30 Kasım 2025 Pazar

Emaneti Ehline Vermek

Emaneti Ehline Vermek

Veysi ERKEN Dr.

Dünyanın bakar körlüğünün devam ettiği zaman diliminde “Doğu Türkistan Cumhuriyeti” 12 Kasım gününde ilan edilmişti.

12 Kasım 1933 ve 12 Kasım 1944 tarihlerinde Doğu Türkistan coğrafyasında soykırımcılara karşı mücadele İslam Cumhuriyetinin ilanı ile taçlandırılmıştı.

“Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti”

Devlet için Bayrak çok anlamlıdır.

Doğu Türkistan İslam Cumhuriyetinin Bayrağında hilal, hilalin sağ ve solunda “Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğütler veriyor. Şüphesiz Allah her şeyi işitmekte, her şeyi görmektedir. Nisâ-58” ayet, hilalin içinde tuğra, hilalin etrafında Doğu Türkistan’da yaşayan toplulukları temsil eden bir taç ve tacın tepesinde o coğrafyada daha önce kurulan devletleri simgeleyen üç yıldız.

Alt kısımda Devletin Dayandığı dört ilke nakşedilmiştir.

İslamiyet

Azadiyet

Adalet

Uhuvvet.

Hilalin ortasındaki Bismillah yazısı Doğu Türkistanlıların inancı olan İslamiyet’e, üst taraftaki üç yıldız tarihte kurulan Göktürk, Uygur ve Karahanlılar devletine, sağ ve soldaki 18 nokta ise tarihten beri Doğu Türkistan’da yaşamış 18 Türk kavimlerin milli birliğine sembol ediliyor. Doğu Türkistan armasında devlet, millet ve inanç çok net bir şekilde bütünleşmiştir. 

Doğu Türkistan bayrağının anlamı: Doğu Türkistan bayrağı ay yıldızlı gök bayraktır, bayraktaki hilal İslamiyet’i, yıldız ise bölgenin sahibi olan (Uygur Özbek Kazak vs) Doğu Türkistanlıları temsil ediyor. 

Gök bayrak.

Gök renk özgürlüğü ve bağımsızlığı sembol ediyor

Doğu Türkistan amblemi Besmele, Hilal, Üç yıldız ve 18 çemberlerden oluşmaktadır. 

Üç yıldız amblemin üstünde, Doğu Türkistan topraklarında ve içinde yer alan Göktürk Kağanlığı, Uygur Kağanlığı, Karahanlılar’ı temsil eder.

Çemberler ise bölgede yaşayan 18 yerel kabileyi temsil eder.

1.Pechinek; 2.Kıpçak; 3. Oğuz; 4.Basmil; 5.Qay; 6.Yabaqu; 7.Tatar; 8.Kırgız; 9.Chigil; 10.Toqsi; 11.Yaghma; 12.Oghraq; 13.Charuq; 14.Chumul; 15.Uygur; 16.Tangghut; 17.Qitan; 18.Tawghach. https://udtsb.com/uy//page/46

Doğu Türkistan bayrağına ve özgürlüğüne kavuşmalıdır.

Bunun için her Müslüman Doğu Türkistan’ı ve Doğu Türkistanlıları yüreğinde, gönlünde ve zihninde taşımalıdır.

Taşımak ve sesi olmakla mükelleftir.

Çığlığı olmalı ve özgürlük intifadasını başlatmalıdır.

İman, cihad bunu gerektirir

“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman idiniz de Allah gönüllerinizi birleştirdi ve O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi Allah kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız. Âl-i İmrân- 103” ayetinin emri budur.

Evet.

Müminsek ahiyiz. “Müminler ancak kardeştirler, öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin, Allah’a itaatsizlikten sakının ki rahmetine mazhar olasınız. Hucurat-10”

Devlet yönetiminin, emanetinin ehline, Doğu Türkistanlılara verilmesine yardım etmeliyiz ve bayrağın yerine dikilmesine katkı sağlamakla mükellefiz.

Selam ve Sabırla… 30.11.2025

Doğu Türkistan: Yüreğinde Taşı Beni

Doğu Türkistan: Yüreğinde Taşı Beni

Veysi ERKEN Dr.

Doğu Türkistan, Kaşgar, Urumçi, Yarkent, Doğu Türkistanlıların tamamı, Uygurlar, Özbekler, Kırgızlar ve bütün mazlum coğrafyalar, mazlumlar bizlere, Müslümanlara, Türklere, ümmete ve insan olanlara sesleniyor.

Yüreğinde, zihninde, gönlünde taşı beni.

Sesim ol, olmaya çalış. 

Beni unutma, unutturma.

Zalimlerin yanında saf tutma.

Zalimlere meyledersen zulmün ateşi seni de yakar, topraklarını, vatanını zulüm ve soykırım çemberi sarar.

Ayette Sakın zâlimlere meyletmeyin; yoksa onları saracak ateş size de dokunur. Hûd-113” buyrulur.

Yüreğinde, zihninde, gönlünde taşı beni.

Beni unutma, unutturma.

Doğrularla, insan olanlarla, ahlaklı olanlarla ol.

