31 Mart 2026 Salı

Böl, Parçala, Yut

Böl, Parçala, Yut

Veysi ERKEN Dr.

Siyonist haçlı zihniyetinin temel ve vazgeçilmez hedefi dünyayı parçalamak, soykırımları arttırmak, ülkeleri sömürmek ve yok etmektir. Bu artık herkesin bildiği bir husustur.

Mit müsteşarı İbrahim Kalın Siyonist haçlıların bölgemizle ilgi vazgeçilmez amacını şu şekilde ortaya koymuştur.

Siyonistlerin amacı kadim coğrafyamızın asli unsurları olan Türkleri, Kürtleri, Arapları, Farisileri çatıştırmak ve yok etmektir.

https://www.youtube.com/watch?v=UpYwiuHfMDA

Evet, Trump’u ve kışla olan İsrail’i yöneten Siyonist zihniyetin gayesi açık ve nettir.

Önemli olan bu zihniyete karşı alınacak tedbirler ve mel’un zihniyeti tasfiye etmektir.

Zira bilmek yeterli bir şey değildir.

Bilmek ve gereğini yapmak önemlidir.

Onun için Türkler, Kürtler, Araplar, Farisiler bir araya gelip, güçlerini birleştirip “düşman seni yemeden sen onu ye” ilkesi çerçevesinde Siyonistleri tasfiye etmeye çalışmalarıdır.

Unutulmaması gereken şudur.

Siyonist haçlı zihniyeti biliyor ve inanıyor “tevhidi”, birliği esas alan ve uygulayan milletleri köleleştirmek zordur.

Bunun için milletlerin arasında tefrikayı, ayrıştırmayı arttırmaya ve bu şekilde onları köleleştirmeye çalışır.

Türkler, Kürtler, Araplar, Farisiler arasında bunun için tefrikayı oluşturmaya çalışıyorlar.

Siyonistler aynı oyunu dünyanın her yerinde oynuyorlar, oynamaya çalışıyorlar.

Afganistan, Pakistan, Sudan, Suriye, Libya, Somali ve sayamadığımız binlerce yerde oynanan oyun aynıdır.

Haçlı seferlerinin ilkinden itibaren tarihin seyrini incelediğimizde Türkistan’da, Afrika’da, Selçuklu ve Osmanlı coğrafyalarında aynı senaryonun sahnelendiğini görüyoruz.

Gazze, Filistin, Venezuela, Ukrayna topraklarında işlenmekte olan cinayetler, katliamlar, soykırımlar, işgaller, sömürüler bunun göstergeleridir.

Siyonist haçlı zihniyeti “farklı aidiyet”ler, gelirler, renkler, kavmiyetler, cemaatler, vs. üzerinde toplumları ayrıştırır, kışkırtır ve ülkeleri dağıtır.

Siyonistlerin aparatı, uşağı ve kölesi olanlar akademisyen, parti başkanı, gazeteci, tüccar, sanayici, sanatçı vs kisvesiyle insanları kışkırtmaya, bölmeye ve parçalamaya vesile edilir.

Milletimiz ve bütün iyi insanlar bu habis ruhluları, yılanları, çıyanları, Siyonistlerin uşaklığını yapanları bilmek ve onları tecrit etmek mecburiyetindedir ki dünyada huzur ve sükûn olsun.

Aksi takdirde milletlerin arasında tefrika mikrobu yayılır ve milletlerin birliği ve huzuru biter. Merhum Mehmet Akif;

“Girmeden tefrika bir millete düşman giremez.

 Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez” gerçeğini yıllar önce dile getirmişti. Ayette; Hep birlikte Allah'ın ipine (kitabına, dinine) sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de, O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O'nun (bu) nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki, doğru yola eresiniz. Âl-i İmrân-103” belirtilir.

Demek ki, Allah “tevhid”i emrediyor, “tefrika”yı zemmediyor.

Türkler, Araplar, Farisiler, Kürtler tefrikayı boşa çıkarmak ve Siyonistleri kışlalarıyla birlikte tasfiye etmekle mükelleftirler.

Tek amaç bu olmalı, stratejiler ve taktikler buna göre hazırlanmalıdır.

Türkler, Kürtler, Araplar, Farisiler tapınak şövalyelerinin ve uzantılarının ayrıştırıcı politikalarını tespit edilip hayatlarından çıkarabildiği an kurtuluşun adımını atmış olur.

Hâsılı kelam.

Mel’un Siyonist zihniyet tefrika ağlarını İslam coğrafyasında, Kürtler, Türkler, Araplar, Farisiler arasında, şehirlerimizde örmüş, örmeye devam etmektedir.

Bu oyunu bozmak ve felahımız ermek mümkün mü?

Elbette mümkündür.

Felahımız Siyonist haçlı zihniyetinin maşaları ve taşeronları marifetiyle oluşturdukları “tefrikacılık” zemini kurutmak ve Türkler, Kürtler, Araplar ve farisilerin “tevhid” anlayışını hâkim kılmalarıyla mümkündür.

Bilinmelidir ki Allah, tefrikaya düşmeden, Siyonistlerin senaryosuna göre sahnelenen oyunda piyon olmadan tevhidi yaşayanları sever ve zafere eriştirir.

Ey Türkler, Kürtler, Araplar, Farisiler “Bilin ki Allah kendi yolunda sağlam örülmüş bir duvar gibi kenetlenmiş saflar halinde çarpışanları sever. Saff-4

Selam ve Sabırla… 31.03.2026

 

Davanın/ Teşkilatın Devamlılığı İçin

Davanın/ Teşkilatın Devamlılığı İçin

Veysi ERKEN Dr.

İnsanlık tarihi bir dava için teşkilatlanmış topluluklarla doludur.

Uzun soluklu olanlar olduğu gibi saman alevi misali parlayıp sönenler, mezarlığa yuvarlananlar da sayılamayacak kadar çoktur.

Bir davanın/ teşkilatın devamlılığı için ileri sürülebilecek ilkeler ve kurallar vardır.

Tespitlerimize göre davası “İslam” olan teşkilatların uzun soluklu olması için en az şu niteliklere sahip olması gerekir.

