30 Ekim 2026 Cuma

Erol Dok’u Nasıl Bilirdiniz?

Erol Dok’u Nasıl Bilirdiniz?

Veysi Erken Dr.

Nasıl bilirdim.

Allah’ın rızasını kazanmak, İ’layı Kelimetullah için cehd eden, “çağrımız İslam’da dirilişedir” davasının davacısı olarak bilirdim.

O taş medresede, medrese-i yusufiyede talim etmiş biriydi.

İnancı, davası olan İslam için mücadele eden, İslam’ı kâmilen yaşamaya çalışan biriydi.

Ben öyle bilirdim ve buna şahitlik ederim.

O, 30 Ekim 2021 günü bir alperen daha dar-ı bekaya irtihal etti. Arkasından el sallanmayan sessiz gemiyle veda etti.

Aradan beş yıl geçti.

Mücadelesi genç nesillere yol göstermeli, unutulmamalı, unutturulmamalıdır.

Biz inanıyoruz ki, her nefs ölümü tadacak.

Evet, her nefs ölümü tadacak da nerede, ne zaman ve hangi mekânda olacağını bilemez.

Hatta insan istese bile ölümü tadmak onun elinde değildir.

Alperen Erol Dok bizim neslimizin dostlarından.

Ölümü tadmıştır.

Rabbulalemine kavuşmuştur.

Yol, gönül ve dava arkadaşım dostum Erol Dok.

Dostluğumuz merhum Muhsin başkan döneminde aynı çatı altında merkez karar ve yönetim kurulunda beraber görev yaptığımızda tamamen oluştu.

Dostluğumuz o zaman daha da pekişti.

Tanışıklığımız eskiye dayalı olmakla birlikte dostluğumuz o dönemde perçinlendi.

İfa ettiğimiz görev bittikten sonra da zaman zaman görüşüyor ve hasbıhal ediyorduk.

Merhum Erol Dok tanıdığım kadarıyla samimi, ihlâslı ve şuurlu bir alperen, bir dava adamıydı.

İlayı Kelimetullah uğrunda nizam-ı âlem için ömrünü tüketmiş tavizsiz bir ülkücüydü.

İnanmışlık ve adanmışlık vazgeçilmezi idi diye şahitlik ederim.

Davasının çilesini çekmiş, bedel ödemiş, mahpushaneleri “Yusufiye” bilmiş bir dost idi.

Elbette hepimiz beşeriz ve bu halimizle ölümü tadacağız.

Merhum dostum da ölümü tadmıştır.

Hem de kitaplar arasında.

O zaten kitaplıydı.

Mücadelesi kitapsızlarla idi.

Kur’an-ı Kerim değişmez ve değiştirilemez kitabımız diyenlerdendi.

Ahkâmını yaşamaya ve yaşatmaya çalışanlardandı.

Evet.

Erol Dok dosttum da buna iman edenlerdendi.

Kitaplar kitap (Kur’an) anlaşılsın ve yaşansın diye yazılır.

Bunu defalarca partideki odasında hasbıhal konusu etmiştik.

Hasbi bir dosttu.

Hesabî olmayanlardandı.

O da “açıklık en doğru yoldur” diyenlerdendi.

Erol Dok ve diğer dostların mücadelesi gençliğe anlatılmalıdır.

Celaleddin Harzemşah, Kılıçaslanlar, Selahattin Eyyubi, Fatih, Yavuz, Cevher Dudayev, Yahya Sinvar gibi yaşamaya çalışanların, Hz. Peygamber s.a.v “usve” edinenlerin hayatı, mücadelesi ve kavgası gençlere anlatılmalıdır ki, nesiller “kuşak”lara dönüşmesin.

Maalesef “kuşak”ların vatan, millet, İslam vs gibi bir davaları yok.

Bilinmelidir ki, bu boşluk ancak örnek şahsiyetlerin “rol model” olarak öğretilmesiyle giderilir, telafi edilir.

İnanıyorum ki, Hz. Muhammed Mustafa’nın s.a.v. izinde olan, davasının davacısı olmaya çalışan Erol Dok’un hayatı ve mücadelesi gençliğimize çok şey katacaktır.

