1 Şubat 2026 Pazar

Siyonist Düşünce Tasfiye Edilmedikçe…

Siyonist Düşünce Tasfiye Edilmedikçe…

Veysi ERKEN Dr.

Siyonist düşünce tasfiye edilmedikçe dünyaya huzur yoktur.

Siyonist düşünce şeytanidir ve huzurun katilidir, kırımcısıdır.

Trump’un Venezuela’ya saldırması ve seçilmiş başkan Nikolas Maduro Moros’u kaçırması bir haydutluk, korsanlık ve eşkıyalıktır.

Doğrudur, Gazze’de devam ettirilen soykırım vahşettir. Şeytanlığın tecessüm etmiş halidir.

Siyonist haçlı zihniyeti denilen Batı/batıl anlayış sürekli ve daimi olarak soykırım, vahşet, katliam, işgal, sömürü peşinde olmuş ve bunu vazgeçilmez amaç edinmiştir.

Afrika’daki, Asya’daki, Filistin’deki, Gazze’deki, Türkistan’daki katliam, işgal, soykırım, sömürü Siyonist düşüncenin tasfiyesinin gerekliğinin inkâr edilemez delilleridir.

Vahşetler, işgaller, soykırımlar, gasplar, sömürüler şeytani uluslar arası hukuk kavramı ile örtülüyor, şallanıyor, insanlık katlediliyor.

Siyonist düşünce toplumları hep “uluslararası hukuk” ve “uluslararası toplum” laflarıyla aldatıyor, uyutuyor ve yok ediyor.

Uluslar arası hukuksuzluk, Siyonist düşüncenin Bir(LEŞ)miş (M)illetlerinin kuruluşundan hatta dava öncesinden beri var diyebiliriz.

Uluslar arası hukuk denilen kanunlar, ilkeler, kurallar zorbaların, bilhassa ABD, İngiltere denilen haydutların dayattığı kurallardan başka bir şey değildir.

İhtilaflarda, ticarette, sanayide, sağlıkta, eğitimde, adalette, cezada kısaca her alanda cari olan ve cari kılınmak istenen kurallar zorbaların hazırladıkları kanunlar ve hukuk diye dayattıkları melanetlerdir.

Falan ülke ile ticaret yapamazsınız, madenlerini işletemezsiniz, devletleri tanıyamazsınız, yargılayamazsınız, tek başıma red ederim, katliamlar, soykırımlar, vahşetler, işgaller sürsün anlayışı ve kuralları dayatmanın, zorbalığın en belirgin kurallarıdır.

Mesela Dünya Ticaret Örgütünün ilke ve kurallarını esasında ABD, İngiltere ve şürekâsı belirledi ve ülkelere dayattı, dayatmaya devam ediyor, işine gelmediğinde reddediyor ve dünya seyrediyor.

Tabii ki dayatma sadece DTÖ ile sınırlı değildir.

Dünya Sağlık Örgütünün dayatmaları, salgın dönemi diye yutturdukları devirdeki mel’anetleri ve sonuçları ortadadır.

“Bir LEŞ miş M illetler”e bağlı hangi kuruluşu incelersek aynı sonuçla karşılaşırız.

UCM ve Uluslararası Adalet Divanı”nın icraatları/ icraatsızlıklar ortadadır.

Soykırımlar, yağmalar, katliamlar, vahşetler, işgaller, sürgünler vs. bu kuruluşlar marifetiyle unutturuluyor, sürdürülmelerine imkân sağlanıyor ve insanlar yok ediliyor.

Vicdanlılar, mazlumlar, ahlaklılar, Müslümanlar buna isyan ediyor ve gerçekten hak ve hukukun hâkim olmasını istiyor, bekliyor.

Bütün bu deliller ışığında şunu rahatlıkla diyebilirz ki, şeytani Siyonist düşünce tasfiye edilmedikçe dünyada huzuru sağlamak ve sömürüyü durdurmak mümkün değildir.

Siyonistlerle barış mümkün değildir.

Siyonist haçlı katillerinin asla insanlıktan, merhametten, barıştan yana olmadıklarını olmayacaklarını her aklı başında ve insandan yana olan bilir.

Onlarla yapılan geçici anlaşmalar felaketi arttırmaktan, soykırımları çoğaltmaktan, onlara zaman kazandırmaktan başka bir işe yaramaz, yaramamıştır ve yaramayacaktır.

Anlaşmaların hemen akabinde katliamları, soykırımları devam etmiştir.

Bu durum tarih boyunca sürmüş bir haldir.

Evet.

Siyonist haçlı zihniyeti “ayrık otu” gibidir ve asla barıştan yana değildir.

Şeytanidir ve hep yeni tuzaklar peşindedir.

Siyonistlerin temel amacı “insansız toprak, topraksız insan” hedefini gerçekleştirme, soykırımı devam ettirme ve işgalini genişletmedir.

Anlaşmaları bunun için yapar gibi davranırlar.

Haçlı seferlerinin başlatılmasından beri tarihi süreç boyunca bu durum böyle süregelmiştir.

Hâsılı kelam.

Siyonist düşüncenin tasfiyesinden başka bir çıkış yolu yoktur.

Selam ve Sabırla…01.02.2026

 

Çoklukla Övünme Yarışı

Çoklukla Övünme Yarışı

Veysi ERKEN Dr.

