24 Şubat 2026 Salı

Türkiye’de, Dünya’da ve Her Yerde Boykot

Türkiye’de, Dünya’da ve Her Yerde Boykot

Veysi ERKEN Dr.

Allah insanlara “Zalimlerin yanında olmayın; sonra ateş sizi de yakar. Allah’tan başka dostlarınız olmadığına göre bir yerden yardım da göremezsiniz! Hud-113” diye buyurur.

Boykot Siyonist haçlı zihniyetinin yanında durmamaktır. Onların her şeyini, yaşayışlarını terk etmedir.

Türkiye’de, Dünya’da ve insanların meskûn olduğu ve mukim olduğu her yerde onları tasfiye etmeye, ademiyete terk etmeye çalışmaktır.

Siyonist haçlı şeytanlarının mallarını almama, kullanmama, ilaç diye yutturulan zehirlerini terk etmedir.

Boykot iman’a dayanan büyük cihattır. İnananları ve insanlığı zafere götüren yoldur.

Evet.

Boykot CİHADTIR.

Boykot Siyonist haçlı şeytanlarının ateşlerini söndürmedir, zulümlerini ortadan kaldırma, soykırımlarını durdurma, işgallerini bitirmedir.

Boykot fitne ve fesada son vermedir.

Boykot hayattır.

Boykot izzettir.

Boykot şereftir.

Boykot namustur.

Boykot kurtuluş yoludur.

Boykot direniştir.

Boykot sabırdır.

Boykot topyekûn Allah’ın ipine sarılmadır.

Boykot zalimlerin ateşini söndürmedir, ondan korunmadır.

Herkes, insan olan, insan kalan, inanan herkes, gücü yettiğince Siyonist haçlı zihniyetini, evanjelikleri ademiyete terk etme ve ateşini söndürme ile mükelleftir. Mümin Müslüman ve Allah’a teslim olan için farzdır.

Bütün dünya insanlarına çağrıdır.

Gücün yettiğince Siyonist haçlı zihniyetini boykot et hayat bul, zafer senin olsun.

Siyonist haçlıları boykot et, Amerikan, İngiliz, kışlaları olan İsrail sömürgeciliğini, katliamlarını, soykırımlarını, işgallerini bitir.

Boykot insan olanın silahıdır.

Siyonistleri boykot et, azaptan kurtul.

Siyonistleri her şeyle, yol ve yöntemle ve dünyanın her yerinde boykot et, onlarla CİHAD eyle ki, kurtuluşun yakın olsun.

Allah siyonistleri boykot etmemizi onlarla cihad halinde olmamızı emreder.

 “Ey iman edenler! Sizi, elem verici azaptan kurtaracak bir ticareti size göstereyim mi? Allah’a ve resulüne iman edersiniz, Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad edersiniz. Bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Saff, 10-11

Boykot büyük cihattır.

Boykot Siyonistlerden, ABD, İngiltere, kışlaları İsrail’in vahşetinden kurtulmadır.

Kısaca Boykot, Siyonist haçlı zihniyetini, ABD’yi, İngiltere’yi ve bütün Siyonist haçlı yönetimlerini ademiyete/ yokluğa terk etme ve dünyadan tasfiye etme yöntemidir.

Herkes gücü yettiğince Siyonist haçlı zihniyetini, evanjelikleri ademiyete terk etme ve onları tasfiye ederek ateşini söndürme ile mükelleftir.

Hâsılı kelâm şimdi ve her zaman boykotla gevşememe, direnme, cihad etme ve Siyonist zihniyeti dünyadan tasfiye etme vaktidir.

Zalimlere, soykırımcılara, vahşilere, işgalcilere boykotla diz çöktürme ve zihinleri işgalden kurtarma zamanıdır.

 Evet,

BOYKOT cihadtır.

Türkiye’de ve bütün dünyada boykot, dünyanın ABD’den, İngiltere’den, Siyonist yönetimlerden ve kışlaları İsrail’den kurtulmasıdır.

Selam ve Sabırla… 24.02.2026

23 Şubat 2026 Pazartesi

Eğitim Sistemimiz için Rüyamız var mı?

Eğitim Sistemimiz için Rüyamız var mı?

Veysi ERKEN Dr.

“Eğitim şart” diye bir reklam vardı.

Gerçekten iyi insan yetiştirmek için “maarif/eğitim şart.

Ama nasıl bir eğitim.

“Maarif’in kalbinde Ramazan” etkinlikleri bir başlangıç olabilir mi?

Bilinen bir gerçektir ki insanımızı eğitimle bozduk, değersizleştik, İslam’dan ve hayattan kopardık.

Evet.

Talim ve terbiyede başarı, muvaffakiyet ve hâsılat ehemmiyetlidir.

Değerlerine, dinine, inancına uygun ise ehemmiyetlidir. Aksi takdirde eğitimle şeytanın yolundan giden, şeytanlaşanları yetiştirirsin.

“Ne ekersen onu biçersin” sözü boşuna söylenmemiştir.

