14 Eylül 2019 Cumartesi

CHP’lileşenler ve CHP’lileştirilenler


CHP’lileşenler ve CHP’lileştirilenler

Veysi ERKEN

CHP denilen partinin iktidar veya iktidar ortaklığı dönemlerini yaşamış bir kişiyim.
Hiçbir döneminde ülkemizin yararına bir icraatını görmedik, bundan sonra da görebileceğimizi zannetmiyorum.
            Sebebi gayet basittir. CHP parti ötesi bir zihniyettir ve bu ülkenin insanının sahip olduğu değerlere aykırı bir şekilde teşekkül ettirilmiştir.
            Bu zihniyetin temelinde İttihat ve Terakki anlayışı, ilkeleri, kuralları ve bağlantıları vardır.
            Biraz okuyanlar bilir.
            İttihatçıların zihniyeti ve uygulamaları coğrafyamız parçalanmış ve 12 milyon kareye yakın bir toprak kaybı olmuştur.
            Bu kayıplar 6 senede gerçekleşmiş kayıplardır.
            Sadece toprak kaybı mı?
            Elbette ki, hayır.
            İnsan, maddi ve manevi imkân kaybı hesaplanamaz büyüklükte.
            İşte CHP bu zihniyeti tevarüs etmiştir ve bize hep yabancı olmuştur.
            Bunun içindir ki, yetmişli yıllardan sonraki dönemleri yaşadığımdan dolayı biliyorum ki, CHP zihniyetinden ve ona eklemlenenlerden bu ülkeye hayır gelmez.
            2019 öncesine gitmeye gerek yok.
            Bilinen bir husus var.
            CHP zihniyetine Meral Akşener, Temel Karamollaoğlu ve HDP eklemlendirilmiştir.
            Meral Akşener CHP’ye kazandırdık diyebilmekte, Karamollaoğlu iktidara kaybettirdik, Sezai temelli Batıda iktidara kaybettireceğiz doğuda kazanacağız diyebilmektedir.
            Kısaca CHP marifetiyle ülkemizin insanı kendine yabancılaştırılmaktadır.
            Buradan şunu çıkarmayalım aziz dostlar.
            İktidarın kusuru, hatası, günahı yoktur demiyorum.
            Bilakis sayılamayacak kadar çoktur.
            Demem o ki, Meral Akşener ve Temel Karamollaoğlu gibiler kendileri olamadıkları gibi, insanımızı CHP zihniyetine alıştırma görevini üstlenmiş oldular. Tabii ki, bunlar gibi hareket eden küçümsenmeyecek kadar çoktur.
            Şimdi aynı güruha Davutoğlu ve Babacan eklemlendiriliyor.
            Babacan için bir şey demiyorum. Zaten hep yurt dışındakilerle görüşüyor. Herhalde talimat alıyordur.
            Şahsen ben yakıştıramıyorum.
            Elbette ki, bir partiden ayrılabilir. Bu anlaşılır bir şeydir. Ben de ayrıldım. Bilenler bilir merhum Muhsin Yazıcıoğlu ile birlikte partinin hem MKYK’da bulundum hem de uzun bir süre Yüksek İstişare Kurulu Başkanlığını yürüttüm.
            Sonra ayrıldım. Bugüne kadar hiçbir yere gitmişliğim yok. Gidebilir miyim? Allah bilir.
            Bilesiniz ki, “Cenabı Allah’ın Birliği ve Hz. Muhammed’in (s.a.v.) risaleti dışında tartışılmazımız yoktur” anlayışını benimsemeyenlerle işim olmaz.
            Davutoğlu böyle davranırsa eyvallah. Aksi takdirde o da kaybedenlerden olur. Tıpkı Abdullatif Şener, İlhan Kesici, Mehmet Bekaroğlu, Ömer Faruk Gergerlioğlu, Huda Kaya, İhsan Özkes, Yaşar Nuri Öztürk vs.
