"YENİDEN BİR MERHABA"*
Veysi ERKEN Dr.
Merhum Fethi Gemühlüoğlu.* 1958 yılında bizlere MERHABA demeyi salık veriyordu.
“Yeniden bir merhaba”* diyebilmek gerekir, ülkemize,
dünyaya, insanlara, Gazze’ye, Doğu Türkistan’a, Filistin’e, Kudüs’e, Arakan’a, Afrika’ya
hâsılı bütün mazlumlara.
Merhum Fethi Gemühlüoğlu’nun “Yeniden Bir Merhaba”sı.
*“Aylar, yıllar, vakitler geçiyor da, biz rüzgârların
önündeki yapraklar misali dursuz duraksız, kan ter içinde dolanıp durmaktayız.
Sonra, birden içimize bir “merhaba”
şavkı düşüyor. İçimizin ışığı dünyayı sarıp sarmalayacak, kuşatacak sanıyoruz.
İçimiz bir hoş oluyor, kabarıyor, dalgalanıyor. Merhabanın nuru bizi
söyletiyor, dilimiz açılıyor. “Bir tohum
gerek” diye tutturuyoruz. Zamanca israf ettiğimiz için hiç vakit kalmayacakmış
gibi telaşlı; zaman da mahlûktur ve mütenahidir, diye inandığımız için emin ve
telaşsız öyle diyoruz.
Bir tohum gerek,
diyoruz. İnsanın içine düşmeli. Orada yeşermeli. Orada göğermeli. Orada başak
tutmalı. Harmanı hasadı insanın içinde olmalı. İnsanın içinde savrulup, içinde
ambarlanmalı... İnsan ona değirmen kesilmeli. Bu değirmen bizde çağıldamalı...
Bir tohum bir nazardan
gelmeli. Mübarek ve muazzez bir kişiden. Er bir kişiden. Bu merhaba bir dosttan
gelmeli. Mübarek bir dosttan. Dost bir kişiden... Bu merhaba sıcak olmalı,
sımsıcak. Doğru olmalı eğriye, gelişigüzele karşı. Alabildiğine geniş olmalı,
uçsuz bucaksız; kahredici ve bunaltıcı dâr'a karşı. Bu merhaba, bir tohum olmalı. Vefasızlara, avareliklere,
günü birliklere, iğretilere, ihtiraslara karşı.
Bu merhaba yeşermeli, göğermeli; ihmallere,
ilgisizliklere, yalnızlıklara karşı.
Başak tutmalı; hiçliklere, kayıplara, karanlıklara karşı.
Bu gurbette, bu kahırda, bu çaresizlikte, bu
kimsesizlikte...
Harmanlara hasatlara gelince, şair diyor ki, “Canıma
ezelden bir merhaba sundu, çeşm-i yâr/ Öyle mest oldum ki gayrın merhabasın
bilmedim”. Şair öyle diyor. Bu selam Hakk'ın kendisine seçtiği selamı,
merhabası olmalı.
Sonra, bir başkası, o da şair. Kutlu bir dölün, bir “mana
eri”nin merhaba bahri... Her şeyin uğruna yazılması, uğruna yakarılması, uğruna
yaratıldığı Nebiyyi Zişan'a yazılmış. “Merhaba ey şah-ı sultan merhaba” diye
başlıyor. Öyle başlıyor. Dağı taşı, kurdu kuşu, otu dikeni, beşeri insanı, salt
delilerle Hakk dostu Veli'leri, cümlesini, cümlesinin yekûnunu dillendiriyor ve
merhaba bahri oluyor. Bizim de içimize bu gurbette, bu kahırda, bu
çaresizlikte, bu kimsesizlikte bir merhaba sunulsa.
Bir merhaba sunulsa da, gurbet vuslata, kahır lütfa,
çaresizlik çareye, kimsesizlik vahdete dönse. Sırlansa, nurlansa. Allah'lı
olsa. “Sen olmasaydın”ın mazharı olsa. Şah-ı Velayet'in yolu olsa. İbtilâlara
şâd ve şâdüman olsa. Kahırlara omuz silkip şükürlü olsa. Gülmenin ve ağlamanın
hudutlarının dışına çıksa. Hâsılı merhaba olsa. Sıcak, sımsıcak bir merhaba
olsa. İçimizi sarsa. Yorgunluğumuzu alsa. Bizi yusa yıkasa. Arı ve pak kılsa...
Sonra, her şeye yeniden başlayabilsek. Çocuklara, aşka, duaya, niyaza,
teslimiyete, küfre, sabra, şekvâya, imana... Dönüp dönüp Hakk'a gelmeye,
Sırat-ı müstakimden, yılların yolundan Hakk dosta gelmeye.
Ezelden denen merhaba, ebede taşınıyor
Merhaba'ların has sahiplerinden yahut tek sahib'in has
kullarından bir diyor ki, “Biz her dem yeniden doğarız, bizden kim usanası”.
Bizim Yûnus öyle diyor. Merhaba diyor. Yerinde saymanın esirliğini
salıyor, azad ediyor. Nefis köleliğinin zünnarını kesiyor.
Sonra yine merhaba diyorlar. Bu defa kınamalara karşı
diyorlar. Horlanıp itilmelere, azarlanıp kakılmalara karşı diyorlar. Merhaba ol
cihetden tulû ediyor. Konya nam şehirde, Ka'betüluşşâk'ta, eşiğine yüz
sürülesi, “Yüz defa tövbeni bozmuş olsan bile, bize gel” diyor.
Bu, Mevlânâ'nın merhabasıdır. Merhaba kapısını ardına kadar aralıyor.
Kapısız ediyor. Cemal kapılarını, nur kapılarını, bereket kapılarını, ihsan ve
af kapılarını açıyor.
Sonra, dem-i Mısri geliyor. Ol cihete
dönülüyor. “Bu Niyazi'den de Mevla görünür” diyor. Merhabada yanıyor. Merhabada
tebahhur ediyor. Merhaba ile bir oluyor. Hem-vücud oluyor. Hem-zeban oluyor.
Hem-gönül oluyor.
Sonra, yine muhtelif yönlerden tecelliler oluyor.
Gelenler geliyor.
Daha sonraları, bir garip adem geliyor. Seyrangaha
çıkmıştır. Adına Seyrani diyorlar. “Kelb iken kelb yavrusundan
geçmiyor” diyor. Merhaba'nın sahibi de geçmez, diyor. Bizden demiyor, ayrılık
gayrılık olmasın için. Ben sen tefriki kalksın ara yerden diye. “Kelb iken kelb
yavrusundan geçmiyor/ Hakk Seyrani'sinden geçer mi bilmem” diyor.
Sonra, yine yol yol merhabalar deniyor. Ezelden denen
merhaba, ebede taşınıyor. Yolculuk budur. Yol budur. Erkan budur. Kutsal emanet
merhaba'dır.
Sözü düğümleyip biz dahi diyelim ki, “gamlanma gönül
gamlanma”, merhaba insanadır. Merhaba, sahibinin kendisine merhabasıdır.
Fethi Gemuhluoğlu, Arapgir Postası, 14 Mart 1958.”
Bütün mazlumlara yeniden bir merhaba diyor muyuz?
Selam ve Sabırla… 01.01.2025