31 Ocak 2026 Cumartesi

Dijital Mecralar Bağ mı Bariyer mi?

Dijital Mecralar Bağ mı Bariyer mi?

Veysi ERKEN Dr.

Mecra “Akış yolu, akış yönü, tâkip edilen seyir” olarak ifade edilir.

Mecralarımız ve maceralarımız “dijitalleşti, dijitalleştirildik.

İyi mi oldu, Kötü mü oldu?

Dijital mecralar bağ mı?

Bariyer mi?

Bağ; Bir şeyi başka bir şeye veya birçok şeyi birbirine bağlamaya yarayan nesneler, Bariyer, engeller, manialar demek olduğuna göre dijital mecralar insan için bağ mı, bariyer mi?

Evet.

Dijital “sayı ile ilgili, sayı temeline dayalı, sayısal” anlamındadır.

"İletişimde dijital santraller çığır açtı" ifadesi doğrudur.

Çığırlar aynı zamanda çığlıklara sebeb oldu denilebilir mi?

“Dijitalleşmek Dijital duruma gelmek; ses, görüntü vb. veriler bilgisayarların işleyebileceği sayısal biçime dönüştürülmek:

 “Dijital sistem elde edilen, ölçülen bilgileri sayılar hâlinde depolama ve ekranda ondalık sayı olarak gösterme (işlemi):

“Dijital gösterge, ilgileri mekanik olarak değil de ondalık sisteme çevirmek sûretiyle çalışan âlet, düzenek vb.” https://lugatim.com/s/D%C4%B0J%C4%B0TAL

Hayat dijitalleştikçe insanlar “rakamlara, sayılara” dönüşüyor.

Her şeyin sayılara dönüştürüldüğü ve aktarıldığı bir dünyada dijital mecralar, sosyal medyalar insan için bağ mı? Mania mı?

Daha önce şöyle bir yazı yazmıştım.

“Teknolojik gelişmeleri önemli bulan bir kişiyim. Bilgi elbette teknolojiye dönüşmelidir.

Hatta ülkemizin bütün alanlarda teknolojinin geliştirilmesinde öncü olmasını arzu ediyorum ve katkı sağlayanlar için dua ediyorum.

Buraya kadar her şey güzel.

Teknolojik dijital gelişmelerin bir de menfi yönleri vardır. 

Bizleri toplum içinde yalnızlaştırdığı yetmezmiş gibi bizi "numara"ya çeviriyor.

Artık biz sadece bir "numara”yız.

Şaka yapmıyorum.

 Maalesef teknoloji bizi bir "dizi" içinde bir "sayı"ya, bir "numara"ya çevirdi.

 Beşerî münasebetlerimizde komşumuzun adını bile bilemez olduk.

 Mesela, "12" numarada oturan komşumuz kim bilmiyoruz. Biri bize adı nedir diye sorsa?

Cevabımız.

Bilmiyorum. Çünkü O bizim için sadece bir "numara"dır.

"12" numara.

 Bir başka misal. Telefonla bir şey satın alıyoruz.

 Falan numaralı daireye getir diyoruz.

Çünkü "adımız" ve "kimliğimiz" yok.

Yakında her şey, bütün ilişkilerimiz tek numara ile olacak sanki. Beşeriyetimiz ortadan kalkacak gibi.

 Numara olduk ve olmaya devam ediyoruz.

 Biz artık sadece bir numaradan ibaretiz.

 Hastahaneden, bankadan, otobüs firmalarından bir randevu alacak isek TC numaramızı söylememiz yeter.

Her şey e-devlet kapısı üzerinden yapılır hale dönüştürebilir olmuş.

 Kimlik ve kişilik yok.

 Numara var.

 Kişiliksiz ve kimliksiz bir kalabalık oluyoruz.”

Hâsılı Kelam.

Sizce Dijital mecralar insanlar ve insanlık için , “Bağ”mı? “Bariyer” mi?

Selam ve Sabırla… 31.01.2026

Hayat Cesur Adımlarla Başlar

Hayat Cesur Adımlarla Başlar

Veysi ERKEN Dr.

Allah’a teslim olanlar için hayat cesur adımlarla başlar. Merhum Aliya İzzetbegoviç ''İslam korkakların değil cesur ve atılgan Müslümanların omuzlarında yükselecektir'' diyordu.

Evet.

Hayatı iman ve cihadtan ibaret görenler korkusuzdurlar. Cesurdurlar, heyecanlıdırlar, azimlidirler, kararlıdırlar. Cesaret, İnsana tehlikeli veya zor bir işe girişme kuvvetini veren duygu, yüreklilik, babayiğitlik, korkusuzlukturhttps://lugatim.com/s/CES%C3%82RET

Cesaret ahlaki olarak faziletin adıdır. “cesaret, yiğitlik, kahramanlık” gibi anlamlara gelen şecâat kelimesi, ahlâk literatüründe öfke (gazap) duygusunun akla itaat etmek suretiyle kazandığı itidalli hali için kullanılır ve bazen saldırganlıkla korkaklığın orta noktası, bazen da korkaklığın karşıtı olarak gösterilir. Kaynaklarda şecaatle aynı anlamda veya yakın mânalarda cesaret, hamâset, besâlet, batûlet, cüret ve mürüvvet de geçmektedir. https://islamansiklopedisi.org.tr/secaat

Gazap duygusu akla itaat ederse insan şeytanın telkinlerine uymaz, şeytana kanmaz, adımlarını takip etmez.