1-Kamet ve İstikamet

2-Samimiyet

3-Adanmışlık/nezir

1-Kamet ve istikameti teşkilatın benimsediği ilke ve kurallarla belirlenir. “Senin yanında hak yola dönenlerle birlikte, sana buyurulduğu gibi dosdoğru ol! Siz de azıp sapmayın. Allah, yaptıklarınızı çok iyi görmektedir. Hûd-112” ayeti bunun özeti durumundadır. Her halukarda “Allah’ın rızası için eylemde bulunmak, İ’layı Kelimetullah için Nizamı Âlem davasını hedeflemektir.

Kamet ve İstikamet teşkilatın devamlılığını şahıslara değil ülküye, gayeye dayandırmaktır.

Günümüzde HAMAS bunun misalidir. Bir hamas komutanı şehid edildiğinde hemen onun görevini onun gibi ifa edecek şahsiyetler devreye girebilmiştir.

Tarihi süreç kamet ve istikameti Allah için olan ve bundan taviz vermeyen teşkilatların uzun süreli olduğunu göstermiştir.

Kamet ve istikamet devletler için de geçerlidir.

Bu anlayışta olan devletlere tefrika giremez, onu top tüfek sindiremez.

2-Samimiyet davaya sahip olan teşkilatın varlığı için şarttır. Samimiyet, samîmî olma halini, münafık olmama, riyâsız bir şekilde bağlanma halini ifade eder.

Bir davanın mensuplar gerçek anlamda bağlı ise görev değişimlerinden olumsuz bir şekilde etkilenmez. Görev değişimleri olduğunda teşkilatın mensupları teşkilatın varlığının devamı için olduğunu bilir.

Menfaatin ve makam hırslarının yüksek olduğu teşkilatlarda samimiyet yok denecek kadar zayıftır.

Samimiyetsizlik sebebiyle büyük ve güçlü teşkilatların tarihin mezarlığına yuvarlandıklarını biliyoruz.

3-Adanmışlık/nezir; bir ferdin/şahsiyetin tüm hissiyat, tefekkür/taakkul/tedebbür ve gayretlerini, çabalarını inandığı, gerçekleşmesini arzu ettiği belirli bir hedefe, kıymete veya gaye uğruna yoğunlaştırması, teksif etmesi, kendini gerçekleşmesini istediği amaca odaklamasıdır.

Adanmışlık/nezir kişiyi tereddütsüz bir şekilde harekete geçirir.

Hz. İsmail’in kendisinin kurban edilmesi talebine karşı olan tutumu adanmışlığı izah eder.

Özetle Teşkilatlar büyük davalara sahip olduğunu ileri sürebilir.

Bizler büyüklüklerini ve sağlamlığını niteliklerinden anlarız.

Bunlar kamet, istikamet, samimiye ve adanmışlıkla ölçülebilir.

Bu niteliklerde çürüme başlamışsa teşkilatlar, devletler, dernekler, sendikalar, partiler yıkılır tarihin mezarlığında yerlerini alır.

Selam ve Sabırla…31.03.2026

30 Mart 2026 Pazartesi

Kinini Din Edinenler

Kinini Din Edinenler

Veysi ERKEN Dr.

“Müslüman tereyağına benzer bozulursa zehir olur” diyordu merhum hocamız Tahir Silahtaroğlu.

Evet.

Fetöitlerin etkisinde kalarak bozulan, Jöntürk ve İttihatçı zihniyetine evrilenler “zehirleşmiş” “kin”lerini dinleri haline dönüştürmüşlerdir.

Maalesef voleybolcuları, çalışanlarını veya gözüne kestirdiklerini metres edinenleri savunan bir güruh oluştu Türkiye’de.

Bu güruh Siyonist düşünceye sahip fetöitlerin emirleriyle her türlü ahlaksızlığı, hırsızlığı, rüşveti savunur oldular.

Anlaşılmıştır ki bunların mayaları bozuktu.

Mayaları bozuk olmasaydı bu kadar savrulup kinlerini dinleri haline getirmezlerdi.

Bilhassa Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsını hedefe koyarak İslam ve Türkiye düşmanlığını had safhaya çıkarıp her türlü ahlaksızlığı, edepsizliği, fuhşu, hırsızlığı, rüşveti savurur olmuşlardır.

Bunları ayetler ”Ey iman edenler! Sizden olmayanları sırdaş edinmeyin, onlar size kötülük yapmaktan geri durmazlar, sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların ağızlarından nefret taşmaktadır; kalplerinin gizlediği ise daha büyüktür. Gerçekten size delilleri açıklamışızdır, eğer düşünüyorsanız! Size gelince, bakın siz onları seviyorsunuz, ama onlar sizi sevmiyorlar. Siz kitabın tamamına inanıyorsunuz; onlar sizinle karşılaştıkları zaman “inandık” diyorlar; yalnız kaldıklarında ise size karşı öfkelerinden parmaklarını ısırıyorlar. De ki: “Öfkenizle, kininizle geberin!” Şüphesiz Allah kalplerde olanı bilmektedir. Size bir iyilik gelirse bu onları üzer, ama başınıza bir kötülük gelse buna sevinirler. Eğer sabreder ve sakınırsanız, onların tuzağı size hiçbir zarar vermez. Allah onların yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır. Âl-i İmran,118-120” biçiminde tanımlar.

İslam’la hiç ilgisi olmayan veya dönüşerek onlardan olanların Müslümanlara karşı tipik savunma mekanizmaları geliştirdiklerini biliyor ve görüyoruz.

Yıllar öncesine gitmeye gerek yok.

İstanbul, Antalya, Bolu, Uşak ve Ankara Belediye başkanları ile ilgili yapılan soruşturmaların neticesinde açılan davalar ve istenilen soruşturma izinleri karşısındaki müptezellerin savunma mekanizmalarını bilmek yeterlidir.

Evet.

Müptezellerin savunmaları şudur.

Melih Gökçek ile ilgili soruşturma izni verilmedi, şimdiki başkan için talep ediliyor.

Müptezel gayrı Müslimlere sormuyorum bile onlar vazifelerini yapıyor. Müptezelleşmişlere ise diyorum ve soruyorum.

Varsayalım ki Melih Gökçek hata yaptı, günah işledi, kamu mallarını çarçur etti.

Mansur’un veya bir başkasının kamu mallarını çarçur etmesini haklı çıkarır mı? Meşru hale getirir mi?

Konserler, heykeller ve benzer işlerde dönen dolapları, gayrı meşru yaşayışları, akıtılan imkânları, paraları aklar mı?