Mekânın cennet-i muallâdır inşallah.

Beş yıl geçti.

Duam şudur.

Ya Rabbulalemin!

Dava, yol ve gönül arkadaşım merhum Erol Dok dostumla birlikte bizleri Hz. Peygamber’in s.a.v. ravzasında haşret

Selam ve Sabırla… 30.10.2026

 

29 Ekim 2026 Perşembe

Kılavuzu Karga Olanın Burnu… Kurtulmaz

“Kılavuzu Karga Olanın Burnu… Kurtulmaz”

Veysi ERKEN Dr.

Hak batıl kavgası asırlardır, Hz. Âdem zamanından beri devam ediyor.

Bir tarafta “Habil” ruhlular, bir tarafta şeytanlara uyan“Kabil” ruhlular.

Zaman zaman “Habil” ruhlular nefislerine yenik düşerek iki ayaklı, insan görünümlü “Kabil ruhlu” şeytanlara temayül ediyor, kötülüğe eviriliyor.

Günümüzün Türkiye’sinde maalesef bu hal yaşanıyor.

Dün aynı yolda yürüdüğümüz, aynı ülkü peşinde koştuğumuz,  ülkümüz göklerde dalgalanan bir sancak Allah’ın huzurunda eğiliriz biz ancak dediklerimiz, çağrımız İslam’da dirilişedir diye haykırdıklarımız evirilmiş, yamulmuş, omurgasızlaşmış, metresleri olanları, rüşvet alanları, irtikâpta bulunanları, ülkemizi ve milletimizi İngilizlere, Siyonistlere şikâyet edenleri destekler oldular.

Esfellerle esfelleşmeye başladılar.

Kısaca Siyonist haçlı zihniyetinin piyonları ve uşakları oldular.

Metreslileri, hırsızları kılavuz edinmeye başladılar.

Dilimizde güzel bir deyim vardır.

“Kılavuzu Karga Olanın Burnu… Kurtulmaz”

Evet, kılavuzu “karga”, metresli, hırsız, rüşvetçi, metre olanın sadece burnu değil hayatının tamamı pislikten kurtulmaz.

Elbette ki, kurtulmaz.

Bilinmelidir ki, ittihatçı ve jöntürk anlayışı Siyonist haçlının eseridir ve bu zihniyet ülkemizi yıkıma sürüklemiştir.

Metresi olan başkanlar, paradan kuleler inşa edenler, rüşvet ve irtikâplarla servet yığanlar, İngilizlerle beraber zıkkımlananlar İttihatçı zihniyetin devamıdır ve bunları kılavuz edinen, peşinden gidenin burnu pislikten kurtulmaz.

Defalarca ifade ettiğim gibi Türkiye’de muhalefet yok, Türkiye’ye muhalefet vardır.

Bu muhaliflerin kılavuzları yerli değil, Siyonist haçlı taifesidir.

Bu kılavuzlar maşalarını masalaştırmış ve bir kazanda eriterek kullanıma hazır hale getirmişlerdir.

Müslüman olan, ülkesini seven, ahlaklı olan ve kalmaya çalışanlar ahlaksız taifeyi, metreslileri, hırsızları, irtikâpçıları, paradan kuleler inşa edenleri kılavuz edinmez, edinemez.

Edinirse onlardan olur ve cehennemin dibine yuvarlanır.

Velhasıl milletimiz ve insanımız şunu fark etmelidir ki, algı operasyonları ile zihinleri kirleten/ kirletmeye çalışanların etkisinden kurtulabilsin.

Bilinmelidir ki, Müslüman’ın tek kılavuzu ve rehberi Hz. Muhammed Mustafa’dır (sav). Hz. Peygamberi kılavuz ve rehber edinler takip edilir, oy verilir ve desteklenir.

Elbette ki bizler beşeriz, hataya düşebiliriz.

Ama metreslileri, rüşvetçileri, irtikâpçıları ve sahiplerini kılavuz edinmeyiz, edinemeyiz.

