3 Ocak 2026 Cumartesi

Davet ve Mücadele Tarzı

Davet ve Mücadele Tarzı

Veysi ERKEN Dr.

İnsanları Allah yoluna, hak ve hakikate davette doğru yöntem kullanılmalıdır ki sonuç alınsın. Ayette; “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et; onlarla en güzel yöntemle tartış/ mücadele et. Kuşkusuz senin rabbin, yolundan sapanların kim olduğunu en iyi bilendir; O, doğru yolda bulunanları da çok iyi bilir. Nahl-125

Ayetin tefsiri şu şekilde yapılmıştır.

“âyette muhatap belirtilmeyip ifadenin mutlak bırakılması, burada genel olarak davet ve tartışma konusunda bir yöntem bilgisinin verildiğini açıkça göstermektedir. Başka bir ifadeyle âyet, farklı seviyelerdeki insanlara yönelik olarak özelde İslâm davetinin, genelde ilmî ve fikrî tartışmaların, eğitim ve öğretimin başlıca yöntemlerini özetlemektedir.

Başta İbn Rüşd olmak üzere genellikle müteahhir dönem İslâm âlimleri, düşünürleri ve müfessirlerine göre bu âyetteki hikmet, klasik mantıktaki burhana, “öğüt” (mev‘iza) hitabete, “tartışma” (mücadele) ise cedele tekabül eder.

Fahreddin er-Râzî (XX, 138 vd.), tefsirlerde bu âyet hakkında yeterli açıklamaya rastlamadığını ifade ettikten sonra özetle şu bilgileri vermektedir:

Herhangi bir görüş ve inanca davet, sağlam delile (hüccet) dayanmalıdır.

Bütün deliller genellikle üç başlık altında toplanır:

 a) Tartışmasız doğru bilgi ve inanç sağlayan kesin delil. Âyetteki “hikmet”le kastedilen bu delildir, bütün bilgi derecelerinin en yükseği de budur;

b) Kesin bilgiye değil, zannî işaretlere ve ikna gücüne dayalı deliller. “Güzel öğüt”le de bu kastedilmiştir;

c) Bir gerçeği kanıtlamaktan çok, rakibi susturup tartışmadan çekilmesini sağlayan deliller. Buna da cedel denir ve iki çeşidi vardır:

Özünde doğruluğu kesin olmamakla birlikte yaygın kabul görmüş bilgiler. Âyetteki “en güzel yöntemle tartış” buyruğu bunu ifade eder.

Cedelin ikinci kısmı asılsız öncüllerden oluşur ve buna ancak erdemsiz insanlar başvurur.

Râzî’ye göre âyette “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et” buyurulmakla, davetin asıl metodunun bu iki delile dayanması gerektiği ortaya konmuştur. Nahl-125

https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Nahl-suresi/2026/125-ayet-tefsiri

Hikmet ve güzel öğüt yanında davet ve mücadelede yumuşak üslup/dil tavsiye edilir. Ayetlerde “İkiniz beraber Firavun’a gidin, çünkü o sınırı çok aştı. Yine de ona söyleyeceklerinizi yumuşak bir üslûpla söyleyin, ola ki aklını başına toplar veya içine bir korku düşer. Tahâ, 43-44”

Hâsılı kelam.

Davet ve mücadelede vahyedilen ayetlerden ve Hz. Muhammed Mustafa’nın (sav) Kur’an-ı Kerimi anlama, yorumlama ve yaşama tarzından taviz vermeden hikmet esaslı yumuşak bir dil/üslup kullanılmalıdır ki kolay neticeye ulaşılabilsin.

Gayret bizden Tevfik Allah’tandır.

Selam ve Sabırla… 03.01.2026

Siyaset Attan Düşmeme Sanatıdır

Siyaset Attan Düşmeme Sanatıdır

Veysi ERKEN Dr.

Yılmaz Tekin Siyaset kelimesinin kökenini ve evirilişini şu şekilde izah ediyor. “Sasa, Yasusu, Seyasa, Seyis ve Siyasa kökeninden gelen siyaset kelimesi, seyis-at bakıcısı kelimesi ile bağlantılıdır.

Kelime, siyaset yapmak, idare etmek, icra etmek, muvaffak olmak anlamları da taşıyor.

Bir şeyi yola koymak, eğitmek, kontrol altına almak anlamında atı terbiye etmek olarak yorumlanıyor. Zamanla bu anlam insanları yönetmek olarak kullanıldı.

Siyaset, toplumun yönetimi ve devlet işlerini yürütme sanatı ile ilgili faaliyetler, iktidar mücadelesi ve yönetim biçimleriyle ilgili düşünce ve uygulamalar bütünü olarak karşımıza çıkıyor.