Allah’ın suyu parayla satılır mı deyip suya yüzde binlerden fazla zam yapmayı meşru kılar mı?

Para kulelerinin inşa edilmesini meşru kılar mı?

Maalesef İslam’dan koparak müptezelleşmişler, fetöitler böyle bir savunma mekanizması geliştirmiş ve ahlaksızlaşarak haksızlığı, hırsızlığı, edepsizliği, tecavüzü, rüşveti savunur ademlere, şeytanlara dönüşmüşlerdir.

Maalesef zihinleri işgal edilmiş, dönüştürülmüşlerin sayısı artmış ve bu güruh her türlü ahlaksızlığı, hırsızlığı, tecavüzü, rüşveti savunur hale gelmiştir.

Tabii ki bu artışta iyi bilinenlerin yanlış uygulamaları ve yaklaşımları da önemli rol oynamaktadır.

Eba Müslim Horasanı “Onlar, zarar vermeyeceklerinden emin oldukları için dostlarını kendilerinden uzak tuttular. Kendilerine bağlamak ve kazanmak içinde düşmanlarını yakınlaştırdılar. Yakınlaştırılan düşman dost olmadı. Ama uzaklaştırılan dost düşman oldu. Herkes düşman safında birleşince yıkılmaları mukadder oldu”  tespitinde bulunmuştu asırlar önce.

Bu tespit doğrudur.

Bunun en tipik misali günümüzün hırsızlarını savunan güruha dönüşenlerdir.

İktidar mensupları kendilerini iktidara taşıyan kitleleri, İslami hassasiyetleri ve yaşayışları, az gelirli olanları terk edip, kapitalistleri, yabancı sermayedarları, Türkiye’yi sömürenleri, ahlaksız sanatçıları(!) kazanacağım diye onlara yöneldi.

Bunun sonucunda iktidarı terk eden kitle hırsızlara, rüşvetçilere, ahlaksızlara, fuhşiyatı savunanlara, İslam düşmanlarına yönelmeye konsercileri, heykelcileri, halka hizmeti olmayanları savunmaya başladı.

Maalesef bu yöneliş kalıcı olmaya başladı.

Son maaş artış teklifleri, yüzdelik tekliflerle milletin gelirlerinde YÜZ DELİK daha açma çabaları, emeklilerin seyyanen zamdan mahrum edilmeleri dostların terkinin belirgin olduğunu göstermektedir.

Unutulmamalıdır ki, “fiiller tekrar edile edile alışkanlıklara, alışkanlıklar tekrar edile edile huylara dönüşür ve can çıkar huy çıkmaz misali kalıcı olur.”

Konser, heykel ve başka adlarla kamu imkânlarını heba edenleri savunanların durumu ve savunmaları mekanizmaları bunun göstergesidir.

İktidar sahipleri bu durumu görüp tedbir almazsa hırsızları, soyguncuları, rüşvetçileri savunan grup çoğalacak ve ülkemizin yıkılmasına yol açacaktır.

Ayette belirtilir.

Bir topluluk kendindeki güzel vasıfları değiştirip kötülüğe dönüşmedikçe nimet kesilmez.

Müptezelleşenler, kinlerini din edinenler yüzünden nimet kesiliyor maalesef.

Selam ve Sabırla… 30.03.2026

Kınamayla Soykırımlara Sessiz Kalanlar

Kınamayla Soykırımlara Sessiz Kalanlar

Veysi ERKEN Dr.

Siyonist şeytanlar Gazze’de, İRAN’da, Lübnan’da, Suriye’de, Sudan’da ve dünyanın mazlum coğrafyalarında soykırımlarına, vahşetlerine, işgallerine devam ediyorlar ve dünya seyrediyor.

Suudi Arabistan’ın, Mısır’ın ve imkânları bol olan diğer ülkelerin yöneticileri kınamakla(!) mazlumlarla dalga geçiyorlar.

İmkânlarını Gazzeliler, İranlı çocuklar, Sudan’ın mazlumları ve dünyanın mağdurları için harekete geçirmeyenlerin hepsi Siyonist şeytanların uşağıdır, işbirlikçisidir.

İnanan için “iman varsa imkân vardır” düsturu geçerlidir.

Kınamakla vakit geçirenler, mazlumların safında yer almayanlar, maddi ve manevi imkânlarını seferber etmeyenlerle ordularını seferber etmeyenler imansızlardır.

“Şüphesiz binlerce kınama TEK BİR KURŞUN etmez” diyordu merhum şehid Abdulaziz er-Rantisi” 

Evet.

Binlerce, milyarlarca kınama TEK BİR KURŞUN etmez.

Gazzeliler ve bütün mazlumlar “Komutanlarımızı birer birer şehid ettiler. Müslüman ülkeler ise üç maymunu oynamaya devam ediyor. Somut adım atmayan korkaklara lanet olsun” diye haykırıyor.

Haklılar.

Sadece kınama ile Siyonistlerin vahşetini, soykırımını, işgalini geçiştirenlere, Gazzelilerin yanında olmayanlara, yardım etmeyenlere, kurşun olmayanlara LANET OLSUN.

Sadece kınama ile geçiştirenler lanetlidir.

“İşte bunlar Allah’ın lânetlediği kimselerdir. Allah kime lânet ederse, artık onun için hiçbir yardımcı bulamazsın. Nisâ-52” buyrulur.

Yönetici konumunda olan, imkân sahibi olup da Gazzelilere, Doğu Türkistanlılara, İran halkına yardım etmeyen, onların safında cihad etmeyen mahlûklara şöyle seslenilecektir. Ve aralarından bir duyurucu, “Allah’ın lâneti zalimlerin üzerine olsun!” diye bağırır.  Onlar, Allah yolundan alıkoyan ve onu eğip bükmek isteyenlerdir; onlar âhireti de inkâr edenlerdir. A’râf, 44-45”

Siyonistler şeytanlar, Trumpgiller, kışlaları olan İsrail’le beraber her yere, Gazze’ye, Filistin’e, Lübnan’a, Suriye’ye, Sudan’a, Afrika’ya ve dünyanın her yerine bomba yağdırırken, insanları katlederken, soykırıma uğratırken Bir LEŞ miş m İLLETLER, İİT, liderler vs. toplanıp soykırımı kınıyorlar.

