9 Ocak 2026 Cuma

İnfak Edenin Serveti Azalmaz Bilakis Artar

İnfak Edenin Serveti Azalmaz Bilakis Artar

Veysi ERKEN Dr.

İnsanoğlu imtihan dünyasındadır.

Pek çok şeyle imtihan edilir.

“Yoksa sizden öncekilerin çektikleriyle karşılaşmadan cennete girebileceğinizi mi sandınız? Onlar öylesine yoksulluk ve sıkıntı çekmişler, öyle sarsılmışlardı ki peygamber ve yanındakiler, “Allah’ın yardımı ne zaman gelecek?” demeye başladılar. Bilesiniz ki Allah’ın yardımı yakındır. Bakara-214” beyan edilir.

Bilhassa insanın mal ile imtihanı kaybetmesi daha kolaydır. Hani “mal canın yongasıdır” derler ya.

İnsanın mal ile imtihanı şu şekilde tasvir edilir.“İnsan var ya, rabbi ona imtihan için ikramda bulunduğunda ve onu nimetlere boğduğunda, “Rabbim bana ikram etti” der (mutlu olur).  

Onu imtihan edip rızkını daralttığında ise “Rabbim beni önemsemedi” der (mutsuz olur).

Hayır hayır! Doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz.  

Birbirinizi yoksulu yedirmeye teşvik etmiyorsunuz.

Mirası hak hukuk demeden yiyorsunuz.

Malı aşırı derecede seviyorsunuz. Fecr, 15-20”

Peki, bizi Allah’a yaklaştıracak olan nedir?

Bizi Allah’a yaklaştıracak olan elbette ki, İnfaktır. İnfak malımızı servetimizi azaltmadığı gibi çoğalmasına vesiledir.

“Sizi bize yaklaştıracak olan, ne servetiniz ne evlâtlarınızdır. Ama iman edip dünya ve âhirete yararlı iş yapanlar başka, yaptıklarına karşılık onlara kat kat fazlası mükâfat vardır ve onlar köşklerde huzur ve güven içinde yaşayacaklar. Âyetlerimizi etkisiz kılmak için çaba gösterenler ise azap içinde bırakılacaklardır. De ki: “Rabbim kullarından dilediğine rızkı bol verir, dilediğine de kısar. Başkaları için ne harcarsanız Allah onun yerine yenisini verir. O rızık verenlerin en hayırlısıdır. Sebe-37-39”

İnfak güzel bir şekilde yapılmalıdır ki, anlamını ve yerini bulsun.

“Mallarınızı Allah yolunda harcayın (infak edin) ve kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın. Bir de iyilik edin ve yaptığınızı güzel yapın. Doğrusu Allah iyilik eden ve işini güzel yapanları sever. Bakara-195”

“Ey iman edenler! İçinde hiçbir alışverişin, dostluğun ve şefaatin geçerli olmayacağı bir gün gelmeden önce size verdiğimiz rızıklardan Allah yolunda harcayın (infak edin). Kâfirlere gelince, onlar zâlimlerin ta kendileridir. Bakara-254”

Neler infak edilir?

Bu sorunun cevabı da açıktır.

“Rasûlüm! Sana, Allah yolunda ne harcayacaklarını (infak edeceklerini) soruyorlar. De ki: “Sevap kazanmak için harcayacağınız şeyleri öncelikle ananıza, babanıza, akrabanıza, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara verin. ”İyilik olarak her ne yaparsanız, Allah onu mutlaka bilir. Bakara-215”

“sana Allah yolunda neyi harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “İhtiyaç fazlası olup kolayınıza geleni verin. Bakara-219”

Unutmayalım ve ertelemeyelim.

Şimdi ve her zaman infak vaktidir.

İnfak edelim ki, malımız, servetimiz çoğalsın ve daha fazla infak nasip olsun.

Selam ve Sabırla…09.01.2026

İyilik İsteyenler ve Müfsidler

İyilik İsteyenler ve Müfsidler

Veysi ERKEN Dr.

Toplum içinde olanların bir kısmı iyilik, ihsan, rahmetin yayılması için çabalarken bir kısmı ise fesad peşinde koşar. Fesad için çalışanlar güzel sözlerle insanları aldatmaya ve dua ederken sadece bu dünya için dua ederler. Ayetlerde; “İnsanlardan öylesi vardır ki dünya hayatı konusundaki sözleri senin hoşuna gider; o, hasımların en yamanı olduğu halde kalbinde olana Allah’ı şahit de tutar.

Hâkimiyeti ele aldığında ise ülkede bozgunculuk (fesad) çıkarıp ürünleri ve nesilleri yok etmeye çalışır. Allah bozgunculuğu sevmez. Ona, “Allah’tan kork!” dense gururu kendisini günaha sürükler. Ona cehennem yeter! Orası ne kötü bir yataktır!  İnsanlardan öylesi de vardır ki, kendisini Allah’ın hoşnutluğunu kazanmaya adamıştır. Allah, kullarına çok şefkatlidir. Bakara, 204-207 ve “Ama insanlardan öyleleri vardır ki, “Ey rabbimiz! Bize bu dünyada ver” diye dua ederler. Böyle bir kimsenin âhiretten hiç nasibi yoktur.  İnsanlardan öyleleri de vardır ki, “Ey rabbimiz! Bize bu dünyada da iyilik ver, öteki dünyada da iyilik ver; bizi cehennem azabından koru” derler. İşte kazandıklarından bir payı olanlar bunlardır. Allah, hesabı çok çabuk görür! Bakara, 200-202

Müfsid “İnsanların işledikleri kötülükler yüzünden karada ve denizde karışıklık (fesad) ortaya çıktı, düzen bozuldu. Böylece Allah, belki doğru yola dönerler diye, yaptıklarından bir kısmının kötü sonuçlarını onlara tattırıyor. Rum-41”

Müfsidler iyilikleri ortadan kaldırmak ve milletimizi İslam’dan koparmak, Müslümanları yok etmek ve vahyi (Kur’an ve uygulanışı olan Sünnet) tahrip etmek, ekonomik varlığımızı tüketmek, teknolojik ve savunma sanayimizi yok etmek için içimize, iç cephe hainleri eylemlere sürülmüştür.