Bir şeyi elde edebilmek, kaliteli ahlaklı, namuslu, ülkesini seven, Allah için cihad eden nesilleri yetiştirmek için öncelikle elde etmek istediklerinizle ilgili bir hayaliniz olmalıdır.”Hayal” de yeterli değil, o hayalinizi her gece rüya”nızda görmelisiniz.

“Maarif’in kalbinde Ramazan” bu hayalin başlangıcı ve rüyası olabilir mi?

Hayal ve rüya başarı için gereklidir. Hayali olmayanın hakikati olmaz denilir.

Umarım ki hayatın kalbinde İslam’ın olması için hayal kurar ve rüyanızda görürsünüz. İşte bir hayal ve başarının hikâyesi.

“Hattat İsmail Efendi dedelerinden kalan mirasla geçimini sağlayan ve sadece hat sanatında başarılı olmak isteyen ve sadece hatla meşgul olan bir insandır.

Bir gün arkadaşı şöyle der: Üstat böylesine büyük hattat olmayı nasıl becerdin, nasıl başardın bunun sırrı nerede saklı.

Hattat İsmail Efendi, “Beni bir oduncu böyle başarılı bir hattat yaptı” der ve anlatmaya başlar. Akşam bahçemde kırılacak büyük büyük ağır kütükler var ve bekliyorum ki oduncu gelsin.

O gün de ikindi olduğu halde hiçbir oduncu bizim sokaktan geçmedi.

Oduncu demek de zaten iri yarı, pazısı kuvvetli, güçlü adam demektir. İki balta asar iki omzuna sokakta gür bir sesle “oduncu” diye bağırır. Odun kırmanın saati bir altındır.

Akşam oldu bugün oduncu geçmedi derken kısık bir ses duydum; Baktım ki bir oduncu.

Orta yaşlarda cılız bir adam elinde iki değil bir tane baltası var. Dedim ki bizim kütükleri bu adam kıramaz.

Tam içeri giriyordum ki vazgeçtim ve ona doğru seslendim;

-Amca bakar mısın?

Bizim odunlar var kırılacak kırar mısın?

-O da “Benim işim odun kırmak evladım, sen göster bana.

-“Ne kadar ücret alırsın kütükler için”.

-Baktı kütüklere “iki altın” dedi.

-Amca “bir altın” değil mi?

-“Evladım benim ücretim 2 altın”.

-“Ne kadar sürede kırarsın?” dedim.

-“Bir saatte kırarım” dedi.

-”Kır” dedim ve pencereye çıktım onu seyrediyorum.

-Adam odunları kırmadan önce onları elinde çeviriyor, etrafına iyice bakıyor ve yere koyuyor bir vuruşta kırıyordu. Bütün kütükleri aynı şekilde önce elinde çevirdi sonra koydu ve tek vuruşta kırdı. En budaklı parçalara bile bir defada vurup parçalıyordu. Bir saatte bitirdi. Ben şaşkın ve mahcuptum.

Yanına geldim, tuttum elinden öptüm, “Hakkını helal et” dedim. “İki” altını verdim giderken, “Dur amca gitme bana bunun sırrını ver” dedim.

 -Evladım sen ne garip bir adamsın. Bana iki saatlik bir iş verdin ben onu bir saatte yaptım, bu emeğin karşılığında sen bana iki altın verdin, şimdi benden 50 yılın sırrını bedava istiyorsun.

-Eee amca ne istiyorsun?

-Evladım bir cümle daha söylerim iki altın daha alırım.

-Çıktım iki altın daha getirdim.

-Dedi ki “evladım sen cömert bir adamsın cümlelerin sınırı yok.

Anlattıklarımı dinle bakalım; Sen ne iş yapıyorsun”

Dedim ki “Ben hat sanatı ile uğraşıyorum dededen kalma varlıklıyım bu köşk benim”.

Evladım hat sanatında başarılı olmak istiyor musun? Evet dedim.

-“Sen hiç rüyanda “mim” çizdin mi?”

-Hayır.

“Vav”

-Hayır

-“Elif”.

-“Amca ben ne hat gördüm ne hat çizdim rüyamda”.

-“Evladım senden hattat olmaz” dedi.

-“Neden amcam?

-“Oğlum bak ben 50 yıldır oduncuyum bugün bile hala rüyamda sabahlara kadar odun kırıyorum. Eğer hayallerini rüyana sokamazsan başarılı olamazsın”.

-“Oduncu ihtiyar iki altınımı aldı ve gitti. İşte benim mürşidim bu oduncudur. O gün bu gündür ki rüyalarımda ben vav görüyorum mim görüyorum elif görüyorum.”

Sahi asrın idrakine İslam’ı söyletmek için Başkan Recep Tayyip Erdoğan, Bakan Yusuf Tekin’in ve millet olarak bizim hayalimiz ve rüyamız var mı?

Milleti bilmem ama Başkan, Bakan ve benim hayallerimin olduğuna inanıyorum.

Selam ve Sabırla… 23.02.2026






 

Allah ile Resullerini birbirinden Ayırmak İsteyenler

Allah ile Resullerini birbirinden Ayırmak İsteyenler

Veysi ERKEN Dr.

Münafıklar, Müslüman görünümlüler ve gayrı Müslimler ya doğrudan Allah ile Resulünü inkâr ederler veya aralarını ayırmaya çalışırlar.