            Hata bazıları pişmanlıklarını bildirmişlerdir bir zamanlar.
            Ama iş işten geçmiş ve zarar tahakkuk olmuş olur.
            Dün olduğu gibi bugün de pişmanlığını bildirenler vardır. 31 Mart 2019 seçimlerinde İstanbul ilimizin bir ilçesinde belediye başkan adayı olup kaybeden bir arkadaştan gelen yazı. Bu arkadaş 23 Haziran 2019 seçimlerinde CHP’li Ekrem için çalışmış hem de çok çalışmış bir kişi.
            İşte ibretlik yazısı
“Sayın Ekrem İmamoğlu;
Ak parti’nin 17 yıllık iktidarının son günlerinde, Halk sizi kendinden zannetti ve adınız şanınız kimdir demeden seçti.
Ak       parti iktidarı ilk günlerinden itibaren millet için bir kurtuluşken, sonraki yıllarda denize düşenin yılana sarılmasına dönmeye başladı ve Ak parti kendi doğrularını da red ede red ede kendini tasfiye ederken, doğanın boşluk kaldırmayacağı gerçeği üzere hem yıllardır iktidardan uzak CHP‘ye şans vermek hem de toplumdan gözüken size şans vermek adına, En yakınlarımızla küsmek kava etmek adına size destek olduk...!!!
Maalesef CHP‘li belediyeler Onur Yürüyüşü vb. gibi sapıkça meselelere destek olmaya kalkıp tüm Sosyal medyalarını LGBT renkleriyle bezediler...!!!
Siz ise seçim arasında alınmış olsa dahi evine ekmek götürmek derdinden başka derdi olmayanları işten çıkarmayla devam ettiniz...!!! ve maalesef İBB TV ‘nin LOGO ‘sunu değiştirmeyle devam ediyorsunuz...!!!
Sayın İmamoğlu;
Biz Ak partilileri böyle güzel güzel ikaz ettiğimizde, bize düşman gözüyle bakar bize terörist muamelesi yaparlardı...!!!
Hâlbuki biz idarecilerimizin başarılı olması için dua eden kişileriz...!
Sizin belediye başkanı olmanız için mücadele veren kitle size karşı soğumaya başladı..!
Siz 16 milyonun belediye başkanıyım diyorsunuz ya; Bir müddet sonra sadece Chp'lilerin Hdp'lilerin ve Lgbt’lilerin başkanı olarak siyaset sahnesine devem edecek, 5 yıl sonrada İstanbul’un Kadir abisi gibi tarihe karışacaksınız...!!
Naçizane tavsiyem bu toplumun sinir uçlarına dokunmayın, bu toplumun değerlerini bilen danışmanlar edinin.
Bu ülkede CHP ‘nin söyleyecek sözü olduğuna inanıyorum, bu sözlerin önünü tıkamayın...!!
 Hiç kimse unutmasın ki, sizde unutmayın;
31 Mart seçimlerinin Galibi Ak partiye Yeter artık diyen sağduyulu seçmendir...!
Sağduyulu seçmen için önce Türk milleti ve değerleri gelir...!!!
            Kim ki milletten yana tavır alır, sağduyulu seçmen onu kucaklar.
Bilmem anlatabildim mi?
Bu gidiş iyi bir gidiş değil, hatırlatmak istedim.”
Yazıyı bana gönderen arkadaş dâhil olmak üzere bütün dostlara, arkadaşlara, okuyuculara tavsiyemdir. CHP zihniyetine eklemlenmeyin. Kendiniz kalınız. Çağrınız ve yaşayışınız “çağrımız İslam’da dirilişedir” umdesine uygun olsun.
CHP zihniyetine eklemlenmiş her birey ve topluluk dönüşmüş ve bu ülke başta olmak üzere bütün mazlum ve mağdur coğrafyalara zarar verir hale gelmiştir.
Bunun örnekleri çoktur. Eklemlenerek dönüşenler katliamlara karşı tavır ve çocuklarını bulmaya çalışan annelere destek sergileyecekleri yerde sessiz kalmaktadırlar.
Selam ve Sabırla…