Ey iman edenler! Şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytana ayak uydurursa bilsin ki, o edepsizliği ve kötülüğü emreder. Allah’ın lutfu ve rahmeti sizinle olmasaydı içinizden hiçbir kimse günahtan asla arınamazdı, fakat Allah dilediğini arındırır; Allah her şeyi işitmekte ve bilmektedir. Nûr-21

Cesur’un kamet ve istikameti bellidir. Onun duası “ihdina’s-sıratel mustakim”dir. Kameti ve istikameti Allah içindir.

Cesur, “De ki: “Benim namazım, (her türlü) ibadetim, hayatım ve ölümüm, hepsi âlemlerin rabbi olan Allah içindir. En’am-62”  ayetine şeksiz, şüphesiz ve korkusuz ittiba edendir.

Hz. Muhammed Mustafa’ya sav ittiba edenler cesurlardır.

Fatihler,

Yavuzlar,

Alparslanlar,

Kılıçarslanlar,

Şeyh Şamiller,

Osman Baturlar,

Selahaddin Eyyubiler,

Nureddin Zengiler,

Yahya Sinvarlar,

Ebu Ubeydeler ve daha binlercesi cesaretleriyle, cesaretli adımlarıyla dünyayı şekillendirmeye, İslam’ı ikame etmeye çalıştırlar.

Onlar korkuyu korkuttular.

Ahlaklı yaşadılar, örnek oldular.

Siyonist haçlılara meydan okudular.

Ve son söz.

Gerçek hayat, direniş ve diriliş

 Cesur adımlarla başlar ve adımlar cennette biter.

Selam ve Sabırla… 31.01.2026

30 Ocak 2026 Cuma

Kur’an Bir Rehber ve Şifadır

Kur’an Bir Rehber ve Şifadır

Veysi ERKEN Dr.

Hangi inanç ve görüş olursa olsun yazılı veya sözlü(şifahi) ilke, kural ve kaidelere dayanır.

Hz. Âdem’den beri böyledir ve böyle olmaya devam edecektir.

Kapitalist, sosyalist, komünist, Siyonist dinlerine inananlarda ilke ve kurallara göre davranırlar ve yaşarlar. Soykırımları, vahşetleri, sömürüleri kendi ilkelerine uygun yaparlar.

Bu durum Müslümanlar için geçerlidir.

Ve Müslüman Kur’an-ı Kerim’de göre yaşadığı müddetçe kâmil Müslüman olur. Kur’an- Kerim inananlar için hem rehber hem de şifa kaynağıdır.

“O, inananlar için bir rehber ve şifadır; inanmayanlara gelince onların kulaklarında bir sağırlık vardır, Kur’an onlara kapalıdır. (Sanki) onlara çok uzaktan sesleniliyor. Fussilet-44”

Kur’an-ı Kerim hakkı batıldan tefrik eden delilleri ihtiva eder ve inananları tefekküre davet eder. “Orucun farz kılındığı ramazan ayı, insanlara hidâyet rehberi olup onlara doğru yolu gösteren ve hakkı bâtıldan ayırıcı en açık delilleri ihtiva eden Kur’an’ın indirildiği aydır. Bakara-185”

Kur’an-ı Kerim rahmete erme vesilesidir. Tabii ki ahkâmına odaklanarak, üzerinde tefekkür ederek, biz susup Kur’an konuşsun dediğimiz zaman rahmete ermemizi sağlar.“Kur’an okunduğu zaman hemen dikkat kesilerek ona kulak verin, susup dinleyin ki rahmete eresiniz. A’raf-204” ayeti buna işaret eder.

Hakikatin peşinde olmayanlar, heva, heves ve önderlerini ilah edinenler Kur’an-ı Kerimden rahatsızlık duyar, değiştirilmesini isterler.

Tarih boyunca münafıklar bunu yapmaya çalışmış ve günümüzde de aynı tavırlar sergilenmektedir.

“Onlara âyetlerimiz açık açık okunduğu zaman, öldükten sonra huzurumuza çıkacakları inanç ve beklentisi içinde olmayanlar: “Ya bize bundan başka bir Kur’an getir veya onu değiştir” derler. Onlara şunu söyle: “Benim onu kendi arzuma göre değiştirmem mümkün değildir. Ben, ancak bana vahyedilene uyarım. Ayrıca, eğer Rabbime karşı gelecek olursam, doğrusu ben, pek büyük bir günün azabından korkarım. Yunus-15”

Hakikatte Kur’an,  Allah’ın dışında ortaya konulabilecek bir kitap değildir. “Bu Kur’an, Allah kelâmı olup O’ndan başkası tarafından ortaya konulabilecek bir kitap değildir. O, kendinden önceki ilâhî kitapları doğrulayan, Allah’ın hükümlerini açıklayan, kendisinde hiçbir şüphe bulunmayan ve Âlemlerin Rabbinden gelen bir kitaptır. Yunus-37”