Ülkemizdeki taifelerin uygulamaları, Müslümanlara saldırmaları, kelimelerin anlamlarını kaydırmaları (mesela, cihatçı, İslamcı) bunun önemli delilleridir.

Ayetlerde “Allah’ı ve peygamberlerini inkâr edenler, Allah ile peygamberlerini birbirinden ayırmak isteyenler, “Bir kısmına inanırız ama bir kısmına inanmayız” diyenler ve bunlar arasında bir yol tutmak isteyenler yok mu, işte gerçek kâfirler bunlardır ve biz kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır. Allah’a ve peygamberlerine iman edip onlardan hiçbirini diğerlerinden ayırmayanlara gelince, işte Allah onlara mükâfatlarını verecektir. Allah çok bağışlayıcıdır ve sonsuz rahmet sahibidir. Nisâ, 150-152” buyrularak bu mel’anet taifesinin durumu açıklanır.

“Yahudilerden bir kısmı kelimeleri yerlerinden saptırıyorlar. Dillerini eğip bükerek ve dine saldırarak “işittik ve karşı geldik; dinle, dinlemez olası, râinâ” diyorlar. Eğer onlar “Dinledik ve itaat ettik, dinle ve bizi gözet” deselerdi şüphesiz kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olacaktı; fakat inkârları sebebiyle Allah onları lânetlemiştir. Artık pek az inanırlar. Nisâ-46” ayetinde kelimelerin anlamını bozarak nasıl bölücülüğe sebep oldukları gösterilir.

Sapık ve münafık taifelerden korumanın yolu Kur’an-ı Kerimi okumak, öğrenmek, anlamak ve yaşamaktır.  Hz. Muhammed Mustafa’nın yaşadığı ve uyguladığı gibi yaşamak ve yöntemini takip etmektir.

Ayetler bize yol göstermektedir. Allah benim düşmanlarım sizin de düşmanınızdır, onlara sevgi göstermeyin buyurur.

“Ey iman edenler! Eğer benim yolumda cihad etmek ve hoşnutluğumu kazanmak üzere yola çıkmışsanız, benim de düşmanım sizin de düşmanınız olan kimseleri kendilerine sevgi göstererek dost edinmeyin. Onlar size gelen gerçeği inkâr etmektedirler; üstelik rabbiniz Allah’a iman ettiniz diye peygamberi ve sizi (yurdunuzdan) çıkarıyorlar. Ben sizin gizlediklerinizi de açıkladıklarınızı da bildiğim halde onlara gizliden gizliye sevgi besliyorsunuz. İçinizden kim bunu yaparsa bilsin ki doğru yoldan sapmıştır. Onlar sizi bir yakalasalar size düşmanca davranırlar, elleriyle ve dilleriyle size kötülük etmeye çalışırlar ve isterler ki sizler de hakkı inkâr edesiniz.  Kıyamet gününde yakınlarınız da çocuklarınız da size asla fayda vermeyecek. Allah aranızda hükmünü verecek. Yapıp ettiklerinizi Allah görmektedir. Mümtehine, 1-3”

Hâsılı kelam.

Allah ve resulleri arasında tefrika çıkarmaya çalışan her türlü mel’anet taifesine sevgi beslememek, onları dost edinmemek vazifemizdir.

Kurtuluşun yolu budur.

Selam ve Sabırla… 23.02.2026

Gayrı Müslim azgın azınlık

Gayrı Müslim azgın azınlık

Veysi ERKEN Dr.

İman edenlerin, kâmil bir şekilde Allah’a teslim olanların, hakkı tebliğ edenlerin en amansız düşmanı Yahudiler, müşrikler ve münafıklar olarak belirtilir.

Ayette “Kuşku yok ki iman edenlerin, insanlar içinde en amansız düşmanlarının Yahudiler ve şirk koşanlar olduğunu göreceksin. Maide-82” buyrulur.

İslam karşıtı bildiri yayınlayan, Kur’an kurslarını ne idiğü belirsiz olarak niteleyenler, okullarda ilahi söyleyen çocuklara saldıranlar veya başka mekânlarda Müslümanlara saldıranların tamamı Yahudi, müşrik ve münafık taifedendir.

Genel anlamda bunlar Müslüman kisvesi altında İslam’a ve Müslüman’a saldırırlar.

İman edenlere düşmanlıkları kalplerindeki hastalıktan ileri gelir. Helvadan yaptığı puta tapan ve sonra yiyenlerin ruh hali düşmanlıklarının belirtisidir.

Müşrik ve Yahudilerden her türlü düşmanlık sudur eder. Onları uyarmak fayda sağlamaz, yeryüzünü fesada uğratmak temel anlayışlarıdır. Ayetlerde “İnkâr edenleri uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, asla iman etmezler. Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir, gözlerinde de kalın bir perde bulunmaktadır ve onlar için büyük bir azap vardır. İnsanlardan bazıları da vardır ki inanmadıkları halde “Allah’a ve âhiret gününe inandık” derler. Akıllarınca Allah’ı ve iman edenleri aldatmaya kalkışıyorlar; hâlbuki onlar farkında olmadan yalnızca kendilerini aldatmış oluyorlar. Kalplerinde bir bozukluk vardır, Allah da onlardaki bozukluğu arttırmıştır. Yalan söylemeleri yüzünden, kendilerine acı veren bir azap da vardır. Onlara “Yeryüzünde düzeni bozmayın” denildiğinde, “Hayır, biz yalnızca ıslah edenleriz. Biline ki, gerçekten bozanlar onların ta kendileridir, ama farkında olmuyorlar.