11 Eylül 2019 Çarşamba

Eğiterek Yabancılaştırmak


                           Eğiterek Yabancılaştırmak

 Veysi ERKEN

            İlk önce şu soruyu sormak gerekir.
Türkiye’de resmi olmayan öğretim kurumu var mı?
Cevap, hayır.
Evet, Öğretim kurumları kapılarını tekrar açıyor. Öğrenciler, aileler ve öğretmenlerde bir telaş, bir hazırlık alabildiğine artıyor. Masraflar çoğalıyor.
            Yeni elbiseler, yeni ayakkabılar ve yeni bir öğrenim süreci.
            Çocuğum okuyacak. Çocuğum adam olacak.
            Peki, sonuç nedir?
            İmalat hatası olmamış olsa sonuç ortada. Çocuklar okumuş ama adam olamamış. Zira eğitim sistemimiz, maarifle ilgilenmiyor. İnsanımızı İslamî değerlere yabancılaştırıyor. Merhum Serdengeçti’nin tabiriyle “mahvedilen bir nesil” yetiştiriyor.
            Meslek itibarıyla ömrünün çoğunu sınıfta geçirmiş biri olarak üzülerek belirtmeliyim ki, resmi öğrenim sürecimizin belirgin sonucu kişinin değerlerine ve kendine yabancılaşması şeklinde tezahür etmektedir.
            Tanzimat, meşrutiyet ve cumhuriyet döneminin baskın sonuçları itibariyle düşünecek olursak bunu rahatlıkla görebiliriz.
            İnsanı insan yapan “eline, diline, beline sahip” olma, merhamet, rahmet, şefkat, sevgi, isar gibi duygulara bezenmişlik, komşu, arkadaş, ebeveyni düşünme, hak ve hukuku koruma gibi nitelikler öğrenim sürecinde törpülenmekte, örselenmekte ve yok edilmektedir. Maarifin “terbiye” boyutu sıfırlanıyor. Böylece, ülkemizde git gide “insan insanın yurdudur” yerine “insan insanın kurdudur” mantığı hâkim oluyor.
            Peki, resmi öğrenim süreçlerinden geçen herkes İslami değerlere ve ahlaka yabancılaşmakta mıdır?
            Elbette ki, hayır.
            Zira öğrenim süreçlerinde imalat hataları da vardır.
            Bu süreçten bizim gibi “imalat hataları olan”lar kurtulmakta ve bunlar eğitim sisteminin amaç ve müfredatına  rağmen bu milletin değerlerinin yaşamasına uygun zemini oluşturmaya çalışıyorlar.
            İmalat hataları dâhil herkes bilmelidir ki, yabancılaşma ve yabancılaştırma bazı kurumların öğrenim süreçlerinde daha fazla karşımıza çıkmaktadır.
Dün beraber çelik çomak oynadığımız, aynı sokağı paylaştığımız, beraber gülüp ağladığımız arkadaşlarımız, komşularımızın çocuğu, akrabalarımız bize tepeden bakmakla meşgul; üzerlerine geçirilmiş kıyafetten olsa gerek burunları bir karış havada.
            Her şeyleriyle büyüdükleri sokağa ve sokağın insanına yabancıdırlar. “Kolejli Nereye” kitabını okuyanlar ne demek istediğimi rahatlıkla anlıyorlardır. Kısaca Moğollar topluluğunun tabiriyle yetişenler “imalat hatası” değillerse “her şeye yabancı”dırlar.
            Onlar artık “kutsanmış(!)” varlık. Zira kurumları da “kutsal(!)”
            Resmi öğrenim sürecimiz insanımızı devşirerek İslami değerlere yabancılaştırıyor ve kendi toplumuyla çatıştırıyor.
            Devşirme derken geçmişteki sisteme sadece şekil olarak benziyor muhteva olarak asla.
            Evet, bugünkü süreçteki devşirme tam bir yabancılaştırmadır.
            Ne kadar okul, ne kadar sınıf ve ne kadar öğretmen “o kadar yabancılaşma ve yabancılaştırma”
            Üzülerek belirtmeliyim ki, bu süreçte maşalar daha fazla etkili. Maşalar torna sahiplerine uygun kalaslar üretme peşinde. Hem de millilik ve İslamilik iddiasında olanların pür gayretiyle. Eğitime yüzde yüz katkılarıyla.
            Ümitsiz miyim?
            Hayır.
            “…la taknetu” diyor yüce Rabbim.
            Ümidimi asla kaybetmedim.
            İyi ki, imalat hataları var.
            Ve.
            İyi ki, yabancılaşma ve yabancılaştırmaya direnenler var. İyi ki, “bir şey yapmalı, bir şey yapmalı” diye haykıran ve çabalayanlar var.
            Unutulmamalıdır ki, “Zafer dilenenlerin değil, zafer direnenlerindir”.
            Bilinmelidir ki, kurumların işlettiği öğrenim süreçlerine ve giydirdikleri kıyafetlere rağmen insanileşme ve İslamileşme sürecek. Buna inanıyorum. Çünkü maya sağlamdır.
            Selam ve Sabırla…

NOT: Bu yazı takriben 20 sene önce yayınlanmıştı. Değişen bir şey var mı? Katkılarınızı bekliyorum.