Müslüman olan pislikleri kılavuz edinemez.

Umarım ki, Müslüman olarak Kur’an'ın ifadesiyle  “akl”ımızı kullanırız.

Ayette aklını kullanmayanların pislik içinde olacakları belirtilir.

Demek ki, Metresleri olanları, rüşvetçileri, irtikâpçıları, Siyonistlerle işbirliği yapanları kılavuz edinenlerin pislikten kurtulma imkânları yoktur.

Pisliklere batmamak için her gün nefsimizi hesaba çekmek durumunda olmalıyız.

Her gün şu soruyu kendimize sormalıyız.

Bugün Allahın rızasını kazanmak için ne yaptım.

Kimi desteklemeye çalıştım.

Arkadaşımı, dostumu ve bütün Müslümanları uyardım mı?

Metreslilerin, rüşvetçilerin uşağı, piyonu ve yıkım elemanı olmamaları için “emr-i bil Maruf ve Nehyi anil Munker” ayetlerinin gereğini yapıp uyardım mı?

Unutmayalım. Allah bize iki yolu göstermiştir.

Fetöist şeytanlarını, metreslilerin elemanları, haçlı zihniyetinin uşaklarını kılavuz edinip kötü yola sapmayalım

Ahlaksızların kılavuzluğundan Allah’a sığınalım ve ittihatçı, metresçi zihniyetin kazanına düşmeyelim.

Kazana düşenler iflah olmaz, yok olur.

Selam ve Sabırla…29.10.2026

Orta Direk

Orta Direk

Veysi ERKEN Dr.

Merhum Turgut Özal gelir düzeyi itibarıyla toplumu üç katmana ayırırdı. Alt gelirliler, Orta gelirliler ( Orta direk) ve üst gelirliler.

Toplumun içinde nefret, kıskançlık duygularının oluşmaması için orta direk diye tabir edilen kesim toplumun ekseriyetini oluşturmasının gereğini ileri sürerdi.

Ki bu anlayış doğru idi ve servetin birkaç kişinin elinde dönmesine mani olan bir anlayıştı.

Maalesef ORTADİREK yıkıldı. Servet toplum kesiminin üst tabakasını oluşturanların, yani yüzde beşin elinde yığılmış oldu.

Kısaca çok fakirliler ve çok zengin denilen uçlar oluştu ORTADİREK yıkıldı.

Son sunulan bütçeden bu anlaşılmaktadır.

Maalesef özellikle orta direği oluşturan vatandaşı umutlandıracak ve sonra hayal kırıklığına uğratacak rakamlar havada uçuşuyor.

Yüzdelik rakamlarla az gelirlinin veya hiç geliri olmayanların cebinde yüz delik açılacağa benziyor.

Sayın Başkan az gelirliler, orta direği oluşturan kesimler gerçekten büyük duygu kırılması yaşıyor.

Artık tahammül sınırı aşılmış.

Merhum Turkut Özal’ın ifadesiyle “ORTA DİREK” çökmüş.

Sistemin çarkları zengini daha zengin, fakiri daha fakir, orta gelirliği ortadan kaldıracak şekilde dönüyor.

Emekliler seyyanen zamdan mahrum bırakılırken emekliler de ayrıştırılıyor, yüzdeliklerle az gelirli emekliler fakirleştirilirken üst gelirli emekliler zenginleştiriliyor, vekiller ve bürokratlar çifte maaşlara sahip kılınırken az gelirliler açlığa mahkum ediliyor.

Kapitalist dininin mensupları bilerek ve isteyerek bunları yapıyor.

Toplumu ayrıştırıyor, nefret tohumlarını serpiştiriyor.

Artık müdahale ediniz ve duyguların tamirine zemin hazırlayınız.

Bir parça vardı.

“Bir şeyler yapmalı” diye.

Artık bir şeyler yapmalı.

Yoksa “bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete”

Selam ve Sabırla. .30.10.2026

 

 

28 Ekim 2026 Çarşamba

Asgari Geçim, Vatandaşlık Maaşı, Emekliler

Asgari Geçim, Vatandaşlık Maaşı, Emekliler

Veysi ERKEN Dr.