Ayette Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve sadıklarla (doğrularla) beraber olun. Tevbe-119 denilir.

Doğu Türkistan cehenneme çevrilmiş durumda.

Soykırımın her türlüsü sürdürülüyor.

Camiler, medreseler yok ediliyor.

Çocuklar, sabiler ailelerinden koparılıyor. Binlerce kilometre ötelere sürülüyor.

Evler, sokaklar kameralarla gözetim altında bulunduruluyor.

İslam ve Uygur kelimelerinin zerresine tahammül edilmiyor.

Kısaca Doğu Türkistan cehenneme çevrilmiş vaziyette.

Doğu Türkistan, Doğu Türkistanlılar yüreğinde taşı beni, beni unutma diye haykırıyor, sesini duyurmaya çalışıyor.

 “Zulmü engelleyemiyorsan bari duyur, duyurmaya çalış” diyor.

Dip diri meyyit olmayın, beni duyun, sesimi duyurun bütün dünyaya diyor Doğu Türkistanlı kardeşimiz.

Maalesef Doğu Türkistan’ı, Doğu Türkistanlıları yüreğimizde, gönlümüzde taşımaktan aciz durumdayız.

Dip diri meyyitleriz.

Doğu Türkistan’daki, soykırımı, İnfazı seyreden dip diri meyyitler durumundayız.

Merhum M. Akif “ Dipdiri meyyitleri, İki el bir baş içindir diye uyarıyordu.

Davransana.

 Eller de senin, baş da senindir” diyordu.

Doğu Türkistanlılar ve bütün mazlumlar bizi uyarıyor, bizi yüreğinizde taşıyın, sesimiz olun, feryat ve figanımızı duyun.

Kaşgar’da, Urumçi’de, Hoten’de, Yarkent’te zalimlere, zulme başkaldıran, direnenlere yâr ve yardımcı olmaya çalışın diye haykırıyor.

Bizi yüreğinizde taşıyın ve cihad edin diyorlar.

Allah Uğrumuzda cihâd edip gerekli gayreti gösterenleri biz, elbette bize varan yollarımıza eriştireceğiz. Şüphesiz Allah, iyi davranan ve yaptığı işi güzel yapanlarla beraberdir. Ankebut-69” buyurur.

Mazlumları yüreğimizde, gönlümüzde taşımak, onları sesi olmak, yardımcı olmak Allah için cihadın bir çeşididir.

Cihad edersek Allah varılacak menzilin yollarını gösterecektir.

Şimdi Doğu Türkistanlıları, Gazzelileri ve bütün mazlumları yüreğimizde taşımak ve onlara el uzatmak zamanıdır.

Selam ve Sabırla… 30.11.2025

 

29 Kasım 2025 Cumartesi

Kuşlar Özgür Uçsun Diye

Kuşlar Özgür Uçsun Diye

Veysi ERKEN Dr.

Siyonist haçlılar, uşakları ve işbirlikçileri KUŞLAR UÇMASIN diye ülkemizi ve bütün mazlum coğrafyaları ateş çemberiyle çeviriyorlar, çevirmeye çalışıyorlar.

Allah’ın rızasını kazanmaktan başka bir çabası, gayreti, niyeti olmayanlar ise bu ateş çemberini yarmaya, söndürmeye çalışıyorlar.

Siyonist haçlıların niyetini, yıkımlarını vahşetlerini Halit Yıldırım

“Nehirlerim kanıyor, dağlarım yanmış benim,

Damarlarım kurumuş, ateşim donmuş benim,

Adalet dağıtırken güçlülerin elleri,

Milletim uyutulmuş, milletim kanmış benim” (1) diye terennüm ederken, kuşların özgürce uçmasını, milletlerin kökünün kurumasını isteyenleri Mustafa Ökkeş Evren

“Tohum bozucular, kök sökücüler, ateş yakıcılar,

Cana kıyıcılar, yaygın körükleyiciler,

Hep birlikte, ateş çemberi çevirdiler, göğün yüzünde,

Kuşlar Uçmasın diye” (2) diye tanımlar.

Evet.

İnsanlığı hayat damarlarını, nehirlerini kurutmak isteyen insan görünümlü şeytanlar, cana kıyıcılar daimi faaliyet içinde.

Milletler uyanmak ve bu ateşi söndürmekle mükelleftir.

Aksi takdirde yeryüzü cehennem olmaya devam edecektir.

Birlik şarttır.

Topyekûn Allah’ın ipine sarılmak gerekir.

“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman idiniz de Allah gönüllerinizi birleştirdi ve O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi Allah kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız. Âl-i İmrân- 103”

Bölünüp parçalanmak yeryüzünün cehenneme dönmesini sağlar.

İnsan olana bölünme yakışmaz.

Secde-i rahmanda birleşmek gerekir ki, ülkemiz ve insanlık kurtulsun.

Kuşlar özgür uçsun.

Merhum Abdurrahim Karakoç

“Birleşin ey! Yolları Kur'an'da birleşenler

Birleşin, itikatta, imanda birleşenler

Ayrılık yakışmıyor, bölünmek günah size

Birleşin ey! Secde-i Rahman'da birleşenler” tembihatında bulunuyordu.