Kur’an-ı Kerimin ifadesiyle münafık, müfsit, facir seciyelidirler.

Artık verdikleri zararı da gizlemiyorlar.

İngiliz mandası olmaya yönelik çalışmalarını, at olma heveslerini gizlemiyorlar.

İnsana huzur veren ve iyi olan her şeyi tahrip etmeye çalışırlar, salgıladıklarıyla toplumları uyuştururlar, zehirlerler ve granit gibi sağlam zannettiklerimizi bile kemirirler/kemirebilirler.

İç cephedeki ihanet şebekesi, müfsidler, münafıklar fareler gibi en küçük yerlere sızabilir, şekle şemaile girebilir özelliktedir.

Ahlaki olmayan her şeyi salgılayarak toplumu uyuştururlar. İyilikleri ortadan kaldırırlar.

Müslüman ve ahlaklı olanlar bunları kendilerinden zanneder, tedbir almaz ve zehirlenir, kemirilir, bazen de yok olur.

Her yere ve her kılıkla sızarlar. Siyonist haçlı zihniyetinin elemanları, uşağı ve itleridirler.

Kimler yok ki ihanet cephesine katılan müfsidler?

Her meslekten, meşrepten, mezhepten kemirgen fare kılıklı münafık, müfsit, facirler var.

Parti başkanı

Gazeteci

Akademisyen

Bürokrat

Sanatçı

Milletvekili

Sanayici

Tüccar

Dini görünümlü tarikat erbabı, cemaat lideri

Sporcu kılıklı “kemirgen fareler” var.

Fare kılıklı münafıklar, fasıklar, müfsitler, facirlerlerin hepsi tek merkezden teşkilatlandırılıyor ve memleket sathına salınıyor, öğrencileri kışkırtıyor, yerli olabilecek her şeyi boykot etmeye çalışıyor, Siyonist haçlı zihniyetine uşaklı ediyor.

Gayeleri ve hedefleri açıktır.

Hedefleri İslam ve mazlum coğrafyaların Kalbi ve Beynini uyuşturarak kemirmek, dumura uğratmaktır. Kalp ve beyin olan Türkiye’yi yok etmektir.

Bütün coğrafyaları ve insanları yok etmektir.

İyilik peşinde olanlar Müfsidleri teşhis edip celb edici sözlerinden uzak durmalı ve onları tasfiye etmelidir ki, ülkemiz huzura kavuşsun, dünyada İ’layı Kelimetullah için nizâm-ı âlem kurulsun.

Selam ve Sabırla… 09.01.2026

Uluslararası Hukuk Yok GUGUK var

Uluslararası Hukuk Yok GUGUK var

Veysi ERKEN Dr.

Guguk kuşunu bilir misiniz?

Uluslar arası hukuk denilen yapı GUGUK kuşu gibidir.

Guguk kuşu parazit, kuluçka parazitidir.

Guguk kuşu kuluçka paraziti olup yumurtalarını farklı kuş türlerinin yuvasına yerleştirerek, yavrularının yuva sahibi kuş yavrularını yuvalarından, barınaklarından atılmasını sağlar.

Tıpkı GUGUK kuşu misali olan haydut, korsan Siyonist haçlı yapıları milletleri, toplulukları, insanları yerlerinden, yurtlarından, evlerinden uzaklaştırmaya, maddi ve manevi imkânlarına çökmeye, yaşayışlarını tahrip etmeye ve soykırıma uğratmaya çalışırlar, çalışıyorlar.

Bunu da“uluslararası hukuk” yaftası altında gerçekleştiriyorlar.

Gazze’de, Filistin’de, Kudüs’te, Batı Şeria’da, Doğu Türkistan’da, Venezuela’da ve daha pek çok yerde senaryo aynı şekilde oynanıyor.

Toplumlar hep “uluslararası hukuk” ve “uluslararası toplum” laflarıyla aldatılıyor, ülkeler işgal ediliyor, soykırıma uğratılıyor, başkanları kaçırılıyor, uyutuluyor ve yok ediliyor.

Tabii ki, GUGUK misali bu aldatmalarla işlenen soykırımlar ve sömürmeler yeni değildir. Haçlı seferlerinin başlangıcından beri vardır ve günümüzde de devam ettirilmektedir.

Bir(LEŞ)miş (M)illetler teşkilatının kuruluşundan beri daha sistemli bir şekilde devam ettirilmektedir.

Uluslar arası hukuk denilen kanunlar, ilkeler, kurallar zorbaların dayattığı GUGUK yumurtalarından başka bir şey değildir.

İhtilaflarda, ticarette, sanayide, kısaca her alanda cari olan ve cari kılınmak istenen kurallar zorbaların hukukudur, GUGUKLARIN yumurtalarıdır.

Falan ülke ile ticaret yapamazsınız, madenlerini işletemezsiniz, devletleri tanıyamazsınız tek başıma red ederim, katliamlar, soykırımlar, vahşetler, işgaller sürsün anlayışı ve kuralları dayatmanın, zorbalığın en belirgin kurallarıdır.