At yöneticiliğinden insan yöneticiliğine evrilen siyaset kelimesinin tanımına baktığımızda, devlet işlerinin düzenli yapılması ve toplumun geliştirilmesi hedefleniyor.” https://www.van65haber.com/sasa-yasusu-seyasa-seyis-siyaset

Bu tanımdan hareketle denilebilir ki “siyaset attan düşmeme" ve atı hedefine ulaştırma sanatıdır.

Tabii ki siyaset kelimesi evrildiğine göre siyaset şöyle tanımlanabilir. Siyaset milleti, devleti sıkıntıya ve zaafa düşürmeden, amacı doğrultusunda hedeflerine ulaştırma veya ulaştırmaya çabalama sanatıdır.

Bu bağlamda Müslüman yönetimlerin siyasî olabilmesi için “İ’lay-ı Kelimetullah için Nizâm-ı âlemi gaye edinmesi ve hedeflerini buna göre belirlemesi gerekir.

Siyaset kavramı yönetme, işi görme anlamına geldiğine göre idare etme sanatını da kapsar ve politikadan ayrışır.

İdare aynı zamanda “el değiştirme” “tedvir”, döndürme, çevirme, ilgili kısımları birbiriyle tesanüt haline getirme anlamında kullanılır.

Batı/batıl zihniyet parçalayıcı olduğundan “siyaset” yerine “poltika”yı kabullenir.

Politika  “poli” ve” tika” kelimelerinden oluştuğu ifade edilir. “Poli” çok, “tika” ise İngilizcede pek çok anlamda kullanıldığı gibi “maske” anlamında da kullanılır. https://www.seslisozluk.net/tika-nedir-ne-demek/

“Politika” genel anlamda yalan dolan üzerine inşa edilir. Bizim değerler sisteminde “siyaset” yönetme sanatını, iş görme, tedvir manalarına geldiğinden “ahlakî” ilkelere dayanması bir zorunluluktur.

Bizim inancımıza göre Yönetici olarak vazife ifa edenler idari faaliyetlerinde ahlaklı olmak mecburiyetindedir. Aksi takdirde politikleşirler. Yönettikleri alanın parçalanmasına, bozulmasına ve çürümesine vesile olurlar.

Siyaset ayetlerde ifade edildiği gibi “hayırda yarışmak”, “iyilik üzere yardımlaşmak” ve “tefrika” üzerine inşa edilmemeyi gerektirir.

Buradan hareketle şu tespitte bulunabiliriz.

Politika ayrıştırıcı, tefrikacı, parçalayıcı, siyaset ise birleştirici, tevhidçidir.

Bunun için diyoruz ki, ülkelerde siyaset yapılmalı politikadan uzak durulmalıdır.

Maalesef ülkemizde bir asır, bir buçuk asır önce  “fırka”laşma sürecine girmiş, sokulmuş ve parçalanma sürecine girmiştir.

0n sene içinde (1908-1918) ülke fırkalaşma ile yerle yeksan edilmiştir. Politik süreç STK zannettiğimiz (parti, dernek, sendika, vakıf vs.) yerlerde de hâkimdir maalesef.

Günümüze baktığımızda bu manzarayı görebiliyoruz.

180 küsur parti, binlerce aynı amaca hizmet ettiğini sanan dernekler, vakıflar bunun nişanelerinden biridir.

Siyaset ortak hareket etmeyi, amaca yönelmeyi gerektirirken, politika ayrışmayı, bölünmeyi, husumeti gerektirmektedir.

Tabir yerinde ise küsen yeni bir dernek, yeni bir parti kuruyor, kendini “baş” ilan ediyor.

Bu durum ülke geneline yayıldığı oranda zarar ve ziyan büyüyor.

Yazık diyorum.

Hem de çok yazık.

Yıllarca beraber olduklarının yanlışlıklarını ortak görev yaptıkları zamanlarda değil de yönetimden ayrıldıkları, ayrılmak durumunda kaldıkları, parti değiştirdikleri, aday gösterilmedikleri zamanlarda dile getirmeleri “siyaset”çi değil de “politika”cı olduklarının tipik bir göstergesidir.

Bu durum ahlaki ve değerler sistemi açısından çürümüşlüktür, parçalanmışlıktır, bölünmüşlüktür.

Bu durum “dava Şuuru”nun olmadığını, menfaat, makam veya başka bir sebeple her değerin yok sayabileceğinin göstergesidir.

Hâsılı kelam yönetim anlayışımıza siyaseti hâkim kılma çabasına girmek her Müslüman’ın vazifesidir.

Selam ve Sabırla… 03.01.2026