Onlara “Diğer insanlar gibi siz de iman edin” denildiğinde, “Akılsızların inandıkları gibi biz de inanalım mı?” derler. Biline ki, asıl akılsızlar onlardır, fakat bilmezler. İman edenlerle karşılaşınca “inandık” derler, şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında ise “Biz sizinleyiz, biz yalnızca alay etmekteyiz” derler. Asıl onlarla alay eden ve azıp saparak dolaşmalarına izin veren Allah’tır. Doğruya karşılık sapkınlığı satın alanlar işte onlardır. Bu sebeple ticaretleri kâr etmemiş ve doğru yolu da bulamamışlardır.” derler. Bakara-6-16

Ayetlerde belirtildiği gibi Yahudiler, müşrikler, münafıkların bir tek gayeleri vardır. İman edenlere, Müslümanlara düşmanlık ve yeryüzünü fesada uğratmak, yakmak, yıkmak, İslamî yaşayışı tahrip ve sömürmektir.

Bunun için onlar ve uşaklarına sevgi beslememek, onları dost edinmemek şarttır, farzdır.

Ayetlerde “Ey iman edenler! Eğer benim yolumda cihad etmek ve hoşnutluğumu kazanmak üzere yola çıkmışsanız, benim de düşmanım sizin de düşmanınız olan kimseleri kendilerine sevgi göstererek dost edinmeyin. Onlar size gelen gerçeği inkâr etmektedirler; üstelik rabbiniz Allah’a iman ettiniz diye peygamberi ve sizi (yurdunuzdan) çıkarıyorlar. Ben sizin gizlediklerinizi de açıkladıklarınızı da bildiğim halde onlara gizliden gizliye sevgi besliyorsunuz. İçinizden kim bunu yaparsa bilsin ki doğru yoldan sapmıştır. Onlar sizi bir yakalasalar size düşmanca davranırlar, elleriyle ve dilleriyle size kötülük etmeye çalışırlar ve isterler ki sizler de hakkı inkâr edesiniz. Kıyamet gününde yakınlarınız da çocuklarınız da size asla fayda vermeyecek. Allah aranızda hükmünü verecek. Yapıp ettiklerinizi Allah görmektedir. Mümtehine, 1-3

Hâsılı kelam.

Unutulmamalıdır ki, müminlerin, Müslümanların en azılı düşmanları Yahudiler, müşriklerdir ve münafıklardır. Düşmanlıkları hem açıktan hem de gizli ve sinsi bir şekilde devam etmektedir. Tek gayeleri yeryüzünde fesadı arttırmak, insanları soykırıma uğratmak, Müslümanların, mazlumların vatanlarını işgal etmek, yıkmak, yakmak, tahrip etmek ve bütün imkânlarını sömürmektir.

Müminin, Müslüman’ın ve mazlumun görevi bu şeytani taifeyi tasfiye etmeye çalışmaktır.

Selam ve Sabırla… 23.02.2026

 

22 Şubat 2026 Pazar

Savaşı Düşmanın Topraklarına Taşımak

Savaşı Düşmanın Topraklarına Taşımak

Veysi ERKEN Dr.

Siyonist haçlı zihniyetinin maşası olan Trump ve hempaları savaşı, yıkımı, katliamı, soykırımı, işgali, vahşeti her yere yaymaya çalışıyor.

Bu işgal ve istilayı durdurmanın yolu savaşı onların topraklarına taşmakla mümkündür.

Bir başka ifadeyle ümmet ve mazlumlar bu savaşı bütün imkânlarla ve yöntemlerle, boykotlarla Siyonistlerin topraklarına taşımanın yöntemlerini kullanmaları gerekir. Savaş Siyonist yönetimlerin topraklarına taşınmalı ve orada yayılmalıdır.

Unutulmamalıdır ki asıl hedef İslam ve mazlum coğrafyaların “kalbi” ve “beyni” olan Türkiye’dir.

 Bu sebeple İbrahim Karagül Bey’in ifadesiyle: “Bu savaşı İsrail şehirlerine taşımak. Bu soykırım devletini evinde avlamak. Canını yakmak. Nefes alamayacak hale getirmek. İsrail, uyguladığı vahşetle bütün insanlığa savaş ilan etmiş oldu. Öyleyse; İnsanlık ortak savunmaya geçmek, hesabını sormak zorunda.

Binlerce savaşçı İsrail şehirlerine, sokaklarına girerse.. İsrail de, ABD de donup kalacaktır. Hiçbir şey yapamayacaktır. Uçak gemileri, füzeler, tanklar hiçbir işe yaramayacaktır. “Bir sabah ansızın”; Binlerin, on binlerin, yüz binlerin İsrail sokaklarına akması… Bu mümkün.  Bu muhtemel. Ve bu olabilir.

 https://twitter.com/ibrahimkaragul/status/1720397095604031999

Evet.