Özetle, Kur’an-ı Kerim insanları doğru yola yönlendiren, ulaştıran bir rehber ve şifa kaynağıdır. Nasipsizler bunu idrak edecek durumda değildir. Hiç şüphesiz bu Kur’an, insanları her hususta en doğru yola, en sağlam ve en isabetli tutuma iletir. Sâlih ameller yapan mü’minlere, kendilerini çok büyük bir mükâfatın beklediğini müjdeler. İsra-9”

Tabii ki kalpleri perdelenmişler tefekkür, taakkul kabiliyetlerini kaybetmişler bu hakikati anlayamazlar. Ayetlerde, Ayrıca kalplerinin üzerine Kur’an’ı anlamalarına mâni kılıflar geçirir, kulaklarına da bir tıkaç koyarız. Bu yüzden, sen Kur’an’da Rabbinin tek ilâh olduğunu yâdettiğin zaman onlar nefretle arkalarını dönüp giderler. İsra-46”

Ve

Biz, insanlar düşünüp ders alsınlar diye bu çok şerefli Kur’an’da gerçekleri bütün yönleriyle ve farklı farklı açılardan anlatıp duruyoruz. Fakat bu, onların doğru yoldan daha çok nefret edip uzaklaşmalarına yol açmaktadır. İsra-41” buyrulur.

Hâsılı kelam.

İman edip hak ve hakikati yaşamaya çalışanlar için,“Kur’an inananlar için bir rehber ve şifadır; inanmayanlara gelince onların kulaklarında bir sağırlık vardır, Kur’an onlara kapalıdır. (Sanki) onlara çok uzaktan sesleniliyor. Fussilet-44”

Selam ve Sabırla… 30.01.2026

 

29 Ocak 2026 Perşembe

Benim Kudretim hayalin cesaret edemediği yerde başlar

Benim Kudretim hayalin cesaret edemediği yerde başlar

Veysi ERKEN Dr.

“Benim Kudretim hayalin cesaret edemediği yerde başlar” diyor Fatih Sultan Mehmed.

Unutulmamalıdır ki başarı, muvaffakiyet için cesaret ve hayal ehemmiyetlidir. 

Bir şeyi elde edebilmek için öncelikle elde etmek istediklerinizle ilgili bir hayaliniz  ve cesaretiniz olmalıdır.”Hayal ve cesaret” de yeterli değil, o hayalinizi her gece rüya”nızda görmelisiniz, cesaretiniz hayalinizi aşmalıdır.

Hayal, cesaret ve hasılat ile ilgili bir kıssa paylaşayım.

Umarım ki, okur ve ibret alırsınız, hayal kurar ve gerçekleştirmek istediklerinizi rüyanızda görürsünüz.

“Oduncu hikâyesi verimli çalışmanın, cesaretin, başarının, muvaffakiyetin, hâsılanın hikâyesidir.

“Hattat İsmail Efendi dedelerinden kalan mirasla geçimini sağlayan ve sadece hat sanatında başarılı olmak isteyen, sadece hatla meşgul olan bir insandır.

Bir gün arkadaşı şöyle der: Üstat böylesine büyük hattat olmayı nasıl becerdin, nasıl başardın bunun sırrı nerede saklı.

Hattat İsmail Efendi, “Beni bir oduncu böyle başarılı bir hattat yaptı” der ve anlatmaya başlar. Akşam bahçemde kırılacak büyük büyük ağır kütükler var ve bekliyorum ki oduncu gelsin.

O gün ikindi olduğu halde hiçbir oduncu bizim sokaktan geçmedi.

Oduncu, iri yarı, pazısı kuvvetli, güçlü adam demektir. İki balta asar iki omzuna sokakta gür bir sesle “oduncu” diye bağırır. Odun kırmanın saati bir altındır.

Akşam oldu bugün oduncu geçmedi derken kısık bir ses duydum; Baktım ki bir oduncu.

Orta yaşlarda cılız bir adam elinde iki değil bir tane baltası var. Kendi kendime dedim ki bizim kütükleri bu adam kıramaz.

Tam içeri giriyordum ki vazgeçtim ve ona doğru seslendim;

Amca bakar mısın?

Bizim odunlar var kırılacak kırar mısın?

O da “Benim işim odun kırmak evladım, sen göster bana.

“Ne kadar ücret alırsın kütükler için”.

Baktı kütüklere “iki altın” dedi.

Amca “bir altın” değil mi?

“Evladım benim ücretim 2 altın”.

“Ne kadar sürede kırarsın?” dedim.

“Bir saatte kırarım” dedi.

”Kır” dedim ve pencereye çıktım onu seyrediyorum.

Adam odunları kırmadan önce onları elinde çeviriyor, etrafına iyice bakıyor ve yere koyuyor bir vuruşta kırıyordu. Bütün kütükleri aynı şekilde önce elinde çevirdi sonra koydu ve tek vuruşta kırdı. En budaklı parçalara bile bir defada vurup parçalıyordu. Bir saatte bitirdi. Ben şaşkın ve mahcuptum.