Kınamalarınız batsın sizinle birlikte.

Sizler esasında kınamıyorsunuz, Siyonist şeytanları kınalıyorsunuz.

Onlarla birlikte Allah’ın lanetini hak ediyorsunuz.

“Yerin dibine batsın resmi açıklamalarınız! Ve kınamalarınız”

Evet.

İran, Gazze, Doğu Türkistan, Filistin, Sudan, Afrika ve diğer mazlum bölgeler enkaz-ı beşer olmuş durumda.

 Gazze’de.

Sizler kınamakla gerçekte kınalamakla vakit geçiriyorsunuz.

Katliamı durdurmaya çalışmayan, bunun için kapılarını ve limanlarını açmayan, ordularını göndermeyen bütün liderler için diyorum yerin dibine batınız, Allah’ın laneti üzerinize olsun.

Yeter.

Yeter.

İnsani nitelikleri körelmemiş, vicdan sahibi olan herkese, her lidere, her devlete çağrımdır.

Amerika’nın ve ortaklarının üslerini kapatınız, imkânlarını bloke ediniz. Kışlalarını tasfiye ediniz.

Allah’ın lanetinden kurtulun.

Unutulmamalıdır ki Siyonist haçlı zihniyetini mahkûm etmeğe çalışmayan, kınamakla yetinen, soykırımcılara zaman kazandıran bütün liderler Allah’ın lanetine müstahak ve yok olmaya mahkûmdurlar.

Bu hakikat unutulmamalıdır.

Selam ve Sabırla… 30.03.2026

29 Mart 2026 Pazar

Partileri/STK’ları Kim/Kimler Yönetiyor

Partileri/STK’ları Kim/Kimler Yönetiyor

Veysi ERKEN Dr.

Parti yönetimlerinde bulunmuş ve halen partilerin yönetimlerinde görev yapmakta olan bir grup arkadaşla sohbet ederken partilerin yönetim kurullarında isimleri bulunanlar tarafından yönetilmediğini, aksine parti başkanı ve etrafında bulunan birkaç kişi tarafından idare edildiğini ifade edince feveran ettiler.

Hatta bazıları demek istiyorsun ki karar almada esamimiz okunmuyor, etkimiz ve yetkimiz yok.

Evet, aynen böyledir diye cevap verdim.

Hatta STK’ların da farkı yok diye ilave ettim.

Sonra kanun ve yönetmeliklere bakalım dedim.

Kanunlara göre;

Parti yönetimi genel kurul tarafından seçilir.

Merkez Karar ve Yönetim Kurulu

Merkez Karar ve Yönetim Kurulu, Merkez Yönetim Kurulunu seçer.

Disiplin kurulu

Şimdi sırayla inceleyelim.

Genel kurul DELEGELERİ nasıl seçiliyor.

Genel Başkanın ve genel merkezin emriyle, telkiniyle, bazı yerlerde rüşvetlerle.

Delegeler Merkez Karar ve Yönetim Kuruluna nasıl seçiyor.

Genel Başkanın ve etkili birkaç kişinin hazırladığı liste ile.

Genel başkanın ve genellikle görünmez etkili bir kaç kişinin teklifiyle.

Merkez Yönetim Kurulunu kimler seçiyor.

Genel başkan ve yanındaki etkili birkaç kişi.

Bu tabloya baktığımızda partiyi yönettiğinizi mi sanıyorsunuz.

Maalesef partilerin yönetimleri bu şekilde oluşturuluyor ve partiler seçilmiş görünenler tarafından yönetilmiyor.

Kararlar bir avuç kişi tarafından alınıyor, partililer ve parti yönetimlerinde isimleri görünenlerin esamisi okunmuyor, sadece imza atmakla görevlendirilmiş olunuyor.

Hani çok bahsedilir ya.

Demokratik seçim ve yönetim.

Türkiye’de bahsedilen demokratik seçimler ve yönetimler yoktur.

Partilerdeki seçimler kandırmaca, kayırmaca, bazı yerlerde delege satın alımlarla üzerinde yürütülmektedir.

Bugün Türkiye’de en bariz misali CHP’dir.

Delegeliklerin pazarlanması, delegelerin satın alınması ve rüşvetle iş kotarılmasını bizler dillendirip mahkemeye vermiyoruz.

Satın almaları, delege avcılıkları, rüşvetlerle, ahlaksızlıklarla gerçekleştirilmesini bizatihi CHP’liler tarafından faş edilmiş durumdadır.

Arkadaşların son sözleri şu olmuştur.

Maalesef bizi kukla yerine koydun, meğerse kukla imişiz.

Hâsılı kelam.

Türkiye’de partiler partilerin vitrinlerinde görünenler tarafından yönetilmiyor, kararlar yönetici görünenler tarafından alınmıyor.

Karar sahipleri Başkanlar ve etraflarını saran birkaç kişi tarafından alınıyor.

Gerçek anlamda istişare, meşveret ve müşterek sorumluluk yoktur.

Selam ve Sabırla… 19.03.2026

 

Birleşmemek Üzere BİRLEŞMEK

 "Birleşmemek Üzere BİRLEŞMEK"

Veysi ERKEN Dr.

İslam ülkeleri neden bir araya gelmiyor, güçlerini birleştirmiyor, Siyonistlere karşı ortak cephede ve amaçta bir araya gelmiyor sorusunu fertler olarak çok soruyoruz.

“Birlikte rahmet tefrikada azap vardır” dediğimiz halde BİRLİK neden gerçekleşmiyor, gerçekleştirilemiyor.

Görebildiğim kadarıyla İSLAM ülkeleri denilen ülkelerin ekseriyetinin başına başkan, sultan, kral diye kuklalar yerleştirilmiştir.

Afrika, Asya ve özellikle coğrafyamızdaki ülkelerin yönetimlerini araştırın KUKLALARDAN başka bir şeyle karşılaşamazsınız.

Filistin Başkanı Mahmud Abbas, Suudi Kralı Salman, BAE, Bahreyn sultanları, Mısır, Tunus diktatörleri bilinen kuklalardır.

Kukla olarak yönetime getirilenler uyanırlarsa bunlar hemen alaşağı edilir veya edilmeye çalışılır.

“Birleşmemek üzere birleşenler” devşirilerek makamlara yerleştirilen kuklalardır.