Evet.

Birlik ve beraberlik zamanıdır şimdi.

GAZZE’de, Doğu Türkistan’da, Arakan’da ve dünyanın her yerinde soykırımı bitirmek, ülkelerin, insanların refahını,  kuşların uçmasını sağlamak için birleşmek zamanıdır.

Selam ve Sabırla… 29.11.2025

 

 (1), (2) Deriko, Mehmet Akif Can, Anadolu Çınar Yayınları, Ankara-2o25, s.184

Savaşacak Kadar Genç

Savaşacak Kadar Genç

Veysi ERKEN Dr.

Allah için yaşayan, cihad eden her daim savaşacak kadar gençtir. O yaşlanmaz, ihtiyarlar.

Ebâ Eyyub el-ensari bunun usvesidir.

Doksan küsur yaşlarda İstanbul’un fethine katılmıştır.

Merhum mücahid Cevher Dudayev bu gerçeği şöyle dillendirir.

“Ölecek kadar yaşlı, savaşacak kadar gencim .”

"Cihadı alnımızın çatına vurduk ve her sabah şehadeti koyduk duamızın başına."

"Savaşa karşıyım ancak haksızlığa karşı savaşmak karakterimdir."

"Bizi öldürebilir, ezebilir, üstümüzde tanklarla dans edebilir, vücudumuzu parçalayabilirler... Fakat özgürlük ve bağımsızlık ruhumuzu asla yok edemezler..."

"Bana göre haksız güç zulümdür, güçsüz hak ise mağdurdur. Haksız gücün karşısında, güçsüz hakkın yanında olmak benim inancımdır."

"Türkiye hem Türk dünyasının hem de İslam âleminin ümit ışığıdır. Bu ışığın sönmesi hem İslam âleminin hem de Türk dünyasının karanlığa gömülmesi demektir."

Evet.

İmtihan ve cihad dünyasında olduğumuzu asla unutmamalıyız. İmtihan ve cihad dünyasındakilerin bir kısmı kazanacak ve cennete girecek bir kısmı da kaybedip cehennemi boylayacak.

Cihad edecek kadar genç kalanlar imtihanı kazanacak.

İmtihan edileceğimiz ayetlerde şu şekilde belirtilir. “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele! Onlar, başlarına bir musibet geldiğinde, “Doğrusu biz Allah’a aidiz ve kuşkusuz O’na döneceğiz” derler. İşte rablerinin lütufları ve rahmeti bunlar içindir ve işte doğru yola ulaşmış olanlar da bunlardır. Bakara, 155-157

Kalplerinde maraz/hastalık olan, münafıklık edenler, müfsidler, Siyonist haçlı şeytanlarının uşağı olanlar, imtihanın şeklini, şemailini anlamazlar, anlamak istemezler genç olmak, kalmak, sabır ve cihad kavramlarını çarpıtmaya çalışırlar.

Allah onların içindeki kinleri ortaya çıkarır, konuşmalarından anlaşılırlar.

Ayetlerde; “Yoksa kalplerinde hastalık bulunan o münafıklar, içlerinde mü’minlere karşı duydukları kinlerini Allah’ın ortaya çıkarmayacağını mı sanıyorlar? Dileseydik biz onları tek tek sana gösterirdik, sen de onları yüzle­rinden tanırdın. Yine de sen onları konuşma tarzlarından, sözlerindeki eğip bükmelerden tanıyabilirsin. Allah, bütün yaptıklarınızı bilir. Gerçek şu ki, içinizden cihâd edenleri ve sabredenleri ayırt edinceye; söz ve davranışlarınızdaki samimiyetinizin doğruluğunu ortaya çıkarıncaya kadar biz sizi sınamaya devam edeceğiz. Muhammed,29-31

Evet.

Allah’ın rızasını kazanarak ve cennete girmeyi umarak cehd edip sabretmeliyiz ki imtihanı kazanalım, genç kalalım ve cennete girelim.

Ayette; Yoksa, Allah içinizden cihad edenleri ortaya çıkarmadan ve sabredenleri belirlemeden cennete gireceğinizi mi sanıyordunuz? Âl-i İmrân-142” şeklinde uyarılmaktayız.

Temennimiz ve duamız cihad eden, genç kalan ve sabreden seçilmişlerden olanlarda olma yönündedir.

Rabbulalemin bizleri “ebrar” olanlarla genç kalanlarla haşretsin ve Hz. Muhammed Mustafa’ya s.a.v. komşu eylesin. Âmin.

Selam ve Sabırla… 29.11.2025

28 Kasım 2025 Cuma

Keşke Toprak Olsaydım Diyenlerden Olmayalım

Keşke Toprak Olsaydım Diyenlerden Olmayalım

Veysi ERKEN Dr.

O gün gelecek.

Herkes hesabını verecek.

Herkes yaptıklarının, amellerinin karşılığını görecek, verilecek. Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu (karşılığını) görür.  Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu (karşılığını) görür. Zilzal; 7-8”

İyilik işleyenlere fazlası da verilecek “Kim iyilikle gelirse ona getirdiğinin on katı vardır; kim de kötülükle gelirse o sadece getirdiğinin dengiyle cezalandırılır. Onlar haksızlığa uğratılmazlar. En’am-160”

Evet.