Yanına geldim, tuttum elinden öptüm, “Hakkını helal et” dedim. “İki” altını verdim giderken, “Dur amca gitme bana bunun sırrını ver” dedim.

 Evladım sen ne garip bir adamsın. Bana iki saatlik bir iş verdin ben onu bir saatte yaptım, bu emeğin karşılığında sen bana iki altın verdin, şimdi benden 50 yılın sırrını bedava istiyorsun.

Eee amca ne istiyorsun?

Evladım bir cümle daha söylerim iki altın daha alırım.

Çıktım iki altın daha getirdim.

Dedi ki “evladım sen cömert bir adamsın cümlelerin sınırı yok. Anlattıklarımı dinle bakalım; Sen ne iş yapıyorsun”

Dedim ki “Ben hat sanatı ile uğraşıyorum dededen kalma varlıklıyım bu köşk benim”.

Evladım hat sanatında başarılı olmak istiyor musun?

Evet dedim.

“Sen hiç rüyanda “mim” çizdin mi?”

Hayır.

“Vav”

Hayır

-“Elif”.

“Amca ben ne hat gördüm ne hat çizdim rüyamda”.

“Evladım senden hattat olmaz” dedi.

“Neden amcam?

“Oğlum bak ben 50 yıldır oduncuyum bugün bile hala rüyamda sabahlara kadar odun kırıyorum. Eğer hayallerini rüyana sokamazsan başarılı olamazsın”.

“Oduncu ihtiyar iki altınımı aldı ve gitti. İşte benim mürşidim bu oduncudur. O gün bu gündür ki rüyalarımda ben vav görüyorum çiziyorum, mim görüyorum çiziyorum, elif görüyorum çiziyorum.”

Sahi başarmak istediklerinizle alakalı rüyalarınıza giren hayalleriniz var mı? Kudretiniz hayallerinizin cesaret edemediği yerde mi başlıyor?

Kudretiniz yoksa uyanın ve hayal kurun, sonra rüyasını görün ki cesaretiniz sizi hedefinize ulaştırsın.

Selam ve Sabırla… 29.01.2026

Siyonist çete dünyayı yakıyor

Siyonist çete dünyayı yakıyor

Veysi ERKEN Dr.

Küresel Siyonist haçlı çetesi dünyayı yakıyor, yıkıyor, sömürüyor.

Küresel Siyonist haçlı çetesi Trump’u koltuğuna oturtur oturtmaz emirlerini ona yaptırmaya başladı. Katliamlar ve sömürü dünyanın her tarafına yayınlaştırılıyor.

Bir taraftan Gazzelileri sürmekten bahsediyor diğer taraftan grönland’ı, Kanada’yı satın almaktan söz açıyor, yetmiyor Kolombiya’ya, Venezuela’ya çökmeye, İran’a saldırıyor. Kısaca bütün dünyayı talan etmeye, sömürmeye, soykırıma uğratmaya, işgal ve kan deryasına çevirmeye çalışıyor.

Bilindiği üzere “Soykırım dini”nin müntesipleri olan Siyonist haçlı zihniyeti, bireylerin ve ülkelerin elindekini çalmak, servetlerini heba etmek, kişiliklerini imha etmek, vatanlarını tahrip etmek, işgal ve dağıtmak için çevirmediği ve çevirmeyeceği fırıldak, yağdırmayacağı bomba yoktur.

“Soykırım dini”nin müntesipleri olan Siyonist haçlı zihniyeti dünyanın tamamıyla yetinmeyen, daha fazlasını talan etme peşinde koşan bir anlayışa sahiptir. Bu sapık zihniyeti anlamak ve anlatmak için “Dünyayı ve yüzde beşini istiyorum” başlıklı yazıyı okumak yeterlidir diye düşünüyorum.

Evet, “soykırım dini”nin müntesipleri dünyanın maddi ve manevi her şeyini istiyorlar.

https://www.timeturk.com/tr/2008/10/18/dunyayi-ve-yuzde-5-ini-istiyorum.html

Trump “soykırım dini” müntesiplerinin bir maşası olarak onu tutan eller tarafından sağa sola saldırtılıyor.

Maduru’yu kaçırdılar,

Bu bir başlangıçtır.

Birleşmiş Milletler denilen illetler topluluğu seyrediyor, Trump’u destekliyor.

Trump ve Siyonist çete durdurulmalıdır, tasfiye edilmelidir ki korsanlık, haydutluk bitsin.

Durdurulmazlarsa “sakar Şakir” gibi her şeyi, dünyayı yakacaklar, yok edecekler.

Küresel Siyonist haçlı çetesi elbirliği ile durdurulmalı, tasfiye edilmeli ve dünyanın bu lanetli çeteden büyük olduğu gösterilmelidir.

Kassam mücahidleri vazifelerini kâmilen yerine getirdi. Siyonist çetenin tasfiye edilebileceğini gösterdi.

Küresel Siyonist haçlı zihniyetinin katillerini, soykırımcılarını, vahşilerini, talancılarını, işgalcilerini durdurdu, geri adım attırdı.

Dünya, Kassam mücahidlerini, Gazze’yi, Gazzelileri ve Siyonist çeteyi tasfiye etmeye çalışanları desteklemekle mükelleftir, Müslümanlar için farzdır.

