14 Eylül 2017 Perşembe

Yine Unvanlar Yeni Unvanlar



Yine Unvanlar Yeni Unvanlar

Veysi ERKEN

            Değerli dostlar,
            Malum bir deyim vardır.
            “Derisini değiştirmeyen yılan ölür”
            Ülkemizde yerli olmayan oligarşik statüko her değişim ve gelişime engel olmakla kendini görevli addeder ve gereğini yapmaya çalışır.
            Oligarşik yapı kendisi gibi olmayanları da kendisine benzetmeye çalışır. Bunu beceremezse karalama cihetine gider.
            Rahmetli Özal döneminde merhum Prof. Dr. Süleyman Arslan Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçildiği halde yemin ettirilmemiş idi.
            Bunun bir tek sebebi vardı.
            Süleyman Arslan yerli idi ve oligarşik çetenin zihniyetine mensup değildi.
            Bununla ilgili örnekleri çoğaltabiliriz.
Tabip Odalarından, Barolara, Üniversitelerden bürokrasinin her kademesine kadar bu melun yaklaşımı deşifre etmek mümkündür.
            Son örneklerden birisi de “Yardımcı Doçentlik” ile ilgili gündeme geldi.
            Cumhurbaşkanı bu unvanın tuhaf olduğunu dile getirdi ve YÖK’ten çözüm istedi.
            Biz de bunun YÖK’ün konusu olmadığı, çözüme kavuşturulacak ise KHK ile bir saatte bunun mümkün olduğunu dile getirdik.
            Tabir caizse kıyamet koptu.
            Oligarşik çetenin elemanları hemen harekete geçirildi.
            Tenkit yerine hakaret, iftira, gıybet ve eblehlik gırla gitmeye başladı.
            Neymiş efendim.
            Bir beklentimiz mi var diyenden tutun daha iğrenç ifadeler.
            Tam haşhaşilik ve tapınakçılık anlayışı ve yöntemleri.
            Değerli dostlar şunu bilmenizde fayda var.
            Cenabı Allah’tan başka hiçbir varlıktan beklentim yok.
            Makam, mevki ve para derdim yok.
            Cenabı Allah helal rızkımı veriyor.
            Geçinip gidiyoruz.
            Esasında yazdığım yazılar herkese danışmanlıktır.
            Faydalanmayı bilseler.
            Yazılardan para almıyorum. İsteyen istifade edebilir.
            Bu anlamda Cumhurbaşkanından da danışmanlık beklentim yoktur.
            Gelelim “Unvan” konusuna.
            Değerli dostlar.
            Türkiye’nin yönetim süreçlerine baktığımızda yıpranmayan, eskimeyen “unvan” yoktur diyebiliriz.
            Özellikle akademik alanda.
            İşleyişi bilenler “kitapsız” akademisyenler tabirini iyi bilir.
            Unvanlarla ilgili ilk düzenlemeyi Rahmetli Turgut Özal yaptırmaya çalıştı. Merak edenler süreci incelesin.
            Tabii ki, konu kanunla düzenlemeyi gerektiriyordu.
            82 Anayasası ve buna dayalı olarak çıkarılan 2547 Sayılı YÖK kanunu çarpıklıklarla dolu olduğunu gördü ve düzenleme yapmak istedi. Ama arzu ettiği gibi düzenlemeyi yapamadı.
            Demirel döneminde de aynı düzenlemeler yapılmaya çalışıldı. Ama oligarşik bürokrasi engelledi.
            Akademisyen olan Tansu Çillerlerden çok şey beklendi ama onun etrafı da sarıldı ve değişim gerçekleşmedi.
            Yardımcı Doçentlik kadrosu ile ilgili basit bir düzenlemeyi DSP, ANAP, MHP iktidarı öğrenci affı konusunda yapılan tadilat ile gündeme geldi.
            Düzenleme Meclisten geçtiği halde YÖK ve Üniversiteler farklı uygulamalara gitti.
            Bu dönemde YÖK’ün işleyişi ile ilgili iktidar erkine geniş raporlar sunuldu ama iktidar vekilleri hallerinden memnundu.
            İktidarın ebedi olduğunu sandılar.
            Esamileri okunmuyor artık.
            Aynı raporların genişletilmiş hali Recep Tayyip Erdoğan’a sunulmuş ve özeti Yankı Dergisinin 997 sayısında (1-15 Ağustos 2003) yayınlanmıştır.
            Üzülerek belirtmeliyim ki, bütün bu çabalar heba edilmiştir.
            Yardımcı Doçentlik konusu ile ilgili en son düzenleme 2011 yılında yapılmıştır. O da kıytırık bir düzenleme.
            Memuriyeti ve derece kavramını bilenler bilir ki, unvansız bir memur Yüksek Okul mezunu ise birinci derecenin dördüncü kademesine kadar terfi eder.
            Yardımcı Doçentliğe atanan doktorasını, sanatta yeterliğini veya uzmanlığını alan kişi ise en fazla 3. Dereceğe kadar terfi alabiliyor idi.
            Değerli dostlar.
            Türkiye’de yönetimde kullanılan bütün unvanlar iflas etmiştir.
            Ve acilen yönetim ve unvanlarla ilgili düzenleme yapılmalıdır.
            Bununla ilgili başta cumhurbaşkanlığı olmak üzere her yere bilgi sunmaya hazırım.
            Yapmak istediğim işin karşılığını sadece Cenabı Allah’tan bekliyorum.
            Gerisi teferruat.
            Artık diyorum ki, Sayın Cumhurbaşkanı
            Yardımcı Doçentlik konusu artık çözümlensin 35 yıllık mağduriyet giderilsin.
            Topu YÖK’e atmayın.
            Bu konu kanun veya KHK ile çözülecek bir konudur. Meclis size KHK ile düzenleme yapma yetkisi verdi. KHK ile bu konuyu bir iki saat içinde çözünüz.
            Ülke rahatlasın bilimsel çalışmaların önü açılsın.
            Ülkemizin kalkınmasına ve bağımsızlığına katkı artsın.
            Yeni Unvanlar olsun ki, yine unvanlar demeyelim.
            Selam ve Sabırla…
NOT: İsteyenlere YANKI dergisinde çıkan raporu gönderirim.