Hesap gününde icmal çizgisi çekilecek, yekûnumuz ortaya çıkacak.

O gün Rûh ve melekler saf saf dizilir.

Rahmân’ın izin verdiklerinden başkası konuşamaz.

Konuşan da ancak doğru ve uygun olanı söyler. İşte bu, kesin olarak gelecek gündür. Öyleyse dileyen, kendisini Rabbine ulaştıracak bir yol tutsun.

Doğrusu biz sizi, gelmesi yakın bir azaba karşı uyardık.

O gün insan bizzat kendi elleriyle ne hazırlayıp gönderdiğine bakacak; kâfir ise tamâmen ümidini yitirip: “Âh ne olurdu, keşke toprak olsaydım” diyecektir. Nebe 39-40

O gün, hesap günü gelmeden bizleri Rabbimize ulaştıracak bir yol tutmalıyız ki, KEŞKE TOPRAK OLSAYDIM diyenlerden olmayalım.

Kimlerin KEŞKE TOPRAK OLSAYDIM diyecekleri bellidir.

Kâfirler.

Hakkın ve hakikatin üstünü örtenler, örtmeye çalışanlar.

Şeytanın yolunu tutanlar, şeytanların izini takip edenler.

İyiliğin yapılmasını engelleyenler, engellemeye çalışanlar.

Rahman’ın zikrini, vahyini unutanlar.

Resulullah’a ittiba etmeyenler KEŞKE TOPRAK OLSAYDIM diyeceklerdir.

“Küfür” ve buna bağlı olarak “Kâfir” şu şekilde izah edilmektedir.

“Sözlükte “örtmek, gizlemek; nankörlük etmek” gibi mânalara gelen küfr (kefr, küfûr, küfrân), terim olarak genellikle “Allah’tan alıp din adına tebliğ ettiği hususlarda peygamberi tasdik etmemek, ona inanmamak” diye tanımlanır. Küfrü benimseyene “fıtrî yeteneğini köreltip örten” anlamında kâfir denilir. …. Arapça kâfir veya Farsça gebrden (ateşe tapan) alınıp Türkçe’de kullanılan gâvur kelimesi de inanmayanı ifade etmektedir. ….

Hz. Peygamber’in Allah’tan getirdiği kesin olarak bilinen vahiyleri ve bunlardan zorunlu olarak çıkan dinî hükümleri inkâr etme niteliği taşıyan söz ve ifadeleri sarf etmek kişiyi küfre sevk eder.” https://islamansiklopedisi.org.tr/kufur

Hâsılı kelam.

KEŞKE TOPRAK OLSAYDIM diyenlerden olmamak için bizi Allah’a ulaştıracak yolu takip etmemiz icab eder.

Selam ve Sabırla… 28.11.2025

Rahmanı hatırından çıkaranlara Şeytan Sardırılır

Rahmanı hatırından çıkaranlara Şeytan Sardırılır

Veysi ERKEN Dr.

Şeytan kimlere musallat edilir, sardırılır?

Peygamberlere düşman olan insan ve cin şeytanları Allah’ın zikrini terk edenlere, ahrete inanmayanlara, münafıklaşanlara, müfsidlere musallat edilir, sardırılır.

Ayette; “Aldatmak için birbirlerine cazip sözler fısıldayan cin ve insan şeytanlarını her peygambere düşman yaptık. Bu şeytanlar ahirete inanmayanların kalblerinin o sözlere yönelmesi, ondan hoşnut olması ve kendilerinin işledikleri suçları işlemeleri için böyle yaparlar. Rabbin dileseydi bunu yapamazlardı, sen onları iftiraları ile başbaşa bırak En’am; 112-113” ayetinlerinde cevabı verilir.

Ve

 “Kim Rahmân’ı hatırından çıkarıp öğüt ve uyarılarla dolu Kur’an’ı görmezlikten gelirse, biz ona bir şeytan sardırırız da, artık o şeytan onun ayrılmaz yoldaşı olur. Bu şeytanlar onları Allah’a giden yoldan çıkarırlar; onlar ise hâlâ kendilerini doğru yolun üzerinde sanırlar. Sonunda hesap vermek üzere huzurumuza geldiklerinde ise o yoldaşına: “Keşke seninle aramız doğu ile batı arası kadar uzak olsaydı. Sen meğer ne kötü arkadaşmışsın!” diyecek. Bu temennî ve pişmanlığınız bugün size hiçbir fayda vermeyecektir. Çünkü dünyada iken birlikte zulmettiniz. Şimdi de azabı birlikte çekeceksiniz! Zuhruf 36-39

İnsan ve cin şeytanlarının musallat edildiği kişiler her türlü güzel mekândan, davranıştan, eylemlerden, hayırlı işlerden, sadaka, zekât vermekten, infaktan, kısaca her türlü iyilik ve hasenattan uzaklaşır.

Hatta bunları yapanları hafife alır, iyilikleri engellemeye çalışır.

Günümüzde Gazze’yi, Doğu Türkistan’ı, Sudan’ı, Arakan’ı ve bütün mazlumları unutturmaya çalışırlar.

