ağabeyimin şehadeti üzerine taziye için de yanıma geldiğini hatırlıyorum. Pikniklere gelir, taşıdığı sorumluluklara ve dertlere rağmen dikkat çekici üslubu ve yaşam dolu kişiliğiyle herkesi gülümsetirdi. Şehadetinden sonra öğrendiğimiz gibi kardeşleriyle beraber planları koyar, etkili şekilde ümmete hitap etmek için verileri düzenleyip uygun dille hazırlardı. Asla irticalen konuşmaz, her kelimenin hesabını yapar, gerekli ve uygun zaman dilimine yetiştirirdi. Yeni bilgi ve etkili veri olmadan ekranın karşısına çıkmak istemezdi. Bu sebeplerden ötürü dört gözle konuşmalarını bekleyen ümmetin aklında ve kalbinde onun varlığının, ekranın karşısına çıkmasının büyük bir heybeti vardı. 2006’da Risale Gazetesi’nde gazeteci olarak çalışırken kendisiyle röportaj yapma imkânına sahip olduğumda kıvrak zekâsını ve hazırcevaplığını idrak etme şansına nail oldum. Genellikle gazetecilerin yoğun çabasına rağmen asla hiçbir gazeteciyle mülakat yapmazdı ancak aramızdaki muhabbet, yıllara dayanan hukukumuz için benimle özel bir röportaj dâhilinde görüşmeyi kabul etti.

Huzeyfe ayrıca Allah’a (C.C.) çok bağlı olup sık sık Kur’ân-ı Kerim’i tilavet eder ve arada sırada şiir okumayı severdi. Konuşmaları ve tepkilerindeki başarısı, bu hasletlerin karakteri ve performansına yansıdığını gösterirdi. Bütün dünyaya gösterilen o haysiyet maskesinin arkasında Ebu Ubeyde’nin şahsında İslam’ın ahlakı tecelli ederdi. 15 Temmuz 2016’da Türkiye’nin özgürlüğüne pranga vurmaya çalışan başarsız darbe girişimi başta olmak üzere bütün Müslümanların başına gelen musibetler ise yüreğini dağlardı. Gözleri yaşarırdı, yüzü hüzne bürünürdü. Yüreğinin taşıdığı o hüznü toplantılarında, şiirlerinde ve yazılarında dile getirirdi.

Bu soykırımın biteceğini, kardeşim Huzeyfe’nin Türkiye’ye gelip Türk kardeşlerimizin ona ne kadar hayran kaldıklarını, ne derecede kendisine dua ettiklerini, ümmetin temsilcisi ve Allah’ın arslanı olarak gördüklerini kendi gözüyle göreceğini hep hayal etmiştim. Hep bu düşüncelerle, bu hayallerle çırpınıp duruyordum ancak yüce Allah (C.C.) kendisinin umduğu şehadet şerbetini içermekle onu şereflendirdi.

Günler geçtikçe zaman, Ebu Ubeyde’nin sadece medya ve cihat bağlamında değil, pek çok farklı alanlarda başarılarını gösterecektir. Onu seven, onun adını haykıran ümmetin her kesimi onun yürüdüğü yoldan gitmeli, örnek alıp yeni nesillere maskesiyle, başparmağıyla, hitabetinin gücüyle, zalim işgalcilere meydan okumasıyla önder olarak göstermelidir kanısındayım. Çünkü Ebu Ubeyde; Süperman, Spiderman gibi Amerikan çizgi filmlerinin yarattığı kurgusal karakterler gibi değil, gerçek karektere sahip büyük bir mücahittir.

https://www.tezkire.net/gundem/ebu-ubeyde-tanidigim-gibi

 

NOT. Bu yazı verilmiş izinle paylaşılmıştır. Hayırlara vesile olsun duasıyla. Veysi ERKEN Dr.

FETÖnün ipine dizilenler

FETÖnün ipine dizilenler

Veysi ERKEN Dr.

