26 Ağustos 2026 Çarşamba

Üstün Ahlak üzere olmak

Üstün Ahlak üzere olmak

Veysi Erken Dr.

 

Allah Hz. Muhammed Mustafa için “Sen elbette üstün bir ahlâka sahipsin. Kalem-4” buyurarak O’nu bizlere “Usve/ örnek” olarak gösterir.

Ayette “İçinizden Allah’ın lutfuna ve âhiret gününe umut bağlayanlar, Allah’ı çokça ananlar için hiç şüphe yok ki, Resûlullah’ta güzel bir örneklik vardır. Ahzâb-21”

Allah’ın lutfuna umut bağlayanlar “kâl” ve “Hâl”lerini aynileştirirler ve bu şekilde ahlaklaşırlar.

“Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında çok çirkin bir davranıştır. Saff, 2-3.” Ayetinde belirtildiği gibi yapılmayacak şeyleri söylemek çirkin ve reziletler olarak nitelendirir.

Üstün ahlak sahibi olan Hz. Muhammed’in yolunun yolcuları ahlakın fazilet özelliklerine sahiptirler.

Ahlâki özellikler nefiste subut bulmuş ve fiile dönüşen hususlardır.

Bilindiği üzere İslami zeminde ahlâk haline dönüşen ve melekeleşen fiiller;

1) Faziletler,

2) Reziletler olarak iki başlık altında toplanabilir.

 Faziletler

1– Hikmet

2– Adalet

3– İffet

4– Şecâat olarak terimlendirilir.

Yine “Başta hadisler olmak üzere İslâmî kaynaklarda hulk ve ahlâk terimleri genellikle iyi ve kötü huyları, fazilet ve rezîletleri ifade etmek üzere kullanılmış; özellikle iyi huylar ve faziletli davranışlar hüsnü’l-huluk, mehâsinü’l-ahlâk, mekârimü’l-ahlâk, el-ahlâku’l-hasene, el-ahlâku’l-hamîde, kötü huylar ve fena hareketler ise sûü’l-huluk, el-ahlâku’z-zemîme, el-ahlâku’s-seyyie gibi terimlerle karşılanmıştır. …

Hz. Peygamber, bir olan Allah’a itaat temeline dayalı bir ahlâkî ve dinî birlik sağlama görevini üstlenmiş, böylece kabile ve soy sop (hasep nesep) anlayışı yerine Allah’a saygı (takvâ), ferdî ve sosyal planda yücelmenin ve değer kazanmanın ölçüsü haline gelmiş; bu ölçüye uygun olarak İslâm’ın öğretileri, Allah’ın bütün yaratıklarına karşı merhametli olmayı, beşerî ilişkilerde dürüstlük ve güvenilirliği, karşılıksız sevgi ve fedakârlığı, samimiyet ve iyi niyeti, kötü eğilimlerin bastırılmasını ve daha birçok faziletleri ihtiva etmiş bulunmaktadır.

İslâm ahlâkının asıl kaynağı Kur’an ve onun ışığında oluşan sünnettir. Nitekim Hz. Âişe bir soru münasebetiyle Hz. Peygamber’in ahlâkının Kur’an ahlâkı olduğunu belirtmiştir).

Bu sebeple İslâm ahlâk düşüncesi Kur’an ve Sünnet’le başlar. Bu iki kaynak dinî ve dünyevî hayatın genel çerçevesini çizmiş, amelî kurallarını belirlemiş, böylece daha sonra fıkıhçı ve hadisçiler, kelâmcılar, mutasavvıflar, hatta filozoflar tarafından geliştirilecek olan ahlâk anlayışlarının temelini oluşturmuştur.” https://islamansiklopedisi.org.tr/ahlak

Hâsılı kelam.

Hz. Muhammed Mustafa’nın sav yolunda olanlar “üstün ahlak” sahibi olarak “ahlak” kavramını parçalamaz, faziletleri bir bütün olarak yaşamaya ve yaşatmaya çalışır.

“Senin yanında hak yola dönenlerle birlikte, sana buyurulduğu gibi dosdoğru ol! Siz de azıp sapmayın. Allah, yaptıklarınızı çok iyi görmektedir. Hûd-112” ayetinde belirtildiği gibi hayatını sürdürmeye çalışır.

Selam ve Sabırla… 26.08.2026

 

 

25 Ağustos 2026 Salı

Dokunulmazlıklar ve İmtiyazlar Efruzlaştırır

Dokunulmazlıklar ve İmtiyazlar Efruzlaştırır

Veysi ERKEN Dr.

