6 Ekim 2012 Cumartesi

Kastamonu Üniversitesi



Kastamonu Üniversitesi

Veysi ERKEN

Geçenlerde Kastamonu Postasında yayınlanan “Rektör Aydın ve Kastamonu Üniversitesi`nin karnesi” başlıklı haber dikkatimi çekti.
Haberde “Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Seyit Aydın`la ilgili 357 haber yayımlanırken, Kastamonu Üniversitesi hakkında yazılı basında 954, televizyonlarda ise 46
Haber yayınlandı.
            Buradan çıkaracağımız sonuç bence şu olmalı.
            Kastamonululara ve Kastamonu medyası üniversiteyle ne kadar ilgili.
            Dokuz aydır Kastamonu üniversitesinde görev yapıyorum. Çalıştığım şehir ve üniversitesine katkımız olsun istiyorum ama gördüğüm kadarıyla Kastamonulu kendi üniversitesine sahip çıkmıyor ve ilgilenmiyor.
            Kastamonulunun üniversiteyi tercihinden bile anlaşılıyor.
            Sayın Seyit Aydın Bey rektörlüğe atandıktan sonra faal olan üç fakülteye dört fakülte eklendi. Bugün Kastamonu Üniversitesinin Eğitim, İktisadi Bilimler, Orman, Su Ürünleri, Mühendislik, İletişim, İlahiyat ve Fen ve Edebiyat Fakültesi olmak üzere toplam sekiz fakültesi mevcut. Yüksek okullar, Enstitüler ve Araştırma Merkezleri ayrı.
            Üniversiteye öğretim üyesi akını sağlandı. Yüzlerce akademisyenimiz üniversiteyi tercih eder duruma geldi.
            KPSS sınavı Eğitim Bilimleri dalında Türkiye yedinciliği elde edildi.
            İlave olarak hiçbir üniversitemizde mevcut olmayan “Değerler Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi” kuruldu.
            Bu merkez ile diğer üniversitelere öncülük ve Kastamonu’nun değerlerini yeryüzüne yayma hedefi ortaya konuldu.
            Kastamonu’ya bir yılda pek çok değer kazandırıldı.
Üniversite “Yeryüzü Üniversitesi” olma yolunda.
            Kısa zamanda kat edilen mesafe küçümsenmeyecek durumda.
            Bunlar görülmüyor, fark edilmiyor.
            Eksiklik yok mu?
            Elbette var.
            Ama en önemli noksanlık Kastamonuluların ve Kastamonu medyasının ilgisizliği.
            Tanıtıma katkı yok denecek kadar az.
            Maddi katkı yok.
            Ağrı Üniversitesine İbrahim Çeçen’in yardımı gibi bir yardım yapılmış değil.
            Özellikle İstanbul’da oturup da Kastamonu Üniversitesine yardım edebilecek yüzlerce Kastamonulu varlıklı insan var.
            Değerler şehri insanının ilgisizliği anlaşılır gibi değil.
            “Yeryüzü Üniversitesi” olma potansiyeline sahip olan Erasmus, Mevlana ve Farabi değişim programlarını başlatan ve uygulayan üniversiteye ve rektörüne ve çalışma arkadaşlarına destek olmak Kastamonulu varlıklılarının ve medyasının görevidir.
            Üniversitenin ve sayın rektörün karnesi bu bağlamda çıkarılmalıdır.
            Yapılanı görmeden, gelişmeler takip edilmeden ve dahi katkı sağlanmadan yapılan yorumlar faydasız ve gereksizdir.
            Buradan bütün Kastamonululara ve Kastamonu medyasına çağrıda bulunmak istiyorum.
            Bir yılda yapılanı ve kat edilen mesafeyi görünüz.
            Katkı sağlayınız.
            Zenginlerinizi katkı için teşvik ediniz.
            Şehrinize ve üniversitenize değer katınız ki, üniversiteniz dünyaya değer katsın.
            Şehrimizin değerlerini “Yeryüzü Üniversitesi” sıfatıyla yeryüzüne duyursun ve yaşanılır hale getirsin.
            Selam ve Sabırla.
            