Bütçe meclise sunuldu.

Vatandaşı umutlandıracak ve sonra hayal kırıklığına uğratacak rakamlar havada uçuşuyor.

Yüzdelik rakamlarla az gelirlinin veya hiç geliri olmayanların cebinde yüz delik açılacağa benziyor.

Sayın Başkan az gelirliler gerçekten büyük duygu kırılması yaşıyor.

Artık tahammül sınırı aşılmış.

Merhum Turkut Özal’ın ifadesiyle “ORTA DİREK” çökmüş.

Sistemin çarkları zengini daha zengin, fakiri daha fakir, orta gelirliği ortadan kaldıracak şekilde dönüyor.

Emekliler seyyanen zamdan mahrum bırakılırken emekliler de ayrıştırılıyor, yüzdeliklerle az gelirli emekliler fakirleştirilirken üst gelirli emekliler zenginleştiriliyor, vekiler  ve bürokratlar çifte maaşlara sahip kılınırken az gelirliler açlığa mahkum ediliyor.

Kapitalist dininin mensupları bilerek ve isteyerek bunları yapıyor.

Toplumu ayrıştırıyor, nefret tohumlarını serpiştiriyor.

Mesela kurulu ve cari olan kapitalist dinin sistemi “emekli”leri ikiye ayırır.

“E-mek-li olanlar, Yemekli olanlar.

“Mek” diz üstü sürünme anlamına gelir.

İnanmayanlar lügat okusun.

E-mek-i olanlar diz üstü sürünen develer gibi sürünür, hayatını sürünerek idame ettirmeye çalışır.

Yemekli olanlar hayatlarını emekli olduktan sonra da zenginlik içinde yaşar, geçinemediğinden bahseder ve insanları kandırır.

Yemekli tabakasını emekli vekiller, bankacılar, bakanlar, bürokratlar vs. oluşturur.

Bunların maaşlarını araştırınız e-MEK-li olanın neredeyse 20 katı kadardır. Mesela en düşük e-MEK-li maaşı 23.000 lira iken bunların maaşı en az 400 bin lira civarındadır.

Tabii ki, e-MEK-lilerle YEMEKLİLER’in gelirleri arasında yüzdelik artışlarla YÜZ DELİK daha açılır.

23.000 bin alan bir e-MEK-linin maaşına yüzdelik artışla yapılan zam 2.300 lira olurken,  400 bin lira alan bir YEMEKLİnin maaşına 40.000 bin lira zam yapılır.

Böylece gelir uçurumu arttırılır.

E-mek-linin maaşı 25.300’e, yemeklinin maaşı 440 bine yükseltilir.

Yüzdeliklerle YÜZ DELİK açılmış olur.

Açılan YÜZ delik e-MEK-lilerin kemerlerini daha fazla sıkmalarına vesile içindir.

Özellikle bu düzeni kuran yöneticiler, bürokratlar, gücü ve yetkiyi elinde bulunduranlar bunu toplumun faydası için yaptıklarını, vatandaşlık maaşını belirli olmayan bir gelecekte gerçekleştireceklerini ileri sürerler.

 “Âl-i menfaat”çılara daha önce şöyle seslenmiştim.

Milletin âl-i menfaati için maaşınızı en düşük ücretlinin maaşına endeksleyiniz. Samimiyetinizi görelim ve geçim yolunu bulalım, bilelim.

Karar alıcılar olduğunuza göre bize yol ve yöntem gösteriniz.

Sizler de e-MEK-li olunuz.

Biliniz ki SABIR taşı çatladı.

Bentler yıkılmak üzere.

Öfke seli her tarafı yıkmadan önce e-MEK-liler ve vatandaşlar için tedbir alınız.

YEMEKLİ olmalarını sağlayınız.

Adil olunuz.

Asgari Geçim kavramı taban olmalıdır.

Adı vatandaşlık maaşı mı olur tamamlayıcı gelir mi olur.

Bilemem.

Olması gereken refahın tabana yaygınlaştırılması, zenginlerden alınıp fakirlere verilmesidir.

