Dış İlişkilerin Görünmeyeni
Veysi ERKEN Dr.
Mehmet Ali Bulut Bey’in davetiyle Server Vakfında AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mustafa ŞEN bey’in “Dış Politikanın Görünmeyeni” başlıklı sohbetine katıldık.
Müstefid olduk.
Hem davet edene hem de bilgi verene teşekkür ediyoruz.
Konuşmacı Dış Politika Ekseninde ülkelerin jeopolitiği sebebiyle “hâkimiyet Teorileri”nin nasıl devreye girdiği veya girmesi gerektiğini izah etmeye çalıştı.
Umumiyetle Jeopolitik, herhangi bir ülkenin coğrafi mevki ve mevziini, fiziki hususiyetlerini, tabii ve manevi niteliklerini, imkânlarını, ülkenin dış politikasını, iktisadi gücünü ve diğer ülkelerle münasebetleri olduğunun tarifidir.
Jeopolitik durumuna göre hâkimiyet teorileri geliştirilmiş olduğu ifade edildi.
Kara hâkimiyeti,
Deniz hâkimiyeti
Hava hâkimiyeti,
Hava-Kara Hâkimiyeti,
Hava, Deniz, Kara Hâkimiyeti
Ve yeni yeni devreye girmeye sokulan UZAY HÂKİMİYETİ.
Soru cevap faslında Mustafa Şen Bey’e bütüncül bir bakışla bu teorilere göre Türkiye’nin ne zaman jeopolitik politikasını geliştirdiğini sorduğumda doğrusu net bir cevap alamadım ve cevabını kendim verdiğimde onu tasdik etti.
Evet.
Türkiye jeopolitik durumuna göre 2004 yılında hâkimiyet politikası değişikliğine gitmiştir.
O zaman Başbakan olan Sayın Recep Erdoğan’ın talimatıyla Savunma Sanayii İcra Kurulu toplantısı yapılmış ve politika değişikliğine gidilmiştir.
Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Milli ve İslami duruşu ve direnci sebebiyle böyle bir politika değişikliğine gidilmiştir.
Yerli, milli ve İslami olmayan çevreler, kişiler, kurumlar ve yöneticiler böyle bir politika değişikliğinden rahatsız olmuş ve engellemeye çalışmışlardır.
Elde edilen başarıdan hiç hazzetmediler, kabullenmediler, engellemeye çalıştılar, mühendisler katledildi, tepemize bombalar yağdırıldı, şehirler talan edilmeye çalışıldı, hala çalışıyorlar.
Bütün bu ihanetlere, içte ve dışta olan Siyonist haçlı zihniyetinin elemanlarına rağmen Allah’ın lutf-u keremi ve nusretiyle hâkimiyet teorilerinin gereği yapıldı ve ülkenin kabuğu sağlamlaştırıldı.
Kanaatime göre ülkeler “CEVİZ”e benzer.
Kabuk ne kadar sert, güçlü, sağlam, dayanıklı olursa dış tehditlere, ihanetlere, saldırılara, fitnelere o kadar dirençli olur.
Türkiye’nin savunulması babında Allah’ın lutf-u keremiyle KABUK’TA bütün mazlumlara şemsiye olabilecek kadar güçlendik.
Ancak içte, çekirdekte, cevizin yenilmesi gereken kısmında zayıflıklar, çürüklükler ve kurtçuklar mevcuttur.
Bu kurtçuklar bünyeyi çürütmeye devam etmektedir.
Kurtçuklar aileyi, terbiye (eğitim) alanlarını, az gelirli ve fakirleri çürütmeye devam etmektedir.
Toplumun, Milletin hissi/ duygusal bağlarını ve KABUĞU güçlendirenlere, güçlendirmeye devam edenlere, İ’lay-ı Kelimetullah için Nizam-ı Âlemi tasvir ve tasavvur edenlere desteği azalmaktadır.
İç ile ilgilenilmez, tahkim edilmez, ihmal edilir ve duygular yeşertilmezse korkarım ki KABUK işe yaramaz hale dönüşecektir.
İnşa edilen kuvvetimiz işe yaramaz hale dönüşecektir.
Siyonist İngiliz, ABD, kışlaları olan İsrail’in Gazze’ye, İran’a, Lübnan’a saldırıları KABUK durumunda olan gücün bütün tahribatına rağmen tek başına işe yaramadığını, kendi toplumlarındaki çürümüşlüğü gideremediğini görmekteyiz.
Hasılı kelam.
KABUKLAR, şehirler imar edilirken nesiller ihmal edilmemelidir.
Sadece kabukla değil, öz’le ilgilenilmeli, öz yeniden ihya ve inşa edilmeli, toplumun refahı, huzuru, sükûnu ve dünyaya nizam verebilmesi için, Kadınlar “ev Hanlığı”na terfi ettirilmeli, nesiller İslami terbiye ile yetiştirilmelidir.
Allah’ın hükmüdür.
“Bir toplum, içinde bulundukları iyi hâli değiştirmedikçe, Allah, onlara olan nimetini değiştirmez. Ra’d-11”
“Bu böyle olmuştur; çünkü Allah, bir topluluğa lutfettiği nimetini, onlar kendilerini değiştirmedikçe değiştirmez ve Allah her şeyi işitip bilmektedir. Enfâl-53”
Selam ve Sabırla… 14.05.2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Bu Yazı Hakkında Ne Düşünüyorsunuz?