30 Haziran 2026 Salı

İstatistikî Rakamlarla Az Gelirliği Kandırma Vakti

İstatistikî Rakamlarla Az Gelirliği Kandırma Vakti

Veysi ERKEN Dr.

Sayın Başkan

Bürokratlarınız ve sizi desteklediğini zannettiğiniz basın ve mensuplarının çoğunun aleyhinize işler yaptıklarını biliyorsunuz diye düşünüyorum.

Her altı ayda ve toplu görüşme mevsimlerinde aynı oyunu sahneliyor. Halkla aranızın açılmasını sağlıyorlar.

Bürokratlar ve basın size tuzak kuruyor, oyun oynuyor ve az gelirli kitlenin duygularını tahrip ediyor.

Merhum Necip Fazıl iktidar sahiplerinin bu taksim oyununu ve tutumunu şu dizeleriyle tarif ediyor.

“Allah'ın on pulunu bekleye dursun on kul,

Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul!...

Bu taksimi kurt yapmaz, kuzulara şah olsa,

Yaşasın kefenimin kefili, karaborsa!...”

Evet.

Bu oyunda, Allah’ın on pulunu bekleyen on kuldan vekil, bürokrat, çok gelirli olanlar dokuz pul, az gelirli emeklilerin de içinde bulundukları kısma da bir pul ön görülüyor.

Yıllardır aynı oyun sahneleniyor.

Rakamlarla emekliler “SEYYANEN ZAM”dan mahrum bırakılıyor, az gelirlilerle çok gelirliler arasındaki makas açılıyor.

Evet.

Temmuz ayı gelirde artış ayı imiş.

Zengini daha da zengin edecek artış ayıdır bu ay.

Yüzdelik artışlarla az gelirli emeklinin, düşük maaşlıların gelirlerinde “yüz delik” açma ayıdır bu ay.

Hesap ortada.

Yüzdelik artışlarla 20.000 lira maaş alan memura yüzde yirmi zam yaptığınızda 4000 lira artış, 400.000 maaş alan vekil ve bürokrata 80 bin lira artış sağlayarak gelir makasını katlayarak açıyorsunuz.

Emeklinin SEYYANEN ZAM hakkını da ödemiyorsunuz.

Kuzulara şah olsa kurt, adaletsizliği arttıran bu taksimatı yapmaz. Adaletin sıfırlandığı düzeni kurmaz.

Özellikle iktidar sahipleri bu zulüm düzeninden ve yüzdeliklerle maaş artışlarını yapmadan vazgeçmek mecburiyetindedirler.

Vekil’e Bürokrata Kazanla, Memura Tencereyle, Emekliğe kaşıkla, çay kaşığıyla” artış düzeninden vazgeçmek mecburiyetindedir.

Vazgeçmezse bu adaletsizlik iktidarı alaşağı edecek.

Halk arasında yaygın olarak “Aç ayı oynamaz” ve "aç köpek fırın deler" atasözleri, çaresizlik ve büyük ihtiyaç içindeki birinin, normal şartlarda imkânsız veya yapılması zor görünen engelleri bile aşabileceğini, desteklediklerini terk edebileceğini anlatır

Ülkemizin yamyamlara, Siyonistlere, Siyonistlerin yerli görünümlü uşaklarına yem olmasını, kalkınmanın, teknolojik gelişmelerin ve dünyaya yön verme kabiliyetinin zayıflamasını istemiyoruz.

Onun için diyoruz ki GELİR DAĞILIMINDAKİ adaletsizlik giderilsin. Verilmeyen seyyanen artışlar verilsin.

Asgari gelir,  geçimi sağlayacak düzeyde gerçekleştirilsin, gelir makası daraltılsın, ADİL BÖLÜŞÜM gerçekleştirilsin.

Kapitalist dini terk edilsin.

Bilinmelidir ki, ülkemizin dirliğini, birliğini ve gelişimini istemeyenler gelirlerdeki aşırı farklılıkları, maaş kavramındaki yüz delikleri çoğaltan artışları, vekil’e, bürokrata Kazan’la, Memura Tencereyle, Emekliğe kaşıkla verme düzeni istismar konusu yapıyor ve iktidarı bu yolla zayıflatıyor.

Bu adaletsiz düzen ve dostları terk etme anlayışı devam ederse yıkım mukadder olur.

Evet, son icraatlar, vergi (algı) artışları, zamlar kitlelerin, fakirlerin, az gelirlilerin duygularını yaraladı.

Adalet duygusu zayıfladı.

İktidar Ebu Müslim Horasanî’nin “Onlar zarar vermeyeceklerinden emin oldukları için, dostlarını uzak tuttular. Kendilerine bağlamak ve kazanmak için de düşmanlarını yakınlaştırdılar. Yakınlaştırılan düşman dost olmadı ama uzaklaştırılan dost, düşman oldu. Herkes düşman safında birleşince, yıkılmaları mukadder oldu. Allah bütün Müslümanları bu sonuçtan muhafaza etsin.” özdeyişinde belirttiği hususları yaptıkları için kitlelerin merhamet ve bağlılık duygularını yaraladı.

Hâsılı kelam iktidar sahiplerine vekil’e, bürokrata Kazan’la, Memura Tencereyle, Emekliğe kaşıkla verme düzeninden vazgeçme, gerçek vatansever dostlarını sahiplerini de kollamayı tavsiye ediyoruz.

Selam ve Sabırla… 30.06.2026

Adil Şahitlik

Adil Şahitlik

Veysi ERKEN Dr.

Allah kullarından “ADİL ŞAHİTLİK” etmelerini ister.

