26 Ağustos 2026 Çarşamba

Kızılelma Yolunda Bir Durak: Malazgirt

Kızılelma Yolunda Bir Durak: Malazgirt

Veysi ERKEN Dr.

Ey iman edenler! Sizi, elem verici azaptan kurtaracak bir ticareti size göstereyim mi? Allah’a ve resulüne iman edersiniz, Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad edersiniz. Bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. O sizin günahlarınızı bağışlar, sizi altından ırmaklar akan cennetlere, adn cennetleri içindeki güzel köşklere koyar. İşte büyük kurtuluş budur. Hoşunuza gidecek bir şey daha var: Allah’ın yardımı ve yakın bir fetih! Haydi, müminleri müjdele. Saff 10-13” ayetlerine mazlar olmak için gayret ediyor, cihad meydanında koşturuyor, Allah’ın adını yücelere en yüceye taşımaya çalışıyordu atalarımız.

Malazgirt’te gerçekleşen cihad bunun duraklarından biri olarak tarihte yerini kazımıştır.

Tıpkı atalarımız Alparslanlar, Fatihler, Yavuzlar gibi cihad meydanlarındayız.

Gönüllerin fethi, Allah’ın adını yüceltmek için meydanlardayız.

26 Ağustos 1071 yılı büyük bir cihadtır, fetihtir, zaferdir.

Batının ve batılın kapıları açılmıştır fetihler için.

Gönüller fethedilmiştir topraklarla birlikte.

Gençler İHA, SİHA, TİHA ve İslami yaşayışa dönüşleriyle gönülleri fethediyor, yakında toprakları da fethedecek inşallah.

Gönüller sürur bulacak, insanlar huzur bulacak.

Malazgirt zaferinin şiarı “ya şahadet ya zafer” idi.

Zafer nasip ve müyesser oldu. O cihad, fetih ve zafer şöyle tasvir edilmiştir merhum Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu tarafından.

“Aylardan Ağustos, günlerden Cuma
Gün doğmadan evvel iklîm-i Rum'a
Bozkurtlar ordusu geçti hücuma

Yeni bir şevk ile gürledi gökler
Ya Allah...Bismillah... Allahuekber

Önde yalın kılıç Türkmen Başbuğu
Ardında Oğuz'un ellibin tuğu
Andırır Altay'dan kopan bir çığı

Budur, Peygamberin övdüğü Türkler...
Ya Allah... Bismillah... Allahuekber”

Bugün 26 Ağustos 2026.

Bugün zaferi hatırlamak günü değil, yeni fetihlere, Kızılelma’ya yöneliş günüdür.

Kızılelma’mız gönülleri fethetmek, adaleti bütün dünyada tesis etmek ve İ’lay-ı kelimetullahtır.

Âleme nizam vermektir.

Günümüzün mücahitleri, iyi insanları, ahlaklıları da Gazze’de, Filistin’de, Doğu Türkistan’da, Miyanmar’da, Afrika’da ve dünyanın bütün mazlum coğrafyalarında bu zaferleri tattıracak inşallah.

Selam ve Sabırla… 26.08.2026

Üstün Ahlak üzere olmak

Üstün Ahlak üzere olmak

Veysi Erken Dr.

 

Allah Hz. Muhammed Mustafa için “Sen elbette üstün bir ahlâka sahipsin. Kalem-4” buyurarak O’nu bizlere “Usve/ örnek” olarak gösterir.

Ayette “İçinizden Allah’ın lutfuna ve âhiret gününe umut bağlayanlar, Allah’ı çokça ananlar için hiç şüphe yok ki, Resûlullah’ta güzel bir örneklik vardır. Ahzâb-21”

Allah’ın lutfuna umut bağlayanlar “kâl” ve “Hâl”lerini aynileştirirler ve bu şekilde ahlaklaşırlar.

“Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında çok çirkin bir davranıştır. Saff, 2-3.” Ayetinde belirtildiği gibi yapılmayacak şeyleri söylemek çirkin ve reziletler olarak nitelendirir.

Üstün ahlak sahibi olan Hz. Muhammed’in yolunun yolcuları ahlakın fazilet özelliklerine sahiptirler.

Ahlâki özellikler nefiste subut bulmuş ve fiile dönüşen hususlardır.

Bilindiği üzere İslami zeminde ahlâk haline dönüşen ve melekeleşen fiiller;

1) Faziletler,

2) Reziletler olarak iki başlık altında toplanabilir.

 Faziletler

1– Hikmet

2– Adalet

3– İffet

4– Şecâat olarak terimlendirilir.

Yine “Başta hadisler olmak üzere İslâmî kaynaklarda hulk ve ahlâk terimleri genellikle iyi ve kötü huyları, fazilet ve rezîletleri ifade etmek üzere kullanılmış; özellikle iyi huylar ve faziletli davranışlar hüsnü’l-huluk, mehâsinü’l-ahlâk, mekârimü’l-ahlâk, el-ahlâku’l-hasene, el-ahlâku’l-hamîde, kötü huylar ve fena hareketler ise sûü’l-huluk, el-ahlâku’z-zemîme, el-ahlâku’s-seyyie gibi terimlerle karşılanmıştır. …

Hz. Peygamber, bir olan Allah’a itaat temeline dayalı bir ahlâkî ve dinî birlik sağlama görevini üstlenmiş, böylece kabile ve soy sop (hasep nesep) anlayışı yerine Allah’a saygı (takvâ), ferdî ve sosyal planda yücelmenin ve değer kazanmanın ölçüsü haline gelmiş; bu ölçüye uygun olarak İslâm’ın öğretileri, Allah’ın bütün yaratıklarına karşı merhametli olmayı, beşerî ilişkilerde dürüstlük ve güvenilirliği, karşılıksız sevgi ve fedakârlığı, samimiyet ve iyi niyeti, kötü eğilimlerin bastırılmasını ve daha birçok faziletleri ihtiva etmiş bulunmaktadır.