İnsan olanlar, insan kalanlar bu görevi yerine getirmelidir ki, Siyonist haçlı çetesi, trumpları, savaş suçluları olan İsrail kışlasının yöneticileri durdurulabilsin, hak ettikleri cezaya çarptırılabilsin.

Bu vahşet çetesi durdurulup tasfiye edilmezse dünyanın yakılması, yok edilmesi yakın bir ihtimaldir.

Tehditler ön hazırlıktır.

Belli ki, Siyonist haçlılar Afganistan’a, Kolombiya’ya, Grönland’a, İran’a, Irak’a saldırmaya karar vermişler.

Vahşetleri durdurulmalıdır.

Bir günlük gecikme bile soykırımların ve dünyanın işgaline zemin hazırlamadır.

Evet.

Dünya Siyonist çeteden büyüktür demenin zamanı gelmiştir.

Artık dünya bu vahşilere onların anladığı dille “one minute” demelidir.

Siyonistlerin elleri kırılmalı, dilleri “lal” edilmeli ve diz üstü çökertilmelidir.

Trump ve hempalarına direnenlere selam olsun.

Binlerce selam olsun.

Unutulmamalıdır ki “hayat iman, sabır, cihaddan ibarettir” düsturu hâkim olursa zafer yakındır.

Gevşemeyelim ve “iyyake na’budu ve iyyake nestain” ayetinin gereğini ifa edelim.

Selam ve Sabırla… 29.01.2026

 

Karunlaşanların Durumu ve Yetim, Fakir, Muhtaç Olanın Hakkı

Karunlaşanların Durumu ve Yetim, Fakir, Muhtaç Olanın Hakkı

Veysi ERKEN Dr.

Müslüman ülkelerin yönetimlerine ve zenginlerine baktığımızda İslam’dan, Kur’an’dan ne kadar uzak olduklarını, Kur’an-ı Kerimi terk ettiklerini daha iyi anlıyoruz.

Ayette Resul: “Rabbim! Şüphesiz kavmim bu Kur’an’ı ihmal edip büsbütün terk ettiler” dedi. Furkan-30” buyrulur.

Evet.

Kur’an-ı Kerimde zenginlerin mallarında, Karunlaşmış yönetimlerin servetlerinde fakir ve mahrumun hakkı olduğu şu ayetle ifade edilir. “Mallarında (yardım) isteyen ve (iffetinden dolayı isteyemeyip) mahrum olanlar için bir hak vardır. Zariyât-19”

Maalesef Karunlaşmış yönetimler (Suudi, BAE vb.), mahruma, yoksula, soykırıma uğrayan Gazze’lilere, Doğu Türkistan’lılara ve yeryüzündeki bütün yoksullara yardım edeceklerine, haklarını tevdi edeceklerine servetlerini, imkânlarını Siyonist haçlı katillerine, vahşilerine, soykırımcılarına vermektedir.

Bu tür yönetimler ve zenginler sadece nankör değil, haindirler.

Ayrıca bu tür mahlûkların durumunu ayetler şöyle açıklar.

“İnsan var ya, rabbi ona imtihan için ikramda bulunduğunda ve onu nimetlere boğduğunda, “Rabbim bana ikram etti” der (mutlu olur).

Onu imtihan edip rızkını daralttığında ise “Rabbim beni önemsemedi” der (mutsuz olur).

Hayır hayır! Doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz.

Birbirinizi yoksulu yedirmeye teşvik etmiyorsunuz.

Mirası hak hukuk demeden yiyorsunuz.

Malı aşırı derecede seviyorsunuz. Fecr, 15-20”

Nankörlük ve hak gaspı başka ülkelerde olduğu gibi ülkemizdeki Karunlaşmış zenginlerde de had safhadadır.

Bu tiplere yoksula infakta bulunun denildiğinde “Onlara, “Allah’ın size verdiği rızıktan başkaları için de harcayın” dendiğinde, inkârcılar müminlere derler ki: “Dilese Allah’ın doyuracağı kimseleri biz mi besleyeceğiz! Doğrusu siz açık bir yanılgı içindesiniz. Yasin-47” cevabını verirler.

Esasında ayetlerde bahsedildiği gibi zenginler, Karunlaşanlar mallarındaki fakirin ve yoksulun hakkını verseler, infakta bulunsalar, mallarındaki fakirin ve sailin hakkını verseler ülkemizin insanında muhtaçlık ortadan kalkar.

Yoksulun yedirilmesi için teşvik söz konusu olsa toplumda bu kadar çürüme ve hırsızlık, arsızlık, fuhuş, ahlaksızlık olmaz.

Unutulmamalıdır ki, İslam’dan uzaklaşmanın olduğu yerde çürüme, haksızlık ve yok olmaya doğru gidiş artar.

Dünya buna hızla yuvarlanıyor.

Felah mümkün mü?

Mümkün.

İslam’a, Kur’an’a uymak ve yaşamakla mümkün.

Selam ve Sabırla… 29.01.2026

28 Ocak 2026 Çarşamba

Cihad Yoldur İnanan ve Anlayan İçin

Cihad Yoldur İnanan ve Anlayan İçin

Veysi ERKEN Dr.