“Sözlükte adalet, “Doğru hareket etmek, hakka ve hakikate göre hüküm vermek, eşit olmak, eşit kılmak” gibi mânalara gelen bir isim olup ahlâk ve hukuk terimi olarak, “bireysel ve sosyal yapıda dirlik ve düzenliği, hakkaniyet ve eşitlik esaslarına uygun şekilde davranmayı sağlayan bir erdem veya hukuk ilkesi” anlamında kullanılır. Aynı kökten bir masdar-isim olan adl kelimesi, “adaletli” anlamında Allah’ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri olarak da kullanılmaktadır. Adalet Kur’an-ı Kerîm ve hadislerde genellikle “düzen, denge, denklik, eşitlik, gerçeğe uygun hüküm verme, doğru yolu izleme, takvâya yönelme, dürüstlük, tarafsızlık” gibi mânalarda kullanılmıştır. Kur’an-ı Kerîm’de kıst kelimesi de yer yer adaletin eş anlamlısı olarak geçmektedir. Bununla birlikte adalet daha soyut bir kavram olarak kullanılırken kıst genellikle uygulamada hakkaniyeti ifade eder.

İslâm düşünürleri, kâinatın her alanında var olduğunu kabul ettikleri ve zaman zaman adl (adalet) kavramıyla da ifade ettikleri mükemmel nizamı, gerek her bir bireyin ahlâkî kişiliğinde, gerekse tabiatı gereği medenî varlıklar sayılan insanların birbirleri arasındaki münasebetlerinde yani toplumsal ve siyasal hayatta da bulunması zorunlu bir ilke olarak görmüşlerdir.

….. sosyal hayat, zorunlu olarak fertler arasında ortak münasebetler kurulmasıyla gerçekleşir. Ancak bu ilişkilerin, hem Allah’ın iradesine ve rızâsına hem de insanların iyiliğine uygun olarak sürdürülebilmesi için öngörülen şartların başında adalet gelir. Bu sebeple adalet, yalnız ahlâkî bir erdem değil, aynı zamanda hukukun da en temel ilkesi ve bütün yasalarda gözetilmesi gereken amaçtır. Adalet kavramı, aynı zamanda “eşitlik ve denklik” anlamını da içermektedir. https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Nahl-suresi/1991/90-ayet-tefsiri

ADİL ŞAHİTLİK aleyhimize de olabilir.

“Ey iman edenler! Kendinizin, ana-babanızın ve yakın akrabanızın aleyhinde bile olsa, Allah için doğru dürüst şâhidlik yaparak, adâleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun!

Hakkında şâhidlik yaptığınız kimse zengin de olsa fakir de olsa böyle davranın. Çünkü Allah, ikisine de sizden daha yakındır, hâllerini daha iyi bilir. Şu hâlde, sakın âdil davranmaktan yüz çevirip nefsin arzularına uymayın. Eğer dilinizi eğip büker, gerçeği olduğu gibi söylemekten çekinir veya büsbütün ondan yüz çevirirseniz, başınıza geleceği siz düşünün! Zira Allah, yaptığınız her şeyden hakkıyla haberdârdır. Nisâ-135”

Peki, ADİL ŞAHİTLİK ediyor muyuz?

Maalesef kendini Müslüman olarak addeden gerçekte münafık ve müfsid derekesine yuvarlanmışlar ADİL ŞAHİTLİK yerine ADİ İŞLERE batmışlar için şahitlik yapmakta, eylemlerini görmezlikten gelerek ADİLİKLERİNİ savunur hale dönüşmüşlerdir.

Metres hayatı yaşayanlar, rüşvet, hırsızlık, irtikâp, namussuzluk yapanlar, boğazından HARAM lokmadan başka bir şey geçmeyenler, vatanını, milletini Siyonist haçlılara peşkeş çekmeye çalışanlar, tecavüzcüler, sokaklarda çıplak gezenler, açık alanlarda çiftleşmeye çalışanlar, ülkemizi sodom’a, gomor’a çevirmeye çalışanlar için ADİ ŞAHİTLİK yapılmaktadır.

Bütün bunlar Kur’an’ı Kerimi okumadığımızdan, öğrenmediğimizden, anlamadığımızdan ve YAŞAMADIĞIMIZDAN dolayı olmaktadır.

Kısaca topluluk olarak güzel niteliklerini kötülerle değiştirenler ADİL ŞAHİTLİK yerine ADİ ŞAHİTLİK yapmakta ve ahlaksız, namussuz, şerefsiz olanları savunmaktadır.

Unutulmamalıdır ki “Bir toplum, kendilerinde bulunanı değiştirmedikçe, Allah da onlara verdiği nimeti değiştirmez. Şüphesiz Allah işitendir; bilendir. Enfal-53”

Selam ve Sabırla… 30.06.2026

 

29 Haziran 2026 Pazartesi

Gazze’de Yaşanan Soykırım hesabı Sorulacak

Gazze’de Yaşanan Soykırım hesabı Sorulacak

Veysi ERKEN Dr.

“Hoşunuza gidecek bir şey daha var: Allah’ın yardımı ve yakın bir fetih! Haydi müminleri müjdele. Saff-13”

“O tövbekârlar, ibadet edenler, hamdedenler, dünyada yolcu gibi yaşayanlar, rükûa varanlar, secde edenler, iyiliği teşvik edip kötülükten alıkoyanlar, Allah’ın sınırlarını gözetenler; müjdele o müminleri! Tevbe-112”

Allah’ın vaadi olan müjdenin tahakkukunu bekliyoruz.

Zalimlerden, katillerden, Siyonistlerden hesap sorulmasını, tasfiyelerini bekliyoruz.

Konuşmaların, açıklamaların gereğinin kısa zamanda gerçekleşmesi için Rabbulalemin’e yalvarıyoruz.

Evet.