Amerika’nın, İsrail’in istihbarat örgütlerinin piyonu olan FETÖİTİZM ülkemizde metresliği, fuhşu, irtikâbı, hırsızlığı, tacizi, tecavüzü, rüşveti temel ilke edinen, halka rağmen icraatta bulunan, İslam’ın ebedi düşmanı olan zihniyeti İMAME tayin ederek pek çok irili ufaklı patriği, derneği, vakfı, sendikayı boncuk taneleri gibi ipine dizmiş durumdadır.

Buncuk taneleri gibi olan partiler bir türlü kendileri olamayıp geçmiş liderlerin sütresine, gölgesine sığınarak, onları maske kullanarak, demokrasi naraları atarak imamenin kirli icraatlarını savunur, gasplarını, pisliklerini aklar, mel’anetlerini işler vaziyettedirler.

Tabii ki kurdurulan derneklerin, sendikaların boncuk gibi dizilmiş partilerden farkları yoktur.

Bir zamanlar İngilizlerin kurduğu bir banka vardı.

Osmanlı bankası.

Bu bankanın “yok birbirimizden farkımız biz Osmanlı bankasıyız” diye reklamı yapılırdı. Boncuk gibi FETÖİTLERİN ipine dizilen partilerin, derneklerin, vakıfların birbirinden farkları yok ve Türkiye’yi, yönetimi kötüleyerek Türkiye ve İslam düşmanlığı yapıyorlar.

Normal şartlarda Bir Müslüman, vatansever ve iyi insan iktidarı, yönetimi sevmezse, icraatlarını külliyen hatalı bulsa bile iktidara muhalifim diye Türkiye ve İslam düşmanlığı yapamaz.

Yapanlar boncuk misali FETÖİTLERİN ipine dizilenlerdir.

Fetöitizme evirilenler, onların yöntemlerini kullanır hale dönüşmüşlerdir.

Yalan,

İnkar,

İftira,

İtham,

Gerçeğin üstünü örtme,

Unutturma vs. vazgeçilmez yöntemleri olmuştur.

Fetöitler ve devşirdikleri piyonlar sadece ve sadece ülkemizi, insanımızı kötülemekle meşgul mankurtlardır.

Bunlar her türlü ahlaksızlığı, metres hayatını, irtikâbı, rüşveti, hırsızlığı, para kulelerini savunur eblehleştirilmişlerdir.

Geçenlerde bir yazar bunların 3000 civarında kadrolu fahişelerinin olduğunu dillendiriyordu.

Mümkün müdür?

Mümkündür.

Paraları, malları, mülkleri, varlıkları, insanları “himmet”leyip zimmetlerine geçirdikleri gibi mümkündür.

Hâsılı kelam.

Pislik olan İMAME’nin etrafına fetöitin ipine dizilen boncuk parti, dernek, sendika vs. kirli olup elleri ve gönülleri kirletir durumdadır.

Onları ellerinize ve gönüllerinize almayın ki TEMİZ kalasınız.

Selam ve Sabırla… 07.04.2026

 

6 Nisan 2026 Pazartesi

Bir Kişinin Boykotu

Bir Kişinin Boykotu

Veysi ERKEN Dr.

“küfrün elebaşlılarıyla vuruşun; çünkü onların yeminleri yok sayılır. (Böyle yaparsanız) belki vazgeçerler. Tevbe-12”

Kâfirlerle, elebaşlarıyla mücadele, cihad ve savaş için

Bir Taş,

Bir Sapan

Bir Genç yeter.

Hz. Davud’un kıssasını okumak yeterdir.

Bunun için diyoruz ki, BİR KİŞİNİN BOYKOTU kâfirleri, elebaşlarını yok etmek, Siyonistleri tasfiye etmek için gereklidir.

Bir kişinin BOYKOTU denize atılan taş misali DALGA DALGA yayılır ve Siyonistlerin boğulmalarına vesile olur.

Onun için diyoruz ki bir kişinin bile BOYKOTU çok değerlidir.