Dünya beşten büyüktür ifadesi bunun açığa vurumudur.

Evet.

Birmiş illetler.

Uluslararası hukuku oluşturan kurallar, kaideler ve düzenlemeler, dünyada nizamı sağlayacak ilkeler hâkim değildir. GUGUK yavrularıdır ve milletleri yok etme araçlarıdır.

Ahlaka, insaniyetin özelliklere, adalete, tevhide dayanmayan kurallar uluslar arası hukuk diye yutturulmuş ve yutturulmaya devam ediliyor.

Maalesef Birleşmiş Milletler yerine Bir(LEŞ)miş  (M)illetler oluşturulmuştur.

Ve bu yolla dünyada zulümler, soykırımlar ve işgaller devam ettiriliyor

Bu leş Küresel siyonist haçlı zihniyeti tarafından oluşturulmuştur. Milletleri sömürme, katliamlara, soykırımlara, vahşete, şiddete, işgale zemin hazırlama aracıdır.

Ve her zaman tepkisizlik ve soykırım aracı olarak kullanılmaya devam ediliyor.

Dünyanın muhtelif bölgelerinde, Gazze’de, Filistin’de, Doğu Türkistan’da, Arakan’da, Afrika’da devam eden katliam ve soykırım karşısındaki tutumun asıl müsebbibi bu leş yapıdır. GUGUK yapıdır.

Kuruluşundan beri dünyada olan ve biten bütün katliamları inceleyiniz altından LEŞ ve GUGUK yumurtası olan teşkilat ortaya çıkar.

Maalesef bu haydut ve GUGUK yapının sahipleri, Siyonist haçlı zihniyetinin ana merkezleri olan Amerika, İngiltere, İsrail ve bütün batı/batıl ülkeleridir.

Bütün mazlum ve mağdur coğrafyaların özgür olabilmesi için dünyanın bu yapılanmadan, GUGUKTAN kurtulması gerekir.

Bunun için yapılması gereken şey Bir LEŞ miş m İLLETLER denilen GUGUK yapıyı “topyekûn boykot” ve terk etmektir.

Hem ticari anlamda hem de aldıkları kararları tanımamakla “topyekûn boykot”. Başlangıcı GAZZE’ YE ve Venezuela’ya müdahil olup soykırımı durdurmak olabilir ve olmalıdır.

Ticari anlamda da onlarla/ GUGUKLARLA bütün ticari faaliyetleri durdurmaktır.

Hâsılı kelam.

Bilinmelidir ki, “uluslararası hukuk” ve “uluslararası toplum” kavramları milletleri sömürmek ve soykırımları çoğaltmak için GUGUKLAR tarafından uydurulmuş kavramlardır.

Kurtuluş GUGUKLARI RED ile başlar.

Guguk olan Bir(LEŞ)miş (M)illetler’in topyekûn reddi ile başlar.

GUGUK illetinden kurtulma zamanıdır.

Selam ve Sabırla… 09.01.2026

8 Ocak 2026 Perşembe

Bu Suskunluk Ölümcüldür

Bu Suskunluk Ölümcüldür

Veysi ERKEN Dr.

Siyonist haçlı zihniyetinin piyonu Trump ve kışlası İsrail dünyayı yakıyor, adam kaçırıyor, korsanlıkla gemilere ve ülkelere el koyuyor.

Ve dünya susuyor, seyrediyor, müdahale etmiyor, vahşeti, soykırımı, işgali durdurmaya çalışmıyor.

Bilinmelidir ki BU SUSKUNLUK ÖLÜMCÜLDÜR ve dünyanın vahşice katledilmesidir.

“Başta Gazze, Filistin, Doğu Türkistan olmak üzere devam eden katliam, soykırım, vahşet Venezuela’ya sıçramıştır ve “soykırım dini”nin müntesipleri tarafından icra edilmekte olan  vahşeti dünya susarak seyretmektedir.

Susmak “soykırım dini”nin mensuplarına yardım etme, katliamına iştirak etme ve sıranın kendilerine gelmesini beklemedir.

Gazze’deki katliam, soygun, talan Lübnan’a, Suriye’ye, Mısır’a, Sudan’a sıçratılmış şimdi başka bölgelere yaygınlaştırılıyor.

Meseleye Türkiye açısından baktığımızda Asıl hedefin Türkiye olduğunu görüyoruz.

Türkiye öncülüğünde dünya el birliği ile Siyonist katillerin vahşetini durdurmak ve siyonizmi tasfiye etmek mecburiyetindedir.

Aksi takdirde SUSKUNLUK ölümü ve yok oluşu beraberinde getirecektir.

Geçmişte “özellikle heyecanlı ve ülküsü olan gençlerin dilinde “Susma Sustukça Sıra Sana Gelecek” ifadesi yankılanıyordu ve doğruydu.

Bugün de aynı nidalar yankılanmalı ve Siyonist haçlı katillerini durdurmalıdır.

Evet,

Haksızlık, zulüm, vahşet, cinayet, soykırım susulmamalıdır.

Susmak sıranın kendisine gelmesini beklemeyi, katliamcılara ortak olmayı ifade eder.

Hz. Muhammed Mustafa’nın sav “Haksızlık karşısında susan dil, şeytandır”, Hz. Ali r.a. “Haksızlık karşısında susanlar hem haklını hem de şerefini kaybeder” tembihatında bulunmuştu.

Evet, işlenen vahşet ve adam kaçırma karşısında sessiz kalanlar sıranın kendilerine geleceğini bilmeliler. Lübnan, Suriye, İran, Libya, Somali, Sudan ve ekonomik olarak Türkiye’ye yöneltilen saldırılar bunun göstergeleridir.