Erdoğan, "Mazlumlara el uzattık. Nerede bir haksızlık, hukuksuzluk varsa, nerede Türkiye'nin yardımına ihtiyaç duyuluyorsa, Türk nerede bekleniyorsa, yolu nerede gözleniyorsa, tüm imkânlarımızla orada olmaya gayret ettik. Bugün şu gerçeği bir kez daha tüm samimiyetimle, tüm yüreğimle burada siz dostlarımın huzurunda açıkça ifade etmek istiyorum. Bunu belagat olsun diye değil, gittiğim gördüğüm, ziyaret ettiğim yerlerde bizzat şahitlik ettiğim için söylüyorum. Nasıl Türkiye Türkiye'den daha büyükse, AK Parti de mensuplarından çok daha büyük bir harekettir. AK kadrolar olarak hepimiz elbette 86 milyonun umuduyuz ama bu teşkilat, bu parti, bu hareket sadece 86 milyonun değil, aynı zamanda ümmetin de umuduyuz. Emin olunuz Gazze'nin yegâne umudu sizlersiniz, ayağa kalkmakta olan Şam'ın umudu sizlersiniz, küllerinden yeniden doğan Halep'in umudu sizlersiniz. Mogadişu'nun, Hartum'un, Beyrut'un, Trablusşam'ın, Trablusgarp'ın, umudu sizlersiniz. Unutmayın Lefkoşa size bakıyor, Bakü size bakıyor. Saraybosna, Üsküp, Prizren, Bağdat, Basra size bakıyor." diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:

"Unutmayın biz sadece kendi insanımızın değil, gönül coğrafyamızdaki yüz milyonlarca kardeşimizin de duasını alan, desteğini alan bir hareketiz. Kim ki şahsi hırslarına yenik düşer, bilsin ki aziz milletimizin de kardeş coğrafyalarında ümmetin de vebali üzerindedir.

Bizim mazlumlara verdiğimiz sözler vardır. Bizim mazlumlara ödenecek borcumuz vardır. Bizim mazlumlara karşı mesuliyetimiz vardır.

Bakınız Gazze'de bir arabada yakınlarının cesetleri arasında sıkışmış halde ambulans bekleyen, bu sırada sağlık çalışanıyla birlikte dua eden Kur'an okuyan Hind Recep yavrumuzu kasten öldürdüler. Annesinin emzirdiği bebeği nişan alarak kasten öldürdüler. Parklarda, okullarda, hastanelerde, kuvözlerde masum yavruları kasten öldürdüler. Dünyayı daha tanımadan daha ne olup bittiğini anlamadan binlerce bebeği, ağzı süt kokan binlerce sabiyi şehit ettiler."

"BU SOYKIRIMIN HESABI HİÇ ŞÜPHE YOK Kİ SORULACAK"

Gazze'de saldırıların halen devam ettiğini ve bir soykırım yaşandığını vurgulayan Erdoğan, "Bu soykırımın hesabı hiç şüphe yok ki sorulacak, sorulacak, sorulacak. Bunu ihmal edemeyiz. Bu soykırımın hesabını Allah izin verirse işte bu kadro soracak. Tüm kalbimle söylüyorum yükünüz çok ağır ama siz bu yükün altına bilerek, isteyerek, gönüllü olarak girdiniz. Yaptığınız ve yapacağınız her işte, atacağınız her adımda Hind Recep'in o güzel gözleri, o masum gözleri, gözünüzün önüne gelsin. Eren Bülbül'ü hatırlayın, Aybüke Yalçın'ı hatırlayın, Ayşe Nur Alkan'ı hatırlayın, Mehmet Selim Kiraz'ı hatırlayın, Ömer Halis Demir'i, Halil Kantarcı'yı hatırlayın, şehit Mustafa Cambaz'ı hatırlayın, 15 Temmuz gecesi kurşunların hedefi olan yol arkadaşlarımızı hatırlayın. Onların henüz 16-17 yaşındayken acımasızca hayattan kopartılan evlatlarını, kardeşlerimizi hatırlayın. Bu aziz kadro bugüne kadar Hz. Peygamber'in, ehli beytin, evliyanın, ulemanın, ecdadın, şehitlerimizin, gazilerimizin din, vatan, bayrak uğruna can veren kahramanların, mazlumların hatırasına sahip çıkmış bir kadrodur. Sahip çıkmaya da devam edecektir." ifadelerini kullandı.

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/ak-parti-kampi-cumhurbaskani-erdogandan-onemli-aciklamalar-43221668

Hâsılı kelam.

Gazze’de, Doğu Türkistan’da, Arakan’da, Sudan’da ve bütün mazlum coğrafyalarda işlenen soykırımların hesabının sorulduğu, siyonizmin tafsiye edildiğinin müjdesini bekliyoruz.

Bizler şuna inanıyoruz.

“Nasr’un- minellah ve fethun karib”

Selam ve Sabırla… 29.06.2026

 

Küfrü Tercih Edenleri Dost Edinmeyin

Küfrü Tercih Edenleri Dost Edinmeyin

Veysi ERKEN Dr.

Münafık, müfsit seciyeli insan kılıklı ademler gerçeği, hakikati inkâr ederek, üstünü örterek küfre saparlar.

“Sözlükte “örtmek, gizlemek; nankörlük etmek” gibi mânalara gelen küfr (kefr, küfûr, küfrân), terim olarak genellikle “Allah’tan alıp din adına tebliğ ettiği hususlarda peygamberi tasdik etmemek, ona inanmamak” diye tanımlanır. https://islamansiklopedisi.org.tr/kufur

Hakikati gizlemeye çalışan, üstünü örtenlerin “DOST” edinilmemesinin gerektiğini ayetlerle belirlenmiştir.

Hakikatin, vahyin üstünü örtenlerin, vahyi ve sünneti unutturmaya çalışanların ZALİMLERİN kendileri olduğu belirtilir.