Yeter ki İslam’la İslamlaşalım, kâmil imana sahip olalım.

Bunu şunun için yazıyorum.

Ziyaret ettiğim bir tanıdık ile sohbet ederken, “benim Siyonist haçlı zihniyetini, ürünlerini boykot etmemden bir şey çıkmaz dedi.”

Üzüldüm doğrusu.

Zira bu kişi İslami anlamda dini bütün denilenlerden biridir.

Kendisine “denizyıldızı” hikâyesini anlattım.

 Hikâye şu.

“Bir adam sahilde yürüyüş yaparken, denize telaşla bir şeyler atan birine rastlar.

Biraz daha yaklaştıkça bu kişinin, sahile vurmuş denizyıldızlarını denize attığını fark eder ve “Niçin bu denizyıldızlarını denize atıyorsun?” diye sorar.

Topladıklarını hızla denize atmaya devam eden kişi; “Yaşamaları için” cevabını verince adam şaşkınlıkla…

“İyi ama burada binlerce denizyıldızı var. Hepsini atmanıza imkân yok. Sizin bunları denize atmanız neyi değiştirecek ki?”der.

Yerden bir denizyıldızı daha alıp denize atan kişi

Bak…

 Onun için çok şey değişti,” karşılığını verir. Hikâye için klipini seyredebilirsiniz.

https://www.youtube.com/watch?v=VgWHMXTzqaQ&list=UUVAVLV1Q1NfohQHsvrBeLfw

Hikâyeyi dinleyince biraz utandı, yüzü kızardı.

Siyonistleri boykot etmemekle işlediği günahtan tevbe eder mi?

Boykota katılır mı?

Bilememem.

Evet.

Unutmayalım ki;

Bir kişinin boykotu bir şeyi, hatta çok şeyi değiştirir, değiştirebilir. Siyonistlerin tasfiyesine yol açar.

Allah “KUN" dedi mi her şey olur.

Bir kişi iyiliğin vasıtası başlatıcısı olabilir.

Siyonist haçlı zihniyetinin katiller sürüsünün katliamını, vahşetini, soykırımını, işgalini durdurabilir.

Her bir kişinin boykotu Siyonistlerin ateşini söndürebilir.

Her bir kişinin boykotu, karınca gibi tarafını belirleyebilir.

Unutulmamalıdır ki, her bir kişinin Siyonist haçlının boykot edilmesi, ürünlerinin alınmaması tarafın belirlenmesi ve ateşin söndürülmesinin bir nişanesidir.

Biliyoruz ki her birey kendi eylemlerinden ve yaptıklarından ve yapabilecekken yapmadıklarından sorumludur.

Allah kişinin kaldıramayacağı yükü yüklemez.

BOYKOTA KATILMAK HERKESİN YÜKLENEBİLECEĞİ ve yüklenmesi gereken yüktür.

Herkes yüklenebileceğinden sorumludur. Boykota katılmak insan olan, insan kalan ve özellikle Müslüman olan için şarttır, farzdır.

Selam ve Sabırla… 06.04.2026

 

Küresel SUMUD yeniden YOLA çıkıyor

Küresel SUMUD yeniden YOLA çıkıyor

Veysi ERKEN Dr.

Küresel SUMUD filosu yeniden yola çıkıyor. “Fransa'dan Küresel Sumud Filosu'nun "2026 Bahar Misyonu"na katılacak yaklaşık 20 tekne, bugün ülkenin güneyindeki Marsilya kentinden yola çıkacak. Akdeniz'in farklı limanlarından Gazze'ye yönelik İsrail ablukasını kırmak ve buradaki halka insani yardım götürmek hedefindeki Küresel Sumud Filosu'nun "2026 Bahar Misyonu"na hazırlıkları sürüyor.

https://www.haber7.com/dunya/haber/3617368-sumud-filosu-yeniden-yola-cikiyor

Küresel Siyonist şeytanların bütün engellemelerine, katliamına, saldırılarına rağmen Mavi Marmara ile başlayan KÜRESEL SUMUD filoları durmuyor, Gazze’ye ve Gazzelilere ulaşmaya, ablukayı kırmaya ve Siyonistleri tasfiyeye çalışıyor.