Unutulmamalıdır ki “soykırım dini”ni oluşturan Siyonist haçlı zihniyeti vahşetten, katliamdan, ahlaksızlıktan, soysuzluktan asla vazgeçmez.

Onun için diyorum ki, şimdi susmak, hatta konuşmak zamanı değil harekete geçme zamanıdır.

Maduru’ya, Venezuela’ya, Somali’ye, Sudan’a sahip çıkma zamanıdır.

Evet, sessiz kalmamak, susmamak ve harekete geçmek farzdır.

Sessizlik ve suskunluk soykırımcıların, “soykırım dini”ni oluşturan Siyonist haçlıların suçuna iştirak olmaktır. “Sırayı beklemektir”

Aylar önce İbrahim Karagül bu susmanın sonucunun ölümcül olacağını şöyle ifade etmişti.

SAVAŞ TÜRKİYE SINIRINA GELİYOR!

İsrail bugün hem Lübnan’ı hem Suriye’yi bombalıyor. Şuan Tartus’a hava saldırıları yapılıyor. Suriye’deki bu saldırıların devamında PKK’yı nasıl Türkiye’ye karşı harekete geçireceklerini çok yakında Güney sınırlarımızda göreceğiz. Savaş yayılır mı dönemi çoktan geçti. Savaş Gazze’den Türkiye sınırına geliyor! Savaş Gazze’ye, Lübnan’a, Suriye’ye, Yemen’e, Irak’a zaten yayıldı. Kısa zaman içinde Mısır’a (Sina), Türkiye’ye uzanacak. Ortada bir savaş yok! Bu bir savaş değil. ABD silahlarıyla donanmış bir ülke, coğrafyanın tamamını imha etmek için yola çıktı. Ve kimse ses çıkarmıyor. Kimse hareket geçmiyor. Kimse engel olmuyor. Kimse caydırıcı bir duruş sergilemiyor. Bu suskunluk, bu hareketsizlik ölümcül olacaktır.” https://x.com/ibrahimkaragul/status/1838682401893159413

Evet.

Eklenecek ve yazılacak bir şey yok. Susmamak ve harekete geçmek Müslüman ve insan olan yöneticiler için farz-ı ayındır.

Yoksa “Bu suskunluk, bu hareketsizlik ölümcül olacaktır.”

Selam ve Sabırla… 08.01.2026

Sadakalarını Boşa Harcayanlar

Sadakalarını Boşa Harcayanlar

Veysi ERKEN Dr.

Sadık, sadaka, sadakat, tasadduk kelimeleri aynı kökten ve birbiriyle ilişkili kavramlardır.

“Sözlükte “(haber) gerçek olmak; gerçeğe uygun haber vermek; doğru söylemek; samimi olmak; sözünde durmak” gibi anlamlara gelen sıdk kökünden türeyen sadaka kelimesi (çoğulu sadakāt), Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için ihtiyaç sahiplerine yapılan gönüllü veya dinen zorunlu maddî yardımları, bu çerçevede verilen para ve eşyayı ifade eder.” https://islamansiklopedisi.org.tr/sadaka

Sadaka genel anlamda Allah için, Allah yolunda yapılan mali ve maddi yardımları ifade etmekle birlikte söz ve davranışı da kapsar.

Verecek maddi bir şeyi olmayanın sarf ettiği güzel bir söz veya sergilediği hayırlı bir davranış da SADAKA hükmündedir. “Her iyilik/güzel iş bir sadakadır.” (B6021 Buhârî, Edeb, 33)

“Yarım hurma (sadaka) ile bile olsa cehennemden korunun. Eğer bunu da bulamazsanız güzel bir sözle (korunun).” (M2350 Müslim, Zekât, 68)

https://hadislerleislam.diyanet.gov.tr/sayfa.php?CILT=2&SAYFA=485

Yeter ki söz, fiil ve mali yardımlarımız Allah’ın rızasını kazanmak için olsun.

Ayetlerde Mallarını Allah yolunda harcayanların örneği, her başağında yüz tanenin bulunduğu yedi adet başak çıkaran bir tohum tanesi gibidir. Allah dilediğine katlayarak verir, Allah (zât ve sıfatlarında) sınırsızdır, her şeyi bilmektedir. Mallarını Allah yolunda harcayan, sonra da harcadıklarının arkasından başa kakıp incitmeyenler için rablerinin katında özel karşılık vardır. Artık onlar için korku yoktur, onlar üzüntü de çekmeyeceklerdir.  İyi sayılan bir söz ve bir bağışlama, arkasından eziyet gelen bir sadakadan daha iyidir. Allah zengindir, halîmdir.  Ey iman edenler! Allah’a ve âhiret gününe inanmadığı halde malını insanlara gösteriş yapmak için harcayan kimse gibi sadakalarınızı başa kakmak ve incitmek suretiyle boşa çıkarmayın. O kimsenin misali, üzerinde toprak bulunan düzgün ve yalçın bir kayadır; kayanın üzerine şiddetli bir yağmur yağmış, onu çıplak halde bırakmıştır. Bu gibilerin kazandıkları hiçbir şeyden istifadeleri olmaz ve Allah, inkârcı topluluğa hidayet vermez. Bakara, 261-264

Ayetlerden anlaşılacağı üzere insanların bir kısmı sadaka diye yaptığı yardımları başa kakarak boşa çıkarabiliyor.

Yaptıkları gösterişten başka bir şey olmuyor.

Özellikle yapılan yardımları teşhir etmek için fotoğraflamak, videolara çekip teşhir etmek sadakanın boşa çıkarılması sonucunu ortaya çıkarır.