Evet, şeytanın musallat edildiği, sardırıldığı kişiler genel anlamda kumarhanelerde (kahvehane, kıraathane, kulüp, bilardo salonu, pavyon vs.) toplanır ve şeytanlarının telkinleriyle ahkâm keser, fetva verir, âlim kesilirler.

İyi olan her eylemi engellemeye çalışırlar.

Toplumda fesadı ve ahlaksızlığı yaygınlaştırmaya çalışırlar.

Allah’ın zikrinden uzaklaşan bu iki ayaklı mahlûklar gazeteci, politikacı, sanayici, tüccar, bürokrat, akademisyen vs. sıfatlı olabilirler.

Bunların namaz, oruç, zekât, hac, cihat gibi bir ibadetleri ve kaygıları yoktur.

Bunlar her türlü şer ve kötülüğün fetvacısıdırlar.

Siyonist haçlı şeytanlarını işbirlikçileridirler.

Bu tipleri tanıtmak ve onları tecrit etmek, Allah’ın zikrine, vahyine yönelmek ve Kur’an ve sünneti yaşamak kurtuluş için şarttır, gereklidir, elzemdir.

Rabbulalemin bunların, şeytanları musallat olduğu kişilerin şerrinden ülkemizi ve hepimizi muhafaza eylesin.

Selam ve Sabırla… 28.11.2025

27 Kasım 2025 Perşembe

Umut Varsa Gelecek Vardır

Umut Varsa Gelecek Vardır

Veysi ERKEN Dr.

Bizler ümitliyiz, umutluyuz, kendi aleyhimize olanda ne kadar aşırıya gitmiş olsak da ümitliyiz.

Umutluyuz.

 Allah ”De ki: Ey kendi aleyhlerine olarak günahta haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah (dilerse) bütün günahları bağışlar; doğrusu O çok bağışlayıcı, çok merhametlidir. Zümer-53” buyurur.

Umutluyuz.

“Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmet’e râm ol.

Yol varsa bilmiyorum başka çıkar yol”

Evet.

Umutluyuz, çünkü hikmete râm olduk, Allah’a dayandık ve sa’yi ediyoruz.

Bizi azaptan, ümitsizlikten ve umutsuzluktan azad eden ticaretle gevşemeden iştigal ediyoruz biiznillah.

“Ey iman edenler! Sizi, elem verici azaptan kurtaracak bir ticareti size göstereyim mi? Allah’a ve resulüne iman edersiniz, Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad edersiniz. Bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Saff, 10-11” ve Gevşemeyin, üzülmeyin, inanmışsanız, mutlaka siz en üstünsünüzdür. Âl-i İmrân-139

İnanıyoruz ve umutluyuz

Allah  “Seveceğiniz bir şey daha var: Allah'tan bir zafer ve yakın bir fetih... Mü'minleri müjdele. Saff-13” buyurur.

Yol uzun ve ince olsa da zafer ve özgürlük yakındır.

Merhum Abdurrahim Karakoç;

“Yollar uzun, yollar ince

Yol kısalır aşk gelince.

Yat kurban ol İsmail’ce

Bıçak senden incinmesin. “ demişti bir zamanlar.

Kudüs’e, Gazze’ye, Kaşgar’a, Hoten’e, Urumçi’ye giden yollar uzun, ince ve zahmetli olsa da umutluyuz.

İnanıyoruz.

Kudüs ve Gazze, Kaşgar, Hoten, Urumçi ve diğer esir şehirler, beldeler yine fethedilecek biiznillah.

Fetih yakındır.

Umutluyuz ve gelecek vardır.

Merhum Necip Fazıl’ın ifadesiyle ebed bizimdir.

“Mehmed’im sevinin, başlar yüksekte!

Ölsek de sevinin, eve dönsek de!

Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!

Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir!

Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!”

Selam ve Sabırla…27.11.2025

CHP zihniyeti Çöplükleri Kutsar

CHP zihniyeti Çöplükleri Kutsar

Veysi ERKEN Dr.

CHP’nin vazgeçilmez zihniyeti kötülük ve çöplük üretmektir.

Bunu İzmir Belediye Başkanı özetledi.

İzmirliler, İzmir çöplük, b.k içinde olduğu halde mutlu imişler.

“İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, "İzmir şu kadar kötü, İzmir b.k içinde" diyorlar ama geliyorlar deniz pırıl pırıl. Herkes keyifli etkinliklerle" ifadelerini kullandı.” https://www.instagram.com/reel/DReVRu8FU4W/

Sadece İzmir mi çöplük içinde?

Hayır.

CHP zihniyetinin yönettiği her yer çöplüğe dönmüş.

Ve çöplük zihniyetine sahip olanlar bundan mutlu oluyor.

Varsın olsunlar ve çöpleri kutsasınlar.

Biliyorsunuz.

Her toplum layık olduğu idareye kavuşur.

Toplum kendini değiştirip çöplükte yaşamayı seçerse elbette nimetler kesilir.

Su, konut ve diğer nimetler kesilir.

Ankara, İstanbul ve diğer şehirlerde layık oldukları idare kavuştular ve nimetler kesilmeye başladı.