10 Eylül 2017 Pazar

Bir Savcı Hayal Ediyorum



Bir Savcı Hayal Ediyorum

Veysi ERKEN

            “Küresel haydutlar” yapacaklarını ve haydutluklarını gizleyemiyorlar. Hatta denilebilir ki, gizleme ihtiyacı hissetmiyorlar.
            Yeryüzündeki insanları diledikleri gibi ve istedikleri kurallarla yönetmek, yönlendirmek ve gerektiğinde katletmek istiyorlar.
            Bir nevi herkes onlar için köle ve meta.
            Kuralları kendileri koyarlar.
Ülkeleri kendileri şekillendirirler.
Yeryüzünü, toprağı, böceği, ürünü onlar tahrip ederler. Hayatı GDO’lulaştırmak onların işi, felsefesi ve idealidir.
Tabii, ahlaki, insani hiçbir davranışlarına rastlayamazsınız.
            Çünkü ilkeleri, mantıkları, inançları, idealleri budur.
            Hep iblislik ve şeytanlıktır işleri.
            Yeryüzünde ve her işte fesatlık vazgeçilmez gayeleri.
            Sondan başlayalım.
            Türkiye’de bakanlık yapmış birisi hakkında tutuklama kararı veriliyor.
            Sebep kendilerinin ambargo kararına aykırı ticarette bulunmakmış.
            Efendiler ya.
            Kimin kiminle ticaret yapacağına, kimin kimden silah alacağına, kimin kimi öldüreceğine onlar karar veriyorlar.
            Kimler bunlar.
            Küresel haydutlar.”
            Siyonist haçlı zihniyetinin karar alıcıları.
            İçimizdeki “nüfuz ajanları” bunları alkışlamaya devam ediyor.
            “Nüfuz ajanları” gazeteci, akademisyen, yazar, bürokrat, teknokrat, vekil,
            Gazetelerdeki manşetlere, adı “tartışma programı” olan rezillik gösterilerine, artist veya sanatçı kılıklılara, anlı şanlı bürokratlara bakınız “nüfuz Ajanları”nı anlarsınız.
            Siyonist haçlılarca görevlendirilmiş “nüfuz ajanları.
            Her ülkede mebzul miktarda var.
Udo Ulfkotte Almanya’daki gazeteci kılıklı nüfuz ajanlarını “Satılmış Gazeteciler” kitabında deşifre etmişti.
Ülkemizde de “nüfuz ajanları”nı deşifre edecek böyle  insanlar ve savcılar hayal ediyorum.
Hem ülkemizdeki “nüfuz ajanları”nı isim isim deşifre edecek, hem de küresel haydutlukta sınır tanımayan efendileri hakkında dava açacak şahsiyetler arıyorum. Gerçek anlamda gazeteci, akademisyen, sanatçı, kanaat önderi  ve savcı olanları arıyorum.
Cesur yürekli savcıları hayal ediyorum.
Ülkemizin ve insanlığın düşmanı olan örgütleri kurduranları, onları silahlarla donatanı, destekleyen ülke yöneticileri ve bürokratları hakkında dava açacak cesur savcıları hayal ediyorum.
Ticaretimizin, sanayimizin ve refahımızın önünde takoz olan küresel haydutlarla ilgili dava açacak savcılar arıyorum.
Küresel adalet ve barıştan yana savcılar arıyorum.
Sadece Türkiye’de değil. Yeryüzünün her noktasında arıyorum.
Hani “uluslar arası adalet divanı” diye bir kuruluştan bahsediliyor ya.
Eğer adalet divanı ise onları da göreve davet ediyorum.
Hani “uluslar arası ceza mahkemesi” var ya?
İşte onları da göreve davet ediyorum.
Yeryüzündeki zorbalara karşı harekete geçmeli savcılar ve kuruluşlar.
Harekete geçerler mi?
Hiç sanmam.
Çünkü onlarda küresel haydutların aparatıdır.
Buna rağmen “dünyanın beşten büyük” olduğunu gösterecek bir savcı ve mekanizma istiyorum.
Yeter dedirtecek savcılar ve mekanizmalar hayal ediyorum.
Küresel haydutların aparatı durumunda olan bütün örgütleri deşifre edecek bir adalet mekanizması istiyorum.
Cesur yürekli savcılar ve kuruluşlar hayal ediyorum.
Yeryüzünün her tarafını kana bulayan, insanları açlığa mahkum eden, kendi toprağında muhacir, mülteci ve mazlum durumuna düşüren Küresel haydutluğun yerine küresel adalet ve barış istiyorum.
Bu bir taleptir.
Gücüm buna yetiyor.
Küresel vicdanlılara duyurulur.
Selam ve Sabırla…