Cihad bir yol ve yöntemdir İnanan ve Allah’a teslim olanlar için.

“Cihad, hayatın gayesi olarak Allah’a kulluk etmek, Allah ve resulünün koyduğu ölçülerin fert ve toplum hayatına uygulanmasına çalışmaktan İslâm’ı diğer insanlara tebliğe, İslâm ülkesini ve Müslümanları her türlü tehlike ve saldırılara karşı savunma ve bu konuda gerektiğinde savaşmaya kadar kapsamlı bir anlam taşımakta; kalp, dil, el ve silâh gibi beşerî aksiyonun ortaya konulduğu her vasıta ile yapılabilmektedir. https://islamansiklopedisi.org.tr/cihad

Merhum Arif Nihat Asya YOL isimli şiirinde cehd, cihad yolunu şu şekilde gösterir ve tavsiye eder.

“Sormadan Aslı semtini
Doldur ışıkla testini…
Yen bu güreşte kendini;
El seni yıkmadan yürü!
Bir şakadır sıcak, soğuk…
Köprü yıkık ve yol bozuk
Olsa da, ey garip çocuk,
Sen -yine- bıkmadan yürü!
Ellere örtü gömleğin…
Gölge kuşan, güneş giyin…
Kuytularında isteğin
Şimşeğin çakmadan yürü!
Ufka düşen karaltıda
Bir gibidir yapıyla dağ…

 Çevre karanlık olsa da
Lâmbanı yakmadan yürü!”

Cihad etmek yolda yürümektir. Sırat-ı müstakim’den ayrılmamaktır.

Bütün eylemlerde, fiillerde, iş ve işlemlerde Allah’ın rızasını kazanmayı gaye edinmek ve bu uğurda çabalamaktır.

Cihad yoldur, yılmamaktır.

Cihad emr-i bil maruftur.

Cihad “Ey mü’minler! İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü yasaklayan seçkin bir topluluk bulunsun. İşte onlar, doğru ve kalıcı yatırım yapıp kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. Âl-i İmrân-104”

“Ey mü’minler! Siz, insanların iyiliği için yeryüzüne çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. Çünkü siz usûlünce iyilikleri ve güzellikleri emredip yayar; kötülük ve çirkinlikleri yasaklayıp önüne geçmeye çalışırsınız. Bunu da zâten Allah’a inandığınızdan dolayı, onun bir gereği olarak yaparsınız. Ehl-i kitap da iman etseydi, elbette kendileri için hayırlı olurdu. Gerçi içlerinde inananlar da var, fakat onların çoğu dinden çıkmış fâsıklardır. Âl-i İmrân-110”

“Onlar Allah’a ve âhiret gününe inanır, iyiliği teşvik edip kötülükten sakındırır ve hayır işlerde birbirleriyle yarışırlar. İşte bunlar, sâlih kullardandır. Âl-i İmrân-114” ayetlerinin gereğini ifa etmektir, ifa etmenin yoludur.

Selam ve Sabırla… 28.01.2026

Gazze’de Ateşkes mi dediniz?

Gazze’de Ateşkes mi dediniz?

Veysi ERKEN Dr.

Gazze’de ateşkes(!) ilan edildi.

Ateşkes ilan edildi mi?

Asla.

Çünkü Siyonistler Asla Barış İstemez.

Asla barış, sulh ve huzur için adım atmazlar. Siyonistler “ateşkes”i ancak zaman kazanmak için kabul eder görünürler ve saldırılarına, vahşetlerine, katliamlarına devam ederler.

Gazze’ye konteynerlerın girişinin engellenmesi, her gün bombardımanlarla çocukların, bebeklerin, ihtiyarların ve topyekûn insanların şehid edilmesi, Gazze’lileri açlığa, susuzluğa ve soğuğa mahkûm edilmesi ateşkesten, barıştan, insanlıktan nasiplerini almadıklarını göstermeye yeterlidir.

Onun için Siyonistlere her yerde, her zeminde ve her araçla anladıkları dilden cevap vermek gerekir, farzdır, şarttır.

Evet.

Siyonist katiller asla barıştan, ateşkesten, huzurdan yana asla tavır sergilemezler. Zira Siyonistler ve bilumum işbirlikçileri, uşakları “insan” değildirler ve olmaya niyetleri yoktur. Moşe Dayan; “İsrail bir kuduz köpek gibi olmalıdır. Ona kim saldırmaya kalkarsa hemen anında cevabını almalıdır. Kimse ona saldırmaya, ona dokunmaya cesaret edememelidir…” sözleriyle bu gerçeği ilan etmiştir.

Dolayısıyla her teklifleri, ateşkesleri katliamı meşrulaştırmak, yeni katliamları devam ettirmek için zaman kazandırmak içindir.

Geçmişe girmeye gerek yok.