Hizmetler bitirildi.

Suya yüzde 3000, ulaşıma yüzde bin, ekmeğe yüzde bine yakın zam şehirlerin layık olduğu CHP zihniyetinin eseridir.

Evet.

Bırakınız şehirler çöplüğe dönsün.

Selam ve Sabırla… 27.11.2025

Yetim ve Öksüz Hamiliği

Yetim ve Öksüz Hamiliği

Veysi ERKEN Dr.

Yetim ve öksüz hamiliği İslam’ın ilkelerinden biri ve vazgeçilmezidir. Yeryüzündeki bütün yetim ve öksüzler Müslümanlara emanettir.

Ayetlerde “O seni yetim bulup barındırmadı mı? Seni yol bilmez halde bulup yol göstermedi mi? Ve seni yoksul bulup zengin etmedi mi? O halde sakın yetimi ezme! El açıp isteyeni de sakın boş çevirme!  Rabbinin lutuflarını şükranla an. Duhâ 6-11”

“Gördün mü dini yalan sayanı? İşte odur yetimi itip kakan; Ve yoksula yedirmeyi özendirmeyen! Vay haline o namaz kılanların ki, Onlar namazlarının özünden uzaktırlar. Onlar halka gösteriş yaparlar. Hayra da engel olurlar.  Maûn, 1-7” buyrulur.

İçimizdeki, pirinç içinde beyaz taş gibi olan münafıklar, eblehler, hainler, fasıklar, müfsitler ve gayrı Müslimler medeniyetimizin temel umdelerini anlamazlar, tahrip etmeye ve ortadan kaldırmaya çalışırlar.

İşte tahrip ve yok edilmeye çalışılan ilkelerden, umdelerden biri de “yetim ve öksüz” hamiliğidir. tahrip edildi,

Kur’an ve Sünnet merkezli hayatımız sonlandırıldı. Medeniyetimiz “efradını CAMİ ağyarını mani” idi bir zamanlar.

“CAMİ”lerimiz sosyal hayatın, inşa ve ihyasının merkezini oluşturuyordu.

Bizden ve Müslüman olduklarını sandıklarımız bizi ”küll”den, “bütün”den, efradını “cami” olandan kopardı.

Zihniyetiz “Cami”ydi, bizi topluyordu, “küll” bütün oluyorduk. Yetim ve öksüzler sahipsiz ve hamisiz değildi.

Yine camilerimiz “cami” ve sosyal hayatın merkezi “öksüz ve yetim”lerin hamisi olmalıdır. Koordinasyon merkezi olmalıdır.

Türkiye’de yaklaşık 90.000 Cami” vardır.

Ortalama olarak bir cami 30 “yetim ve öksüz”e hamilik ederse 2.700.000 kişiye hamilik etmiş olur.

Böylece yetim ve öksüzlerin sıkıntıları azalır, daha kolay bir şekilde sosyal hayatın parçası olurlar.

“Camiler “Öksüz ve Yetim”in Hamisi Olmalıdır” projesi STK’larla koordineli bir şekilde hayata geçirilebilirse toplumsal hayattaki çöküntü ve ahlaksızlık azalır, adil bölüşüm, paylaşım, yardım gerçekleşir, maneviyatımız yükselir, içtimai hayatımız düzgünleşir, suç oranları azalır.

Dolayısıyla Camiler “Öksüz ve Yetim”in Hamisi Olmalıdır” projesini bütün kurum ve kuruluşlar, belediyeler, bakanlıklar maddi ve manevi olarak desteklemelidir. Bu projede iş bölümü ve işbirliği çerçevesinde STK denilen dernek, vakıf, sendika, partiler yer almalıdır ki israf ortadan kalksın yardımlar ve paylaşımlar her yetim ve öksüze ulaşabilsin.

Evet.

“Arapça cem‘ kökünden türeyen, “toplayan, bir araya getiren” anlamındaki câmi‘ * “mescid”leri esas alan ““külliye* olarak adlandırılan önemli yapı toplulukları” haline getiriliyordu. Zira “Allah’ın mescidlerini ancak Allah’a ve âhiret gününe inanan, namazını kılan, zekâtını veren ve yalnız Allah’tan korkup çekinen kimseler imar edebilirler. İşte bunların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur. Tevbe-18” ayetinin amir hükmüyle camileri imar edip genişletiyor ve hayatın merkezi haline getiriyordu.

Cami, yetim ve öksüzler için istişare, karar ve koordinasyon merkezi ve mekânı yapılmalı her yetim ve öksüze ulaşılmalıdır.

Velhasıl.

Bir söz vardır. “Yiğit ancak düştüğü yerde ayağa kalkar”. Bizler de ancak düştüğümüz yerde ayağa kalkabiliriz. Bu da medeniyetimizi “CAMİ” merkezli yeniden inşa ve ihya ile mümkündür.

Bunun için “Camiler “Öksüz ve Yetim”in hamisi ve kurumların faaliyetlerinin koordinasyon merkezi olmalı, bu şekilde kurumlar arası işbölümü ve işbirliğini sağlamalıdır.

