Milli Düşünce
Gazetesi Mayıs 10.Sayı 2022 Röportaj cevapları Veysi ERKEN
1-) İstanbul’un Fethi sırasında kullanılan büyük
topların, en güçlü surların bile yıkılıp geçilebileceğini göstermesi ve bunun
bir neticesi olarak Avrupa’daki derebeyliklerin yerlerine halkların
merkeziyetçi krallıkların etrafında toplanarak Batıdaki devletlerin
güçlenmesine neden olduğu düşüncesi günümüzde tartışılan konulardan biri. Yani
aslında iç bütünlüğü bozulmuş küçük şehir devletlerin bir araya gelip
birleşerek büyük güçlü devlet haline gelmezse sonlarının Bizans’tan farklı
olmayacağı kaygısı parçalanmaya yüz tutmuş Batı’nın zorunlu olarak bir araya
gelmelerini sağladı düşüncesi hakkında sizin görüşleriniz nedir?
Parçalı zannettiğimiz
batı İstanbul’un fethinden sonra kaygılanmış ve bütünleşmiş değildir. Batının
İslam’a ve Müslümanların yönetimlerine karşı birleşmeleri Haçlı zihniyetinin
ikamesi, bütüncül bir hale dönüştürülmesiyle ortaya çıkmıştır.
Haçlı zihniyeti
kitlelere bir amaç, zenginlik ve nimet vaat ederek kitleleri birleştirmiş ve
Müslümanların üstüne salmıştır.
Kısa bir ifadeyle
Batının bir araya gelmesi veya getirilmesi ilk haçlı seferi dediğimiz seferden
beri olan ve bitmeyen bir olgudur.
Kostantiniyenin fethi
ve İslambol’a dönüşmesi hadisesi haçlı zihniyetinin tekrar bir “haç” gayesi
etrafında kenetlenmesinde etkili olmuş olabilir.
Kanaatime göre
öncelikle anlaşılması gereken haçlı zihniyetinin amacı, yöntemleri, nüfuz ediş
şekilleri olmalıdır.
Haçlı düşüncesinin
anlaşılabilmesi için kaynak çoktur. Amaç ve zihniyeti anlama babında sadece şu
linke bakılabilir.
https://tr.wikipedia.org/wiki/Ha%C3%A7l%C4%B1_Seferleri
Hâsılı kelam batının
bir araya gelme, getirilme çabası basit bir kaygıdan değil, oluşturulan amaç
doğrultusunda bir araya gelme ve getirme çabasıdır. Konuyu doğru anlamak
gerekir.
2-) İstanbul’un Fethi ile İpek Yolu’nun Orta Asya’dan
Avrupa’ya giden yolunun Osmanlı’nın eline geçmesi, Avrupalıları yeni ticaret
yolları arayışına yönlendirdi ve bu arayışın neticesi olarak Coğrafi Keşifler
meydana geldi. Yine İstanbul’un Fethi sürecinde
İtalya’ya göç eden bilim adamları Rönesans ve Reform hareketlerini tetiklediler. Bu zaviyeden bakılırsa hem Coğrafi keşifler
hem de Batıda yaşanan Aydınlanma Hareketi Osmanlının Batı üzerinde kurduğu
hâkimiyetin yıkılmasına sebebiyet veren en önemli gelişmelerin başında geliyor.
Siz İstanbul’un fethi ve sonrasında Batıda yaşanan gelişmeleri nasıl
yorumlarsınız?
İstanbul’un fethinden
batı haçlı zihniyetinin yeni arayışlara girmesi tabii bir durumdur. Bilhassa
hayatını “vahşet, istismar, sömürü ve yıkım üzerine inşa etmiş bir yapı ve o
yapının zihniyeti yeni arayışlara yönelmesi tabiidir. Zaten sömürü düzenleri
günümüzde de devam etmektedir.
Dolayısıyla coğrafi
keşif niyetiyle yola çıkılmış değil, bilakis sömürü ve talan seferleridir.
