12 Mayıs 2013 Pazar

Birgün Herkes Alperen Olacak



Birgün Herkes Alperen Olacak

Veysi ERKEN

Birgün herkes Alperen olacak dediğimizde kimse inanmıyordu. Alperenlere yabancı olanların Alperenlikle ilgisi ve bilgisi olmayanların alperenlik süreci Yaşar Nuri Öztürk’ün Deniz Baykal’a alperen yakıştırması ile başladı denilebilir.
Bu yakıştırmadan sonra Alperenleşme serüveni yeni bir safhaya girdi. Özellikle ittihatçı gelenekten olanların dillendirmeleri tesadüf mü? Tevafuk mu?
Baksanıza Alperenleşme sırası Kemal Kılıçdaroğlu'na geldi.
Kılıçdaroğlu Antalya’da coşmuş.
Alperenlerin ocağına geldim diye buyurmuş.
İfade aynen şu şekilde "Pınarın gözesine, ışığın kaynağına geldim. Anadolu'yu vatan yapan yiğitlerin obasına, Alperenler'in ocağına geldim.”
Evet…
Birgün herkes Alperen olacak tabi ki, Alperenliği anlarlarsa ve Alperenler gerçek anlamda alperenliğin gereğini yaşarlarsa.
Alperenlerin ocağına gidenler alperenliği anlayıp yaşarsa elbette ki alperen olurlar. Tıpkı vahşi’nin İslam’da hayat bulması gibi.
Biliyoruz ki lafla olmuyor.
Lafla peynir gemisi yürüseydi Alperenliğin ruhunu taşımayanlar nizam-ı Âlem davacısı olurdu.
Kılıçdaroğlu'na tavsiyemiz gerçekten Alperenlerin ocağına gitti isen öncelikle Alperenliğin Alp ve eren boyutlarını öğren ve İlayı Kelimetullah doğrultusundaki Nizam-ı Âlemi kavramaya çalış.
Dolayısıyla Kılıçdaroğlu ve onun gibi düşünenler öncelikle içinde bulundukları düşünce yapılarıyla yüzleşmeleri ve tevhide dayalı büyük birlik tasavvurunu öğrenmeleri gerekir.
Öğrenme ve yaşama Alperenlik için gereklidir.
Yaşama yaşatmayı beraberinde getirir.
“İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın” anlayışı bu sürecin neticesidir.
Tabi ki, çağrımız sadece Kılıçdaroğlu'na değildir.
Çağrımız aynı zamanda ruhunu kaybetmişlere de yöneliktir.
Dün “çağrımız İslam’da dirilişedir” diyenleredir aynı zamanda. Zira dün “çağrımız İslam’da dirilişedir” diyenlerin bir kısmı Allah’ın ipini bırakıp başkalarının iplerine takıldıklarını müşahede etmekteyiz.
Onları da Alperenliğe davet ediyoruz.
Bilinmelidir ki, Alperenlik günü birlik bir olgu değildir.
Alperenlik Hilf-ul’fudul ile başlayan Fütüvvet ve Ahilikle devam eden ve günümüze yansıyan bir süreçtir.
Herkesi bu süreci anlamaya, yaşamaya ve yaşatmaya davet ediyoruz. Özellikle Alperenlik iddiasında olanlara çağrımız daha açıktır. Alperenliği yaşayınız, yaşatınız, dik durunuz ve yalpalamayınız.
Umarım ki, Kılıçdaroğlu’nun  "Pınarın gözesine, ışığın kaynağına geldim. Anadolu'yu vatan yapan yiğitlerin obasına, Alperenler'in ocağına geldim” ifadesi hayat bulur. Alperenlik gözesinden kana kana içer, ışığı ile aydınlanır ve obasında hayat bulur.
Tabi ki, bu bir temennidir.
Temennimiz samimidir.
Herkesi kucaklayıcıdır.
Herkesi Alperenlik obasına beklemekteyiz.
Selam ve Sabırla…

Not: “Bir nefsi haksızca katleden bütün insanlığı katletmiş gibidir” ilahi emrine inanıyor ve başta Reyhanlı olmak üzere ülkemizin ve dünyanın başka yerlerinde katliam gerçekleştirenleri lanetliyor, ölenlere rahmet diliyor ve adaletin en kısa zamanda tecelli etmesini cenabı Allah’tan niyaz ediyorum.