“Bu savaşı; İsrail'e, İngiltere’ye, A.B.D.’ye taşımanın bir yolu mutlaka bulunmalı. Gazze'den, Batı Şeria'dan, Suriye'den, Lübnan'dan, Sina'dan uzaklaştırmanın bir yolu mutlaka vardır.

Türkiye, Mısır, S. Arabistan, İran ve bütün bölge ülkelerinin; Bu soykırımı durdurmak için, Gazze'yi, Lübnan’ı koruma altına almak için, Kendi güvenlikleri için, Bölgenin geleceği için, Filistin'i silahlandırmaları; Vicdani ve insani açıdan, ŞARTTIR! "Savaşı düşmanın evine taşımak tek yoldur!”*

https://twitter.com/ibrahimkaragul/status/1730871353803198499?t=B8vEtpgd2bppYM3uN6llbA&s=03

Başka çıkar yol kalmamıştır.

Savaşı ABD’ye, İngiltere’ye, bütün Siyonist yönetimlerin alanlarına ve İsrail Terör örgütünün işgali altında bulunan şehirlere ve onu destekleyen devletlerin ülkelerine taşımak gerekir.

Trumpların vahşeti ancak bu şekilde durdurulabilir.

Bir yol, yöntem bulunmalı, silahlı güçleri, silahları darmadağın edilmeli, boykotlarla ekonomileri felç edilmeli ve Siyonist haçlı zihniyetinin zulmünden, soykırımından, vahşetinden dünya kurtarılmalıdır.

İnsanlar azad olmalıdır.

Evet.

“Allah’a dayan, Sa’ye sarıl, Hikmet’e râm ol.

Yol varsa bilmiyorum başka çıkar yol.”

Selam ve Sabırla… 22.02.2026

Mükellefiyet ve Övünme

Mükellefiyet ve Övünme

Veysi ERKEN Dr.

Mükellefiyetlerimiz, sorumluluklarımız ferdidir ve atalarımızın yaptıkları hayırlı işlerle övünmemiz bize bir şey kazandırmaz.

Bizler onlarla ne kadar övünsek de bizim mükellefiyetimizi ortadan kaldırmaz. Ayette “Allah hiçbir kimseyi, gücünün yetmediği bir şeyle yükümlü kılmaz; lehinde olanı da kendi kazandığıdır, aleyhinde olanı da kendi kazandığıdır. Rabbimiz! Unutur veya yanılırsak bizi cezalandırma! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme! Üstesinden gelemeyeceğimiz şeyleri boynumuza borç kılma! Bizi bağışla, ayıplarımızı ört ve bize rahmetinle muamele buyur! Sen bizim sahibimiz ve yardımcımızsın; artık inkârcı topluluğa karşı bize yardım et! Bakara-286” buyurur ve geçmişimizdekiler için “Onlar bir ümmetti gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz onların yaptıklarından sorguya çekilecek değilsiniz. Bakara-134”gerçeği izah edilir.

Bizler Hz. Muhammed’e (sav) vahyedilene uymak ve onun tatbikatına göre amelle mükellefiz. “Rasûlüm! Sana da Kur’an’ı, kendinden önceki kitapları doğrulayıcı ve onları koruyup denetleyici olarak her yönden gerçeğe uygun bir tarzda indirdik. O halde daha önce kendilerine kitap verilenler arasında Allah’ın indirdiğiyle hükmet; sana gelen gerçekleri bir tarafa bırakarak onların asılsız isteklerine uyma. Biz her biriniz için, o dönemin peygamberine ait bir şeriat ve bir yol-yöntem belirledik. Eğer Allah dileseydi, sizi, tarih boyu aynı şeriate bağlı bir tek ümmet yapardı. Fakat her birinizi, kendisine verdiği kitap ve şeriat ile imtihan etmek için böyle ümmetlere ayırdı. Öyleyse ey mü’minler, siz de durmayın, hayırlı işlerde birbirinizle yarışın. Neticede hepinizin dönüşü Allah’adır ve anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri O size bildirecektir. Maide-48”

Kur’an’da kendi amellerini Allah’ın rızasına dayandırmaya çalışmayan, geçmişiyle övünmeyi ve yetinmeyi marifet zannedenler şöyle uyarılır. “Her ümmet için takdir edilmiş belli bir süre vardır. Bu sürenin sonu geldiğinde artık onu ne bir an geciktirebilirler, ne de bir an öne alabilirler. A’râf-34”

Evet.

Her ümmet için takdir edilen bir zaman vardır. Geçmişte olup bitenler, kişiye fayda sağlayamadığı gibi ferdi sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Ve

Allah şöyle buyuracak: “Sizden önce gelip geçmiş cin ve insan topluluklarıyla beraber siz de girin cehenneme!” Bu şekilde her bir topluluk ateşe girdikçe yoldaşlarına lânet edecek. Nihâyet hepsi birbiri ardınca orada toplandıklarında, sonra gelenler önce girenler hakkında: “Rabbimiz! Bizi doğru yoldan işte bunlar saptırdılar; bu sebeple onlara iki kat ateş azabı çektir” diyecekler. Allah da: “Her birinize iki kat azap var, fakat siz bilmiyorsunuz” buyuracak. A’râf-38”

Hâsılı kelam.