Türkiye, Kuklalara ve efendilerine rağmen İslam ve mazlum coğrafyalardaki ülkeleri “kazan- kazan” politikasıyla bir araya, birleştirmeye çalışıyor.

Siyonistler, uşakları ve işbirlikçileri bunun için kuduruyor, Türkiye’ye ve yönetime saldırıyor.

Türkiye İ’layı Kelimetullah için birliği, tevhidi, birleşmeyi sağlamaya çalışıyor.

Allah insanlara “Zalimlerin yanında olmayın; sonra ateş sizi de yakar. Allah’tan başka dostlarınız olmadığına göre bir yerden yardım da göremezsiniz! Hud-113” diye buyurur.

Türkiye zalimlerin tasfiyesi için kuklalara, hainlere, uşaklara, işbirlikçilere rağmen birleşmeye, birleştirmeye çalışıyor.

Birlik ve birleştirme çabaları güzel bir ticarettir.

Bizi cennete götürecek, huzura kavuşturacak, esaretten kurtaracak Birliktir, tevhidtir.

“Ey iman edenler! Sizi, elem verici azaptan kurtaracak bir ticareti size göstereyim mi? Allah’a ve resulüne iman edersiniz, Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad edersiniz. Bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Saff, 10-11

Kuklalara rağmen birlik olunursa Siyonistlerin merkezleri ve kışlaları bu topraklarda gömülecektir biiznillah.

Yeter ki kararlı, imanlı, vahye bağlı olarak birleşebilelim.

Tefrikaya düşmeyelim.

Merhum Akif;

“Girmeden tefrika bir millete düşman giremez

Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez” diyerek bize Siyonistleri bu toprağa gömmenin yolunu gösteriyordu.

Unutulmamalıdır ki tefrikada, ayrılıkta azap var.

 “Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur`ân’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz. Al-i İmran-103”

 “Müminler ancak kardeştirler, öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin, Allah’a itaatsizlikten sakının ki rahmetine mazhar olasınız. Hucurat-10”

Allah’ın ipine sarılabilirsek kuklalara rağmen birleşir ve birlik olunarak Siyonistleri tasfiye ederiz biiznillah

 “Onları (size karşı savaşanları) yakaladığınız yerde öldürün. Sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Bakara 191” ayeti birleşmeyi ve Siyonistleri tasfiye etmemizi emrediyor.

Birleşemezsek perişan halimiz devam eder. Merhum Mehmet Akif perişanlığı şu şekilde tasvir ediyor.

“Musallat, hiç göz açtırmaz da Garb’ın kanlı kâbûsu,
Asırlar var ki, İslâm’ın muattal, beyni, bâzûsu.
“Ne gördün, Şark’ı çok gezdin?” diyorlar. Gördüğüm: Yer yer
Harâb iller; serilmiş hânümanlar; başsız ümmetler;
Yıkılmış köprüler; çökmüş kanallar; yolcusuz yollar;
Buruşmuş çehreler; tersiz alınlar; işlemez kollar;
Bükülmüş beller; incelmiş boyunlar; kaynamaz kanlar;
Düşünmez başlar; aldırmaz yürekler; paslı vicdanlar;
Tegallübler , esâretler; tehakkümler , mezelletler;
Riyâlar; türlü iğrenç ibtilâlar; türlü illetler;
Örümcek bağlamış, tütmez ocaklar; yanmış ormanlar;
Ekinsiz tarlalar; ot basmış evler; küflü harmanlar;
Cemâ’atsiz imamlar; kirli yüzler; secdesiz başlar;
“Gazâ” nâmıyle dindaş öldüren bîçâre dindaşlar”

Hâsılı kelam.

Birleşmek için KUKLALARDAN kurtulmak gerekir.

Selam ve Sabırla… 29.03.2026

28 Mart 2026 Cumartesi

Murat Emir vak’ası. CHP’nin VUKUATI bitmez.

Murat Emir vak’ası. CHP’nin VUKUATI bitmez.

Veysi ERKEN Dr.

“CHP Neden Kapatılmıyor, Anlaşılır Değil” diye bir yazı yazdım. Bazıları alınır gibi oldu.

Merak ediyorum.

Neden alınıyorsunuz, siz de mi CHP zihniyetine evirildiniz.

“Sadece İstanbul il binasının satın alınması için inşa edilen para kuleleri davası ile delege satın alınmaları konusu CHP’nin ebediyen kapatılması için yeterli sebeptir.

Ama.

Ne hikmetse bu iki dava sürüncemede bırakılıyor, adeta işleme konulmuyor.

Tabii ki, CHP’nin kabarık suç isnadı bunlardan ibaret değildir.

İBB Ekrem İmamoğlu davası, Mansur Yavaş’ın davaları ve bunların benzeri binlerce dava.”

İşte CHP’nin kapatılması gerektiğine dair fikrimi destekleyen yeni bir vakıa daha.

Murat Emir vak’ası.

Bunu da dillendiren CHP’liler.

CHP’li Mehmet Sevigen Murat Emir’in 160 tapusu olduğu halde kaybettiği davanın tazminatını CHP genel merkezine ödetmiş diyor. Link’i tıklayın seyredin dinleyin.

https://www.youtube.com/watch?v=nYz7aLh3qe0

160 tapu, belki milyarlarla ifade edilecek bir servet.

Peki, bu serveti nasıl edinmiş, kendi ifadesiyle 50 bin ameliyat yapmış. Ki çalıştığı kurum, hastanelerinde bu kadar ameliyat yapılmadığı açıklamış.

Kaldı ki, Murat emir her gün ameliyat yapmış olsa da bu kadar ameliyatı yapması mümkün değil.

X’te bu durum şöyle anlatılmış ve kendi açıklaması sesinden görüntüsüyle beraber yayınlanmış.

Murat Emir: 50 binin üzerinde ameliyat yaptım. Milletvekili olmadan kendi çalıştığı kuruluş 30 bin cerrahi operasyon diyor.

Yani 50 bin rakamı yalan.