SUMUD uyanışı, kararlılığı, direnişi, azmi ifade eder.

SUMUD cihadın, insan olmanın, Zalime Yavuz, Mazluma Yunus olmanın remzidir,

SUMUD cesaretin işaret fişeğidir.

SUMUD sadece denizde değil, havada, karada devam edecektir biiznillah.

SUMUD zafere kadar, zaferle neticelenene kadar sürecektir inşallah.

SİHA, İHA, TİHA ebabilleri havadan, insan selleri karadan, Barbaroslar denizden kararlı bir şekilde İsrail’i ve bütün Siyonistleri tasfiye edecektir Allah’ın nusretiyle.

Sumud her yerde, her mekânda ve her vakitte vardır insan olanda.

“İnsanlık Onurunun Haykırışı:” Gazze İçin Küresel SUMUD Filosu bunun için yeniden yola çıktı.

Hedef Gazze’ye ve Gazzelilere yardım etmek ve Siyonist haçlı şeytanlarının ablukasını kırmak. Gazzelileri, Gazze’yi v özgürlüğüne kavuşturmak, mazlumlara umut olmak

Seferiniz Denizde, Havada, Karada bereketli, zaferiniz yakın ve daim olsun.

Bu sefer inşallah Siyonistlerin İran’da, Lübnan’da ve bütün dünyada BEDEL ödemesine ve tasfiyesine vesile olur.

Siyonist şeytan Netanyahu ve şürekâsı Trump ve diğer katilleri, canileri, vahşileri, işgalcileri, SOYKIRIMCILARI durdurmaya, tasfiye etmeye SUMUD Filosuna ordularla sadece denizde değil, karada ve havada da destek vermek zorunludur, insan olmanın gereğidir.

Çok geç kalınmakla birlikte netanyahu ve bütün suç ortaklarına karşı sessiz kalınmamalı, harekete geçilmeli, kararlı bir şekilde tasfiye edilmelidir.

İnsanların, insan kalanların huzuru için gereklidir.

SUMUD uyanışı, kararlılığı, direnişi, azmi ifade eder.

SUMUD cihadı, insan olmaya, Zalime Yavuz, Mazluma Yunus olmanın remzidir, cesaretin işaret fişeğidir.

Dünyada kıyım ve Soykırım’ın bitmesi İçin Siyonist şeytanlara, Trumpgil katillere, Amerika, İngiltere’ye karşı topyekûn Kıyam ve cihad farzdır.

SUMUD filosu bu kararlılıkla, azimle yeniden yola ve cihada çıkmıştır.

Denizden yola çıkılmış, havada ve karada devamı olacak inşallah.

Ya Rab.

SUMUD filosunu denizde, karada, havada muzaffer, Siyonistleri kahreyle.

Gazze’de, İran’da, Turan’da, Afrika’da Siyonistlere, katillere, Trumplara, İngiliz, Fransız, Alman, Rus ve bütün canavarlara karşı mukaddes bir SUMUD, kıyam ve cihad şarttır.

SUMUD, Denizden yeniden başlamıştır, devamı havadan ve karadan olmalıdır ki, insanlık huzur bulsun, sömürüden kurtulsun.

Evet.

“Mazlumlar ayağa kalkmadıkça zalimler diz çökmez”  SUMUD bir kıyamdır, Siyonistlere diz çöktürecek inşallah.

“Uyan, inan, diren, özgürleş” SUMUD’UN ortak paydasıdır.

Rabbulalemin SUMUD filosunu ve destekçilerini muzaffer eylesin Gazze’nin ve Gazzelilerin özgürlüğüne, huzuruna, refahına vesile olsun.

Selam ve Sabırla… 06.04.2026