Unutulmamalıdır testi kırılmadan önce tedbir alınması şarttır, gereklidir, farzdır.

Gelir adaletsizliği yüzünden insanımızın duyguları yaralandı, çatladı bir kısmında kırıldı.

Özellikle az ve sabit gelirli insanımızın duyguları zedelendi.

Asgari ücret düzenlemeleriyle insanımız kandırılmaya, fakirden alıp zenginlere servet aktarılmaya devam ediliyor.

Az gelirli emekli ve vatandaş bizar oldu.

Vatandaşın bir kısmı hırsızları, rüşvetçileri, ahlaksızları, irtikâpçıları savunur derekesine düştü, düşürüldü.

Artık yeter.

ASGARİ GEÇİM düzenlemeleri yürürlüğe konulmalı, az gelirliler ve az gelirli emekliler rahatlatılmalı, gönülleri tamir edilmelidir.

Bir düzenlemenin yapılacağından bahsediliyor.

Adına TAMAMLAYICI GELİR ve VATANDAŞLIK MAAŞI deniliyor. İktidar partisinden aylardır bu yönde açıklamalar yapılıyor.

Bu tür açıklamalarla vakit geçirilmemelidir.

ASGARİ GEÇİM uygulaması başlatılmalı, zenginden alıp fakire verilmelidir.

Adına isterseniz “tamamlayıcı gelir desteği deyin, isterseniz asgari geçim” deyin fark etmez.

Unutulmamalıdır ki ülkemizde az gelirliler, az gelirli emekliler yanıyor, zenginlerin, kapitalistlerin zenginliklerine zenginlik katılıyor. Bu çark kırılmalıdır.

Fakirin ve mahrumun bitmeyen ve gittikçe artan GEÇİM derdi var. Geçim sıkıntısı insanımızın duygularını sakatladı, çatlattı, kırdı.

Bunu istismar eden fetöitler, Siyonistler, iç işgal güçleri vardır.

Acil olarak ASGARİ GEÇİM uygulamasına geçilmelidir.

Maaşlarla ilgili CARİ hesaplamalar ASGARİ GEÇİM ile ilgili değildir.

Hesaplamalar ASGARİ geçim derdine düşmüş olanların geçimine YÜZ DELİK daha açma üzerinde kurgulanıyor.

ASGARİ ÜCRET ve YÜZDELİK Hesabı üzerinde kuruluyor toplu sözleşme, görüşme tiyatroları.

Asgari ücret ve yüzdelik hesaplamaları fakirleri, düşük gelirli emeklileri daha da fakirleştiriyor, pahalılık ve yangını arttırıyor, toplumun birliğini, huzurunu bozuyor.

 Asgari ücret yaklaşımı mutfaktaki yangını ve kiralardaki artışları körükler hale dönüşmüştür.  Yangın her yerleri sarmış ve ülkeyi yıkıma doğru sürükler hale gelmiş.

Asgari geçimini sağlayamayan milyonlarca aile varken, takip edilen politika zenginleri daha da zenginleştirmekte, mallarına yeni mal, lüks hayatlarına ve israflarına yeni hayatlar ve israflar ilave etmekledir.

Bu politika geçim sıkıntısına düşenlerin sayılarına her gün yeni sayılar katarak devam ediyor.

Kapitalizm anlayışının mensuplarında ve uygulayıcılarında din iman ve ahlak yok.

Güdülen politikalar yüzünden geçinemeyen milyonlara milyon kişiler ekleniyor.

Evet, ASGARİ ÜCRET ve YÜZDELİK hesaplar zengini daha zengin, fakiri daha da fakirleştiriyor.

Hasılı kelam.

Vergiler servetten, zenginlikten alınmalıdır, iç ve dış borçlanmalara, birden fazla maaşa ve israfa son verilmesidir. Asgari ücret yerine ASGARİ GEÇİM anlayışına ve ADİL artış düzenine geçilmelidir.

Bunun adı ne olursa olsun ASGARİ GEÇİMİ sağlayacak maaş, ücret verilmelidir ki, insanımızın duyguları tamir edilebilsin, yönünü ve duruşunu HAK ve HAKLIDAN yana çevirebilsin.