Sadakaların açıktan verilebileceği beyan edilmekle birlikte gizli verilmesinin daha hayırlı olacağı ifade edilmektedir. Ayette “Sadakaları açık olarak verirseniz bu ne güzel! Şayet onu yoksullara verirken gizlerseniz bu sizin için daha da hayırlıdır ve sizin bir kısım günahlarınıza kefâret olur. Allah yaptıklarınızdan haberdardır. Bakara-271

Ayet şu şekilde yorumlanmaktadır. “İhtiyaç sahiplerine yapılan yardımın, verilen sadaka ve zekâtın açık olarak yapılması câiz olmakla beraber (bu âyetten başka 274. âyet de cevazı teyit etmektedir) hem bu âyette hem de sahih hadislerde gizli olmasının daha iyi, hayırlı ve ecirli olduğu bildirilmiştir. Nitekim hadiste Resûlullah şöyle buyurmuştur: “Yedi insan vardır ki Allah onları, kendine mahsus olandan başka hiçbir gölgenin bulunmadığı günde bu gölgesinde barındırır: Âdil yönetici, Allah’a kulluk ederek yetişen genç, gönlü mescidlere takılmış bulunan kimse, Allah için birbirini seven ve bu sevgi içinde birleşip ayrılan iki kişi, kendisini birlikte olmaya çağıran soylu soplu ve güzel bir kadına, ‘Ben Allah’tan korkarım!’ cevabını verebilen kimse; bir sadaka verip de onu, sol elinin verdiğini sağ eli bilmeyecek şekilde gizleyen kişi ve tek başına iken Allah’ı anıp gözleri yaşaran kimse” (Buhârî, “Hudûd”, 19; Müslim, “Zekât”, 91). https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Bakara-suresi/278/271-ayet-tefsiri

Kamil bir imana sahip olanlar sadakalarını boşa çıkarmamaya çalışanlardır.

Selam ve Sabırla… 08.01.2026

7 Ocak 2026 Çarşamba

Ayrıştır, Çatıştır, Köleleştir

Ayrıştır, Çatıştır, Köleleştir

Veysi ERKEN Dr.

Siyonist haçlı zihniyeti biliyor ve inanıyor “tevhidi”, birliği esas alan ve uygulayan milletleri köleleştirmek zordur.

Bunun için milletlerin arasında tefrikayı, ayrıştırmayı arttırmaya ve bu şekilde onları köleleştirmeye çalışır.

Haçlı seferlerinin ilkinden itibaren tarihin seyrini incelediğimizde Türkistan’da, Afrika’da, Selçuklu ve Osmanlı coğrafyalarında aynı senaryonun sahnelendiğini görüyoruz.

Gazze, Filistin, Venezuela, Ukrayna topraklarında işlenmekte olan cinayetler, katliamlar, soykırımlar, işgaller, sömürüler bunun göstergeleridir.

Siyonist haçlı zihniyeti “farklı aidiyet”ler, gelirler, renkler, kavmiyetler, cemaatler, vs. üzerinde toplumları ayrıştırır, kışkırtır ve ülkeleri dağıtır.

Siyonistlerin aparatı, uşağı ve kölesi olanlar akademisyen, parti başkanı, gazeteci, tüccar, sanayici, sanatçı vs kisvesiyle insanları kışkırtmaya, bölmeye ve parçalamaya vesile edilir.

Milletimiz ve bütün iyi insanlar bu habis ruhluları, yılanları, çıyanları, Siyonistlerin uşaklığını yapanları bilmek ve onları tecrit etmek mecburiyetindedir ki dünyada huzur ve sükûn olsun.

Aksi takdirde milletlerin arasında tefrika mikrobu yayılır ve milletlerin birliği ve huzuru biter. Merhum Mehmet Akif;

“Girmeden tefrika bir millete düşman giremez.

 Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez” gerçeğini yıllar önce dile getirmişti. Ayette; Hep birlikte Allah'ın ipine (kitabına, dinine) sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de, O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O'nun (bu) nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki, doğru yola eresiniz. Âl-i İmrân-103” belirtilir.

Demek ki, Allah “tevhid”i emrediyor, “tefrika”yı zemmediyor.

Parçalamayı, ayrıştırmayı, işgal etmeyi, köleleştirmeyi hedefleyen Siyonist haçlı zihniyetlilere ve uşaklarına karşı uyanık olmak ve kılıçlarımızı parlak tutmak mecburiyetindeyiz.

Tapınak şövalyelerinin ve uzantılarının ayrıştırıcı politikalarını tespit edilip hayatımızdan çıkarabildiğimiz an kurtuluşun adımı atılmış olur.

O kadar uzağa gitmeye gerek olmasa gerektir. Bugün Venezuela, Afganistan, Türkistan, Sudan, Libya, Cezayir, Suriye, Türkiye vs. ülkelerde ve şehirlerimizde sahnelenen oyun aynıdır.

Kısaca aynı melun zihniyet tefrika ağlarını İslam coğrafyasında, şehirlerimizde örmeye çalışmaktadır, örmektedir.

Felahımız mümkün mü?

Elbette mümkündür.

Felahımız Siyonist haçlı zihniyetinin maşaları ve taşeronları marifetiyle oluşturdukları “tefrikacılık” zemini kurutmak ve “tevhid” anlayışını hâkim kılmakla mümkündür.

Bilinmelidir ki Allah, tefrikaya düşmeden, Siyonistlerin senaryosuna göre sahnelenen oyunda piyon olmadan tevhidi yaşayanları sever.