“Ey iman edenler! Eğer imana karşı küfrü sevip tercih ediyorlarsa babalarınızı ve kardeşlerinizi bile dost edinmeyin!

Sizden kim onları dost edinirse işte onlar zâlimlerin ta kendileridir. Tevbe-23”

Müminler küfrü tercih edenleri DOST edinmeyeceği gibi dünyevî olanın sevgisi de onu cihadtan alıkoymaz. Bekleyenler fasıklar güruhuna dâhil olur.

“Rasûlüm! De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, kabileniz, kazandığınız mallar, iyi iken durgunluğa uğramasından korktuğunuz ticâret ve hoşunuza giden meskenler size Allah’tan, Rasûlü’nden ve O’nun yolunda cihattan daha sevimli ise o zaman Allah’ın azap emri gelinceye kadar bekleyin! Çünkü Allah, böyle yoldan çıkmış fâsıklar gürûhunu doğru yola erdirmez. Tevbe-24”

Ayet şu şekilde tefsir edilmektedir.

“İnsanın sahip olduğu en yüksek duygulardan biri olan sevginin dereceleri, Gazzâlî tarafından şöyle sıralanmıştır:

1. İnsan öncelikle kendisini, kendi varlığına katkıda bulunan şeyleri sever.

2. Sevginin ikinci derecesi, kendisine iyilik ve ikramda bulunanları sevmektir.

3. Sevginin en yüksek mertebesi, herhangi bir yararlanma düşüncesine ve kişisel isteklere bağlı olmaksızın, sırf sevilendeki iyilik, güzellik ve yetkinlik gibi olumlu ve üstün nitelikler dolayısıyla sevmektir.

İnsanda sevgi, maddî olanı sevmekle başlar, mânevî olanı sevmekle kemale ulaşır; kendini ve kendine ait olanları sevmekle başlar, kendisinin dışındakileri, doğadaki güzellikleri ve nihayet bütün bu güzelliklerin yaratıcısı olan Allah’ı sevmekle kemale ulaşır.

İslâm düşüncesinde hakiki sevgi Allah sevgisidir. Çünkü bütün iyilikler ve güzellikler O’ndan gelir. “Yaratılanı yaratandan ötürü sevme” düşüncesine yükselebilen ve sevgiyi bu şekilde kavrayan insan, herkesi ve her şeyi sever:

……..

Bir başka anlatımla, insanın yakınlarını, kazanmayı ve kazancın sağladığı nimetlerden yararlanmayı sevmesi zaten onun doğasında bulunan bir gerçektir; Kur’an-ı Kerîm ise bu gerçeğe atıfta bulunarak, kişinin anılan sevgiden vazgeçmeksizin onu daha yücelere tırmanmanın vasıtası olarak görmesini istemektedir. Bu da ancak kişinin kendisini belirli bir kontrol altında tutmasıyla mümkündür ki, bu kontrolün ölçütü, hiçbir sevginin Allah sevgisinden ve O’nun değerli saydıklarından daha üstün görülmemesidir.

Bu anlayışa erişebilen insan bir yandan dünyevî istek ve bağların esiri olmaktan kurtulup gerçek özgürlüğe kavuşur, diğer yandan da bütün sevgilerini anlamlı hale getirmiş olur. https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Tevbe-suresi/1258/23-24-ayet-tefsiri

Hâsılı kelam.

Küfrü tercih edenler DOST edinilemez. Onları DOST edinenler ZALİMLERDEN olur ve cehennem çukuruna yuvarlanır.

Küfrü tercih edenleri dost edinenlerinin dünyevî olanları sevmesi ve o sevginin içinde debelenip boğulması kaçınılmaz hale gelebilir.

Ölüm döşeğinde bile arsa satın alma peşinde koşanlar, mal ve mülklerini çoğaltma duygusuna sahip olanlar bunun misalleridir.

Selam ve Sabırla… 29.06.2026

 

28 Haziran 2026 Pazar

Çocukların Hayatını Sınavlarla (LGS, YKS) Çalıyoruz

Çocukların Hayatını Sınavlarla (LGS, YKS) Çalıyoruz

Veysi ERKEN Dr.

Sınav diye yutturuluyor.

“Sınav” ile hayatlar, gelecekler, yaşayış tarzı karartılıyor.

“İnsan” insan olmaktan çıkarılıyor, cemiyetle iç içe olmaktan koparılıyor.

İnsanlar robotlaştırılıyor, sevgi, şefkat, merhamet, komşuluk, arkadaşlık, dostluk duyguları, hissiyatı yok ediliyor.

Bireyler “yarış atı” gibi yarıştırılıyor, sadece kendini düşünen kişiliksiz kütüklere dönüştürülüyor.

Bir meslek sahibi olsa bile yalnızlığı, bencilliği yaşıyor.

Anasını, babasını, akrabalarını, komsularını, arkadaşlarını, varsa köyünü unutuyor.

Artık kişiliğini kaybetmiş adeta nesneleşmiş bir hal alıyor.

LGS

YKS

Hayat bir koşudan ibarettir

Çocuk büyüyecek, iyi bir okula kaydı yapılacak, hergün test kitapları arasına gömülecek, sokağa çıkamayacak, LGS’ye akabinde YKS’ye girecek.

Evet.

Kişinin hayatı.

Test ile Tost arasında olacak.

Bir başka ifade ile de hayatı tanımlayabiliriz.

Yemek masası ile tuvalet arasında geçen hayat olmayan bir yaşam.

Bu düzenin mamulâtı, yetiştirmeleri sevgiden, muhabbetten, ahlaktan, hukuktan mahrum bireyler.

Anasını,

Babasını, vatanını,

Kardeşini,

Arkadaşını,

Komşusunu,

Vatanını sevmeyen, sadece kendini, kendi zevkini düşünen ademler.