Kendi mükellefiyetimizi unutmadan, geçmişlerimizle övünmeyi bırakarak hayatımızı Allah’ın rızasına göre kurgulamaya çalışalım. Üretimlerimizi Allah’ın rızasını kazanmak için gerçekleştirelim.

Selam ve Sabırla… 22.02.2026

21 Şubat 2026 Cumartesi

CHP Kalaysız KAB gibidir, İçine Düşeni Zehirler

CHP Kalaysız KAB gibidir, İçine Düşeni Zehirler

Veysi ERKEN Dr.

Merhum Hacı Veyiszâde Mustafa efendinin Halk Partisi için söylediği sözler manidardır.  “Oğlum bu parti inkâr üzerine temeli atılmış bir teşekküldür. Ehlullah’tan, Allah dostlarından durmadan beddua almıştır. Allah’ı sevenler bu partiyi sevmez. Allah’a sövenler ise daima bu partiyi korumuşlardır. Yavrularım bu parti kalaysız bir kaba benzer… İçine gireni zehirler. İçine düşüp de zehirlenmemek olmaz…”

Bu sözlerin hakikatini savrularak değişenlerde görülüyor.

Maalesef CHP’nin KABINA düşmüş ve zehir'e dönüşmüşlerdir. Etraflarını da zehirliyorlar, zehirlemeye çalışıyorlar.

Bilindiği üzere değişimden bahsedilir. Değişim bir hâlden başka bir hâle geçmeyi/ geçirilmeyi anlatır.

Değişim tekâmül veya tereddi yönünde olabilir. Değişim tereddi biçiminde ise “asıl”dan “savrulma” ve “zehir"e dönüşüm başlar. CHP’nin kabına yuvarlananlar tereddi yönünde değişerek zehir'e dönüşmüşlerdir.

Maalesef geçmişte beraber “çağrımız İslam’da dirilişedir” diye haykırdıklarımızın bir kısmı ilke ve ülkülerinden savrularak zehirleşmişler ve etraflarını zehirlemeye başlamışlardır.

Savrulmanın neticesinde zihinleri ve zihniyetleri değişmiştir.

Artık bu tipler “İslami ilke ve kurallara göre düşünemez” hâle dönüşmüştür. Cuma namazını evinde kıl veya kaza et diyecek kadar savrulan, Tayyip Erdoğan cennete giderse ben gitmem diyecek kadar esfelleşen, İslam’dan ve insanlıktan kopmuş kişiler savrukluğun ve zehirleşmenin tipik misalidir.

Bunun gibi binlerce misal verilebilir.

Bugünlerde ABD, İngiltere, kışlaları İsrail ve bilumum siyonist haydutlara dönüşerek zehirleşerek uşak olmaya teşne binlerce kişi oluşmuştur. Bulundukları ve işgal ettikleri makam ve mevkileri Müslümanlara eza vasıtası olarak kullanmaktalar. Yerli görünümlü savruklar milliyetçi, milli görüşçü, nurcu, Süleymancı, solcu nitelemelerle Müslümanlara eziyet etmeye çalışmaktalar.

Maalesef iletişim vasıtaları ile arkalarındaki güçler bunları piyon olarak mevkilerde tutuyor ve kullanıyor.

Esasında tereddi yönündeki dönüşümü anlama babında "amaç"a ve bu savrukların yaptıklarına bakmak gerekir.

Dün Fatih Sultan Mehmet gibi gönülleri fethetmeye çalışan nesillerdendir dediklerimizin bugün batı/batıl zihniyetine nasıl sahip kılındıklarını tahkik etmek gerekir.

Bu tipler artık gönüllü olarak “şer” ve “şerir”lere hizmet noktasındadırlar.

Savrulanlar ve zehirleşenler artık ben “o ben değilim” diyerek batıl zihniyetin dostları ve uşakları olmuşlardır.

Dün Fatih'in ülkü ve emeline sahip idiler, bugün Cuma namazına gitmek isteyenleri azarlayacak, oruç tutmayı istemeyecek, zekâtı unutturmaya çalışacak kadar hazımsızlaşmışlardır, zehirleşmişlerdir.

Dün İ’layı Kelimetullah için nizamı âlem diyorlardı.

Bugün batılın değerleriyle ülkeye nizam vermeye çalışanların dostu, ortağı, şeriki ve aşığı oldular.

İçimizde daha önceleri olduğu gibi bugün de Münafık var mı?

Elbette vardır.

İçimizde her zaman münafık veya zamanla münafıklaşmışlar olmuştur. Savrularak zehir'e dönüşenler olmuştur.