“Bilin ki Allah kendi yolunda sağlam örülmüş bir duvar gibi kenetlenmiş saflar halinde çarpışanları sever. Saff-4

Selam ve Sabırla… 07.01.2026

 

           

 

Kılıcı parlamayanın

Kılıcı parlamayanın

Veysi ERKEN Dr.

"Kılıcı parlamayanın, yere akan kanını parlatırlar!" sözlü merhum ceddimiz Yavuz Sultan Selimin Venedik elçisini kabulünden sonra ifade ettiği kelamdan mülhem olduğunu düşünüyorum.

Rivayete göre Yavuz elçiyi kabulünden sonra elçiye sordurur. Vezir Venedik Elçisine Padişahı nasıl bulduğunu sorar.

Elçi şu cevabı verir: "O kılıcın parıltısı öyle gözüme aldı ki, kendilerini göremedim bile.” Vezir, elçinin bu sözlerini nakledince Yavuz, orada bulunan devlet erkânına dönerek şöyle der: "İşte kılıcımızın ağzı kestikçe, kâfirin gözü ondan ayrılmayıp bizi görmez. Ama Allah esirgesin kesmez olursa, hem bizi görür, hem de tepeden bakar” der.

Yavuzun torunları bugünün kılıçları olan İHA; SİHA, TİHA, UÇAK GEMİLERİ; TANKLARI, UÇAKSAVARLARI, ÇELİK KUBBELERİ parlatmalıdır ki Siyonist haçlıların gözleri kamaşsın, körelsin ve beyinleri dumura uğrasın, âleme İ’layı Kelimetullah için nizam verilsin.

Kılıçlarımız parlamazsa, parlatılmazsa Siyonist haçlı zalimlerinin, katillerinin, işgalcilerinin, soykırımcılarının, vahşetlerinin biteceği yoktur.

Daha önce ifade etmiştim. “Siyonist haçlı vahşeti genişliyor ve dünya seyrediyor. Trump tam bir korsan ve haydut gibi davranıyor. Siyonist ataları gibi. ABD denilen haydut ülkenin oluşturulması da böyledir. ABD’nin işgal ve satın almalarla ilgili tarihini okursak bunu görürüz. Satın alma ve İşgal ile genişleme 1803 yılında Louisiana’yı Fransa’dan satın almasıyla başlamış ve 1959 yılında Alaska ve Hawai’nin alınmasına kadar devam etmiştir. https://yetkinreport.com/2025/01/16/gronland-panama-ve-abdnin-genislemesi-simdi-ne-olacak/

Bunun için diyoruz ki, dünya için büyük bir tehdit olan Trump ve efendileri olan Siyonistler, Hıristiyan Siyonistler acilen durdurulmalı ve tasfiye edilmelidir.

Trump’un Suudi ziyareti haydut ve korsanlığı bir kere daha ortaya çıkarmıştır. Katar’dan gasp ettiği uçak ve Suudilerle yaptığı anlaşmalar bunun birer göstergesidir. Daha önce de “Bugünlerde Amerika Birleşik Devletlerinin seçilmiş ve eski Başkanı Donald Trump’ın Kanada’yı 51. eyalet yapacağını, Grönland’ı satın alacağını ya da tamamen ilhak edeceğini ve Panama Kanalı’nı geri alacağını duyuyoruz. Pek çok kişi bu açıklamalardan endişe duyuyor ve ciddiye alınıp alınmaması gerektiğini sorguluyor. ABD tarihine baktığınızda Trump’ın söylediklerinin esasında yeni bir yaklaşım olmadığını görürsünüz. On üç eyaletin ABD’yi kurmasından bu yana, ABD ya toprak satın alarak ya da zor kullanarak genişlemiştir. https://yetkinreport.com/2025/01/16/gronland-panama-ve-abdnin-genislemesi-simdi-ne-olacak/ açıklamalarında bulunulmuştu.

Ukrayna’nın madenlerine çöken Trump Gazze’lileri tehdit etmeye devam ediyor, korsanlığını ve haydutluğunu devam ettiriyor.

Evet.

Trump dönemi dünyayı kıyamete doğru eviriyor. İnanışları gereği “Tanrı’yı kıyamete zorlamaya çalışıyor”

Cem Karaca “Bindik bir alamete gidiyoz kıyamete” diyordu bir zamanlar.

Göründüğü kadarıyla kıyamete doğru gidiyoruz.

Ukrayna-Rus savaşını, Gazze ve Filistin işgalini, Lübnan, Doğu Türkistan'ın işgalini ve devam eden soykırımı, Arakan, Afrika’daki vahşetleri ve talanları hep bu azgın güruh organize etmektedir.

Trump soykırımları kendinden önceki yönetimler gibi İngilizlerle beraber kışlaları İsrail ile birlikte yürütmektedir.

Dünya bu katliamları, soykırımları, vahşetleri, işgalleri seyrediyor, adeta sıranın kendilerine gelmesini bekliyor.

Trump döneminde soykırımlar artabilir buna göre tedbir alınmalıdır.

Evet.

 “Bindik bir alamete gideyoz kıyamete”

Bu vahşi haydutların vahşetleri, soykırımları, işgalleri, şeytanın yolunu takip etmeleri yeni değildir. Siyonist atalarının izlerini sürdürmekte ve yöntemlerini kullanmaktadırlar. Gazze, Venezuela, Doğu Türkistan, Arakan, Sudan, Somali, Afrika bunun canlı misalleridir.

Trump ve Siyonist mahlûklar durdurulmalıdır.

Acilen durdurulmalı ve kışlaları ile birlikte tasfiye edilmelidir.