Maalesef çocukların hayatını sınavlarla çalan bir düzenin içinde debelenip duruyoruz ve yakınıyoruz.

Bizler neden bu hale düştük.

Cinayetler,

Tecavüzler,

Ahlaksızlıklar,

Çıplaklıklar,

Sokakta çiftleşmeler,

Bencillikler neden bu kadar arttı ve yaygınlaştı diyoruz.

Kem âlât”ı unutmuşuz.

Atalarımız “kem âlât ile kemalât olmaz” tespitinde bulunmuşlardı.

LGS ve YKS sınavları, sınav değil ZULÜM araçlarıdır.

Ve bunlarla kemâlat olmuyor.

Bu sınavlarla ancak sevgisiz, hayattan, çevreden, anadan, babadan, arkadaştan, komşudan kopuk kütükler yetişiyor.

Temennimiz “Salih ve kâmil insan” yetiştirme sisteminin kurulması ve LGS, YKS zulmünden insanımızın kurtarılmasıdır.

Selam ve Sabırla… 28.06.2026

İhbar Hattı ve Yaptırım Gücü

İhbar Hattı ve Yaptırım Gücü

Veysi ERKEN Dr.

Ankara ilinin Keçiören belediyesi hudutları dâhilinde “Toplum ahlakı ve huzuru önceliğimizdir” başlıklı bir İHBAR hattı kurulmuş.

İhbar edilecek konular ve kötü fiillerin işlenebileceği yerler şu şekilde belirlenmiştir.

“Park ve bahçelerimizde, boş arsalarda ve tüm açık alanlarda

ALKOL İÇEN,

UYUŞTURUCU KULLANAN

ve GAYRI AHLAKİ İŞLER YAPAN

KİŞİLERİ GÖRDÜĞÜNÜZDE

ACİL OLARAK Emniyet, Güvenlik ve Zabıta birimlerimizi arayınız” denilmektedir.

İhbar konusu fiillere çıplaklık ve açıktan çiftleşmeler de ilave edilmeli ve İHBAR HATTI bütün Türkiye sathına yaygınlaştırılmalıdır.

Ancak İHBAR konusu olan suçlara yaptırım gücü olan cezalar verilmediği müddetçe SUÇ unsurları azalmaz, aksine artar.

Unutulmaması ve ihmal edilmemesi gereken şudur.

Hukuk denilen kanun nizamında adalete dayalı suçu azaltıcı yaptırım olmadığında “Suç”lar artmakta, “Ceza”lar işe yaramamaktadır.

İhbar edilen suçlara uygun cezalar verilmeyecekse “İHBAR HATTI"nın anlamı ve kıymeti olmaz.

Bizim inancımıza, İslam’a, töremize, örf ve adetlerimize aykırı bir şekilde yapılan düzenlemeler sebebiyle toplum adeta “suç” işleme mekanizmasına dönüştürülmekte ve toplumda cinnet hali oluşmaktadır.

İhbar hatları anlamsızlaşmaktadır.

Adeta “yapanın yanında kâr kaldı” anlayışı tahkim edilmektedir.

“Emr-i bilmaruf ve nehyi an’il-munker”in gerçekleşebilmesi ve İhbar hatlarının işe yaraması için yaptırımı, müeyyidesi yüksek cezaların ihdası zorunludur.

Bununla ilgili misaller sıralanabilir, hatta binlercesi verilebilir.

Mesela ticari emtialarda, üretimde, gıda ve temizlik sektöründe, cinsel saldırılarda “”Denetim” yapılmakta, taklit, tağşişler, suçlular tespit edilmektedir.

Bu denetimlerin yaptırım gücü olmadığından bahsi geçen alanlarda “suç” işleme oranları azalmamakta aksine artmaktadır. Bu tür işletmelerin faaliyetleri tamamen durdurulsa veya el konulsa, tecavüzcüler, ayyaşlar, uyuşturucu kullananlar, fuhşiyatta bulunanlar, sokaklarda çıplak gezenler, çiftleşmeye çalışanlar suçlarına uygun cezalarla karşılaşsalar suçlar ortadan kalkar.

Bir diğer misal öldürme, tecavüz, teşhircilik, fuhuş, casusluk gibi suçlardan verilebilir.  Haksızca insan öldürme suçunun cezası idam olsa suçların azalması kesinlik kazanır.

Tecavüz, teşhircilik, fuhuş, casusluk gibi suçları işleyenlere denk cezalar verilmiş olsa bu fiilleri işleyenlerin sayısı azalır.

Denetimle, ihbar hatlarıyla yakalanan suçluları hapishanede birkaç yıl besleyerek dışarıya salmak, nezarethanede birkaç saat veya gün tutmak çözüm değil, suça teşvik olmaktadır.

Kısaca ihbar ediyoruz, denetim yapıyoruz, yakalıyoruz diye övünüyoruz.

Suçluları yakaladıktan sonra dönüp cinayetler artıyor diye de yakınmaya devam ediyoruz.

Bize göre toplumda huzurun sağlanmasının bir tek yolu vardır.

İnancımıza göre bir hukuk nizamını işletmek, suçluları ihbar etmek, denetlemek ve kanuni mevzuatımızı suçları ortadan kaldıracak şekilde düzenlemektir.

Ancak böyle bir düzenleme ve denetleme ile toplumda her “suç”a uygun “ceza” verilebilir ve huzur sağlanabilir, ihbarlar işe yarayabilir.

Bunlar yapılmazsa İHBAR suçu arttırmaktan başka bir işe yaramaz.

Hâsılı kelam.

“Emr-i bilmaruf ve nehyi an’il-munker” ilkesine uygun bir düzenleme yapılmazsa İHBAR hattı işe yaramayacaktır.