5 Mayıs 2013 Pazar

Rıza Şehri*


Rıza Şehri*

Veysi ERKEN

            Bir gün dünyamız “Rıza Şehri”ne dönüşür mü bilmem.
            Umarım dönüşür.
            Yapılan işler “rıza”ya dayanır.
            “Rıza Şehri” genç yazarlarımızdan olan Mehmet Lütfü Özdemir’in kaleminden çıkmış. Sömürü düzeninden bıkmışlara tavsiye edilir.
            Roman iki bölümden oluşmuş.
Birinci bölüm roman kahramanının kapitalist bir düzende içine düştüğü anaforu anlatır.
Azize’li hayat. Zengin bir bayanın halet-i ruhiyesi ve Ali’nin yaşadıkları.
Mutluluğu yakaladım diyen Ali’nin terk edilişi ve yaşanılan ızdırap.
Ebru ile yeni bir başlangıç.
Güzel giden bir hayat ve akabinde kapitalist düzenin Ali’yi tüketmesi.
Ali fedakâr bir insan.
Arkadaşını kurtarmak için bankadan kredi çekmesi felaketin yeni bir başlangıcı olur Ali için.
Ebru Ali’yi terk eder.
Kapitalist düzen hükmünü icra etmiş ve binlerce aileyi dağıttığı gibi Ali’yi ve ailesini de dağıtmıştır.
Roman bu felaketlere dayanamayan Ali’nin intiharı ile devam eder.
İntihar eden Ali yaralı kurtulur ve kendini “Rıza Şehri”nde bulur.
Romanın ikinci bölümü.
“Rıza Şehri”
Ali’nin tahayyül ettiği ve aradığı bir dünyadır.
Burada para değil “Rıza” geçerlidir.
“Rıza” her kapıyı açar.
“Rıza” yapılan işlerin ücretidir adeta.
Yapılan işlere karşı “razıyım” demek yeterlidir.
“Allah senden razı olsun” demek kâfidir “Rıza Şehri”nde.
“Rıza Şehri”nde ismi geçenlerin ekseriyeti peygamber isimleri.
“Rıza Şehri” adeta cennetin bir tasviri.
Yeryüzünü cennete çevirmek mümkün mü?
Dünyevileşen insanla “Rıza Şehri”ni kurma imkânı elde edilir mi?
Bilinmez.
Bilinen bir şey var?
Mehmet Lütfü Özdemir gibi pek çok kişi Kapitalizm’e reddiye yazmakla meşgul.
Bu insanlar sadece yazmakla meşgul değiller.
“Rıza Şehri”ni inşa ile de meşgul.
Sizler de bu çabaya ve gayrete katılın.
Genç kalemleri okuyun ve “Rıza Şehri”ni anlamaya çalışın.
Bugün olmazsa belki bir gün mümkün olur.
Farabi de Medineyi yeniden kurmaya çalışmıştı.
Hani hepimizin bildiği “Medineül Fadıla”
Günümüzün ifadesiyle “Erdemli Şehir/Devlet”
Mehmet Lütfü Özdemir’in çabası da öyle bir şey.
Hadi hep birlikte “Rıza Şehri”ni okuyalım ve yaşamaya çalışalım.
Selam ve Sabırla.

Temin Adresi: Doğu Kitapevi, Cağaloğlu Yokuşu Narlıbahçe sokak No: 6/2
            Cağaloğlu/İstanbul.
Tel. 0212 5272926
www.dogukitapevi.com