2 Ocak 2026 Cuma

Lakap Takmak ve Akrân Zorbalığı

Lakap Takmak ve Akrân Zorbalığı

Veysi ERKEN Dr.

Zorbalık toplumun her kesiminde mikrop gibi yaygınlaşmış ve okullara sirayet etmiştir deniliyor.

Elhak doğrudur.

Okullarda “akran” zorbalığı had safhaya tırmanmış.

LAKAP takma yüzünden akran zorbalığı çoğalmış.

Yetkililer ve etkililer “zorba”lığa çözüm arayacağına pespaye medyanın telkinleriyle çözümü yanlış yerlerde aramaya çalışıyor.

Bilindiği üzere İSLAM “lakap” takmayı değil, “kötü lakap” takmayı yasaklıyor.

Tabii ki, İslami yaşayış ve davranış kalıpları öğretilmeye çalışılmadığından çözüm bulunamıyor ve “akran zorbalığı” yaygınlaşıyor.

Evet. Lakap, bir şahsa, bir kimseye ya da bir aileye, bir hususiyetinden kaynaklı, isminden farklı olarak sonradan takılan ad diye tarif edilir.

“lakap “övgü veya yergi ifade eden isim ve sıfat” manası kazanmıştır. Câhiliye döneminde kişinin, adından başka sonradan toplumun verdiği bir de lakabı olur, onun fizik veya karakter yapısını yansıtan bu lakap bazan takdir, bazan tahkir ifade ederdi. Kur’ân-ı Kerîm’de inananların birbirlerini çirkin lakaplarla çağırmaları yasaklanmış ve bu davranış tövbe edip vazgeçilmesi gereken fâsıklık kapsamında sayılmıştır.

Ayette “Ey iman edenler! Bir topluluk bir başka toplulukla alay etmesin; belki de o alaya aldıkları kendilerinden daha hayırlıdır. Kadınlar da başka kadınlarla alay etmesinler; belki o alaya aldıkları kendilerinden daha hayırlıdır. Birbirinizi ayıplamayın; birbirinizi incitici, aşağılayıcı kötü lakaplarla çağırmayın. Bir insan iman ettikten sonra onu fâsıklığı çağrıştıran bir isimle çağırmak ne kötü bir davranıştır ve böyle yapıp imandan sonra fâsıklık damgası yemek de ne kötüdür. Bu tür davranışların ardından kim tevbe edip Allah’a yönelmezse, işte onlar zâlimlerin tâ kendileridir. Hucurat-11”

Ayetten anlaşılacağı üzere; “İslâm ahlâkına göre bir kişiye, aynı ismi taşıyan başka kişilerden ayırmak ve onun tanındığı özelliğini vurgulamak amacıyla lakap takmakta bir sakınca yoktur; meselâ Abdülganî b. Saîd’e cömertliğinden dolayı “âniyetü’l-asel” (bal kabı), Meymûn b. Eflah’a tarif maksadıyla “el-eşber” (uzun parmaklı) denilmiştir. Hz. Peygamber insanları lakap ve künyelerinin en sevimlisiyle çağırmaktan hoşlanır (Taberânî, IV, 13), bunu bir müminin diğeri üzerindeki haklarından sayardı (Kurtubî, XVI, 330). https://islamansiklopedisi.org.tr/lakap

Hâsılı kelam.

Akran zorbalığının kaynaklarından biri “kötü lakap” takma olabilir.

Önemli olan insanımıza “iyi” ve “kötü” lakap kavramını öğretmek, benimsetmek ve “iyi lakap”ların kullanılmasını sağlamaktır.

Bir öğrenciye “aslan” lakabını takmak, aslanım diye çağırmaktan kimsenin alınacağını ve “zorba”lığa sebep olacağını zannetmiyorum.

Selam ve Sabırla… 02.01.2026

 

 

 

 

Cesaret Bulaşıcıdır

Cesaret Bulaşıcıdır

Veysi ERKEN Dr.

Kamil bir imana sahip olan, Allah’a teslimiyet içinde bulunan CESUR olur.