Umulur ki, bu zihniyet kısa zamanda hayat bulur,  bütün “yetim ve öksüzlerimiz “Hâmi”lenir.

Yeryüzündeki yetim ve öksüzler adil bir şekilde sahiplenilir ve İlayı Kelimetullah için âleme nizam verilir.

Selam ve Sabırla… 27.11.2025

26 Kasım 2025 Çarşamba

Gâvurdan Daha Gâvur

Gâvurdan Daha Gâvur

Veysi ERKEN Dr.

Merhum Tahir Silahtaroğlu hocamız “ Müslüman tereyağına benzer, bozulursa zehir olur” derdi.

Gerçekten de Müslümanken münafıklaşanlar, münafıklaştırılanlar “Gâvurdan Daha Gâvur”laşıyorlar, gâvurca bir tavır ve tutum sergiliyorlar.

Gazze’de, Filistin’de, Doğu Türkistan’da ve dünyanın her yerinde zalimlere, hainlere, soykırımcılara karşı direnen, onlarla savaşanlara karşı tutum segileyen, onları karalamaydesteklerini esirgeyenler “Gâvur”laşmış tiplerdir.

Maalesef ülkemizde “Gâvur”laşmış tipler mebzul miktardadır, çoğalmıştır.

Bunlarla konuşulduğu zaman bizler de Müslüman’ız derler.

Gavurlaşmış, gavurlaştırılmış münafıklara, Onlara “Yeryüzünde düzeni bozmayın” denildiğinde, “Hayır, biz yalnızca ıslah edenleriz” derler.

Bozguncu olan gavurlaşmış münafıkların kalacakları yer bellidir. “Şüphesiz münafıklar cehennemin en alt tabakasındadırlar. Onları oradan kurtaracak hiçbir yardımcı da bulamazsın. Nisâ-145”

Bilinmelidir ki, Müslüman olmak demek “vahyin(Kur’an)” bildirdiği akideye (iman esaslarına) inanmak ve ona göre yaşamadır.

Bunun ötesi yoktur.

Maalesef Müslümanlar (Türkiye’de olduğum için kendi ülkemin insanını biliyorum) bu ilkelerden büyük oranda uzaklaştırılmış ve hayat tarzı başka ilkelere göre değişmiştir.

Gavurlaşmış, gavurlaştırılmıştır.

Başka bir ifadeyle inandığı (İslami akide) gibi değil, yaşadığı gibi inanmaya başlamıştır.

Bunda Siyonist haçlı zihniyetince kendilerine benzetilenlerin rolü büyüktür.

Bir nevi başkalaşmış ve başkalaştırılmışlardır.

Bunun en önemli faktörlerinden birisinin Sabatayistlerin ve türevlerinin içimizde ve her alanda etkin olmalarıdır.

Bilindiği üzere Sabetaycılar “Müslüman dini görüntüsü altında Ortodoks Yahudilikten farklı olarak Tora-Kabbala ekolüne bağlı bir sistem geliştirdiler.”(1)

Sabetaycıların “akideleri (inanç esasları) tamamen İslam dışı olmakla beraber zahiri olarak “Müslüman” görünen bir anlayışa sahip oldukları ayan beyandır.

Sabetaycıların inanışları gereği “Benzeme-Benzet” (2) ilkesini benimsemiş olduklarından asla Müslüman’a benzeme, gerçek imana sahip ve vahye uyma dertleri olmadığı gibi Müslümanları kendilerine “Benzetme” çabasından da asla vazgeçmiş ve ya vazgeçecek değillerdir. Bu inanışlarının gereğidir.

Müslümanların hayatını tahlil ettiğimizde bu tahribatı ve değişimi anlıyoruz maalesef.

İster mevzuat zorlamasıyla, ister moiz cohenin Türkçüleri ve Asenaları, ister kitle iletişim araçlarının etkisiyle ister başka sebeplerle deyin fark etmez üzülerek belirtiyoruz ki, Müslümanların yaşayışları büyük ölçüde Sabetaycıların yaşayışına dönüşmüştür, gavurlaşmıştır.

Gazze’deki, Doğu Türkistan’daki, Sudan’daki ve yeryüzünün her yerindeki soykırım, vahşet, işgal bu tipler tarafından görmezlikten geliniyor.

Artık Müslümanların ekseriyeti sabetaycılara benzemiştir.

Neredeyse her haramı helal veya mubah görür vaziyete dönüşmüştür.

Faizden tutun, teşhirciliğe veya sapkınlığa varan davranış değişikliği günlük yaşayış haline gelmiştir.

Ahlaki davranışı küçümsemeyen kişi kalmamıştır diyebiliriz.

“Bir kereden bir şey olmaz” diyerek her türlü haram, hırsızlık, edepsizlik ve şerefsizlik mubah olarak görülmeye başlanmıştır.

Üzülsek de bu gerçeklik etkilidir ve Sabetaycılar  “Benzeme- Benzet” ilkeleri doğrultusunda Müslümanları dönüştürmüşlerdir, gavurlaştırmışlardır.

Hâsılı kelam ya İslam ile İslamlaşırız, gavurlaşmadan kurtuluruz ya da esfele yuvarlanırız.

