12 Eylül ve Kenan Zindanları
Veysi ERKEN Dr.
Bütün darbeciler lanetle ve nefretle anılmışlar ve anılmaktadır.
Darbeciler, Firavun’un eylemini tekrarlamışlardır.
Hz. Yusuf’un zindana atıldığı gibi binlerce masumu, vatan evladını ve sevdalısını zindanlara atmışlardır.
12 darbecileri için Amerikalı görevli Siyonist “ bizim çocuklar başardı” diye üstlerine bildiriyordu.
Evet.
Darbeciler başarmış ve milyonlarca insanı zindanlara sokmuşlardır. Yakalayamadıklarını yakalamak için aileleri şantajla, tecavüzle tehdit ediliyordu. https://www.haber7.com/guncel/haber/3658698-12-eylulun-akil-almaz-iskencelerini-anlatti-biz-allah-dedikce-burada-allah-yok-dediler
Firavunlar zindanlara tohum atmışlardı.
Bu tohumlardan bir kısmı gül bir kısmı diken tohumuydu ve ikisi de büyüdü.
Güller açıldı dikenler yayıldı ve bölücülük ülke sathına yayıldı darbecilerin zulümleriyle.
Merhum Necip Fazıl “Gül” ve Diken” tohumlarının atıldığı yerleri “Zindan” olarak tavsif ediyor ve çocuğunun şahsında millete gerçeği haykırıyordu.
“Zindan iki hece, Mehmed’im lafta!
Baba katiliyle baban bir safta!
Bir de, geri adam, boynunda yafta…
Halimi düşünüp yanma Mehmed’im!
Kavuşmak mı? Belki… Daha ölmedim!
(…..)
Bir âlem ki, gökler boru içinde!
Akıl, olmazların zoru içinde.
Üst üste sorular soru içinde:
Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu?
Buradan insan mı çıkar, tabut mu?
(…..)
Somurtuş ki bıçak, nâra ki tokat;
Zift dolu gözlerde karanlık kat
kat…
Yalnız seccademin yününde şefkat,
Beni kimsecikler okşamaz mâdem;
Öp beni alnımdan, sen öp seccadem!”
Bütün zulümlere ve işkencelere rağmen “Gül” tohumları yeşerdi ve Firavunlar istemese de ülkede ve dünyada kardeşliği ve birliği hakim kılmaya çalıştı ve herkese şu mesajı vermeye çalıştı.
Merhum Muhsin Yazıcıoğlu şöyle sesleniyordu milletin evladına, insan olanlara, birlikten ve kardeşlikten yana olanlara.
“12 Eylül öncesinde ve sonrasında Türkiye'de yaşanan acı dolu günler, aynı zamanda tarihimizin karanlık bir dönemini oluşturmaktadır ve o dönem içerisinde yaşanan birçok olay bu gün hala yoğun bir sis perdesinin arkasındadır.
Tarihin kısa bir kesitini oluşturan o dönem hatıralarımıza dönüp baktığımızda, gördüklerimiz: işkenceler, zulümler, haksızlıklar, mahkemeler, darağaçları... Karşılıksız sevenlerin buruk ve isyankâr sükûtu...
Benim hatıralarımda canlanan tüm bu olumsuzluk ve sıkıntılar benim şahsımdan ziyade, aslında bir neslin yaşadığı ve çektiği sıkıntılardı diyebiliriz. Çünkü sağcısıyla solcusuyla bizler Türkiye'yi paylaşamadık ama 2,5 metrekarelik hücreyi paylaştık. Okullarımızı, mahallelerimizi, şehirlerimizi birbirimizden kıskandık. Birbirimizi Türkiye'den kıskandık; birbirimizi Türkiye'den sürmek istedik ama süremedik. Sonuçta 2,5 metrekarelik hücrede beraber yaşamaya mecbur olduk. Ben bu duygular içerisindeyim. Biz ülkemizi çok sevdik; ülkem, milletim, değerlerim dedik; hep Mevlana gibi hoşgörünün, Yunus gibi sevginin peşinde koştuk; ama sonunda işkence gördük, zulüm gördük. Hürriyetlerimiz alındı ve onlarca yıl cezaevinde yatmamıza rağmen, hiç mahkûm olmadık.
Yeni nesillere tavsiyem: gelin birbirimizin farklılıklarını değiştirmeden, birbirimizin farklılıklarına tahammül ederek Türkiye için projeler geliştirin. Türkiye için düşünün, tartışın, münakaşa edin ama hücreleri paylaşmak yerine, bu cennet gibi ülkenin nimetlerini ve zahmetlerini adaletli bir biçimde paylaşmanın, birlikte yaşamanın yollarını arayın.”
Hâsılı kelam.
Siyonistlerin uşakları olan darbecilere rağmen “Gül” tohumları büyüdü ve İ’layı Ketullah için cehd ve cihadlarını sürdürüyor, “Kanımız aksa da zafer islam’ın ve çağrımız İslamda dirilişedir” sadalarını dünyaya ve iyilere duyurmaya devam ediyor.
Selam ve Sabırla… 11.09.2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Bu Yazı Hakkında Ne Düşünüyorsunuz?