Sonuçlar ortadadır.
Diğer konu İtalya’ya
göç eden ilim adamları da bir efsaneden başka bir şey değildir. Bizans’ta bu
kadar güçlü ilim adamları olsaydı herhalde bulundukları yerde icatlarını
yapmaya çalışırlardı.
Her savaşın sonunda
mağlupların bir kısmı göç edebilir, yer değiştirebilir. Tarih boyunca bütün
coğrafyalarda görülen bir durumdur. Bizi hor gören, görmeye çalışan zihniyet
İtalya’ya göçü veya coğrafi keşif denilen sömürü seferlerini abartıyor.
3-) İstanbul’un fethi Orta Çağ’ın sonu, Yeni Çağ’ın
başlangıcı olarak kabul ediliyor ya da buna sebebiyet veren en önemli
olaylardan biri olarak söyleniyor tarihçiler açısından. İstanbul’un Fethi’nin
sonuçları açısından önemini açıklayabilir misiniz?
Türk Tarihi açısından önemi nedir?
İslam Tarihi açısından önemi nedir?
Dünya Tarihi açısından önemi nedir?
Her savaş önemli
sonuçlara ve değişimlere yol açar. İstanbul’un fethi elbette önemli sonuçlara
yol açmıştır. Nedeni amacının içindedir. Bu bir işgal hareketi değil, fetih
hareketi idi. Gönüllerin ve yüreklerin fethi için surlar dövülmüştür. Bilindiği
üzere Müslümanlar öncelikle mağluplara hidayeti telkin ederler, kabul edenler
zaten azad ediliyordu. Kabul etmeyenlere de İslam Savaş hukuku gereği muamele
ediliyordu.
Bu sebeple İstanbul’un
fatihleri aynı yöntemleri kullanmışlardır ve öncelikle Kostantin yurt haline dönüştürülmüştür.
Türk tarihi açısından
en önemli yönü Anadolu ve Trakya dediğimiz coğrafyaların yurt edinilmesini
sağlamlaştırılmasıdır. Fetihle mühür vurulmuştur. Kızılelma
ülküsünün daha ötelere taşınmasına yol açmıştır.
Müslümanların tarihi
açısından önemli gelişmelere yol açmıştır.
Bu durum genel
anlamda dünya tarihine bir dönem büyük değişimlere ve dönüşümlere yol açmıştır.
Bir dönem haçlı zihniyetinin yıkımlarını bertaraf etmiştir. Maalesef
kendimizdeki güzel vasıfları terk edip, kendimizi değiştirince devlet de el
değiştirmiş ve yıkım gerçekleşmiştir.
4-) Endülüs (İspanya) yaklaşık 800 yıl Müslüman Arapların
yönetiminde, Balkanlar 600 yıl, Kırım 400 yıl Osmanlı Devleti hâkimiyetinde
kaldı. Yüzyıllar sonra Batılılar/Haçlılar tarafından Müslümanların bu
topraklardan sökülüp atılarak katledildiği ve kitlesel olarak büyük
soykırımlara mazur kaldıklarını yaşayarak gördük. 1000 yıldır Müslüman
Türklerin elinde bulunan Anadolu toprakları içinde Batılılar tarafından
karanlık mahfillerde aynı planların yapıldığı aşikâr. Haçlı oyunlarını bozmak
ve bu topraklarda varlığımızı korumak için sizce neler yapılmalı?