Resulullahın “Allah"ım, küfürden, fakirlikten sana sığınırım.” sözleriyle dua ettiğini duyan bir sahâbî kendisine, “İkisi (küfür ve fakirlik) birbirine denk mi?” diye sormuştu ve Allah"ın Resûlü, “Evet.” diye cevap vermişti.” Ve

“Mallarında (yardım) isteyen ve (iffetinden dolayı isteyemeyip) mahrum olanlar için bir hak vardır. Zariyât-19” ayetini unutmayalım.

Geç kalınmış olmakla birlikte asgari geçim düzeni ihya edilmeli, insanımız rahatlatılmalıdır.

Selam ve Sabırla…. 29.10.2026

 

 

Çamuriyet Deryasının Partileri

Çamuriyet Deryasının Partileri

Veysi ERKEN Dr.

Merhum Necip Fazıl;

“Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;

Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.”

Oluklar çift doğrudur.

Bir oluktan kir bolca akmaktadır.

Maalesef nur akmasını beklediğimiz oluktan da kir akmaya başlamış.

Anlaşılan lağım suyunun mecrasını nur akması gereken oluğa yönlendirilmiş ve her iki oluktan da kir akmaya başlamış, ülke ÇAMURİYET deryasına dönüştürülmüş.

Bir oluğu oluşturan partileri incelediğimizde gördüğümüz manzara şudur.

Genel başkan dahil neredeyse metresi olmayan, rüşvete, irtikaba, hırsızlığa, kayırmaya, ahlaksızlığa bulaşmayan mensubu yok.

Hz. Lut kavmine dönüşmüş bir kitle ile karşılaşıyoruz.

Bu kitle sadece kendi kötülüklerini yaşamıyor, bütün kötülüklerini toplumun bütününe sıçratmaya, ülkeyi çamur deryasına çevirmeye çalışıyor, çabalıyor ve diğer oluklardanda akmaya başlıyor.

Çamuriyet partilerinde kimin eli kimin cebinde olduğu belli değildir artık. Çamuriyet deryasında olan ve temiz olduğu düşünülen oluk diğerine seslenmiş.

Oluk (tencere) dibin kara

Kirli oluk cevap vermiş “seninki benden kara”

Dibi kara, içi lağım suyu –rüşvet, irtikap, tecavüz, metres, hırsızlık- olan oluk demek istemiş ki bende ne kadar kötülük, kusur varsa sana bulaştırdım, benden daha beter oldun. Bende yanlış ne kadar huy ve davranış var ise daha kötüsü sende de oluşmuş.

Çamuriyet ülkesinde  kir oluğundan akan lağımlara karşı direnen yok mudur?

Vardır elbette.

Ancak lağım suyu sellere dönüşmüş ve bu sellerin mecrasını nur akmasını beklediğimiz oluklara yönlendiren, lağım suyunun arkını temizleyen ve nur oluğunu kirleten kürekçiler vardır.

Çamuriyet  ülkesinin ahvali şeraiti bundan ibarettir.

Umarım ki, lağım suyunun önünü kesecek, lağım suyunu kürekçileriyle birlikte kurutacak düzenlemeler namuslu, ahlaklı, faziletli ve İslamî olan kürekçiler olur.

Aksi takdirde “esfel”e yuvarlanma mukadder olur.

Selam ve Sabırla… 28.10.2026

 

27 Ekim 2026 Salı

Leş Kargaları İle Mücadele

Leş Kargaları İle Mücadele

Veysi ERKEN Dr.

“AK Parti siyasetinde seçimle iş başına gelen meşru nüfuzu temsil eden Sn. Recep Tayyip Erdoğan'dır. Ve her seçimde halka hesap vermektedir. Hiç bir vasfı ve meşruiyeti olmayan insanlar külliye merdivenlerine kolayca tırmandırılınca bu vasıfsızlıktan geriye ülkeyi dolandırmak kalıyor. 2015 yılında ikili bir yapı oluşunca karşı safa geçmekte kimse gözünü kırpmamıştı. Bugün Türkiye'nin mücadelesi dünyada bağımsız güçlü bir devlet olarak var olma mücadelesidir. Yeni bir medeniyet inşa etmek isterken leş kargaları ile de mücadele edeceğiz anlaşılan.”

https://x.com/ihsanaktas/status/2114489618343109112

Bu ifadelere aklı başında olan hiçbir kimse itiraz etmez.

