10 Ağustos 2026 Pazartesi

Adaletin Olmadığı Yerde ZULÜM revaçtadır

Adaletin Olmadığı Yerde ZULÜM revaçtadır

Veysi ERKEN Dr.

Müslüman’ın tefekkür ve yaşayış zemininde Kur’an ve sünnet vardır. Bunun için adaleti ikame etmeye çalışır.

Allah adil olmamızı emreder.

“Şüphesiz Allah size emânetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adâletle hükmetmenizi emrediyor. Böylece Allah size ne güzel öğüt veriyor! Doğrusu Allah her şeyi hakkıyla işiten, kemâliyle görendir.” Nisa-58

“Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan ve adâletle şâhitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz öfke, sakın sizi adâletsiz davranmaya sevk etmesin! Adâletli olun; takvâya en uygunu, en yakışanı budur. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdârdır.” Maide-8

Ey iman edenler! Kendinizin, ana-babanızın ve yakın akrabanızın aleyhinde bile olsa, Allah için doğru dürüst şâhidlik yaparak, adâleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun! Hakkında şâhidlik yaptığınız kimse zengin de olsa fakir de olsa böyle davranın. Çünkü Allah, ikisine de sizden daha yakındır, hâllerini daha iyi bilir. Şu hâlde, sakın âdil davranmaktan yüz çevirip nefsin arzularına uymayın. Eğer dilinizi eğip büker, gerçeği olduğu gibi söylemekten çekinir veya büsbütün ondan yüz çevirirseniz, başınıza geleceği siz düşünün! Zira Allah, yaptığınız her şeyden hakkıyla haberdârdır.”Nisa-135

Adalet ikame edilmediği veya edilemediği yerlerde zulüm revaç bulur, serpilir, yaygınlaşır.

Günlük hayatımızı derinden etkileyen hadiseler karşısında sürdürülen sessizlik ve uyku hali adaletin zemin bulamadığının işaretidir denilebilir.

Geçmişte şöyle bir yazı yazmıştım.

Bir tarafta on iki yaşındaki çocuğa sıkılan onlarca kurşunun sahipleri beraat(!) ettirilirken, öbür tarafta millete tuzak kuran cuntacılara, darbecilere kol kanat gerilmekte.

İşin en vahim tarafı bilgili ve bilinçli zannedilenlerin nazı kurumlara “kutsiyet” atfederek sessizliğe dolayısıyla zulme ortak olmalarıdır.  Bu durumu en iyi anlatan mail yoluyla bana gelen bir hikâye ile sizi baş başa bırakayım

ÇAN DÖRTTEN FAZLA ÇALINIRSA KİM ÖLMÜŞTÜR

ÇOK ESKİ YILLARDA KRALLIKLA İDARE EDİLEN BİR ÜLKE VARMIŞ.
AMA  BU ÜLKEDE HUKUK VE HÂKİMLER  DE VARMIŞ.
TÖRELERE GÖRE, BİR VATANDAŞ ÖLDÜĞÜNDE, ŞEHİR MERKEZİNDEKİ  DEV ÇAN  BİR DEFA  ÇALINIRMIŞ. 
 UZUN UZUN  DA YANKILANIRMIŞ.
 EŞRAFTAN BİRİSİ ÖLÜRSE ÇAN  İKİ DEFA, BÜYÜK BİR DEVLET ADAMI ÖLÜRSE  ÇAN   ÜÇ DEFA   ÇALINIRMIŞ.
YA  KRAL ?..    O  ÖLDÜĞÜNDE  ÇAN  DÖRT DEFA  ÇALINIRMIŞ. 
 GEL ZAMAN, GİT ZAMAN … ŞEHİRDE BİR OLAY OLUR. İŞ MAHKEMEYE İNTİKAL EDER. “ DAVANIN SANIĞI OLARAK MAHKEME HUZURUNA ÇIKARILAN KİŞİNİN MASUMİYETİNİ    İSE   BÜTÜN   VATANDAŞLAR   BİLMEKTEDİR”
BİR FORMALİTE OLARAK GÖRÜLMESİ VE SANIĞIN BERAATİ BEKLENEN DAVADAN SÜRPRİZ BİR KARAR ÇIKAR.                    

SANIK PARA CEZASINA MAHKÛM OLMUŞTUR.
HÂKİM SORAR :
BİR DİYECEĞİN VAR MI?..
SANIĞIN CEVABI  :
HAYIR !..
MAHKEME BİTER. DİNLEYİCİLER DAĞILIRLAR. KAFALARDA BİR İSTİFHAM.
KISA BİR SÜRE SONRA  DEV ÇANIN SESİ DUYULUR. 
ACABA KİM ÖLDÜ?..
ÇAN BİR DEFA DAHA ÇALAR.
EŞRAFTAN BİRİ ÖLDÜ.
ŞEHİR ÇAN SESİ İLE BİR DEFA DAHA İNLER.
HIMMMMM… BÜYÜK BİR DEVLET ADAMI, ACABA KİM?..
SORUYA CEVAP ALINMADAN ÇAN BİR DEFA DAHA YERİ, GÖĞÜ İNLETİR.
HERKESTE BİR  FERYAT :
EYVAH!  KRALIMIZ  ÖLDÜ!..
 ANCAK , 
TÖREDE GÖRÜLÜP İŞİTİLMEMİŞ BİR ŞEKİLDE ÇAN,  BEŞ VE ALTINCI DEFA DA ÇALINIR,  YER GÖK İNLER VE  SESLER KESİLİR.
HERKES ÇAN GÖREVLİSİNE KOŞAR, BUNUN NE ANLAMA GELDİĞİNİ  ÖĞRENMEK İÇİN.
BİR DE BAKARLAR  Kİ,  ÇANI,  HAKSIZ YERE MAHKÛM EDİLEN ADAM ÇALMAKTADIR.
SORARLAR :
NE DEMEK BEŞ VE ALTI DEFA ÇAN ÇALMAK?..  KRALDAN DAHA BÜYÜK BİRİSİ Mİ  ÖLDÜ?..