Siyonist haçlı
zihniyeti tarih boyunca bizi yok etmek için plan yapmış ve yapmaya devam
etmektedir. Bundan kaçınılması mümkün değildir. Zira "hakk- batıl"
mücadelesi Hz. Âdem’den beri vardır ve olmaya devam edecektir. Bize göre yapılması
gereken tek şey Kur’an ve sünnet ekseninde yaşamak ve bu doğrultuda maarif(
talim ve terbiye) sistemimizi yeniden inşa ve ihya etmektir. Ayette “Rabbinizin mağfiretine mazhar olmak ve takvâ
sahipleri için hazırlanmış olup gökler ve yer kadar geniş olan cennete girmek
için yarışın! Onlar (takvâ sahipleri) bollukta da darlıkta da Allah yolunda
harcarlar, öfkelerini yenerler, insanları affederler. Allah işini güzel
yapanları sever. Onlar çirkin bir şey yaptıkları veya kendilerine kötülük
ettikleri zaman Allah’ı hatırlarlar da hemen günahlarının bağışlanmasını
dilerler. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki? Onlar,
yaptıklarında bile bile ısrar etmezler. Âl-i İmrân Suresi - 133-135 .”
buyurmaktadır. Bu ayetlerde “hayır”da yarışmadan bahsediliyor. Yarışma her alan
için geçerlidir. Hem takvada hem teknolojide ve İlahı Kelimetullah
doğrultusunda geçerlidir.
Rehavete kapılırsak
devletimizi ve gücümüz zail olur. Ayette güç ve devletin nasıl zail olabileceği
uhud misalinde açıklanır. “Eğer siz
(Uhud’da) bir yara aldıysanız bilin ki o topluluk da benzeri bir yara almıştı. O günleri biz insanlar arasında döndürüp
duruyoruz ki Allah gerçek müminleri ortaya çıkarsın ve uğrunda şehitleri
olsun diye. Allah, zalimleri sevmez. Bir de Allah, iman edenleri günahlardan
arındırmak, kâfirleri de yok etmek için böyle yapıyor. Âl-i İmrân Suresi -
140-141.”
Hayırda yarışır,
masiyetten uzak durursak Allah bizi zelil olmaktan çıkarır, aziz bir topluluk
yapar, kâfirlere karşı yardım eder. Ayette. Onların sözü şunu demekten
ibaretti: “Rabbimiz! Günahlarımızdan ve işimizdeki aşırılıklardan ötürü bizi
bağışla, sebatımızı arttır, kâfir topluluğa karşı bize yardım et!” Bu yüzden
Allah onlara dünya nimetini ve âhiret nimetinin de güzelini verdi. Allah işini
güzel yapanları sever. Âl-i İmrân Suresi - 147-148.
Tersini yaparsak
hüsrana uğrayanlardan oluruz. Ayette “Ey iman edenler! Eğer inkâr edenlere
uyarsanız, sizi gerisin geri döndürürler de sonra hüsrana uğramış olursunuz.
Oysa sizin mevlânız (koruyup kollayanınız) Allah’tır ve O, yardımcıların en
iyisidir. Âl-i İmrân Suresi - 149-150”
Yine ayette kendinin
niteliklerini değiştiren toplumların akıbeti şöyle izah edilir. “Kişinin önünde
ve arkasında Allah’ın emriyle onu kayıt ve koruma altına alan takipçiler
vardır. Bir toplum kendisindekini
değiştirmedikçe Allah onlarda bulunanı değiştirmez. Allah herhangi bir toplumun
başına bir kötülük gelmesini diledi mi, artık onun geri çevrilmesi mümkün
değildir. Onların Allah’tan başka yardımcıları da bulunmaz. Rad-11
Özetle haçlı
zihniyeti plan yapıyor ve yapacaktır. Önemli olan bizim ne yaptığımızdır. Bizim
fiillerimiz Allah’ın emirleri doğrultusunda olursa “aziz”, değilse “zelil”
oluruz. Bugün Müslüman topluluklar “zelil” durumda ise bunun temel nedeni
kendilerindeki güzel vasıfları terk edip babı/batılın, kısaca haçlı
zihniyetinin niteliklerine ram olmasıdır.
5-) Yazar Yusuf Kaplan Fatih Masal mıydı? Sorusunu
yönelttiği bir makalesinde “Üç tarz-ı Fetih’ten söz ederek: Manevî fetih, fikri
fetih ve maddi fetih. Manevi fetih, kalple gerçekleşir. Fikri fetih, zihnin
eseridir. Maddi fetih, kılıcın meyvesidir.”