Dünya elbirliği ile durdurulmalıdır,

Ülkeleri yönetenler bir araya geliniz, seyirci kalmayınız, haydutluğu, ülkelere çökmeleri durdurunuz”.

Bilinmelidir ki, sapıklar durdurulmazsa felaket ve yıkım dünyayı saracak.

Kılıçları parlatınız.

Unutmayınız. "Kılıcı parlamayanın, yere akan kanını parlatırlar!"

Selam ve Sabırla… 07.01.2026

6 Ocak 2026 Salı

Vahşi Batı Döndü. Uluslararası Hukuk mu dediniz?

Vahşi Batı Döndü.  Uluslararası Hukuk mu dediniz?

Veysi ERKEN Dr.

Trump’un Venezuela’ya saldırması ve seçilmiş başkan Nikolas Maduro Moros’u kaçırması bir haydutluk, korsanlık ve eşkıyalıktır.

Trump’un bu eylemini bazıları “Vahşi Batı” döndü diye haberleştirmeye çalıştı.

Esasında “vahşi batı ve batıl” hiç gitmedi ki dönsün.

Siyonist haçlı zihniyeti denilen Batı/batıl anlayış sürekli ve daimi olarak soykırım, vahşet, katliam, işgal, sömürü peşinde olmuş ve bunu amaç edinmiştir.

Afrika’daki, Asya’daki, Filistin’deki, Gazze’deki, Türkistan’daki katliam, işgal, soykırım, sömürü bunun inkâr edilemez delilleridir.

Vahşetler, işgaller, soykırımlar, gasplar, sömürüler uluslar arası hukuk kavramı ile örtülüyor, şallanıyor, insanlık katlediliyor.

Ve.

Toplumlar hep “uluslararası hukuk” ve “uluslararası toplum” laflarıyla aldatılıyor, uyutuluyor ve yok ediliyor.

Uluslar arası hukuksuzluk Bir(LEŞ)miş (M)illetler teşkilatının kuruluşundan hatta dava öncesinden beri var diyebiliriz.

Uluslar arası hukuk denilen kanunlar, ilkeler, kurallar zorbaların, bilhassa ABD, İngiltere denilen haydutların dayattığı kurallardan başka bir şey değildir.

İhtilaflarda, ticarette, sanayide, sağlıkta, eğitimde, adalette, cezada kısaca her alanda cari olan ve cari kılınmak istenen kurallar zorbaların hazırladıkları kanunlar ve hukuk diye dayattıkları melanetlerdir.

Falan ülke ile ticaret yapamazsınız, madenlerini işletemezsiniz, devletleri tanıyamazsınız, yargılayamazsınız, tek başıma red ederim, katliamlar, soykırımlar, vahşetler, işgaller sürsün anlayışı ve kuralları dayatmanın, zorbalığın en belirgin kurallarıdır.

Mesela Dünya Ticaret Örgütünün ilke ve kurallarını esasında ABD, İngiltere ve şürekâsı belirledi ve ülkelere dayattı, dayatmaya devam ediyor, işine gelmediğinde reddediyor ve dünya seyrediyor.

Tabii ki dayatma sadece DTÖ ile sınırlı değildir.

Dünya Sağlık Örgütünün dayatmaları, salgın dönemi diye yutturdukları devirdeki mel’anetleri ve sonuçları ortadadır.

“Bir LEŞ miş M illetler”e bağlı hangi kuruluşu incelersek aynı sonuçla karşılaşırız.

UCM ve Uluslararası Adalet Divanı”nın icraatları/ icraatsızlıklar ortadadır.

Soykırımlar, yağmalar, katliamlar, vahşetler, işgaller, sürgünler vs. bu kuruluşlar marifetiyle unutturuluyor, sürdürülmelerine imkân sağlanıyor ve insanlar yok ediliyor.

Vicdanlılar, mazlumlar, ahlaklılar, Müslümanlar buna isyan ediyor ve gerçekten hak ve hukukun hâkim olmasını istiyor, bekliyor.

Ama mevcut yapının düzelmesi mümkün görülmemektedir.

Düzelme ne zaman mümkün olabilir?

Kanaatime göre ülkeler “One Minüte”yi ve “Dünya Beşten Büyüktür” gerçeğini kabul ettikleri ve gereğini elbirlik ile yerine getirdiklerinde mümkündür.

“Dünya beşten büyüktür” ve “One Minüte” ifadeleri bu zorba, vahşi, işgalci, korsan yönetim anlayışına, dayatmalara isyanın dışa vurumu,  açığa çıkarılmasıdır.

Evet.

Birmiş illetler. LEŞ var ortada.

Uluslar arası hukuku oluşturduğu varsayılan kurallar, kaideler ve düzenlemeler, dünyada nizamı sağlayacak ilkeler hâkim değildir. Zorbaları koruyan, zorbalıklarının devamını sağlayan ve onları koruyan kurallardır.

Batı/ batıl güya devletlerarasında çıkabilecek ihtilafların çözümü ve adaletin sağlanması amacıyla “uluslar arası hukuk” oluşturulmuş ve adil olunmadığı takdirde devletler ortak tepki koymanın belirtisi “uluslararası toplum tabiri ihdas edilmiş.

Özetle Tevhide dayanmayan kurallar uluslar arası hukuk diye yutturulmuş ve yutturulmaya devam ediliyor.

Maalesef Birleşmiş Milletler yerine Bir(LEŞ)miş  (M)illetler oluşturulmuştur.

Ve bu yolla dünyada zulümler, soykırımlar ve işgaller devam ettiriliyor

Bu leş Küresel düzeni, siyonist haçlı zihniyeti tarafından oluşturulmuştur. Milletleri sömürme, katliamlara, soykırımlara, vahşete, şiddete, işgale zemin hazırlama aracıdır.