İslâm ahlâkının asıl kaynağı Kur’an ve onun ışığında oluşan sünnettir. Nitekim Hz. Âişe bir soru münasebetiyle Hz. Peygamber’in ahlâkının Kur’an ahlâkı olduğunu belirtmiştir).

Bu sebeple İslâm ahlâk düşüncesi Kur’an ve Sünnet’le başlar. Bu iki kaynak dinî ve dünyevî hayatın genel çerçevesini çizmiş, amelî kurallarını belirlemiş, böylece daha sonra fıkıhçı ve hadisçiler, kelâmcılar, mutasavvıflar, hatta filozoflar tarafından geliştirilecek olan ahlâk anlayışlarının temelini oluşturmuştur.” https://islamansiklopedisi.org.tr/ahlak

Hâsılı kelam.

Hz. Muhammed Mustafa’nın sav yolunda olanlar “üstün ahlak” sahibi olarak “ahlak” kavramını parçalamaz, faziletleri bir bütün olarak yaşamaya ve yaşatmaya çalışır.

“Senin yanında hak yola dönenlerle birlikte, sana buyurulduğu gibi dosdoğru ol! Siz de azıp sapmayın. Allah, yaptıklarınızı çok iyi görmektedir. Hûd-112” ayetinde belirtildiği gibi hayatını sürdürmeye çalışır.

Selam ve Sabırla… 26.08.2026

 

 

25 Ağustos 2026 Salı

Dokunulmazlıklar ve İmtiyazlar Efruzlaştırır

Dokunulmazlıklar ve İmtiyazlar Efruzlaştırır

Veysi ERKEN Dr.

Temcit pilavı gibi her gün sahnelenen oyunlara ve işlenen suçlara baktığımızda değişenin sadece “figüran”ların olduğunu görürüz. El hep aynı. “el”ler hep sahnenin gerisinde. “El” anlayacağınız hep yabancılar. İçlerinde Müslüman görünümlü münafıklar da mevcut.

Sanmayın ki, sadece ülke dışındakileri kastediyorum. Daha çok İçteki “el”leri kastediyorum.

Her şeyleriyle “el”

Giyimlerinden kuşamlarına, yediklerinden içtiklerine, düşündüklerinden dinlerine, paralarından zenginliklerine kadar her şeyleriyle “el” olanları kastediyorum.

Varlıklarını “figüranlar, amigolar ve sloganlarla devam ettiren “el”ler.

Misal mi istiyorsunuz.

İşte “ çete, suç örgütü, imtiyaz, dokunulmazlık haberleri”

Ve

“Hürriyete, dokunulmazlığa, imtiyazlara layık Kahramanlara”

1909 yılında yazılmış olayların tekrarıdır bugün yaşanılan.

Ne zaman yazılmış.

“Hürriyete layık bir kahraman”

Geçen yüzyılın başında yazılmış.

Evet, yüz yıl önce.

1 Nisan 1325 (1909) tarihinde çıkan Köprü dergisinde Ömer Seyfettin “İrtica Haberi”ni yazmış. Aynı yazar ilk kısmını Vakit Gazetesinin 8-9 Ocak 1919 tarihinde “Efruz Bey” romanını tefrika etmeye başlamış.

“Hürriyete Layık Bir Kahraman” namı diğer Efruz Bey.

Değişen bir şey var mı?

Elbette ki, hayır.

Yüz yıl önce irtica, dokunulmazlık, imtiyaz, yüzyıl sonra da aynı haberler.

Yüz yıl önce Adını bile inkâr ederek Efruzlaşanlar, günümüzde “harb”i “yoz kan”laşanlar.

Bir pespaye bağırıcının günümüzün taklitçilerini ve yeni “figüran”ları ile sivil olmayan merkezlerin sivil görünümlü uzantıları olan dernek, vakıf, sendika ve oda mensuplarını anlamak için, “Efruz bey”i okumanızı tavsiye ederim.

Sadece şu paragraf bile meydanları dolduran şuursuz kalabalıkların halini anlatmaya kifayet eder.

İşte “Hürriyete Layık Bir Kahramanımız”ın galeyana gelen bilinçsiz kalabalığa telkini.

“- İnsanların hepsi hürdür. Kardeştir. Müsavidir( eşittir). Artık ayrılmaya mâna var mı? Birbirlerinizin lisanını (dilini)  bilmiyorsanız ‘Esperanto’ dilini öğreniniz. Haydi, hepiniz birleşiniz. Sevişiniz, <bil^tefriki  cinsû mezhep (cins ve mezhep farkı gözetmeksizin)>bayrağının altına gelmeyenler müstebitlerdir. Onlar bizim düşmanımızdır. Bırakınız onlar mabetlerine gitsinler. Bizim cinsimiz, bizim mezhebimiz birdir: İnsanlık… Haydi öpüşünüz. Vahî fikirleri, batıl itikatları vahşilere, yamyamlara bırakınız. Medeni olmaya çalışınız. Ömer Seyfettin, Bütün Eserleri, c.3,s.996, Ötüken yay., İstanbul-1974”

Soruyorum size yüz yıldır değişen ne?