Ayrıca çalıştığı kuruluş cerrahi vaka deneyimi ifadesini kullanıyor. Bunu neden detaylandırıyoruz çünkü “ben ameliyat yaptım para kazandım” diyor Murat Emir ancak anlaşılacağı üzere bu 30 bin sayısının tamamı kendi yaptığı ameliyatlar değil katıldığı yardımcı olduğu ya da asiste ettiği ameliyatlar var. Bununla birlikte her cerrahi vaka ameliyat değil göze toz kaçması ve bu tozun alınması da bir cerrahi bir operasyon demek. Yani kazanılan para 30 bin ameliyat * … şu kadarla ifade edilemez. Yine 1996’e kadar uzmanlığını kazanıyor, ama bu sürede de bir lokal bir de market alıyor.

Kendisi asistan doktor maaşıyla 2 tapu alırken normal, uzmanlığında dubleks daire alırken normal, milletvekili olunca yüz milyonlarca TL’lik mülk arsa daire alınca normal ama yılların hâkimi bürokratı Akın Gürlek’in 4 tapusu olması ihtimal normal değil. Gelelim asıl konuya tekrardan. Kendi açıkladığı tapulara göre (çok daha fazlası olduğu iddiası var) 2016’ya kadar 4 tapusu olan Murat Emir milletvekili olduktan sonra tapu sayısını 14’e çıkarıyor ama bu 10 tapunun değeri 100 milyonlarla ifade ediliyor.

Bu paranın kaynağı ne? Doktorluksa o vekil oluncaya kadardı, milletvekiliyken doktorluk yapıyorsa milletvekilliği yapmaya zaman kalmaz ayrıca etik değil, doktorluk yapmıyor sadece milletvekili maaşı alıyorsa bu kadar paranın kaynağı ne?”

https://x.com/mahajansi/status/2036550350547665393

CHP’nin her icraatı şaibelidir. Türkiye’nin aleyhinedir ve bir an önce ya kapatılmalı veya kendini tasfiye etmelidir. Çünkü CHP İslamî olabilecek her şeye karşıdır.

CHP zihniyeti bir bataklıktır.

Merhum Necip Fazıl: "CHP bir parti değil, Türk’e dinini, dilini ve özünü kaybettirmeye memur bir katliam müessesesidir" diyordu ki doğrudur.

Velhasıl.

CHP kapatılmalı veya kendini tasfiye etmelidir ki Türkiye huzur bulsun.

Selam ve Sabırla… 28.03.2026

Hain Bakışlar ve Sine’de Gizlenenler

Hain Bakışlar ve Sine’de Gizlenenler

Veysi ERKEN Dr.

Allah’ın vahyinden, peygamberlerin sünnetinden kaçış arttıkça toplumlarda çürüme ve hain bakışlar artar.

Bu çürüme ve hain bakışlar Hz. Âdem (a.s.) döneminden beri söz konusu olup gönderilen peygamberler vasıtasıyla düzeltilmeye çalışılmıştır.

Hain bakış ve sinede gizlemeler ahlakî çürüme ifsadın kaynaklarından biri olan çıplaklığın normal karşılandığı ortamlarda daha çok yeşerir ve yaygınlaşır.

Hain bakışlar ve sinelerdeki gizlemeleri şüphesiz ki Allah mutlak olarak bilir ve ayetinde şöyle belirtir. “Allah, gözlerin kötü niyetli bakışını ve kalplerin sakladıklarını bilir. Ve Allah adaletle hüküm verir; onların Allah’tan başka taptıkları ise hiçbir şeye hükmedemezler. Kuşkusuz Allah her şeyi en iyi işiten ve en iyi görendir. Mü’min, 19-20”

Ayetler şu şekilde tefsir edilebilir. “Gözlerin kötü niyetli bakışından maksat, bakılması helâl olmayan şeylere veya helâl olmayan şekilde, tarzda bakmak; kalplerin, gönüllerin, sinelerin sakladıkları” ise insanın içinden benimsediği, ancak farklı sebeplerle eylem olarak dışa yansıtmadığı veya yansıtamadığı niyet ve düşünceleridir.

Daha çok ahlâk kitaplarında insanın bütün tutum ve davranışları uzuvların fiilleri ve kalbin fiilleri” diye ikiye ayrılır.

Allah’ın ilmi her iki fiil alanını da kuşatmıştır.

Hz. Peygamber, amellerin niyetlere göre değerlendirileceğini (Buhârî, “Îmân”, 41; Müslim, “İmâre”, 155); bir kimse hayırlı bir iş yapmaya niyet etmekle birlikte herhangi bir engel yüzünden bunu gerçekleştiremese bile yine de Allah’ın ona sevap yazacağını bildirmiştir (Nesâî, “Kıyâmü’l-leyl”, 63; İbn Mâce, “İkāme”, 177).

Buna karşılık insan, içinden bir kötülük yapmayı düşünmek, hatta kesin karar vermekle birlikte, düşünce ve niyetini eyleme dönüştürmezse bundan dolayı günahkâr sayılmaz (bk. Buhârî, “Talâk”, 11; Müslim, “Îmân”, 201, 203, 204). https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/M%C3%BC%27min-suresi/4152/19-20-ayet-tefsiri

Sinelerde gizlenenleri bizler bilemezsek bile Allah bilir ve gereğini adilce ifa edecektir.

“Ameller niyetlere göre değişir” ifadesi gereğince amellerimizi temiz, halis niyetlere göre ifa edersek Allah katında kabul ve makbul olur. “Ey o bütün iyman edenler! Allaha itaat edin ve Resule itaat edin de amellerinizi ibtal eylemeyin. Muhammed-33” ayeti sahih niyetin ancak Allah ve Resulüne itaat ile mümkün olacağını ve amellerin iptal edilmemesi, boşa çıkarılmaması gerektiğini açıklar.

Allah ve Resulüne itaat söz konusu olursa “hain bakışlar”ın yeşereceği ortamların oluşmasına engel olunur.

Maalesef günümüzün içtimaî/ sosyal ortamları “hain bakışlar”ın artacağı tarzdadır. Hatta bu ortamları etkili ve yetkili kurumlar tarafından teşvik edilmektedir.

Bu nedenlerden dolayı da sinelerde/gönüllerde, sadırlarda, kalplerde gizlenen ve toplumların yıkılmasına, dağılmasına ve sodom gomorlaşmasına sebep olan fiiller çoğalmaktadır.

Umulur ki, etkili, yetkili ve sorumlu olanlar en kısa zamanda tedbir alır, ıslah yollarını açar. Aksi takdirde toplum olarak yok olmamız yakındır.