Ve her zaman tepkisizlik ve soykırım aracı olarak kullanılmaya devam ediliyor.

Kuruluşundan beri dünyada olan ve biten bütün katliamları inceleyiniz altından LEŞ İLLETLER ve bağlı teşkilatları ortaya çıkar.

Soykırımı durdurmakla mükellef olduğunu zannettiğimiz Birleşmiş milletler teşkilatı her katliam veya sömürü için toplantıya çağırılır ve hemen hemen bütün kararlar Güvenlik Konseyi’nin daimi denilen vahşi üyeleri tarafından veto edilir.

Öyle bir yapı oluşturuldu ki, vahşet, işgal, katliam, sömürü bu mekanizma ile devam ettirilir.

Adalet Divanı geç işletilir, UCM, DTÖ, DSÖ doğru karar alsa kararları uygulanmaz.

Dünya Ticaret Örgütü marifetiyle ülkelerin ticaretleri engellenir, halklar perişan edilir.

Birleşmiş milletlerin üyeleri sadece figürandır.

Maalesef bu haydut yapının sahipleri, Siyonist haçlı zihniyetinin ana merkezleri olan Amerika, İngiltere, İsrail ve bütün batı/batıl ülkeleridir.

Bütün mazlum ve mağdur coğrafyaların özgür olabilmesi için dünyanın bu yapılanmadan kurtulması gerekir.

Hâsılı kelam.

Bilinmelidir ki, “uluslararası hukuk” ve “uluslararası toplum” kavramları milletleri sömürmek ve soykırımları çoğaltmak için uydurulmuş kavramlardır. Milletler arası adaleti, ticareti, sağlığı ve merhameti sağlamaya yönelik kavramlar değildir. Aksine toplumları yok etmek için kullanılan araç kavramlardır.

Kurtuluş RED ile başlar.

Bir(LEŞ)miş (M)illetler’in topyekûn reddi ile başlar. Çünkü BİRMİŞ İLLETLER vardır ortada.

Venezuela, Gazze, Doğu Türkistan işgallerini bu gözle okuyabilirsek vahşi batıyı anlamış oluruz ve o zaman kurtuluş mümkün olur.

Selam ve Sabırla… 06.01.2026

 

Zafer; davasını yaşayarak yaşatanlarındır

Zafer; davasını yaşayarak yaşatanlarındır

Veysi ERKEN Dr.

Merhum Seyyid Ahmet Arvasi “Yaşanmayan bir davanın, yaşama şansı yavaş yavaş ortadan kalkar. Zafer; davasını yaşayarak yaşatanlarındır” tespitinde bulunmuştu.

Yaşanmayan dava demek İnanıldığı gibi yaşamamayı ifade eder.

İnanıldığı gibi yaşamamak Allah’ın gazabını celb eder. Ayetlerde; “Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz?  Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında çok çirkin bir davranıştır. Saff,2-3” buyrulur.

Dava İslam ise, İslam’ı yaşamak gerekir. İslam yaşandıkça yaşatılır, insanların İslam’la ihya olunmasına sebep olunur.

İslam Dini; Allah katında geçerli ve değerli dinin adıdır. Bu dine inananlara da Müslüman denilir.

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Allah nezdinde hak din İslâm'dır. …"  (Âl-i İmrân; 19)

"Kim, İslâm'dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır."  (Âl-i İmrân; 85)

İslam çağlara ve nesillere hitap eder ve bunu dava olarak benimseyenler, ilkelerini, kurallarını kısaca vahyi ve sünneti yaşadığı ölçüde yaşatır, etkili olur.

Gazze’liler bunun canlı misalleridir.

İslam’ı yaşayıp cehd ettikleri için batıda batıllar arasında insanların ihyasına vesile olmuş ve olmaktadırlar.

Onun için “Zafer; davasını yaşayarak yaşatanlarındır” tespitini doğru buluyoruz.

Yaşayanlar Allah için, Allah yolunda cihad ederler.

"Allah uğrunda, hakkını vererek cihad edin. O, sizi seçti; din hususunda üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi; babanız İbrahim'in dininde (de böyleydi). Peygamberin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için, O, gerek daha önce (gelmiş kitaplarda), gerekse bunda (Kur'an'da) size «Müslümanlar» adını verdi. Öyle ise namazı kılın; zekâtı verin ve Allah'a sımsıkı sarılın. O, sizin mevlânızdır. Ne güzel mevlâdır, ne güzel yardımcıdır!"(Hac; 78)

Davasını bihakkın yaşamaya çalışanlara Allah yardımını ve yakın bir fetih vaat ediyor.

“Hoşunuza gidecek bir şey daha var: Allah’ın yardımı ve yakın bir fetih! Haydi, müminleri müjdele. Saff-13

Yaşamayan yaşatamaz.

Yaşamayanları çoğu “İnsanlardan bir grup da vardır ki, gerçekte mü’min olmadıkları halde “Allah’a ve âhiret gününe iman ettik” derler. Bakara-8” seciyelidir ve “Kalplerinde bir hastalık vardır; Allah, hastalıklarını daha da artırmıştır. Yalan söylemeleri sebebiyle onlar için can yakıcı bir azap vardır. Bakara-10” ayetinde belirtildiği gibi marazlıdır.

Hâsılı kelam.

“Yaşanmayan bir davanın, yaşama şansı yavaş yavaş ortadan kalkar. Zafer; davasını yaşayarak yaşatanlarındır”  

Selam ve Sabırla…06.01.2026