Selam ve Sabırla… 28.06.2026

 

 

27 Haziran 2026 Cumartesi

Harama Bakmaktan Sakınma ve İffeti Koruma

Harama Bakmaktan Sakınma ve İffeti Koruma

Veysi ERKEN Dr.

Allah, insanı bir çevre, muhit içinde yaratmış ve onunla iletişim kuracak niteliklerle donatmıştır. Muhît, kelimesi “bir şeyin etrafını çeviren, bir şeyi ve bir hususu bütün yönleriyle bilen” demektir

Allah, yarattıklarını çevreleyen ve yapacakları her şeyi bilendir.

Bu anlamda Allah kullarına çevreleriyle doğru iletişimde bulunmalarını, bakışlarını düzeltmelerini, iffet ve namuslarını muhafaza etmelerini istemiştir.

Allah her eylemimize, fiilimize, bakışımıza tanıklık etmektedir. “Kur’an’ın gerçek olduğu kendileri için apaçık belli oluncaya kadar onlara çevrelerinde ve kendilerinde bulunan kanıtlarımızı hep göstereceğiz. Rabbinin her şeye tanıklık etmesi (onlar için) yeterli değil midir? Bilesin ki onlar rablerinin huzuruna çıkacakları konusunda kuşku içindedirler. Kesinlikle unutulmamalı ki Allah her şeyi kuşatmıştır. Füssilet, 53-54”

O, gizliği de açığı da bilir.

“Allah, sizin gizlice yaptıklarınızı da bilir, açıkça yaptıklarınızı da. Nahl-19”

“Şüphesiz Allah, açıktan söylediklerinizi bildiği gibi, gizlice söylediklerinizi de bilir. Enbiya-110”

Her eylemimizi, davranışımızı, açıktan veya gizli yaptıklarımızı bilen Allah toplumu ifsad eden, bozan, sapıklığı yaygınlaştıran davranışlardan, eylemlerden, bakışlardan, iffetsizlikten, namussuzluktan uzak durmamızı ister.

“Mü’min erkeklere söyle: Gözlerini harama bakmaktan sakınsınlar; iffet ve namuslarını korusunlar. Bu, onlar için daha temiz ve daha nezih bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların bütün yaptıklarını en iyi bilmektedir. Mü’min kadınlara da söyle: Gözlerini harama bakmaktan sakınsınlar; iffet ve namuslarını korusunlar. Mecbûren görünen kısımları müstesnâ, güzelliklerini ve süslerini teşhir etmesinler. Başörtülerini, yakalarının üzerine kadar örtsünler. Nûr, 30-31” ayetleriyle çevremiz içinde nasıl davranacağımızı beyan eder.

Evet.

Emir ve yasaklar insanoğlunun her iki cinsi içindir.

Gözlerin harama bakmaktan sakınılması; iffet ve namusun korunması her iki cins için emredilmiştir.

Yönetimdekiler, iktidar sahipleri bireylerin davranışlarını düzeltebilmeleri, bakışlarını haramdan uzak tutabilmeleri ve iffetlerini muhafaza edebilmeleri için uygun çevrenin, muhitin inşası ve ihyasından sorumludur.

Maalesef bireyi kuşatan, ihata eden çevre zıvanadan çıkarılmış, bireyler teşhir ve çıplaklık malzemelerine dönüşmüştür.

Özellikle medya ve sosyal medya denilen iletişim araçları yaşayış tarzı tamamen “esfel”leştirilmiştir.

“Sefih” ve “esfel”lik evlerin içine girmiş, mahremiyeti ortadan kaldırmış ve “hanelerimizi, evlerimizi” yangın alanlarına çevirmiştir.

Evet.

Türkiye çıplaklık, hayâsızlık, iffetsizlik bataklığına sürüklenmiştir. Bireyler bakışlarını düzeltemez, namuslarını koruyamaz derekeye düşürülmüştür.

İnsanımızın hayatı adeta “yemek sofrası” ile “helâ/tuvalet” arasında devam ediyor.

Varsa yoksa hayâsız ortamlar, bakışlar ve iffetsizlikler.

Yöneticiler ve iktidarlar Siyonist şeytanların oyuncağı olduğunun farkında değil.

İlgisizlik, alakasızlık, umursamazlık, aldırmazlık, sevgisizlik, değersizlik had safhadadır.

Ahlak sıfırlanmış umurlarında değil.

“Benden sonra tufan” anlayışı revaçta.

Bencillik ve behimi hayat bireyselliğin tavan yapmış hali.

Bu lakaytlık yetkili ve etkililerde de had safhada.

Nasıl bir insan yetiştiriyoruz sorusunu kendilerine hiç sormuyorlar.

Mahremiyet ortadan kalkınca evlilik azalmış, boşanmalar artmış, nüfus eksiye doğru gidiyor, toplum yok oluyor.

Çırpınanlar, ülke sevdası olan iktidar sahibi değil.

Sonuç

“Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete”

Selam ve Sabırla… 27.06.2026

26 Haziran 2026 Cuma

Felaha Vuslat Zamanı

Felaha Vuslat Zamanı

Veysi ERKEN Dr.

Allah bizleri felaha, kurtuluşa davet ediyor, vuslat edin diyor.

Felaha vuslat için yolu belirlemiştir.

“Kitaptan sana vahyedilenleri oku, namazı özenle kıl. Kuşkusuz namaz hayâsızlıktan ve kötülükten meneder. Allah’ı anmak her şeyden önemlidir. Allah yaptıklarınızı bilir. Ankebût-45”

Bu yol vahyedilenleri okumak, öğrenmek, anlamak, yaşamak ve namazı hakkıyla ikame etmedir.

Vahyi yaşayan ve namazı kılan “emredildiğin gibi dosdoğru ol” emrine tabi olur.

Ezan felaha bir davettir.

Bir hatırlatmadır.