Kısaca “Ya yeni hâl ya izmihlal”

Sadece Türkiye’de değil, bütün Müslüman coğrafyalarda “Ya İslam’la İslamlaşırız ya da yıkılarak/dağılarak ve ahlaksızlaşarak cehennemin, esfelin yolunu tutarız.”

Selam ve Sabırla… 26.11.2025

 

1-Ilgaz Zorlu, Evet, Ben Selanikliyim Türkiye Sabetaycılığı, Belge Yayınları, 7. Baskı, İstanbul-1999, S.22

2-A.g.e. s.22

 

CHP ARINABİLİR, ARINDIRILABİLİR Mİ?

CHP ARINABİLİR, ARINDIRILABİLİR Mİ?

Veysi ERKEN Dr.

CHP’nin arındırılmasını, temizlenmesini isteyenler çoğalmış.

Eski ilçe başkanları da sıraya girmiş ve CHP’nin şaibelerden, bataklığa batanlardan arındırılmasını talep etmiş.

Açıklama yapmışlar. “CHP gerektiğinde hesabını verebilenlerin partisidir. Ne var ki; partimiz hiçbir döneminde olmadığı kadar ciddi töhmet ve şaibe iddiaları ile karşı karşıyadır. Partimiz bu iddiaları üzerinde taşımamalı, bu iddialara karşı kalkan yapılmamalıdır! Adı yolsuzluk iddiaları ile anılan parti üyelerinin, aklanana kadar üyelikleri askıya alınmalıdır. Pirincin içindeki beyaz taşlar ayıklanmalıdır.

TROLLER SATILIK KALEMLER…

Partimizin değerleri ile örtüşmeyen, troller, satılık kalemler, kriminal medya patronları eliyle önceki genel başkanlarımıza ve yöneticilerimize hakaretleri organize eden yapılar CHP içerisinde barındırılmamalıdır. Uğur Mumcu'nun deyimi ile "Diplomalarını mor binliklere kiralayan" gazetecilerin ve akademisyenlerin, sermaye çetelerinin, sağı solu belli olmayan devşirmelerin, belediye bordrolu foncuların ve kaşecilerin, okyanus ötesi kalıntılarının, trollerin CHP’nin siyasi ve ahlaki rotasına yön vermelerine geçit verilmemelidir. CHP Genel Başkanlık makamını; tarihimizden aldığımız bilinç ve sorumlulukla değerlerimize, hukukumuza, kurumsal kimliğimize sahip çıkmaya davet ediyoruz.”

https://www.yenisafak.com/gundem/chpde-imamoglu-isyani-buyuyor-uyelikleri-askiya-alinsin-4772386

Açıklama böyle.

Peki, CHP şaibelerden, kötülüklerden arındırılabilir mi?

Kanaatime göre ancak kendini fesh etmek veya kapatılmasıyla mümkündür.

Başka şekilde arındırılması mümkün değildir.

Çünkü CHP’in felsefesi milletimize uygun değildir, milletimize yabancıdır.

İslam’la barışık değildir.

Milletimizi kendi değerlerine, İslam’a yabancılaştırmadır.

Felsefe bozuk olunca arınma mümkün değildir.

Hani bir reklam vardır.

“Anlayış farklı, felsefe farklı, kültür farklı burası ….. bankası” diye.

İşte CHP de bu minvaldedir.

Her şeyi ile bize yabancıdır.

Hatta CHP’li Gürsel Tekin partidaşlarına "Dünyanın en alçakları; belediye müteahhitleriyle el ele verip bu ülkenin kaynaklarını iç edenlerdir. İtirafçıların arkasına saklananlar, onların iş ortakları, ihale simsarları ve kasa bekçileri. Zıp zıp zıplıyorsunuz ya, durun daha yeni başlıyoruz! Çünkü halk, sizin gibi utanmazları artık tanıyor! Unutmayın: CHP’nin gerçek sahipleri; bu partiyi sırtında taşıyan, alnı açık, eli temiz olanlardır. Biz sustukça siz çaldınız. Şimdi biz konuşacağız, siz hesap vereceksiniz" sözlerini kullandı. https://www.haber7.com/guncel/haber/3567154-gursel-tekinden-chp-yonetimine-biz-sustukca-siz-caldiniz-hesap-vereceksiniz

Tekin’in belirttiği niteliklere sahip olanların yoğunlaştığı yapının, partinin arınması mümkün olmayıp bu ülkeye faydası yok zararı ise virüs gibi toplumun bünyesine yayılmaktadır.

Bunun için diyoruz ki, CHP ancak kapatma veya kendini fesh etmesiyle arınabilir.

Biliyorsunuz merhum Necip Fazıl: "CHP bir parti değil, Türk’e dinini, dilini ve özünü kaybettirmeye memur bir katliam müessesesidir" teşhisinde yıllar önce bulunmuştu.

Hâsılı kelam.

Arınma ve arındırma için CHP denilen yapı bir an önce tasfiye edilmeli, ülkenin gündeminden ve milletimizin hayatından çıkarılmalıdır ki, yerli ve milli bir muhalefet zemini oluşsun.

Selam ve Sabırla… 26.11.2025