Diyor ve yazısının devamında “Toplumları fatihleri ayakta tutar,
fatihleri taze hayat sunar, fatihleri yol açar... Fetih ruhunu yitiren, yeni
fatihler yetiştiremeyen toplum, dengesini yitirir, işgal edilir zamanla…”
İfadesini kullanıyor. Bu düşüncelerden
yola çıkarak fetih rüyasını gören nesil nasıl yetişir ve fetih ruhu toplumumuzda
yeniden nasıl canlanır?
Yusuf Kaplan beyin
fetih yaklaşımını doğru buluyorum. Zira fetih “feteha” kelimesinden türeyen bir
kelime olup “açma” anlamındadır. Neyi açmak. İşte cevabı. Gönülleri,
toprakları, zihinleri ve yürekleri açmak. Neye açmak? Elbette vahye ve yaşayışı
olan sünnete açmak. Vahiyle gönülleri, kalpleri, yürekleri ve toprakları ihya
etmek.
İhya ve inşa etmede
Fatihler önemlidir. Hz. Muhammed Mustafa bir önder ve lider Fatihtir.
Gönülleri, yürekleri, kalpleri ve toprakları vahye, vahyin ilkelerine açmıştır.
Gönülleri, yürekleri, toprakları ihya ve inşa etmiştir. Küllenen idrakleri
yeniden inşa etmiştir.
Fetih ruhunu kaybeden
ihya ve inşa edemez. Fatihler
yetiştiremeyen Feth edemez. Fatihler yetiştiremeyen toplumlar elbette dengesini
kaybeder. Tarih dengesini kaybeden toplumların mezarlığıdır aynı zamanda.
Endülüs, Urumçi, Fergana,
Kaşgar, Hint bölgesi ve daha niceleri fetih ruhunu kaybettiği, Fatihler
yetiştiremediği için yok olmuş, dağılmış veya yok olmuştur. Bugünün sıkıntımız
da budur.
Siyonist haçlı
zihniyeti fetih ruhumuzun dirilmesini istemiyor, Fatihlerimizin olmasının
önünde takozlar yerleştirmeye çalışıyor, eğitim yoluyla insanımızı çalıyor.
Fetih rüyasını görmek
ve hayal etmek istiyorsak “Salih ve kâmil insan” yetiştirmeye odaklanmamız
şarttır.
6)-1929 yılında Konstantinopolis ya da Konstantiniyye
ismi resmi olarak İstanbul’a çevrildi. Konstantinopolis ya da Konstantiniyye,
“Konstantin’in şehri” anlamına geliyor.
Üçüncü Ahmed’den
Üçüncü Selim zamanına kadar (1708-1807) Osmanlı sikkeleri üzerinde “İslambol” kelimesinin
görüldüğü kaydediliyor. Osmanlı son döneminde Der saadet (Saadet Kapısı) olarak
isimlendirilen şehrin günümüzde kullanılan ismi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Şehirlerin ve
kişilerin isimleri bir yönüyle “kimlik”lerini yansıtır. Ayşe, Fatma, Emine
isimleri yerine “Ekin, Yonca, Melisa” vs. isimler boşuna konulmuyor. Bunun
incelenmesi gerekir diye düşünüyorum. Aynı şekilde şehirlerin veya dağ, ova,
nehir vs. yerlerin de isimlerinin önemi ve anlamı vardır.
İsimlendirme
coğrafyanın, toprakların yurt olarak dönüştürülmesinin, toprakların
vatanlaşmasının ilk adımlarından birisidir. Bu bağlamda bize ait isimlerle
yerlerimizin, şehirlerimizin ve bütün topraklarımızın isimlendirilmesi gerekir.
İstanbul herhalde
bizi yansıtıyordur. Bu şekilde anılması doğrudur diye düşünüyorum. İstanbul’un dışında isimler babında
kaybettiğimiz yerler çoktur. Topyekûn ihya ve inşa faaliyetlerine ihtiyacımız
vardır.