Dünün hürriyet kahramanı Efruz bey ve Firuzeleri bugünün  “ser-nur”larıyla “harb”i “yozkan”ları değil mi?

Hala uyanamayacak mıyız?

Hâlâ kendini beyaz Türk yaftası ile yaftalayan “el”lere kanacak mıyız?

Dokunulmazlıklarını ve imtiyazlarını kutsallaştıracak mıyız?

Uyanma, dokunulmazlıkların, imtiyazların kaldırılması zamanı gelmedi mi?

Adaletin tecellisi, çetelerin bitirilmesi için Efruzî kahraman(!)lardan, giyimlerinden kuşamlarına, yediklerinden içtiklerine, düşündüklerinden dinlerine, paralarından zenginliklerine kadar her şeyleriyle “el” olanlardan kurtulma zamanıdır.

Selam ve Sabırla… 25.08.2026

Not: bu yazı 2007 yılında yayınlanmış ve ufak tefek değişiklikler yapılmıştır.

 

İmtiyazların olduğu yerde adalet tesis edilemez

İmtiyazların olduğu yerde adalet tesis edilemez

Veysi ERKEN Dr.

İmtiyazlara hayır, adalete evet diyoruz ama ülkemizde tersi gelişiyor.

Sadece iki vakıadan bahsedeyim.

Bakanlık yapmış birinin adına tahsisli üç araçla suç işlenmiş, aynı şekilde vekillik yapmakta olan kişiler rüşvet almak ve aracılık etmekle suçlanıyor ama bunlara dokunulmuyor.

Neden imtiyazlı ve dokunulmaz.

Bilinmelidir ki, bir ülkede imtiyazlılar ve dokunulmazlar varsa o ülkede adalet tecelli edemez.

İmtiyaz ve dokunulmazlıkları meşru ve hak görenler yetkili veya atanmışlardan oluşur ve hemen imtiyazları ve dokunulmazlıkları kendilerine hak görürler ve mevzuatı ona göre değiştirirler.

Ülkemizin adalet dengesini bozan imtiyaz ve dokunulmazlıklardır.

Maalesef  BİZ bir "imtiyazlılar ülkesiyiz"

Milletvekili, Vali, Gazeteci, Yargıç, Savcı, Polis, Asker, Sanatçı(!), Bürokrat, Bakan imtiyazlıdır ve çoğu dokunulmazdır.

Neredeyse sokaktaki insanımız hariç bu ülkede herkes imtiyazlıdır.

Bu yapı devam ettiği müddetçe daha çok suç işleyen yapılar oluşacaktır.

Bu bir kehanet değildir.

Hâlbuki bizim medeniyetimizin hukuk düzeninde hiç kimse “La Yüs’el/ sorgulanamaz ve dokunulamaz” değildi.

Konumu, makamı, mevkii, sıfatı ne olursa olsun herkes aynı haklara sahip idi.

Görevi sona ermeden de sorgulanamaz değildir.

Bugünkü düzende aradan yıllar geçse de dokunulmazlığı ve imtiyazları devam etmektedir.

Bildiğim kadarıyla imtiyazlar mezara kadar da devam ediyor.

Esasında Hak ve adaletten yana tavrı olanlar ilkeli olur. Hak olanı herkes için görür. Reddedilmesi gerekeni de herkes için reddeder. Daha önce imtiyazlar konusunda şunu yazmıştım.

“Kendimi bildim bileli imtiyazlara karşı oldum. Bunu yazılarımla da ortaya koydum. CHP Adana vekilinin 2 milyona yaklaşan iletişim faturası dolayısıyla bazıları imtiyaz konusunda ahkâm kesiyor.

İmtiyaz çokmuş.

Sorun CHP’li vekilin başkanlık divanı üyesi sıfatı ile millete ödettiği fatura değil, İMTİYAZ sorunudur.

İMTİYAZ ve AYRICALIK tamamen kaldırılmadıkça sorun devam edecektir.

Bilindiği üzere kamu adına iş görenlerin giderleri kamudan karşılanmaktadır. Yani vergi adı altında toplanan gelirlerden karşılanmaktadır.

Kamudan elde edilen gelirler kamunun menfaatine harcanması gerekirken seçilmiş veya atanmışların kendilerine özel ayrıcalık ve imtiyaz tahsis etmesi “adalet” ilkesinin yok edilmesidir.

Bu bağlamda bütün İMTİYAZLAR ortadan kaldırılmalıdır diyorum. Hiçbir vekilin veya bürokratın imtiyazı olmamalıdır.

Bu şekilde düşünmeyen samimi değildir.

Bütün vatandaşların aynı hak ve özgürlüklere sahip olması adalet ilkesi gereğidir.”

 Dün neyse bugün de aynısı devam ediyor. İmtiyazlar ve dokunulmazlıklar adaleti katlediyor.

Lafı uzatmaya gerek yok?

Artık uyanma zamanıdır.

Adalet herkes için gereklidir.