Cesareti başkalarına da bulaşır, sirayet eder.

“Cesaret, yiğitlik, kahramanlık” gibi anlamlara gelen şecâat kelimesi, ahlâk literatüründe öfke (gazap) duygusunun akla itaat etmek suretiyle kazandığı itidalli hali için kullanılır ve bazan saldırganlıkla korkaklığın orta noktası, bazan da korkaklığın karşıtı olarak gösterilir. Kaynaklarda şecaatle aynı anlamda veya yakın mânalarda cesaret, hamâset, besâlet, batûlet, cüret ve mürüvvet de geçmektedir. https://islamansiklopedisi.org.tr/secaat

Cesur, kafirlere karşı sert, müminlere karşı merhametlidir. “O, Allah’ın elçisi Muhammed’dir. Onunla beraber olanlar da kâfirlere karşı sert, kendi aralarında merhametlidirler. Fetih-29”

İmani ve İslami cesaret sahibi olanlara korkun denildiğinde  “Birtakım insanlar onlara, “İnsanlar size karşı asker toplamışlar, onlardan korkun” dediler de bu, onların imanlarını arttırdı ve “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!” diye cevap verdiler. Âl-i İmrân-173” ayetini hatırlatırlar ve gereğini yaşarlar.

Ve onlara, Allah’ın evliyası olan cesurlara korku yoktur. “Bilesiniz ki Allah dostlarına asla korku yoktur; onlar üzüntü de çekmeyecekler. Onlar ki, iman etmişler ve takvâya ermişlerdir, işte onlara hem bu dünya hayatında hem de âhirette müjdeler olsun! Allah’ın sözlerinde değişme olmaz; (öyleyse) en büyük kazanç budur. Yûnus, 62-64

Cesurlar korkuyu korkutma ve imtihanı kazanma azim ve kararlılığındadırlar. Mallarınız ve canlarınız husûsunda mutlaka imtihan edileceksiniz; sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve müşriklerden birçok üzücü sözler işiteceksiniz. Eğer sabreder ve günahlardan sakınırsanız, elbette bu davranış, yapılmasında azimli ve kararlı olunması gereken en mühim işlerdendir.  Âl-i İmran-186”

Cesurlar evlatlarına ve insanlara iyiliği emrederler. “Evlâdım! Namazı dosdoğru kıl, iyiliği emret, kötülükten sakındır ve bu uğurda başına gelecek musîbetlere sabret. Çünkü bunlar azim ve kararlılık gerektiren mühim işlerdir.Lokman-17”

Cesurlar nefislerine hakim olma gayretindedirler. “Bununla beraber bir insan dişini sıkar, sabreder ve kendisine haksızlıkta bulunanı bağışlarsa, şüphesiz bu, nefse hâkimiyet, azim ve kararlılık gerektiren büyük bir fazilettir. Şurâ-43

İsmail Heniye, Yahya Sinvar, Ebu ubeyde, Şeyh Ahmet Yasin, Bargusi, Şeyh Şahim, Ahmet Muhtar, Fatih, Yavuz, Kılıçaslan veniceleri gibi merhum Osman Batur da cesaretliler bir örnektir. Cesareti pek çok kişiye bulaşmış ve bulaşmaya devam etmektedir.

“Cesur, şüpheci ve mağrur olan Osman Batur, yiğitlerine yüklediği bütün sıkıntıları kendisi de paylaşan bir kişi idi. Gayesinden bir an bile döndüğü, düşmanına acıdığı veya dostuna ihanet ettiği hiç vaki olmamıştır.

Osman Batur’un kişiliği için; çok konuşmayan, dinine bağlı, milletini seven, şüpheci, her söylenene hemen inanmayan, inatçı, kendi bildiğinden şaşmayan ve tek yönlü bir kişidir.  Ömer Kul, Altay Kartalı Osman Batur Han, Rumuz Yayınları, İstanbul 2019, S.187”

Cesurların cesareti bütün müminlere bulaşsın, sirayet etsin duasıyla.

Selam ve Sabırla…02.01.2026