CEVAP ŞAŞIRTICI OLDUĞU KADAR ANLAMLIDIR  DA : 
EVET …   

ADALET  ÖLDÜ. . .

 "DOĞRU SÖZE NE DENİR" 

Sonuç. Herkes için aynı kuralların geçerli olmadığı toplumlarda adalet ihya edilemez.

Selam ve Sabırla…10.08.2026

 

Huzura Doğru Yöneliş

Huzura Doğru Yöneliş

Veysi ERKEN Dr.

Türkiye’nin, dünyanın, insanımızın ve bütün insanlığın huzura, sükûna, refaha, adalete, kardeşliğe ihtiyacı vardır.

Huzura ihtiyaç önemlidir.

Allah’ın huzurunda olabilirsek gerçek huzura yönelmiş oluruz.

Huzurumuzu, sükûnumuzu bozmak isteyen “kabil” ruhlular, şeytanın adımlarını takip ederek şeytanlaşmışlar elbette vardır ve olmaya devam edecektir.

Türkiye’nin, coğrafyamızın ve bütün dünyanın KAN DERYASI’NA dönmesini isteyen Siyonist haçlı zihniyeti daimi olarak ülkelerin içindeki uşaklarını, piyonlarını, işbirlikçilerini, kabil ruhluları kullanmakta ve harekete geçirmektedir.

Bu senaryonun oyunlaştırılması asırlardır kesintisiz bir şekilde sahnelenmektedir.

Bunlar kandan, yokluktan, açlıktan beslenen kenelerdir, ihanet şebekeleridir.

Bunlar Terörsüz Türkiye” ülküsünden “Mekke Sözleşmesi” gibi gelişmelerden rahatsızdır.

Bunlar “hayır diyebilen Türkiye”den rahatsızdır.

Bunların çabası Siyonist efendilerine uşaklıktır.

Yaptıkları bir tek şey vardır.

Yıkım ve soykırım.

Medyada ve sosyal medyada sürekli olumsuz yayın yaparlar.

Satılmış kalemşorları, politikacı kılıklı elemanları, ahlaksız akademisyenleri, hırsız sanayicileri ve tüccarlarının işi ülkeyi batmış göstermekten, terörü azdırmaktan, Mekke sözleşmesi gibi sözleşmeleri baltalamaktan ibarettir.

“Terörsüz Türkiye” hedefi doğrultusunda yapılmak istenenleri, kanuni düzenlemeleri bu sebeple karalıyorlar, engellemeye çalışıyorlar.

Bu ahlaksızlara sorduğumuzda münafıkça terörü bizde istemiyoruz derler.

Peki, çözüm ile ilgili teklifinizi ortaya koyun, Mekke sözleşmesinin zararlarını sayın denildiğinde ahlaksızca sırıtmadan başka bir eylemleri, sözleri yoktur.

Kancıklık, mandacılık, kalkınmayı engellemek, yatırımları durdurmak ve ihanet bunların tıynetidir.

Terörsüz Türkiye için gayret eden Sayın Devlet Bahçeli bunları şöyle tanımlamaktadır.

“Terörsüz Türkiye, tereddütleri geriletmiş, tenakuzları gidermiş Türkiye'dir. Terörsüz Türkiye, milli birlik ve kardeşliği güncellemiş ve güçlendirmiş Türkiye'dir.

Elbette ve beklendiği üzere ülkemizin yeni normaline ayak uydurma zorluğu çekenler vardır ve beklendiği gibi bundan sonra da olacaktır.

Bu kapsamda kimi ucuz ve uçuk suçlamaların tedavüle sokulması aslında uyum probleminden ziyade yakalanan tarihi fırsatın çok yönlü tahrip, tehdit ve tahrişiyle ilişkilidir.

Terörsüz Türkiye'yi, siyasi ve ideolojik çıkarlarına aykırı görenlerin bir kaşık suda fırtına koparmak için yanıp tutuşmaları, bunun yanında kabaran istek ve iştahları son günlerde iyice artmış ve yaygınlaşmıştır.

Statükodan geçinen bağnaz kafalar, vesayet özlemi çeken bağımlı odaklar, milliyeti meçhul sözde milliyetçiler, yalan ve dedikodu borsasına yatırım yapan melun çevreler, emperyalizm ve Siyonizm uşaklığına heves eden işbirlikçiler topluca Terörsüz Türkiye hedefini yıkma ve yıpratma amacında birleşmişlerdir.

Bölgesel dinamiklerin ve küresel denklemlerin içyüzünü okumak şöyle dursun böylesine cesameti ağırlaşmış çok vektörlü meseleler yumağını satıhta bile idrak ve ifade edemeyenlerin pek tabii iradeleri mefluç, iddiaları mefsuhtur."

Evet.

Terörsüz Türkiye özleminde olmayanlar, Mekke sözleşmesine karşı çıkanlar ihanet derekesinde debelenenlerdir ve ipleri başkalarının elindedir.

Selam ve Sabırla… 10.08.2026