Unutulmamalıdır ki, adalet kanunla değil hukukla sağlanabilir.

Adaleti ortadan kaldıran bütün imtiyazların ve dokunulmazlıkların bitirilmesini talep ediyoruz.

Dokunulmazlık ve imtiyazların her türlüsünü kast ediyoruz. Hiçbir kişi, vekil, kurum, kuruluş ve yapı “la yüs’el” olmamalı ve herkes yaptıklarından sorgulanabilmelidir.

Unutulmamalıdır ki, imtiyazlılara dokunmaktan korkanlara imtiyazlılar dokunur.

Toplum imtiyazlılara dokunamayan yönetimleri affetmez. Onları günahlarıyla birlikte tarihin derinliklerine gömer.

Ama devlet de çöker, dağılır, zeval bulur.

Selam ve Sabırla… 25.08.2026

24 Ağustos 2026 Pazartesi

Hâl dili ile tebliğ

 Hâl dili ile tebliğ

Veysi ERKEN Dr.

Hâl dili, lisan ile kelam etmeden bedenin durusu, tavrı ve tutumuyla konuşması, iletmek ve söylemek istediklerini söylemesidir.

Lisan-ı hâl, hâl dili söz ötesidir. Söz söylemeden, davranışlarla, kametlerle, duruşlarla, tavır ve vücut diliyle meramın anlatılmasıdır demektir.

“Hal dili kâl/lisan dilinden daha tesirlidir.”

Evet.

Hâl dili tebliğde önemlidir ve Hz. Muhammed Mustafa sav. bize usveliği, örnekliği ile göstermiştir.

Ayette “İçinizden Allah’ın lutfuna ve âhiret gününe umut bağlayanlar, Allah’ı çokça ananlar için hiç şüphe yok ki, Resûlullah’ta güzel bir örneklik vardır. Ahzâb-21”

Allah’ın lutfuna umut bağlayanlar “kâl” ve “Hâl”lerini aynileştirirler ve bu şekilde tebliğlerinde etkili olurlar.

“Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında çok çirkin bir davranıştır. Saff, 2-3.”

Yapılmayanları söylemek hem çirkin hem de etkisizdir.

Bir nevi münafıklık olduğu için tebliğde etkisizdir.

Namaz kılmayan, oruç tutmayan, zekat vermeyen, infakta bulunmayan, sigara gibi şeyleri kullananlar nasihatlerinde ve tebliğlerinde etkili olamayışlarının sebebi “Kâl” ile “Hâl” lisanlarının farklılığıdır.

“Kâl” ile “Hâl” arasında uçurum varken tebliğ etkisiz olmaya mahkûmdur.

İ’lay-ı Kelimetullah için nizâm-ı âlem davasının ülküsüne sahip olduğunu söyleyenlerin ekseriyetinin “Kâl” ve “Hâl” lisanları uyumsuzdur.

Bunun için etkili olamıyorlar.

Hamas’ın mücahidleri “Kâl” ve “Hâl” dilleri bir olduğu için etkili olmuşlardır.

Hâsılı kelam.

Tebliğinin etkili ve tesirli olmasını isteyenlerin “Kâl” ve Hâl” lisanlarını Kur’an ahkâmına uygun bir tarzda aynileştirmeleri gerekir.

Duamız.

“Rabbim! ”dedi, “Gönlüme ferahlık ver. İşimi bana kolaylaştır. Dilimden düğümü çöz ki sözümü iyi anlasınlar.  Tahâ, 25-28” ayetine uygun bir hâl dilini nasip ve müyesser eyle ki tebliğimiz tesir etsin..

Selam ve Sabırla… 24.08.2026

 

Hz. Muhammed: Siracan Muniran

Hz. Muhammed: Siracan Muniran

Veysi ERKEN Dr.

Bugün Rebiulevvel ayının 12. Günü.

Kâinatı, insanlığı aydınlatan Hz. Muhammed Mustafa’nın sav viladetinin sene-i devriyesi.

Allah cc “Ey peygamber! Seni şahid, müjdeci, uyarıcı/ nezir, izniyle Allah’a çağırıcı/davetçi ve etrafını aydınlatan bir ışık/siracen müniran olarak gönderdik. Ahzâb 45-46” diye buyurur.

Evet.

O, vahyi tebliğiyle, vahyi yaşayışıyla insanları, insanlığı aydınlatmıştır.

O, insanları karanlıktan kurtulmasına, zulmetten nur’a kavuşmasına vesile olmuştur. Ona tabi olanlar cennetlik, şeytanlara uyanlar cehennemlik olmuştur.

Merhum Arif Nihat Asya’nın tavsif ettiği gibi sanin nuruna, tebliğine, inzarına ihtiyacımız var.

Sünnetine uygun talime, terbiyeye, yaşayışa muhtacız.

Gel Ey Resul.

Bizleri nurunla ihya eyle.

“Gel, Ey MUHAMMED, bahardır.
Dudaklar ardında saklı
Âminlerimiz vardır! ..
Hacdan döner gibi gel;
Mirac’dan iner gibi gel;
Bekliyoruz yıllardır!

