8 Nisan 2015 Çarşamba

Kastamonu’nun Yeryüzüne Açılan Penceresi: Kastamonu Üniversitesi




         Kastamonu’nun Yeryüzüne Açılan Penceresi: Kastamonu Üniversitesi
            Veysi ERKEN
            Üniversitelerdeki öğrenci profili üzerinde araştırma yapmak isteyen bir dostumla sohbet ederken bizim üniversitede bine yakın ülkemizin dışından Türkistan’dan, Libya’dan, Balkanlardan gelmiş öğrencinin olduğunu ifade ettim.
            Hayret etti.
            Dostumun hayretini anlarım da Kastamonu’da olup da gelişmeleri farketmek istemeyenleri anlamakta zorlanıyorum.
            Gerçi “gözlerini kapatanlar etraftaki olup biteni görmez” diye bir söz vardır.
            Gerçekten doğru bir söz.
            Bazıları bilerek gözlerini kapatmakta ve lafazanlık etmektedir.
            Özellikle Kastamonuluların zenginleri, STK’ları ve üniversite içindeki bir kısım zevat üniversitelerine katkı sağlayacaklarına boş konuşmakla vakit geçirdiklerini müşahede ediyorum.
            Biraz inceleseler iyi olur diye düşünüyorum.
            Kastamonu Üniversitesi 2011 sonrası büyük bir gelişim gösterdi. Rektör Sayın Seyit Aydın Bey dönemi ile hızlı gelişim başladı. 3 olan Fakülte sayısı 10’a 65 olan öğretim üyesi sayısı 240’a, öğrenci sayısı 6000’den 21 bin’e, akademik personel sayısı 640’e ulaşmış, hatta geçmiştir.
            2 Enstitüsü, 4 Yüksekokulu, 10 Meslek Yüksekokulu, rektörlüğe bağlı 4 birimi, 7 koordinatörlüğü ve 15 uygulama ve araştırma merkezi ile faaliyetine devam eden üniversitenin kapasitesi her gün gelişmekte ve tanınırlık oranı artmaktadır.
            Bu gelişmeler beraberinde dünya şampiyonlukları ve patentler getirmiştir.
            İlave olarak fizikî yapıda da iyileşmeler olmuş ve iki yeni binası faaliyete geçmiştir. Yurt, rektörlük binası ve dahası faaliyete geçmek üzeredir.
            Kampusu gezenler bu değişimi fark eder. Kampus üniversiteleşmeye başlamıştır.
            Gelişim yeterli görülmeyebilir. Daha mükemmel olabilir. Bunun çabası zaten var. Yeni Fakülteler, öğrenciler ve akademik personel yolda.
            Kastamonulu olmayan birisi olarak beklediğim insaf ve destektir.
            Artık lafazanlıkla vakit geçirilmemeli ve üniversite desteklenmelidir ki, gelişim hızlansın. Tüm dünyadan öğrenci olsun. Hayal hakikat olsun.
            Daha önce de ifade etmiştim.
            Bilindiği üzere “marifet iltifata tabidir.” Kastamonulular ne kadar iltifat ederlerse üniversite o kadar gelişir ve şehri geliştirir.
            Belediye, yeni vekil adayları, zenginler ve TOKİ üniversiteye katkı sağlamalıdır. Şimdi lafazanlık zamanı değil, katkı sağlama zamanıdır.
             Bu arada “Yeryüzü üniversitesi” olma iddiasında olan üniversitenin yönetimi tanıtım ve yeni üniversite anlayışı konusunda mevcut tanıtımlarını ve yaklaşımlarını arttırmalıdır. Proaktif bir atakla “Kastamonu Üniversitesi Türkiye’de, Türkiye Kastamonu Üniversitesinde” sloganını hayata geçirmelidir.
            Tanıtımın yanında şartsız, sınavsız “Açık Üniversite” projesini bir an önce harekete geçirmelidir. “Açık Üniversite” şartsız, sınavsız ve öğrenci adayının dilediği bölüme, fakülteye, istediği kadar kayıt yaptırabildiği yüz yüze ve uzaktan öğretim tekniğinin beraberce kullanıldığı yöntemle mezun ve diploma sahibi olabildiği üniversitedir.
            Bu yaklaşım üniversiteyi yeni ufuklara taşıyacaktır. Yeryüzü üniversitesi yapacaktır.
            Tabii ki, bu yaklaşım sadece Türkiye değil dünyayı Kastamonu Üniversitesine taşıyacaktır.
            Selam ve Sabırla.

4 Nisan 2015 Cumartesi

İttifaklar



İttifaklar

Veysi ERKEN

            “İttifak”  etmek tabii ki, bireylerin veya organizasyonların hakkıdır.
            Bu gerçeklikten hareketle siyasi partilerin ittifak kurmaları elbette ki makuldür. İttifak ilkeli ve milletin menfaatleri doğrultusunda olursa güzeldir. Alkışlanacak bir durumdur.
            Aksi durum ise ittifak zararlıdır.
            Niyet iyi değilse ittifak iflastır.
            Yutturulmaya çalışılan ittifakları makul ve hayırlı görmüyorum. Çünkü “ittifak”ın şekli ve gayesi sahih görünmemektedir.
            Manzara-i umumiyeden anladığım ve gördüğüm şudur.
            Bir “el” partileri bir araya getirme çabasında. Bu “el” yerli görünümlü “yabancı”dır.
            “El”lerin gayeleri ülkeye hizmet olmayıp marazalık çıkartmaktır.
            “El” sürekli kendine uşaklar bulmaktadır.
            Uşaklar dün olduğu gibi bugün de devrede.
            Niyetlerini fark etmek o kadar zor değil.
            Buna teşne olanların durumu facia.
            Malum kılıkları ile “yerli” göründükleri halde “el” tarafından kullanılmaları hazin olsa gerek.
            İsimlendirme yapmak istemem.
            Umarım ki, yerliler yerli kalır ve “el”lerin piyonu durumuna düşmez.
            Mevcutlar şunu bilmeliler ki, “el”ler tarafından oluşturulacak ittifaklara millet teşne olmaz.
            Pohpohlanmazın millete hayır getirmez.
            Pohpohlanmalara kanmayınız.
            Kendinizi “dev” zannetmeyiniz.
            “El”ler sizi dev olarak takdim edebilir.
            Posanız kalınca atılacağınızı biliniz.
            Kendinize dönünüz ve ittifakı milletle yapınız.
            İddianız ve idealiniz varsa, iddianızın ve idealinizin doğruluğunu millete izah ediniz.
Milleti ikna ediniz.
            Heyecan dalgasını oluşturunuz.
            Güven sağlayınız.
            Millet size güvensin ki, sizi seçsin.
            Bunu yapmadığınız takdirde bütün olumsuzluklara rağmen milletin sizinle ittifak yapmayacağını biliniz.
            Seçim gününe az kaldı.
            Halep ordaysa arşın buradadır.
            Millet arşını kullanacak ve herkes boyunun ölçüsünü alacak.
            Umarım ki, merkezleri ve tapınakları deşifre olmuşların tuzağına düşülmez.
            Keler görünmez.
            Dostluk adına dost zannettiklerimizi uyarmak ahlaki bir vecibedir.
            Yaptığımız budur.
            Selam ve Sabırla.