“Allâhü ekber, Allâhü ekber, Allâhü ekber, Allâhü ekber.

Eşhedü en lâ ilâhe illallah, Eşhedü en lâ ilâhe illallah.

Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah, Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah.

Hayye ale’s-salâh, Hayye ale’s-salâh.

Hayye ale’l-felâh, Hayye ale’l-felâh.

Allâhü ekber, Allâhü ekber.

Lâ ilâhe illallâh.”

Davete icabet etmek kurtuluş için farzdır.

Davetin anlamını bilerek namazı ikamet gerekir.

İbadetlerimiz, eylemlerimiz, fiillerimiz şuurlu olmalıdır.

Ezan’ın anlamı:

“Allah en büyüktür, Allah en büyüktür, Allah en büyüktür, Allah en büyüktür.

Allah’tan başka ilah olmadığına şehâdet ederim, Allah’tan başka ilah olmadığına şehâdet ederim.

Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna şehâdet ederim, Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna şehâdet ederim.

Haydin namaza, haydin namaza.

Haydin kurtuluşa, haydin kurtuluşa.

Allah en büyüktür, Allah en büyüktür.

Allah’tan başka ilah yoktur.”

Ezan uyandırmadır.

Sabah namazına uyandırmak için 2 defa "es-Salâtü hayrün mine’n-nevm" (Namaz uykudan hayırlıdır) denir.

Artık felaha erme vakti gelmiştir.

Gecikenler ve geciktirenler yola çıkmalı, hedefe ermeli ve ruku ile sücuda ermelidir.

Mümin’in başı ancak Allah için, Allah’ın huzurunda eğilir ve huzura kavuşur. “İnkârcılar, “Ona rabbinden bir mûcize indirilseydi ya!” diyorlar. De ki: “Allah dilediğini saptırır; kendisine yöneleni de gerçeğe ulaştırır. Bunlar, iman edenler ve Allah’ı zikrederek gönülleri huzura kavuşanlardır. Bilesiniz ki gönüller ancak Allah’ı zikrederek huzura kavuşur. Ra’d, 27-28” ayetlerinde belirtildiği gibi kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur. Huzur namazı hakkıyla, şuurlu bir şekilde eda etmekle mümkündür.

Haydi, felaha, huzura vuslata.

Selam ve Sabırla… 26.06.2026

25 Haziran 2026 Perşembe

Kendisi Ölüm Döşeğinde Gözü Arsada

Kendisi Ölüm Döşeğinde Gözü Arsada

Veysi ERKEN Dr.

İnsanoğlu nankördür, aç gözlüdür derler.

Doğrudur.

İnsanoğlu Allah’tan, Allah’ın vahyinden, Hz. Muhammed’in (sav) sünnetinden koptukça nankörleşir, aç gözlü olur, doyumsuzlaşır.

Dilimizde güzel bir söz vardır.

“Gözünü ancak toprak doldurur” diye.

Bazılarının, nankörlerin, doyumsuzların, Allah’tan kopanların gözünü toprak bile doyurmaz.

Doyumsuzlar ölüm döşeğinde bile arsa, tarla alma, mal ve mülk yığma derdine düşer.

Arsaları almak için bazılarını aracı koymaya çalışır.

Doymaz.

Göbeğini şişirmeye, ensesini kalınlaştırmaya çalışır ölüm döşeğinde.

Malının, mülkünün hesabını vereceği aklına gelmez.

Muhtemelen bu tiplerin zekâtla, sadakayla, infakla, hayır hasenatla işi yoktur.

Umumiyetle bu tipler, başkalarına iyilik edin diyerek kendini unutanlardandır. Ayette, “Sizler kitabı okuduğunuz halde insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz? Bakara-44” biçiminde tavsif edilir.

Hâlbuki Allah bize iyiliği, erdemli, faziletli olmayı emrediyor. Malı severek yığmayı değil.

Malı çok sevenler şöyle tavsif edilir. “İnsan, rabbine karşı pek nankördür. Şüphesiz buna kendisi de şahittir; O, aşırı derecede mal sevgisine kapılmıştır. Adiyat,  6-8”

İyilikten nasibi yoktur.

İyilik, erdem ve fazilet şöyle tarif ediyor.

“Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz erdemlilik, fazilet, birr değildir. Asıl erdemli kişi Allah’a, âhiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman eden; sevdiği maldan yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, yardım isteyenlere ve özgürlüğünü kaybetmiş olanlara harcayan; namazı kılıp zekâtı verendir. Böyleleri anlaşma yaptıklarında sözlerini tutarlar; darlıkta, hastalıkta ve savaş zamanında sabrederler. İşte doğru olanlar bunlardır ve işte takvâ sahipleri bunlardır. Bakara-177”

İyilikten nasibi olanlar yardım eder. Ölüm döşeğinde arsaları, malı yığmayı düşünmez.

Rabbulalemin bizlerden yönümüzü doğruya, erdeme çevirmeyi ve iyilik yapmada yarışmayı talep eder.

“Herkesin yüzünü ona doğru çevirdiği bir yönü vardır. Öyleyse hayırlarda yarışın. Nerede olursanız olun, Allah sizin hepinizi bir araya getirecektir. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir. Bakara-148”

Ölüm döşeğinde bile arsa, mal, mülk peşinde koşanların halini, hayırda yarışmayan kişilerin, özendiklerin durumları şöyle anlatılır.

“Eğer insanlar tek tip bir topluluk haline gelecek olmasaydı rahmânı inkâr edenlerin evlerine (her biri) gümüşten tavan, yukarı çıkmak için kullanacakları merdivenler yapardık. (Ayrıca) evleri için kapılar, üzerlerinde yaslanıp istirahat edecekleri koltuklar yapar, altınla da süslerdik. Ama bunların hepsi dünya hayatına ait geçici faydalardan ibarettir, rabbinin katında âhiret (mutluluğu) ise takvâ sahiplerine mahsustur. Zuhruf, 33-35”

Hâsılı kelam.