Bulutlar kanat, rüzgâr kanat;
Hızır kanat, Cibril kanat,
Nisan kanat, bahar kanat;
Ayetlerini ezber bilen
Yapraklar kanat..
Açılsın göklerin kapıları,
Açılsın perdeler, kat kat!
Çöllere dökülsün yıldızlar;
Dizilsin yollarına
Yetimler, günahsızlar!
Çöl gecelerinden, yanık
Türküler yapan kızlar
Sancağını saçlarıyla dokusun;
Bilal-i Habeşi sustuysa
Ezanlarını Davut okusun!

Konsun-yine-pervazlara
Güvercinler;
"Hu hu"lara karışsın
Âminler..
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fatiha’lar, Yasin’ler!”

Viladetin sene-i devriyesi insanların ve insanlığın Kur’an’la, peygamberin Kur’anı yaşamasıyla, sünnetiyle ihyasına vesile olsun duasıyla.

Tabii ki, ihya Hz. Muhammed Mustafa’nın görevleriyle bize bildirdiklerini yaşamakla mümkündür.

 Hz. Muhammed Mustafa sav Kur'an'ı Kerim'de belirtilen görevleri;

 Şahidlik, 

İnzar

Tebşir,

Nasihat

Davet,

 Tebliğ,

Tilavet, 

Talim, 

Beyan, 

Tezkiye

Terbiye vs

Viladetin sene-i devriyesi hepimi, milletimiz, ümmeti İslam için bereketli ve hayırlı olsun

Viladetin sene-i devriyesi bu görevlerle tebliğ edilenler ihya olmamıza vesile olması duasıyla.

Selam ve Sabırla... 24.08.2026

23 Ağustos 2026 Pazar

İslam ve Müslüman Düşmanları

İslam ve Müslüman Düşmanları

Veysi ERKEN Dr.

Türkiye İslam beldesidir ve böyle kalacaktır biiznillah.

Siyonistlerin, içimizdeki Siyonistlerin, Siyonistleşerek münafıklaşanların bütün ifsad ve fitne faaliyetlerine rağmen Türkiye İSLAM BELDESİ olarak kalmaya devam edecek, İslam yaşanacak ve insanımız topyekûn insanlara ilayı kelimetullah için nizam verecektir.

Tabii ki bunun için cehd, cihad, gayret vazgeçilmezdir.

Unutulmamalıdır ki en ufak İslamileşmeye, İslami yaşayışa tahammülleri yoktur.

İslam’a ve Müslümanlara saldırılarını genellikle kendilerine benzettikleri münafıklaşanlara yaptırmaktadırlar.

Adı Ahmet, Mehmet, Fatma, Ayşe olan bu Siyonist münafıklar Gazeteci, Bürokrat, Yargıç, Siyasetçi, Sanatçı, tüccar, sanayici vs kisvesi ile İslam, Müslümanlara kin ve nefret kusmaktadır.

Bu sapık, münafık taife kendi ahlaksızlıklarını, çıplaklıklarını, edepsizliklerini ve kararlarını İslam diye dayatmaya çalışmaktadır.

Bu ahlaksız, Siyonistleşmiş münafıklaşmış taifeye sizin bu anlayışınız, kararlarınız, giyiminiz, kuşamınız hangi ayete veya sünnete uymaktadır diye sorulduğunda söyledikleri şudur.

“Biz de Müslüman’ız”

Bunlar Müslüman değil münafıklardır.

Ayetlerde bu Siyonist münafıklar şöyle anlatılmaktadır.

“Onlara “Diğer insanlar gibi siz de iman edin” denildiğinde, “Akılsızların inandıkları gibi biz de inanalım mı?” derler. Biline ki, asıl akılsızlar onlardır, fakat bilmezler. İman edenlerle karşılaşınca “inandık” derler, şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında ise “Biz sizinleyiz, biz yalnızca alay etmekteyiz” derler. Asıl onlarla alay eden ve azıp saparak dolaşmalarına izin veren Allah’tır. Doğruya karşılık sapkınlığı satın alanlar işte onlardır. Bu sebeple ticaretleri kâr etmemiş ve doğru yolu da bulamamışlardır.

Münafık İslam düşmanlarını anlatan bu ayetler şu şekilde tefsir edilmektedir. “Alay etmek, aldatmak, tuzaklara karşılık vermek” gibi fiillerin Allah’a nisbet edilmesi, bunları yapanları, fiillerine uygun bir şekilde cezalandırması, kazdıkları kuyuya kendilerini düşürmesi sebebiyledir; nisbet bu mânaya yöneliktir. Münafıklar durumlarını gizlediklerini ve müminleri aldattıklarını zannederek işlerini yürütürken ve bunda başarılı olduklarını düşünerek kendi aralarında müminleri alay konusu edinirken, Allah her şeyi bildiği ve Hz. Peygamber’e durumu bildirdiği için –yaptıkları, gizli kameradan ekrana aktarılan kimseler gibi– kendilerini alay konusu haline getirmektedirler. İkiyüzlülüğün dünyadaki cezası bununla da kalmamakta; kendilerini akıllı, iman edenleri de akılsız ve ahmak sananlar, kendilerine emanet edilen hayat, akıl ve irade sermayesiyle hidayet yerine sapkınlığı aldıkları için hayat ticaretini de iflasla kapatmaktadırlar.