30 Eylül 2012 Pazar

Köle Yetiştirme Eğitimi



                                    Köle Yetiştirme Eğitimi
                                                                             
          Veysi ERKEN

     İnsanı eğitme faaliyetleri insanlık tarihi kadar eskidir. İlk insan aynı zamanda “ilk peygamber” olması hasebiyle kendi neslini ilahi emir ve yasaklar manzumesinin belirlenmiş olduğu “hududullah” dairesinde gerçekleştirilmeye çalışılmıştır.
Denilebilir ki, kendini egemen kabul eden insanoğlu bu düzeni bozmuş ve “beşeri” aklı esas alarak “eğitim”in niteliğini bozmuştur. Dolayısıyla talim ve terbiye kavramlarını ihata edecek tarza kullanılan “eğitim” mefhumu ile ilgili sürecin işletilişinde birbirine zıt iki bakış tarzının gelişmesine yol açmıştır.
 Birinci bakış tarzı insanın dimağını belirlenmiş şablonlara göre geliştirmeyi hedefleyen “köle yetiştirme eğitimi”, diğeri ise insanın dimağını düşünmeye, kendini geliştirmeye ve becerilerini dilediği tarzda geliştirmeye sevk etmeyi hedefleyen “özgür insan yetiştirme eğitimi”  biçimindedir.
     Kısaca eğitim sürecindeki ayrışma vizyon ve buna bağlı olarak muhtevada görülür.
     Ferdin “benliği” ve “kişiliği”nin oluşumunda evrensel gerçeklerin yerine kendi kalıplarının hakim olmasını tasavvur eden yöneticilerin/egemenlerin eğitim modelleri “köle yetiştirme eğitimi”ne dayanır. Böyle bir bakış tarzına sahip olanların eğitimden beklentileri kendilerine hizmet edecek “bende”lerin yetiştirilmesidir. Kendi kalıplarını “yetiştirme” süreçlerinin düzenli işleyişi için hayatın bütün alanlarına yaymaktan geri durmazlar. Bilgi ve beceri geliştirme alanlarını planlama, sınırlama, kısma ve bireyleri tek tipleştirme arzusu bu tarz eğitimin yegane amacıdır.
    “Köle yetiştirme  eğitimi”nin amacına ulaşılması için bireylerin belirlenmiş şablonlara göre hazırlatılmış kitapları ezberlemesi, belili zaman diliminde okul denilen mekanlarda bulunması ve zorunlu sürelerin olması  esas kabul edilir.
        Böyle bir kabulden sonra bütün doğruların kendi tornalarından çıkmış kitaplarda mevcut olduğu fikri işlenir. Bir başka ifadeyle bu tür ideolojik eğitimlerde söz konusu olan önceden belirlenmiş muhtevayı ezberletmektir.
    Zihinleri daraltan ve insanın insan olma özelliklerini yok eden, onu köleleştiren,belirlenmiş şablonlara karşı çıkanlara  anında “hain” damgası vurulur,hadleri bildirilmeye çalışılır.
        Buna mukabil “özgür insan yetiştirme eğitimi”nde bireylerin önüne önceden kesin doğruluğu öne sürülen kalıplı muhteva ve sınırlandırılmış alanlar konulmaz. Evrensel gerçeklerin ortaya çıkabilmesi hedefi esas kabul edilir. Bu bakış tarzı “bende”lerin yetişmesini engeller.
      Özgür insan yetiştirme eğitiminde süreç ulvî hedefler doğrultusunda farklılıkları geliştirecek tarzda sorgulayıcılık ilkesine göre işletilmeye çalışılır. Önceden belirlenmiş şablonlara göre hazırlatılmış metinler değil, kitaplar okutulur. Kitapların içinde yer alan muhtevanın tartışılması ve eleştirilmesi hedeflenir. Öğrenim alanları ve bilgi talep tarzları esnek tutulur. Katsayılar, mili metrik puanlamalar ve kastlaştırılmış bölümler ve bölmeler olmaz. Bir başka ifadeyle bu bakış tarzında muhtevanın tartışılması ve alan değişiklikleri sağlanır. Böylece birey dilediğince bilgi edinme ve beceri geliştirme imkanına kavuşur.
       Değişim ve dönüşümü yaşayarak kalkınan ve dünyaya yön veren ülkelerin eğitim süreçlerinin tahlilinde karşımıza “özgür insan yetiştirme eğitimi” mantığı çıkar. Bu tür ülkelerde eğitim süreci hiç bir zaman yönetme gücünü elinde bulunduranların şablonlarına, kalıplarına ve ihtiyaçlarına göre düzenlenmez. Eğitim ferdin evrensel gerçeklere uyumunu sağlamak için düzenlenir.
     Özgür eğitim sürecinin muhtevası belirlenirken ferdin “akılcı” ve “duygusal” zihninin geliştirilmesi ve gelişen zihinle muhakeme edebilmesi esas alınır.
    Gelişmiş zihinlerin hakim olduğu ülkelerde süreç bu şekilde işletilirken,değişim ve dönüşümün oluşmasını engellemeye çalışan yönetimlerin hakim olduğu ülkelerde ise “köle yetiştirme eğitimi” mantığı esas kabul edilir. Böyle bir eğitim süreci yönetme gücünü elinde bulunduranların hakimiyetlerinin devamı için ön şart durumundadır.
    Eğitim sürecinin işletilmesinde asıl sorun bu iki bakış tarzının hakim kılınma çabasında ortaya çıkmaktadır. Kendi bilincinin farkına varmış olan fertler “özgür insan yetiştirme eğitimi”ni talep ederken, yönetme gücünü eline geçirmiş olanların  kendi varlık sebepleri olan “köle yetiştirme eğitimi”nden vazgeçmek istemeyişleri öne çıkar.
          Sonuç olarak tarihi süreç içinde eğitim tarzları incelenildiğinde her dönemde bu iki tür eğitim felsefesinin çatışma halinde olduğu görülür. Dün olduğu gibi bugün de kendini toplumun “velinimeti” sayanların “özgür insan yetiştirme eğitimi” anlayışının hakim olmasının önündeki engelleri arttırma isteğinde oldukları aşikardır. Önemli olan bütün engellerin aşılarak toplumu oluşturan fertlerin bilinçlendirilmesi ve zihinlerin kula kul olmaktan kurtarılmasıdır. Zira kula kul olmayan zihniyetlerin hakim olduğu ortamlarda “köle yetiştirme eğitimi”nin şansı yoktur ve olamaz.  
            Selam ve Sabırla…………..