Tefekkür zemini kayanlar, kaydırılanlar, Kur’an’dan uzaklaşanlar, uzaklaştırılanlar “çoklukla övünme hastalığına yakalanırlar, yarışına kapılırlar, kapitalist dininin piyonu olurlar.”

Bu yarışa katılanlara “Mal sahibi, mülk sahibi. Hani bunun ilk sahibi. Mal da yalan, mülk de yalan. Gel sen de biraz oyalan” diye seslenilmiştir.

Bazılarının “çoklukla övünme yarışı” mezarlara kadar devam eder. “Çoklukla övünme yarışı sizi kabirlere varıncaya kadar oyaladı. Tekâsür, 1-2” Bu ayet şu şekilde tefsir edilmiş ve edilebilir.

“1.âyetteki tekâsür kelimesi, bu sûre bağlamında özellikle “yüksek bir amaç gütmeden, neden niçin demeden mal, evlât, yardımcı ve hizmetçi gibi her devrin telakkisine göre çokluğuyla övünülen şeyleri büyük bir tutkuyla durmadan çoğaltma yarışına girişmek, mânevî ve ahlâkî sorumluluğunu düşünmeden alabildiğine kazanma hırsına kendini kaptırmak” anlamına gelmektedir. Bu tutku bireysel olabileceği gibi toplumsal da olabilir.

Âyette tekâsür kavramı Câhiliye toplumunun zihniyet yapısını tanıtmakla birlikte evrensel bir mesaj da içermekte, genel bir tesbit ve dolayısıyla uyarı anlamı da taşımaktadır. Nitekim çağımızda bazı ülke ve toplumlarda hâkim maneviyattan yoksun seküler zihniyet de durmadan üretmek, tüketip tekrar üretmek, kârı ve serveti sınırsızca çoğaltmak şeklinde bir dünya görüşünü içerir. İşte bu dünya görüşü ve onun doğurduğu uygulamalar da bu âyette eleştirilen “çoklukla övünme yarışı”nın çağdaş örneğidir. Ancak insanlığın mânevî ve ahlâkî değerlerini, birikimlerini sistem dışı bırakan, hatta tahrip eden bu yarış, sonuçta ekonomik ve siyasî gücü, iletişim imkânlarını da kullanarak bireysel ilişkilerden uluslar arası ilişkilere kadar uzanan bir haksızlık ve adaletsizlik düzeni doğurmakta ve nihayet dünyayı “global” sorunlar alanı haline getirmektedir. İşte bu sûrede Mekke’nin burnu büyük eşrafının tutumları üzerinden temel bir insanlık sorununa ve bunun ağır bedeline dikkat çekilmiştir.

2. âyetteki mekābir kelimesi kabir anlamındaki makberenin çoğuludur. Tam anlamı “Sonunda kabirleri ziyaret ettiniz” demek olan cümleye müfessirler özellikle şu mânaları vermişlerdir: a) Mecazi anlamda, “Sonunda ölüp kabirlere girdiniz; bu tutku ve yarış sizde ölünceye kadar sürüp gitti”; b) Yine mecazi anlamda, “Öyle kibre kapıldınız ki birbirinize karşı kabirlerdeki ölülerle övündünüz”; c) Lafzî anlamda, “Bizzat kabirlere gidip ölülerle övündünüz.”

https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Tek%C3%A2s%C3%BCr-suresi/6169/1-5-ayet-tefsiri

“Çoklukla övünme” yarışı ve anlayışı insanı dünyaya köle yapar. Vahyi yaşamaktan, Kur’an-ı Kerimden ve Sünnetten uzaklaştırır. Hayy, hayatın anlamını ve yaratılış gayesini unutturur.

Ayet dünya hayatını şöyle tanımlar. “İyi bilin ki dünya hayatı ancak bir oyundan, bir eğlenceden, bir süs ve gösterişten, aranızda bir öğünmeden, mal ve evlatta çokluk yarışından ibarettir. Tıpkı bir yağmur gibi ki, onun bitirdiği ekinler çiftçilerin hoşuna gider. Sonra kuruyuverir de sen onu sapsarı kesilmiş görürsün. Ardından da çerçöp hâline gelirler. Âhirette kâfirlere şiddetli bir azap, mü’minlere ise Allah’tan bir bağışlama ve rızâ vardır. Evet, dünya hayatı, aldatıcı bir menfaatten başka bir şey değildir. Hadid-20”

Çoklukla övünen ve dünyevileşenler başkalarında kusur arar, çekiştirir, ezmeye çalışır, başkalarının mallarının azlığından bahseder ve kendi mallarını sayıp durur. Ayette “Arkadan çekiştiren, ayıp kusur arayan, servet toplayan ve onu sayıp duran herkesin vay haline! O, malının kendisini sonsuza kadar yaşatacağını zanneder. Hümeze, 1-3”

Ya Rab. Bizleri nasibini arayan, mal ve evlat çokluğuyla övünmeyen, mallarını sayıp durmayanlardan eyle.

Hani “âhiret yurdunu kazanmaya bak ve dünyadan nasibini unutma!” diyorsun ya.

Ayette “Allah’ın sana verdiğinden âhiret yurdunu kazanmaya bak ve dünyadan nasibini unutma! Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de insanlara ihsanda bulun. Yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışma! Şüphesiz Allah bozguncuları sevmez. Kasas-77” buyrulur.

Selam ve Sabırla… 01.02.2026