Ölüm döşeğinde bile arsa satın alma peşinde koşan, aracı koymaya çalışan, malını zekâtla temizlemeyenlere tavsiyemiz şudur.

Akıbetinizi düşünün ve Yunus’un şu dörtlüğünü unutmayın.

“Mal sahibi, mülk sahibi,
Hani bunun ilk sahibi?
Mal da yalan, mülk de yalan,
Var biraz da sen oyalan! “

Selam ve Sabırla…25.06.2026

.

 

Defolular, Arızalılar Bünyeyi Bozar

Defolular, Arızalılar Bünyeyi Bozar

Veysi ERKEN Dr.

Sosyal yapı denilen Partiler, STK’LAR, Vakıflar, DERNEKLER vs. amaçları doğrultusunda ilke ve kurallarıyla yaşadıkları, bünyelerine defolular arızalıları katmadıkları müddetçe Hakka ve halka hizmet edebilir, temiz kalabilirler.

Günümüzde defolular, kusurlular, çürükler, hırsızlıkla suçlananlar, rüşvetçiler, insan haklarını değil de hayvanları savunanlar, irtikâpçılar rahatlıkla parti değiştirebiliyor ve suçtan(!) kurtulabiliyorlar.

Hakikatte defo, nesnenin, insanın bünyesinde olan kusuru, zafiyeti ifade eder.

Her şeyin defolusu, kusurlusu, özürlüsü, bozukluğu, imalat hatalısı olur.

Özellikle siyaset değil de politik sahada defosu fazla olan veya sonradan defosu artanlar çoktur, mebzul miktardadır.

Bazı defolar, kusurlar düzeltilebilir, giderilebilir.

Tevbe ve istiğfar kapısı açıktır.

Bazı defoların düzeltilmesi, giderilmesi ise mümkün değildir, Katıldığı partiyi de,  yapıyı da bozar, çürütür.

Bilhassa politik alanlarda ahlaklı, milli, İslami kimliğe sahip olduğunu iddia edenler içlerine, yapılarına hırsızları, rüşvetçileri, irtikâpçıları, milletin imkânlarını çarçur edenleri,  insanları sevmeyen hayvancıları, defoluları, arızalıları almamalıdır.

Alırlarsa kendileri de çürür ve milletin çürümesine yol açar.

Kör olunmamalıdır.

“Çürük baklanın kör alıcısı bulunur...’’ diye bir söz var ya.

Kör olmamalıdırlar, değerlerine, birkaç oy uğruna, birkaç gün daha fazla iktidarda kalacağız diye değerlerine, ilkelerine ihanet etmemelidirler.

Ahlaklılar, çürük baklalara, çürük insanlara, hırsızlara, rüşvetçilere, İslam düşmanlarına bünyelerinde yer vermemelidir, alıcı olmamalıdır.

Unutulmamalıdır ki defolular bir sepetin içindeki çürük elmalar gibidir.

Sepete bir çürük elma koyarsanız, tüm sepeti çürütür”  gerçeği unutulmamalıdır.

Çürük, defolu elmalar bünyeyi sarıyor, sepete doluşuyor, yerli ve milli zannettiğimiz yapıları çürütüyor, amacından uzaklaştırıyor.

Genel anlamda hırsızlık, rüşvet, İslam ile ilgili her şeye düşman gibi niteliklerle malul, defolu olanların MAYASI bozuktur.

İnsan diye zannettiklerimizin mayası bozuksa, düzelmez, içine alınacağı grubu bozar.

Maya, öz, asıl, cevher, yaratılış, seciye anlamındadır.

Mayası bozuk olan âdî, soysuz, aşağılık, seciyesiz, karaktersiz olur ve karaktersizliğini alınacağı yerde, partide de devam ettirir, kitlelerin o yapıdan, partiden kopmasına, yapının, derneğin, partinin çürümesine sebep olur.

Bu konuda merhum Muhsin Yazıcıoğlunu çok uyarmıştım. Zira pek çok mayası bozuk, defolu olanlar partiye musallat olmaya çalışanları görüyordum.

Sütre gerisinden defoluları partiye musallat etmeye çalışanların varlığı hissediliyordu.

Günümüzde de bu senaryo oyunlaştırılıyor.

Vatansever, Müslüman bilinenlerin yapılarına, partilerine, derneklerine defoluları almamaları, baş tacı edilmemeleri gerekir diye düşünüyorum.

Tebliğ görevimi ifa ediyorum.

Maalesef günümüzde yapılar, partiler arasında geçişlilik artmaya devam etmektedir.

Defolular, çürükler, ahlaksızlar partileri istila etmeye başlamıştır.

Namuslular, kendi yapılarını, partilerini, derneklerini savunamaz hale düşmeye başlamışlardır.

Dün rüşvetçi, hırsız, irtikâpçı, tecavüzcü diye bilinenler mutebermiş gibi partilere geçişi onaylanıyor, baş tacı ediliyor.

Merhum Necdet Sevinç “lağım suyunu pınar suyuna karıştırılmamalıdır” diyordu ki haklıydı.

Lağım suyu mesabesinde olanlar asla kabul görmemelidir.

İman edenler, Allah’a teslim olanlar, İ’layı Kelimetullah için Nizâm-ı âlem davasının davacısı olanlar uyarılıyor.

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun. Tevbe-119”

Unutmayalım, sadık olanlarla, doğru olanlarla olmak, yola devam etmek, sırat-ı müstakimden ayrılmamak ve yardımı sadece Allah’tan beklemek iyi insanların vazgeçilmez vazifesidir.

Selam ve Sabırla… 09.02.2026