Siyonist katillerin asla barış istemedikleri, istemeyeceklerini dünya ve bütün iyi insanlar bilmek mecburiyetindedir.“Siyonizm, bildiğimiz gibi, gerçekten de Filistin’i sömürgeleştirmektedir. Fakat onun kolları çok daha uzundur. Dünya genelinde birkaç ateşli lobi tarafından desteklenen yerel bir hareket değildir. Ama, Yahudi getto kavramını şekillendirip sonra yeniden şekillendirme, seçilmişlik diyalektiğini biçimlendirip sonra tekrar biçimlendirme, henüz çoğu Yahudi’nin dâhil olmadığı tecrit ve açıklık arasında ortaya çıkan gerginliği dengeleme kapasitesine sahip küresel bir matrixtir. Siyonizm, başı olmayan küresel bir ağdır; o bir ruhtur, maalesef, yok edilemeyen bir ruhtur. Bütün bunlara rağmen, onun ipliğini pazara dökmek gerekmektedir. S.110” Gılad Atzmon, Mana yayınları, 2. Baskı, İstanbul-2014

Evet.

Bir Yahudi ve eski bir Siyonist, Siyonizmi bu şekilde tanımlıyor ve iflah olmayacağını, katliam ve soykırımdan vazgeçmeyeceklerini, ateşkesi bir zaman kazanma olarak gördüklerini izah ediyor.

Hâsılı kelam.

Ateşkes(!) tiyatrosunun piyonu olmak ve siyonizmin soykırımına sessiz kalmak ona ortak olmaktır.

Artık vicdanlı olan şunu bilmek ve ona göre tedbir almakla mükelleftir.

Siyonistler asla barış istemez.

Asla katliam, soykırım, işgal anlayışından vazgeçmez.

Onlara anladıkları ve anlayacakları dilden cevap vermek farzdır.

Geciktirilen cevap Müslüman’ım diyenlerin cehennem yolunu kısaltmaktadır.

Umulur ki yetkililer, sorumlular ve ahlaklılar makam ve mevkilerinin gereğini yerine getirir başta ABD, İngiltere ve bütün Siyonistlerin ipliğini pazara çıkarır, başta Gazze/ Filistin olmak üzere dünyanın huzuruna katkı sağlar.

Selam ve Sabırla… 28.01.2026

 

LÂ İlahe İlla ALLAH

LÂ İlahe İlla ALLAH

Veysi ERKEN Dr.

Sadece ülkemiz değil ve bedenlerimiz değil zihin, tefekkür ve duygu dünyamız işgal edildi.

En büyük kırım ve soykırım zihinlerimizde gerçekleştirildi.

Bilhassa sosyal bilimler denilen alanlarda artık batı/batılın dayattıklarıyla düşünüyor ve yaşıyoruz.

İslamî dediklerimizin nereyse tamamı yabancı zemin üzerinde inşa ediliyor.

Bunun için İSLAMİ HAREKET denilen oluşumların tamamına yakını tepkisel olmaktadır.

Orijinal teklifleri, Kur’an ve Sünnet merkezli teklifleri yoktur.

Mesela bilgi edinme ve beceri geliştirme hakkı hiçbir surette kısıtlanmamalı, engellenmemeli, uygulama ayette belirtilen “hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” hükmüne aykırıdır denildiğinde en büyük tepkiyi İslam dairesinde olduğunu savunanlardan görüyoruz.

Hukukta kısas” olmalı denildiğinde hemen feveranlara başlanır.

İçtimai/sosyal hayatımız ve çevre Kur’an ve sünnet’e uygun olmalı denildiğinde hemen kadın, çocuk, ihtiyar, serbest yaşama ve özgürlükler gündeme taşınır. Meşru olmayan birliktelikleri “aşk” diye yutturulur.

Faiz ve bütün haramlar ticarette normalleştirilir.

Kısaca zihnimiz soykırıma uğradığı için gayrı İslami olan her şeyi İslam diye anlamaya başladık.

Çıkış yolu ve yöntemi var mıdır?

Elbette vardır.

“Yiğit düştüğü yerde kalkar” diye bir söz vardır.

Onun için öncelikle “zihni”mizi arındırmaya, temizlemeye çalışmaya başlamalıyız.

Öncelikle LÂ ilahe İlla’l-ah demeliyiz.

Allah’tan başka ilah yoktur.

Hüküm koyucu sadece Allah’a aittir.

Bizler ancak Allah’ın hükümleri ve Hz. Muhammed Mustafa’nın uygulamaları zemininde teklifte bulunabiliriz dediğimizde tekliflerimiz ve yaşayışımız anlamlı ve İslami olur.

Bizler “hayat” ve hakikat” arasındaki bağı kurmayı teklif edebilmeliyiz.

“De ki: “Şüphesiz rabbim beni doğru yola, sapasağlam bir dine, Allah’ı bir bilen İbrâhim’in dinine iletti.” O, ortak koşanlardan değildi. De ki: “Benim namazım, (her türlü) ibadetim, hayatım ve ölümüm, hepsi âlemlerin rabbi olan Allah içindir. O’nun ortağı yoktur. Bana sadece bu emrolundu ve ben (hak dine) teslim olanların ilkiyim.”