Hatta siyaset veya yönetici olmak bunu gerektirir diyerek savunduğu her şeyin tersini yapacak kadar savrulanlarımız olmuştur. Savrulanlar siyaseti terk edip politikleşenlerdir. İkiyüzlü değil, çok yüzlüye dönüşenlerdir. Bin bir surata dönüşmüşlerdir. Tam bir bukalemun gibi her renge ve şekle dönüşenlerden olmuşlardır.

Bilhassa dünyevîleşenler, makam, mevkii ilahlaştıranlar, şehvet ve servetin kurbanı olanlarda bunları görmek mümkündür.

İnanıyoruz ve yaşamaya çalışıyoruz.

İslam ülküsü “kutup yıldızı” gibidir. İslami ülkü nirengi noktası olmaktan çıkarılırsa veya çıkarsa, “kamet” ve “istikamet”ten sapmalar, savrulmalar ve zehirleşmeler olur.

Dünyevi bir menfaat, makam ve mevki için bir değil binlerce takla atan, savrulan, zehirleşen eskimiş dostları görüyoruz maalesef.

Evet.

Merhum Hacı Veyiszâde Mustafa efendinin Halk Partisi için söylediği sözler doğrudur.

“Oğlum bu parti inkâr üzerine temeli atılmış bir teşekküldür. Ehlullah’tan, Allah dostlarından durmadan beddua almıştır. Allah’ı sevenler bu partiyi sevmez. Allah’a sövenler ise daima bu partiyi korumuşlardır. Yavrularım bu parti kalaysız bir kaba benzer… İçine gireni zehirler. İçine düşüp de zehirlenmemek olmaz…”

 

Selam ve Sabırla… 21.02.2026

İnfak ve Sadakaları iptal etmek

İnfak ve Sadakaları iptal etmek

Veysi ERKEN Dr.

İnfak “Dinî-ahlâkî bir terim olarak genellikle “Allah’ın hoşnutluğunu elde etme amacıyla kişinin kendi servetinden harcama yapması, muhtaçlara aynî ve nakdî yardımda bulunması” demektir. Bu bakımdan infak, farz olan zekâtı ve gönüllü olarak yapılan her çeşit hayrı içermektedir.” https://islamansiklopedisi.org.tr/infak

İnfak içtimai hayata en önemli konulardan biridir. Cemiyette iktisadi dengeyi sağlayan usullerden biridir.

Allah infak ve sadakanın ehemmiyetini şu şekilde vahyetmiştir. “Mallarını Allah yolunda harcayanların örneği, her başağında yüz tanenin bulunduğu yedi adet başak çıkaran bir tohum tanesi gibidir. Allah dilediğine katlayarak verir, Allah (zât ve sıfatlarında) sınırsızdır, her şeyi bilmektedir. Mallarını Allah yolunda harcayan, sonra da harcadıklarının arkasından başa kakıp incitmeyenler için rablerinin katında özel karşılık vardır. Artık onlar için korku yoktur, onlar üzüntü de çekmeyeceklerdir. İyi sayılan bir söz ve bir bağışlama, arkasından eziyet gelen bir sadakadan daha iyidir. Allah zengindir, halîmdir. Ey iman edenler! Allah’a ve âhiret gününe inanmadığı halde malını insanlara gösteriş yapmak için harcayan kimse gibi sadakalarınızı başa kakmak ve incitmek suretiyle boşa çıkarmayın. O kimsenin misali, üzerinde toprak bulunan düzgün ve yalçın bir kayadır; kayanın üzerine şiddetli bir yağmur yağmış, onu çıplak halde bırakmıştır. Bu gibilerin kazandıkları hiçbir şeyden istifadeleri olmaz ve Allah, inkârcı topluluğa hidayet vermez. Mallarını Allah rızasını dileyerek ve içlerinden gelerek harcayanların misali ise tatlı bir yamaçta bulunan, üzerine bolca yağmur yağan, bu sebeple ürününü iki misli veren bir bahçedir; şayet sağanak yağmazsa incecik yağar. Allah yapıp ettiklerinizi görmektedir. Sizden biri arzu eder mi ki, hurma ve üzüm ağaçlarıyla dolu, içinde ırmaklar akan ve kendisi için orada her çeşit meyvenin bulunduğu bir bahçesi olsun da bakıma muhtaç çoluk çocuğu varken kendine ihtiyarlık gelip çatsın, bahçeye de içinde ateş bulunan bir kasırga isabet ederek yakıp kül etsin! Düşünesiniz diye Allah önünüze açık işaretler koyuyor. Ey iman edenler! Kazandıklarınızın ve sizin için yerden çıkardıklarımızın iyilerinden verin. Kendinizin ancak içiniz çekmeye çekmeye alabileceğiniz âdi şeyleri hayır diye vermeye kalkışmayın. Bilin ki Allah zengindir, bütün iyilik ve güzellikler O’na mahsustur. Bakara, 261 -267”

Ayet-i kerimelerden anlaşılacağı üzere infak ve iyilikler Allah için oldukça ve verilecek kişilere eziyet edilmedikçe anlam ifade eder. Allah iptal edilip boşa çıkarılmayan, başa kakılmayan elimizdekilerin iyi olanlardan verdiğimiz sadakaları kabul eder ve karşılığını 700 kat ve fazlasını verir, ihsan eder.