İnsanoğlunun hayat çizgisini belirleyen âmiller yalnızca onun kendi akıl ve iradesi, kendi çabasıyla elde ettiği bilgiler değildir; bunların ve daha başka âmillerin yanında eğitim çevresinin, rahmân veya şeytandan gelen yönlendirici etkilerin önemli tesirleri vardır. Şeytanın cin türünden yardımcıları olduğu gibi insanlar arasından edindiği işbirlikçileri de vardır. 14. âyet “şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında...” diyerek bu saptırıcı etkiye işaret etmekte ve insanları, kimlerle beraber olduklarına, kimlerin tesiri altında kaldıklarına dikkat etmeleri konusunda uyarmaktadır. Bakara, 13- 16” https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Bakara-suresi/21/14-16-ayet-tefsiri

Hâsılı kelam.

Adı Ahmet, Mehmet, Fatma, Ayşe olan Siyonist münafıklara Gazeteci, Bürokrat, Yargıç, Siyasetçi, Sanatçı, tüccar, sanayici vs kisvelilere İslam, Müslümanlara kin ve nefret kusanlara karşı tedbir alınmalı, onlara selam verilmemeli, cenazelerine katılmamalı ve teşhir edilmelidirler ki belki tevbe ederler.

Selam ve Sabırla… 23.08.2026

 

 

Siyonist ABD ve İsrail’e karşı ön caydırıcılık

Siyonist ABD ve İsrail’e karşı ön caydırıcılık

Veysi ERKEN Dr.

“Yeni askeri doktrini çerçevesinde "erken caydırıcılık" ilkesini benimseyen İran, ABD ile yeni bir savaşa hazırlanıyor.” https://www.hurriyet.com.tr/dunya/irandan-abdye-atesle-karsilik-tehdidi-savas-hazirliklari-basladi-43282174 diye bir haber yayınlandı.

Erken, ivedi veya ön caydırıcılık anlayışını benimsemek önemli bir gelişmedir.

Bilindiği üzere “Caydırıcılık literatüründe üç ana tür tanımlanmaktadır:

Genel caydırıcılık,

İvedi caydırıcılık,

Genişletilmiş/yaygın caydırıcılık. Genel caydırıcılık (general deterrence) bir ülkenin süreklilik arz edecek biçimde, tüm konjonktürlerde geçerli olan ve değişmeyen bütünsel caydırıcılığını ifade etmektedir. Bu tür caydırıcılık, bir ülkenin askerî gücünün, teknolojik kapasitesinin ve stratejik varlığının düşman devletlerde sürekli bir tehdit algısı üretmesi anlamına gelmektedir. İvedi caydırıcılık (immediate deterrence) ülkenin belirli bir gerilim, kriz, çatışma veya savaş durumunda gösterdiği anlık caydırıcılık refleksini ifade etmektedir.” https://www.iramcenter.org/iranin-caydiricilik-doktrini-degisebilir-mi-2703 tanımlanmaktadır.

İnsan olanların hepsi siyonizme, Siyonistlere, finansörlerine, sahiplerine, kışlaları olan İsrail’e karşı “caydırıcılık” doktrinlerinin, bilhassa erken caydırıcılık anlayışını harekete geçirmeleri elzemdir, şarttır, farzdır.

Türkiye buna öncülük ve liderlik etmelidir.

Daha önce terörizme ve teröristlere karşı;

“Ara,

Bul,

Yok et” anlayışı benimsenmiş ve etkili olmuştu.

Siyonistlere ve kışlaları olan İsrail’e karşı ön caydırıcılık doktrini çerçevesinde,

“Ara,

Bul,

Yok et” anlayışı uygulanmalı ve bu anlayış insan olan herkese benimsetilmelidir ki, Siyonist şeytanlar, korsanlar, haydutlar, vahşiler, zalimler, soykırımcılar, işgalciler durdurulabilsin, tefsiye edilebilsin.

İnsanlığın ve insanları buna ihtiyacı vardır.

Bu anlayış benimsenmedikçe Siyonist vahşi şeytanlar soykırımlardan, işgallerden vazgeçmeleri mümkün değildir.

Unutulmamalıdır ki, Siyonist haçlı şeytanları her cephede, her yerde soykırımlarına, vahşetlerine, işgallerine devam ediyorlar.

Zihinlerde,

Kültürde,

Ekonomide,

Sanayide,

Ticarette,

Eğitimde,

Sağlıkta, kısaca bütün sahalarda soykırımlarına, işgallerine, vahşetlerine, sömürülerine devam ediyorlar.

Bunun için Siyonistlere karşı erken caydırıcılık doktrini çerçevesinde;

“Ara,

Bul,

Yok et” anlayışı benimsenmeli ve uygulanmalıdır.

Selam ve Sabırla…23.08.2026

22 Ağustos 2026 Cumartesi

Siyonistlerin Kışlası Tasfiye Edilmedikçe

Siyonistlerin Kışlası Tasfiye Edilmedikçe

Veysi ERKEN Dr.

Coğrafyamızın, Türkistan’ın ve bütün dünyanın huzuru için “Kabil” soylu, soykırım dininin mensupları, Siyonist haçlılar, içimizdeki Siyonistler ve onların kışlası İsrail  tasfiye edilmedikçe ülkemize huzu yoktur.

Vicdan, iman ve ahlak sahibi olan herkes, her insan, Habil soylu olan bu ifadeyi onaylar ve gereğinin hemen yapılmasını bekler.

Unutulmamalıdır ki, Vahşeti durdurma seferinden kaçınan, seferi başlatmayan yeryüzündeki bütün yöneticiler ve yetkililer sorumludur.