Selam ve Sabırla… 28.03.2026

27 Mart 2026 Cuma

Siyonist Amerika, İsrail ve şürekâları BEDEL ödemelidir

Siyonist Amerika, İsrail ve şürekâları BEDEL ödemelidir

Veysi ERKEN Dr.

Amerika İsrail’in emriyle müştereken İRAN’a ve Lübnan’a saldırdılar. Asırlardır aynı taktiklerle İslam ve mazlum insanlara, topluluklara, milletlere ve ülkelere saldırıyorlar. Gazze, Filistin, Doğu Türkistan.

Siyonistler ŞEYTANLARDIR ve asla iyilikten, barıştan, huzurdan, iyilikten yana tavır takınmazlar.

Siyonist şeytanlar sadece kandan, vahşetten, soykırımdan, işgalden beslenirler.

Sıkıştıkları zaman iki ileri bir geri taktiği ile milletleri kandırarak barış(!) isterler.

Tabii ki yeni soykırımlar, işgalleri yapmak için barış(!) isterler.

Mazlum, mağdur milletler artık bu oyuna düşmemeli ve Siyonist soykırımcı şeytanlara BEDEL ödetmelidir.

Bedel de açıktır.

İsrail denilen kışlanın tasfiyesi ve Amerika’nın şürekâsıyla birlikte bütün coğrafyalardan kovulmasıdır.

Başta türlü barış, huzur, refah, insanlık ve kalkınma olmaz.

Evet.

Siyonist haçlı katillerine, vahşilerine, işgalcilerine, soykırımcılarına, talancılarına BEDEL ödetilmelidir.

Hak ettikleri cinsten BEDEL ödetilmelidir.

Kısas ise kısas.

Sürgün ise sürgün.

Abluka ise abluka.

Anlayacakları ve hak ettikleri dilden uygulamalarla bedel mutlaka ödetilmelidir.

Siyonistlere BEDEL ÖDETME, insan olma, ahlaklı kalma ve zalim katillerden hesap sormanın gereğidir.

Sessiz kalanlar, İran’a, Lübnan’a, Filistin’e, Doğu Türkistan’a, Gazze’ye ve Gazzelilere yardım etmeyenler, sessiz kalanlar, bedel ödetmeye çalışmayanlar, kısaca imkânı olup da gayret göstermeyen bütün yöneticiler ve bireyler sorumludur.

Katillerin ve işgalcilerin ortağıdır.

Dünya Siyonist haçlı sürülerini durdurmak ve kışlaları olan İsrail’i tasfiye etmekle mükelleftir.

Her yol ve yöntemle savaş Siyonistlerin topraklarına taşınmalıdır. BEDEL işgal ettikleri ve bizim topraklarımız dedikleri yerlerde, ekonomide, teknolojide olmalıdır.

Siyonistlere bedel ödetilmeli ve toprağımız, vatanımız Filistin’den, Aksa’dan, Gazze’den tasfiye edilmelidir, kısas uygulanmalıdır.

Yaptıkları vahşete, soykırıma kısas uygulanmalıdır.

Kısasta hayat vardır.

Allah bizleri şu şekilde uyarıyor

“Kısasta sizin için hayat vardır, ey akıl sahipleri, umulur ki sakınırsınız. Bakara-179”

Verdikleri sözlere sadık kalmayanlara, soykırım ve işgal yapanlara, ülkeleri tahrip edenlere, insanları vahşice katledenlere, Siyonist şeytanlara, işbirlikçilerine, uşaklarına KISAS uygulamak ve BEDEL ödetmek farzdır, şarttır.

Siyonist ŞEYTANLAR’IN sözlerine asla güvenilmez, barış görüşmelerini istemek sadece aldatmadan ibarettir.

“Verdikleri söze nasıl güvenilebilir ki? Şayet size galip gelselerdi, yakınlık bağını da antlaşma hükümlerini de sizin için gözetmezlerdi. Onlar dilleriyle sizi memnun etmeye çalışıyorlar, fakat kalplerinden geçen çok farklı. Zaten onların çoğu yoldan çıkmış kimselerdir.

Allah’ın âyetlerini basit bir menfaate değiştiler, böylece insanları Allah yolundan engellediler. Bakın, onların yapa geldikleri ne kötü!

Bir mümin hakkında ne yakınlık bağına ne de antlaşma hükümlerine riayet ederler; işte onlar böyle sınır tanımaz kimselerdir.

Ama tövbe ederlerse ve namazlarını kılıp zekâtlarını verirlerse, artık onlar sizin din kardeşlerinizdir. Bilmek isteyenler için âyetlerimizi ayrıntılarıyla açıklıyoruz.

Şayet antlaşma yaptıktan sonra yeminlerini bozarlar ve dininizi karalamaya kalkışırlarsa, siz de küfrün elebaşçılarıyla vuruşun; çünkü onların yeminleri yok sayılır. (Böyle yaparsanız) belki vazgeçerler.

Yeminlerini bozan, peygamberi sürüp çıkarmaya karar veren ve size karşı saldırıyı ilk başlatan topluluğa karşı savaşmaktan geri mi duracaksınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Oysa asıl çekinmeniz gereken Allah’tır; eğer yürekten inanıyorsanız.

Onlarla savaşın ki, Allah onları sizin elinizle cezalandırsın, onları rezil rüsvâ etsin, sizi onlara karşı başarılı kılsın, inananların yüreklerine su serpsin, kalplerindeki öfkeyi yatıştırsın. Allah dilediğinin tövbesini kabul eder. Allah bilmekte, hikmetle yönetmektedir.

Hâsılı kelam, dünyada, İran’da, Doğu Türkistan’da, GAZZE’DE, Filistin’de huzuru ve refahı hâkim hale getirmek istiyorsak vahiyle belirlenmiş ilkelere ve zemine dönmek ve Siyonistlere BEDEL ödetmek mecburiyetindeyiz

Rabbulalemin encamımızı hayretsin ve bizi “kısas”ı anlayarak Siyonistlere BEDEL ödetenlerden eylesin.

Selam ve Sabırla…27.03.2026

26 Mart 2026 Perşembe

Satın alınan yöneticilerle kitlelerin saptırılması

Satın alınan yöneticilerle kitlelerin saptırılması

Veysi Erken Dr.

İçtimai hayatımızda bize yol ve yön gösterenler hep olmuştur ve olacaktır.