Bilinmelidir ki gösteriş ve kalitesiz mallarla yapılan her şey boşa yapılmış şeylerdir ve Allah katında hiçbir değeri yoktur.

“Ey iman edenler! Kazandıklarınızın ve sizin için yerden çıkardıklarımızın iyilerinden verin. Kendinizin ancak içiniz çekmeye çekmeye alabileceğiniz âdi şeyleri hayır diye vermeye kalkışmayın. Bilin ki Allah zengindir, bütün iyilik ve güzellikler O’na mahsustur” ayetiyle infakın ve sadakaların niteliğini biz kullarına açıklar.

Hâsılı kelam.

İnfak ve sadakada “niyet hayır, akıbet hayır” olsun.

Selam ve Sabırla… 21.02.2026

20 Şubat 2026 Cuma

Mansur Yavaş Ankara’yı Felç Etti

Mansur Yavaş Ankara’yı Felç Etti

Veysi ERKEN Dr.

Mansur Yavaş, Ankara’yı yavaş yavaş felç etti, etmeye devam ediyor. Esasında bütün Türkiye’de CHP’li belediyeler hayatı felç ediyor.

Ankara’yı ele alalım.

Mansur döneminde Ulaşıma yüzde 1400, suya yüzde 3120, ekmeğe yüzde 1430 zam yapıldı.

Bunlar belediyenin zamları.

“Zam, zulüm işkence işte CHP” sözünün tezahürü.

İlave hizmetleri(!).

Şentepe teleferiğini kapatma,

Ankaparkı işlemez hale getirme,

Yol yapmamakla trafiği işlemez haline getirme,

Konserlerle, bardak alımlarıyla belediyenin mali yapısını bozma,

58 kilo metre metro yapma söze karşı 58 santimetre metro hattı yapmama.

Ramazan-ı şerifi eğlence ayına çevirmeye çalışma.

Bunlar Ankara’yı felç etmek için yaptığı hizmetler.

2 milyar 200 milyonluk Hıdırlıktepe’deki kazıkları da unutmamak gerekir.

Evet.

CHP, Ekrem ve Mansur ve diğer belediye başkanları marifetiyle şehirleri felç etti ve etmeye devam ediyor.

CHP’nin kazanmış olduğu belediyelerde görünen manzara açık.

Belediyeler adeta solunum cihazına bağlanmış, borç batağına sürüklenmiş, hizmet yok zam çok.

Vaat ettikleri her şeyin tersini yaptılar.

Millet kendini değiştirdikçe pespayelik arttı, namus ve şeref sözü verdikleri halde belediye çalışanları işten çıkarıldı, aileler perişan oldu.

Zamlarla şehirlerde hayat cehenneme dönüştü.

Evet.

CHP ve şürekâsının yönettiği şehirler bataklığa sürüklendi, felç oldu.

Bilhassa iyi bildiğim Ankara ve İstanbul’un hali ortada.

Mansur Ankara’yı, Ekrem İstanbul’u felç etti.

Başta Ankara ve İstanbul olmak üzere şehirler soluksuz bırakıldı, borç bataklığına saplandı, her hizmet zamlandı.

Bizler biliyor ve daha önce yaşamıştık.

CHP zihniyeti demek zam, zulüm, işkence demektir.

Dört sene on ay oldu. Seçime sayılı günler kaldı CHP’nin mahalli iktidarının dönemi. CHP zihniyeti başta Ankara ve İstanbul olmak üzere şehirleri nefes alamaz hale getirdi.

Mansur döneminde Ulaşıma yüzde 1400, suya yüzde 3120, ekmeğe yüzde 1430 zam yapıldı.

Bu zamlar asla unutulmamalı, unutturulmamalıdır.

İstanbul ve diğer şehirlerin bundan aşağı kalır tarafı yok.

Allah’ın suyu parayla satılır mı diyen, 58 sekiz kilometre metro vaat eden Mansur’un icraatları ortadadır.

İşte CHP’nin icraatları. Heykel ve yaşayışımızı tahrip eden kültürel(!) ve sanatsal(!) faaliyetler.

Sorunuz ve araştırınız ihtiyaç olmadığı halde binlerce kişiyi neden belediyelere doldurdunuz. Hangi alanlarda istihdam ettiniz. Bir kişinin yapabileceği iş için onlarca personeli neden görevlendirdiniz.

Bunların millete maliyeti nedir.

Kaç bin kişiyi mağdur ettiniz.

Hani kimseyi mağdur etmeyeceğinize namus sözü vermiştiniz ne oldu?

Namus ve şerefinize ne oldu.

Umarım ki, birbirini rant için yiyen, paradan kuleler inşa eden, kongrelerde delegelere para dağıtanlar, rüşvet alanlar verenler, heykelciler, temel atmama töreni yapanlar, metroları durduranlar, kayak keyfi peşinde koşup halkı unutanlar, millete zam, zulüm ve işkenceyi reva görenler de tükenir, tarihin tozlu raflarına ibretlik olsun diye kaldırılır.

Umarım ki Mansur’dan hesap sorulur, CHP ya kendini fesh eder veya kapatılır.

Selam ve Sabırla…20.02.2026