Maalesef kifayetsiz muhterisler, çapsızlar, fetöit hainler, şahsi menfaati ülkesini satabilecek olanlar külliyenin merdivenlerini kolaylıkla tırmanabilmiş, tırmandırılmış ve ülkeyi dolandırarak, ülkeye ihanet ederek Recep Tayyip erdoğan’ın şahsında ülkeyi çökertme oyununun figüranlığını üstlenmişlerdir.

Tabii ki bunlar Siyonistler tarafından organize edilen ittihatçı, rüşvetçi, metresçi, irtikapçı, fetöit vs. şebekelerle işbirliği ve iş bölümü şeklinde saldırıya geçmişlerdir.

Bilhassa 2004 yılında toplanan Savunma sanayi icra komitesinden beri bu sarmalama ve ülkeyi zayıflatma faaliyeti kesintisiz bir şekilde sürdürülmüştür.

Bu süreç yüzlerce misalle izah edilebilir.

Türkiye’yi Siyonistlere teslim etmek isteyen rüşvetçi, metresçi, LGBT’ci taifeye FONCULAR eklemlendirilmiş ve ülkemiz parçalanmak istenmiştir.

Zira FONCULAR elmanın içindeki kurt misali bünyeyi içinden çökertmeye, güven, bağlılık ve heyecan duygularını yok etmeye başlamıştır.

Sayın Başkan Recep Tayyip Erdoğan,

Sayın Devlet Bahçeli

Tehlike büyük hem de çok büyük.

Bu keneler, şebekeler, ağaç kurtları temizlenip gerçek dostlara, vatan sevdalılarına dönülmez, tedbir alınmaz, mevzuat düzenlenmezse tehlike gerçekten büyük, daha da büyür.

Maddi güçlenme ve teknoloji heba olur.

Ebâ Müslim Horasanî asırlar önce iktidarları şöyle uyarıyordu. “Çünkü Onlar, Zararlarından Emin Oldukları İçin Dostlarını Uzak Tuttular, Kendilerine Bağlamak ve   Kazanmak İçin  de Düşmanlarını Yakınlaştırdılar. Yakınlaştırılan Düşman Dost Olmadı, Ama Uzaklaştırılan Dost Düşman Oldu.   Herkes Düşman  Safında Birleşince Evet.

Tehlikenin farkında mısınız? Farkında olduğunuzu düşünüyorum.

Artık merdivenleri tırmanan, tırmandırılan keneleri, yılanları, fetöitleri temizleyip sokağa salınan çıyanları etkisizleştirmek farzdır.

Tehlike büyük.

Fetöitler, mossadçılar, Siyonistler ve işbirlikçileri elbirlik FONCU HIRSIZLARI öne sürerek “seyyanen zam” ve “ az gelirliler” üzerinde müthiş bir algı operasyonu yürütüyor, kitlelerin duygularını sömürüyor ve az gelirlilerle, yoksullaştırılmışlarla aranızı açmaya çalışıyor.

Lütfen sahaya ininiz, halkın nabzını tutunuz.

Foncularla, rüşvetçilerle, para kulecilerler, metresçilerle, tecavüzcülerle mücadeleye devam ederken halkın, sokağın sesini duyunuz, duygularını anlayınız ve asgari geçimlerini sağlayınız.

Unutmayınız duygu kırılması çok büyüktür.

Kırılma kalıcı olmaya yönelmiş vaziyette.

Memur emeklisinden esirgediğiniz “seyyanen zam”mı sahibine, emekliye iade ediniz.

“Yüzdelik” maaş artışından vazgeçiniz.

Bilindiği üzere “yüzdelik” artışlar gelir makasını açıyor ve onulmaz yaralara sebep oluyor.