Temcit pilavı gibi her gün sahnelenen oyunlara ve işlenen suçlara baktığımızda değişenin sadece “figüran”ların olduğunu görürüz. El hep aynı. “el”ler hep sahnenin gerisinde. “El” anlayacağınız hep yabancılar. İçlerinde Müslüman görünümlü münafıklar da mevcut.

Sanmayın ki, sadece ülke dışındakileri kastediyorum. Daha çok İçteki “el”leri kastediyorum.

Her şeyleriyle “el”

Giyimlerinden kuşamlarına, yediklerinden içtiklerine, düşündüklerinden dinlerine, paralarından zenginliklerine kadar her şeyleriyle “el” olanları kastediyorum.

Varlıklarını “figüranlar, amigolar ve sloganlarla devam ettiren “el”ler.

Misal mi istiyorsunuz.

İşte “ çete, suç örgütü, imtiyaz, dokunulmazlık haberleri”

Ve

“Hürriyete, dokunulmazlığa, imtiyazlara layık Kahramanlara”

1909 yılında yazılmış olayların tekrarıdır bugün yaşanılan.

Ne zaman yazılmış.

“Hürriyete layık bir kahraman”

Geçen yüzyılın başında yazılmış.

Evet, yüz yıl önce.

1 Nisan 1325 (1909) tarihinde çıkan Köprü dergisinde Ömer Seyfettin “İrtica Haberi”ni yazmış. Aynı yazar ilk kısmını Vakit Gazetesinin 8-9 Ocak 1919 tarihinde “Efruz Bey” romanını tefrika etmeye başlamış.

“Hürriyete Layık Bir Kahraman” namı diğer Efruz Bey.

Değişen bir şey var mı?

Elbette ki, hayır.

Yüz yıl önce irtica, dokunulmazlık, imtiyaz, yüzyıl sonra da aynı haberler.

Yüz yıl önce Adını bile inkâr ederek Efruzlaşanlar, günümüzde “harb”i “yoz kan”laşanlar.

Bir pespaye bağırıcının günümüzün taklitçilerini ve yeni “figüran”ları ile sivil olmayan merkezlerin sivil görünümlü uzantıları olan dernek, vakıf, sendika ve oda mensuplarını anlamak için, “Efruz bey”i okumanızı tavsiye ederim.

Sadece şu paragraf bile meydanları dolduran şuursuz kalabalıkların halini anlatmaya kifayet eder.

İşte “Hürriyete Layık Bir Kahramanımız”ın galeyana gelen bilinçsiz kalabalığa telkini.

“- İnsanların hepsi hürdür. Kardeştir. Müsavidir( eşittir). Artık ayrılmaya mâna var mı? Birbirlerinizin lisanını (dilini)  bilmiyorsanız ‘Esperanto’ dilini öğreniniz. Haydi, hepiniz birleşiniz. Sevişiniz, <bil^tefriki  cinsû mezhep (cins ve mezhep farkı gözetmeksizin)>bayrağının altına gelmeyenler müstebitlerdir. Onlar bizim düşmanımızdır. Bırakınız onlar mabetlerine gitsinler. Bizim cinsimiz, bizim mezhebimiz birdir: İnsanlık… Haydi öpüşünüz. Vahî fikirleri, batıl itikatları vahşilere, yamyamlara bırakınız. Medeni olmaya çalışınız. Ömer Seyfettin, Bütün Eserleri, c.3,s.996, Ötüken yay., İstanbul-1974”

Soruyorum size yüz yıldır değişen ne?

Dünün hürriyet kahramanı Efruz bey ve Firuzeleri bugünün  “ser-nur”larıyla “harb”i “yozkan”ları değil mi?

Hala uyanamayacak mıyız?

Hâlâ kendini beyaz Türk yaftası ile yaftalayan “el”lere kanacak mıyız?

Dokunulmazlıklarını ve imtiyazlarını kutsallaştıracak mıyız?

Uyanma, dokunulmazlıkların, imtiyazların kaldırılması zamanı gelmedi mi?

Adaletin tecellisi, çetelerin bitirilmesi için Efruzî kahraman(!)lardan, giyimlerinden kuşamlarına, yediklerinden içtiklerine, düşündüklerinden dinlerine, paralarından zenginliklerine kadar her şeyleriyle “el” olanlardan kurtulma zamanıdır.

Selam ve Sabırla… 25.08.2026

Not: bu yazı 2007 yılında yayınlanmış ve ufak tefek değişiklikler yapılmıştır.