De ki: “Allah her şeyin rabbi iken ben O’ndan başka bir rab mi arayacağım?” Herkesin yaptığının sonucu kendisine aittir. Hiçbir suçlu başkasının suçunu yüklenmez. Sonunda dönüşünüz rabbinizedir ve O, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz gerçeği size haber verecektir. Sizi yeryüzünün halifeleri kılan, size verdiği şeylerde sizi denemek için kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan O’dur. Şüphesiz rabbinin cezası çok çabuktur; yine O’nun bağışlaması ve rahmeti boldur. En’am, 161-165

Ayetlerinde belirtildiği gibi her şeyimiz Allah içindir ve bu hakikat çerçevesinde hayatımızı ve her şeyi teklif etmeliyiz ki kurtuluşa erebilelim.

Hâsılı kelam bozuk zemin ve zihinlerle sağlıklı çözüm yöntemleri teklif edilemez.

Tekliflerimiz LÂ İlahe İlla ALLAH diyebildiğimiz ve okumalarımızı Yaratan rabbinin adıyla oku! O, insanı alaktan yaratmıştır. Oku! Kalemle (yazmayı) öğreten, (böylece) insana bilmediğini bildiren rabbin sonsuz kerem sahibidir. Alak, 1-5” ayeti mucibince olursa tepkisel olmaktan çıkar ve hakikat ışığında hayatı şekillendirir.

Selam ve Sabırla… 28.01.2026


27 Ocak 2026 Salı

Cihad ve Savaş Farklıdır

Cihad ve Savaş Farklıdır

Veysi ERKEN Dr.

“Cihad” ve kital” kavramları birbirinden farklıdır.

Her Müslüman’ın gücü nispetinde cihad etmesi gerekir. “Allah hiçbir kimseyi, gücünün yetmediği bir şeyle yükümlü kılmaz; lehinde olanı da kendi kazandığıdır, aleyhinde olanı da kendi kazandığıdır. Rabbimiz! Unutur veya yanılırsak bizi cezalandırma! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme! Üstesinden gelemeyeceğimiz şeyleri boynumuza borç kılma! Bizi bağışla, ayıplarımızı ört ve bize rahmetinle muamele buyur! Sen bizim sahibimiz ve yardımcımızsın; artık inkârcı topluluğa karşı bize yardım et! Bakara-286”

Cihad Allah’ın dinini, kanunlarını yeryüzünde hâkim kılmak için her türlü çabayı, gayreti ifade eder ve her Müslüman’ın bir şeye gücü yeter, cihad etmesi gerekir. Misal, savaşa katılamayacak durumda olanların da (sakat, âmâ vs) cehdi, gayreti söz konusudur. Malı, mülkü, parası ve kavli duası ile cihadı söz konusudur. Hayırlı ticaretidir.

Ey iman edenler! Sizi, elem verici azaptan kurtaracak bir ticareti size göstereyim mi? Allah’a ve resulüne iman edersiniz, Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad edersiniz. Bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Saff, 10-11.

Bir de “Kital/savaş” kavramı vardır.

İslam, kitali asli gaye olarak görmez. Kital ile kimseye İslam’ı kabul ettirme gayesinde değildir.

“Size karşı savaşanlarla siz de Allah yolunda savaşın, fakat aşırılığa sapmayın; Allah aşırılığa sapanları sevmez. Onları yakaladığınız yerde öldürün; sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın.

Fitne öldürmekten daha kötüdür. Mescid-i Harâm civarında onlar sizinle savaşmadıkça siz de orada onlarla savaşmayın. Şayet sizinle savaşmaya kalkışırlarsa o zaman onları öldürün. İşte kâfirlerin cezası böyledir!  

Eğer onlar vazgeçerlerse, artık Allah bağışlayıcıdır, merhametlidir.

Fitne ortadan kalkıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın; fakat vazgeçerlerse, artık zalimlerden başkasına saldırmak yoktur. Bakara, 190-193

Özellikle “kital” düşmanın saldırması, saldırmaya çalışması ve “fitne”, bozgunculuk çıkarmaya çabalaması ile ilintilidir.

Müslüman “cehd/cihad” eder, “kital”e mecbur bırakılmadıkça kimseye saldırmaz. Kimseyi “İslam”ı zorla benimsetmeye çalışmaz.

Müslüman bilir ve inanır ki, İMAN bir gönül ve duygu işidir. Zorbalıkla gerçek iman olmaz. De ki: “Ey inkârcılar!/ kâfirler. Ben sizin tapmakta olduğunuz şeylere tapmam. Siz de benim taptığıma tapıyor değilsiniz. Ben sizin taptıklarınıza tapacak değilim. Siz de benim taptığıma tapıyor değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim banadır. Kâfirûn, 1-6”

Ve

Dinde zorlama yoktur. Doğru eğriden açıkça ayrılmıştır. Artık kim sahte tanrıları reddeder de Allah’a inanırsa kopmayan sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah her şeyi işitir ve bilir. Bakara-256” ayetleri bunu açıklamaktadır.

Hâsılı kelam.

Müslüman Allah’ın kanunlarını yeryüzüne hâkim kılmak için CEHD ve cihad etmekle mükelleftir. Kital/savaş ise Allah’ın düşmanlarının fitneye sebep olmaları ve Müslümanları yurtlarından çıkarmaları, çıkarmaya teşebbüs etmeleri sebebiyle başvurulan bir yöntemdir.

Selam ve Sabırla…27.01.2026