Yeryüzünde Müslüman kabul edilen bütün liderler sorumludur.

Dünyanın, bölgemizi ve ülkemizin huzuru için, Siyonistlerin durdurulması için hemen ve acil bir şekilde İsrail denilen kışla tasfiye edilmelidir.

Unutulmamalıdır ki BM sadece seyrediyor ve savaş makinesi İsrail soykırımına, saldırganlığına devam ediyor.

Konuşma zamanı değil, kışla olan İsrail’i tasfiye zamanıdır.

Esasında Siyonist düşüncenin tamamı ve bilhassa kışlaları olan İsrail tasfiye edilmedikçe dünyaya, bölgemize ve ülkemize huzur yok.

Asırlardır devam eden bir gerçekliktir.

Temel amaç Siyonist düşüncenin ve İsrail’in tasfiyesi olmalıdır.

Yoksa Siyonistler ve Evangelistler el ele dünyayı yakmaya yıkmaya devam edeceklerdir.

Kısaca dünyanın her yerinde Siyonistler durdurulmalı ve coğrafyamızdaki İsrail denilen kışla tasfiye edilmelidir.

Biliyoruz ve inanıyoruz Hak- Batıl mücadelesi, Hz. Âdemin döneminden beri vardır ve var olacaktır.

Habil ile Kabilin,  Hakkın dostlarıyla Şeytanların uşakları arasındaki mücadele bitmeyecektir.

Evet.

Bu mücadelenin bir tarafında “hayırların fethi şerleri def’i” için çırpınan ve medeniyetini “cehd ve feth” ile kurmaya çalışan anlayış, öbür tarafta yaşayışını “kital, işgal ve vahşet” üzere bina eden iblisin uşakları -insan şeytanları/DEMON- olan küresel vahşi haydutlar, Siyonistler, İngilizler. İsraillilervardır.

Hasılı kela.

Bu gerçeği görerek dünyanın huzuru için siyonistler ve kışlaları olan İsrail tasfiye edilmelidir.

Selam ve Sabırla… 22.08.2026

 

Kur’an’dan, kitaptan Sorgulanacaksınız

Kur’an’dan, kitaptan Sorgulanacaksınız

Veysi ERKEN Dr.

Allah, insanoğlunun hangi ilke ve kurallara göre yaşaması ve o kural ve ilkelere göre yaşayıp yaşamadığı sorgulayacağını vahiyle bildirmiştir.

Bu ilke ve kuralları yani vahyi peygamberi vasıtasıyla insanlara ulaştırmıştır.

Peygamberin görevi tebliğ etmektir. “Bize düşen Allah’ın mesajını tam olarak, açık ve anlaşılır bir şekilde size ulaştırmaktır. Yasin-17”

Artık sen öğüt ver, çünkü sen ancak bir uyarıcısın.  Onların üstünde egemen bir zorba değilsin. Ancak kim yüz çevirir ve inkâr ederse, Allah onu en büyük azapla cezalandırır. Gaşiye, 21-24” ayetleri tebliği ve zorba olmamayı izah eder.

Vahye sarılmayı ve ondan sorgulanacağımız şu ayetler açıklamaktadır.

“O halde sana vahyolunan Kur’an’a sımsıkı sarıl! Çünkü sen gerçekten dosdoğru bir yoldasın. Şüphesiz bu Kur’an hem senin için hem de kavmin için bir hatırlatmadır ve bir şereftir. Yakında ona uyup uymadığınızdan sorguya çekileceksiniz. Zuhruf, 40-44”

Hangi inanç ve görüş olursa olsun yazılı veya sözlü(şifahi) ilke, kural ve kaidelere dayanır. Bizim yaşayışımızın ilke ve kurallarını Kur’an belirler, o hem şifa hem sorgulanma ilkeleridir.

Hz. Âdem’den beri böyledir ve böyle olmaya devam edecektir.

Müslüman Kur’an-ı Kerim’de göre yaşadığı müddetçe kâmil Müslüman ve sorgusu kolay olur..

Unutulmamalıdır ki Kur’an- Kerim inananlar için hem rehber hem de şifa ve sorgu kaynağıdır.

“O, inananlar için bir rehber ve şifadır; inanmayanlara gelince onların kulaklarında bir sağırlık vardır, Kur’an onlara kapalıdır. (Sanki) onlara çok uzaktan sesleniliyor. Fussilet-44”

Kur’an-ı Kerim “insanlara hidâyet rehberi olup onlara doğru yolu gösteren ve hakkı bâtıldan ayırıcı en açık delilleri ihtiva eder. Bakara-185”

Sorgulanacağımız Kur’an-ı Kerim rahmete erme vesilesidir. Tabii ki ahkâmına odaklanarak, üzerinde tefekkür ederek, biz susup Kur’an konuşsun dediğimiz zaman rahmete ermemizi sağlar. “Kur’an okunduğu zaman hemen dikkat kesilerek ona kulak verin, susup dinleyin ki rahmete eresiniz. A’raf-204” ayeti buna işaret eder.

Hakikatin peşinde olmayanlar, heva, heves ve önderlerini ilah edinenler Kur’an-ı Kerimden rahatsızlık duyar, değiştirilmesini ister, ondan sorgulanacaklarını unutur..