Çocukluk döneminde en çok yol ve yön gösteren anne, baba ve yakın çevresidir.

Günümüzde yakın çevreye internet ortamı ve televizyon hâkim olmuştur desek mübalağa etmiş sayılmayız.

Tabii ki, hayatımızı kurgularken örnek aldıklarımız ve takip ettiklerimiz olacaktır.

Rabbulalemin takip ettiklerinizi yanılmaz olarak görmeyin, mutlaklaştırmayın. Aksi takdirde sizi yanıltabilir ve cehenneme gitmenize yol açabilir diyor.

Şahsen hep bu şekilde, ayetler ışığında düşünmeye çalıştım ve çalışıyorum. Gruplarda büyük dediklerimizle yol arkadaşlığımız hep bu minvalde oldu.

Bizim anlayışımıza "açıklık en doğru yoldur" düsturu hâkim oldu.

Bu bağlamda, Kur'an'ı Kerim'i okuduğumuzda "Sadat" ve " Kubera" kavramlarıyla karşılaşırız. Ayetlerde: "Yüzleri ateşe çevrildiği gün, "Keşke Allah’a itaat etseydik, resulü dinleseydik" diyecekler.

Ve ekleyecekler: "Rabbimiz!  Biz efendilerimizi ve büyüklerimizi dinledik, onlar da bizi yoldan saptırdılar. Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onları ağır bir şekilde lânetle!" Ahzab 66-68" diye belirtilir.

Bu ayetler yönetici ve büyüklerin konumunu ve hangi durumlarda onlara uyulup uyulmayacağı açıkça belirtiyor.

Umarım ki, içinde bulunduğumuz yapıların büyük ve yönetici konumundakilerini bu ayetler ışığında değerlendirerek, yanılmaz olarak görmeyiz. Kapalı kapılar ardında iş ve görüşmeler yapan kitleyi yanlış yola sevk eder.

Bu tipleri merhum Esat Coşan “Bugün maalesef tüm İslâm âlemi emperyalist güçlerin sultası altındadır. Kuş uçurtmazlar, takip ederler... Hem de kendisi takip etmez... Amerika seni John'la takip etmez, Smith'le takip etmez. Adı senin benim gibi olan Müslüman’la takip eder; canına okur.

O milletin içinden çıkmış hain vasıtasıyla takip eder ve millete en büyük zararı, kendi içinden çıkmış insanlara yaptırır. Parayla satın alır, ajan edinir ve öyle kullanır.” “Herkese ajan demiyoruz; metot bilmediğinden, ilimden uzak olduğundan emperyalist onu kullanır, fark etmez. Sahte bir takım organizasyonlar var, topluyorlar insanları etraflarında, ondan sonra onları toptan satıyorlar! Götürüyor, olmadık yere bağlıyor... Mü'min feraset gözüyle bunları anlayabilmeli. Hizmet ediyorum diyen insanları, organizasyonları irfan teraziniz ile tartın!” “Böyle birtakım insanlara, organizasyonlara körü körüne bağlanmayın! Her birinize istiklâl tavsiye ediyorum. Hür olun, hizmeti kendiniz tespit edin, yapmaya çalışın!” “Emperyalistlerin türlü oyunları var. İslâm, bir kimsenin hizmetiyle yürüyecek hâle gelirse, o kimseyi yok ederler, öldürürler, satın alırlar, tehdit ederler. Ne yapmak lâzım? Hizmeti yaygınlaştırmak lâzım, herkesin lider olması lâzım. "Tek lider, vazgeçilmez insan..." diye bir şey olmaz. Bakın, Filistinli çocuklarla niye başa çıkamıyorlar? Hepsi lider.” “Bir lidere, tek hocaya, tek ekibe bağladığı bir yığın insanı, böyle üzüm salkımını sapından tutar gibi, istediği yere götürüyor!” “Onun için, teşkilât kurdurtuyorlar; teşkilâtın başına kendi adamlarını --hain bir kimseyi-- koyuyorlar. Öteki insanların hepsini, üzüm salkımı gibi oraya buraya götürüyorlar.” “Müsaadeli, ağabeyli, bilmem neyli hizmet olmaz... Tâbî olmayın kimseye! Bana da tabi olmayın! Bana tabi olursanız, beni sıkıştırırlar. Ondan sonra, "Sen bu adamlarına şöyle yap!" derler. İslâm'a, Allah'ın emrine tabi olun! Allah'ın dinine hizmet edin! Tek başınıza olsanız da, hakla beraber olun! O zaman İslâm kalkınır; başka türlü kalkınamaz! "Aa, efendim, dirlik, düzenlik, birlik, beraberlik, organizasyon bozulmasın" diyorlar. “Her biriniz İslâm için, kendinizin dünyada kalmış tek adam olduğunuzu düşünün. Ama senin gibi aynı hedefe yürüyen başka insanlar varsa; onlarla da işbirliği yap! Yapmıyorsa, silkele at be! Sen onu sırtında taşımak zorunda mısın? Beni sırtında taşımak zorunda mısın? Kimse kimseye hürriyetini vermesin! Hürriyet aziz şeydir. İnsan, ancak Allah'a kul olur. " diyerek teşhir eder.

Kapalı kapılar ardında veya tescilli olanların evlerinde, karanlık dehlizlerde görüşmeler ve ittifaklar kurarak, ekran karşısında inkâr edenlerin yanıltıcı olacaklarını aklımızdan çıkartmamamız gerekir.

Başta kendime olmak üzere bütün tanıdıklarıma tavsiyem şudur.

Yöneticilerimizi ve büyüklerimizi sorgulayalım.

Karanlık mekânlarda, karanlık kişilerle görüşüyorlarsa onları terk edelim.

Merhum bir büyüğümüz falan yeri ve yöneticiyi niye terk ettin diye sorduklarında, "İmam imanı terk etti, ben de imamı terk ettim" diye cevap vermişti.

 Rabbulalemin bizi büyükleri için iki kat azab ver diye dua edenlerden eylemesin.

Rabbulalemin, Hakkı ve hakikati zamanında fark edip büyük denilen cücelerin şerrinden bizleri muhafaza  etsin.

Satılmış yöneticileri, salkımın saplarını teşhis ve teşhir edebilecek ferasete sahip olalım.

Selam ve sabırla... 26.03.2026