Tarih boyunca münafıklar bunu yapmaya çalışmış ve günümüzde de aynı tavırlar sergilenmektedir.

“Onlara âyetlerimiz açık açık okunduğu zaman, öldükten sonra huzurumuza çıkacakları inanç ve beklentisi içinde olmayanlar: “Ya bize bundan başka bir Kur’an getir veya onu değiştir” derler. Onlara şunu söyle: “Benim onu kendi arzuma göre değiştirmem mümkün değildir. Ben, ancak bana vahyedilene uyarım. Ayrıca, eğer Rabbime karşı gelecek olursam, doğrusu ben, pek büyük bir günün azabından korkarım. Yunus-15”

Özetle, Kur’an-ı Kerim insanları doğru yola yönlendiren, ulaştıran bir rehber ve şifa kaynağıdır. Aynı zamanda SORGULAMA ölçüsüdür.

Nasipsizler bunu idrak edecek durumda değildir. Hiç şüphesiz bu Kur’an, insanları her hususta en doğru yola, en sağlam ve en isabetli tutuma iletir. Sâlih ameller yapan mü’minlere, kendilerini çok büyük bir mükâfatın beklediğini müjdeler. İsra-9”

Tabii ki kalpleri perdelenmişler tefekkür, taakkul kabiliyetlerini kaybetmişler bu hakikati anlayamazlar. Ayetlerde, Ayrıca kalplerinin üzerine Kur’an’ı anlamalarına mâni kılıflar geçirir, kulaklarına da bir tıkaç koyarız. Bu yüzden, sen Kur’an’da Rabbinin tek ilâh olduğunu yâdettiğin zaman onlar nefretle arkalarını dönüp giderler. İsra-46”

Ve

Biz, insanlar düşünüp ders alsınlar diye bu çok şerefli Kur’an’da gerçekleri bütün yönleriyle ve farklı farklı açılardan anlatıp duruyoruz. Fakat bu, onların doğru yoldan daha çok nefret edip uzaklaşmalarına yol açmaktadır. İsra-41” buyrulur.

Hâsılı kelam.

İman edip hak ve hakikati yaşamaya çalışanlar için,“Kur’an inananlar için bir rehber ve şifadır; inanmayanlara gelince onların kulaklarında bir sağırlık vardır, Kur’an onlara kapalıdır. (Sanki) onlara çok uzaktan sesleniliyor. Fussilet-44”

Münafıklar Kur’anın bir sorgu kaynağı ve ölçüsü olduğunu hatırlamak istemezler.

Selam ve Sabırla… 22.08.2026

21 Ağustos 2026 Cuma

Kâfirlere İtaat Etme/Boyun Eğme

Kâfirlere İtaat Etme/Boyun Eğme

Veysi ERKEN Dr.

Müslüman Kur’an ve uygulaması olan Hz. Muhammed Mustafa’nın sünnetine uygun yaşadığı/yaşamaya çalıştığı müddetçe üstün olmuş, galip gelmiş ve imtihanı kazanmıştır.

Kur’an ve sünnetten uzaklaştığı ölçüde ZİLLETE düşmüş ve zilletin içinde debelenmeye başlamıştır.

Bu bağlamda Allah, kâfirlere, münafıklara itaat edilmemesi ve onlarla Kur’an-ı Kerimle cihat edilmesini buyurmuştur.

“Rasûlüm, biz senin cihanşumûl son uyarıcı olmanı diledik. Bu sebeple kâfirlere asla itaat etme! Kur’an’ı esas alarak onlara karşı büyük bir gayretle, çok yönlü ve çok kapsamlı bir şekilde cihâd et. Furkan-52”

Ey Peygamber! Sana yaraşır bir takvâ ile Allah’a karşı vazîfelerini yerine getirmeye devam et ve O’nun korumasına sığın. Dîne aykırı tekliflerinde kâfirlere ve münafıklara asla itaat etme! Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilen, her hükmü ve işi hikmetli ve sağlam olandır. Ahzab-1”

“Kâfirlere ve münafıklara itaat etme, onların eziyetlerine aldırma. Sen Allah’a güvenip dayan. Güvenip dayanılacak zat olarak Allah yeter! Ahzab-48”

Ve şu niteliklere sahip olanlara boyun eğilmemesi buyurulur.

“Olur olmaz yemin eden, aşağılık, daima kusur arayıp iğneleyen, durmadan laf götürüp getiren, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günahkâr, huysuz ve kaba, üstelik karakteri bozuk kimselere, serveti ve çocukları var diye sakın boyun eğme. Ona âyetlerimiz okunduğu zaman, “Öncekilerin masalları!” der. Yakında onun alnına (cehennemlik) damgasını vuracağız! Kalem, 10-16”

Kur’an rehberimiz oldukça, Kur’an’ın ahkâmını yaşadıkça kazanan Müslüman olacaktır. Buna inanıyoruz.

Maalesef insanımız Kur’an ve Sünnetten uzaklaştırılmış, terke zorlanmıştır. İçinde debelendiğimiz zillet bunun içindir.

Asli inancımızın zemini olan Kur’an’a dönmek mecburiyetindeyiz.

Zira kurtuluş Kur’an ahkâmını yaşamakla mümkündür.

Şimdi ve her zaman Kâfirlere ve münafıklara uymama, boyun eğmeme zamanıdır.

Selam ve Sabırla…21.08.2026