Ülkenin imkanlarını hırsızlardan, rüşvetçilereden, Fonculardan tahsil ederek, onları zindanlarda çürüterek ülkenin imkanlarını insanımıza tahsis ediniz.

Vatandaş yüzdelik artışların hesabını iyi yapıyor.

20000 lira alan kişi ile 300000 lira maaş alana aynı %10, yüzdelik artışı yaptığınızda gelir makası çok açılıyor ve halkın sizden kopmasına yol açıyor.

Bu hesaba göre 20.000 geliri olanın maaşı 22.000 TL olurken, 300.000 geliri olanın maaşı 330.000 oluyor ve gelirler arasındaki uçurum büyüyor.

Sayın Başkan.

Siyonist fetöit taife, çete bu konuda Nurcu, Süleymancı, ulusalcı, milliyetçi vs gruplara sızarak tehlikeyi büyütüyor, duygu kırılmasını derinleştiriyor. Foncular tipik yapılanmalarıdır.

Dostlarınızı, sizi sevenleri, inanmış insanları, fakirleri, mazlumları az gelirlileri küstürmeyiniz, haklarını teslim ediniz ve Siyonistlerin, kapitalist dininin mensuplarının sevinmesine zemin hazırlanmasına katkı sağlamayınız.

Dostlarınızı küsme noktasına sürüklemeyiniz. Gönül kırgınlığı ve yarası derinleşirse tamiri mümkün olmaz.

Kötülük yaygınlaşır, dostlarınız kötülerin safında yer alır ve yıkılma mukadder olur.

Sizi destekleyenlerden, gönül verenlerden, az gelirlilerden, mağdurlardan, 15 Temmuz’un kahramanlarından, mazlumlarından feryatlar yükselmeye başladı.

Bu feryatlar kusurlarınızı, hatalarınızı gösteren dostlarınızın feryatlarıdır.

Gidişat iyi değil.

Bu gidişle dost edindiğiniz kapitalistler de sizi kurtaramaz. Yaptığınız yollar, hastaneler, sanayi yatırımları da kurtarmaz.

Uygulamalarla dostlar küstürülüyor. Keneler seviniyor.

Dostlarınızın feryadını duyun, tehlikenin farkına varın, farkındaysanız hatanızdan dönün ve Allah için hak sahiplerine hakkını verin. Foncuları, rüşvetçileri, metresçileri tarihe gömün.

Selam ve Sabırla… 27.10.2026

 

 

26 Ekim 2026 Pazartesi

Bir Yılda Olmayan Bir Günde Olur

Bir Yılda Olmayan Bir Günde Olur

Veysi ERKEN Dr.

İnsanoğlu acelecidir. Ayette “İnsan, şerri de hayrı istediği gibi ister. İnsan pek acelecidir! İsra-11” buyrulur.

Arzu ettiklerinin hemen olmasını ister.

İstekleri her zaman hayırlı değildir. Hayrı istediği gibi şerri de istemektedir. Ve her iki durumda acele eder.

Bazen yıllar geçer.

Zira o işin olmasını Allah takdir etmemiştir.

Allah bir şeyi takdir etmiş ise o hemen oluverir. Ayetlerde “O, bir şeyin olmasını dilediğinde ona sadece “Ol!” der; o da hemen oluverir. Yasin-82” ve “O, gökleri ve yeri yoktan, önünde hiçbir örnek olmadan ve benzersiz bir biçimde yaratandır. Bir şeyi yaratmak isteğince, sadece “ol!” der, o da hemen oluverir. Bakara-117” dillendirilir.

Evet.

Allah dilediğinde bir yılda, hatta bin yılda olmayan şey bir anda, bir dakikada olabilir.

Helak edilen şehirler, depremler, seller, denizlerin, okyanusların taşması ve her şeyi yerle yeksan etmesi bunun nişaneleridir.

Ayetlerde “Nitekim zulme dalmışken helâk ettiğimiz nice beldeler var ki evlerinin duvarları çatıları üzerine yıkılmış, ıpıssız kalmıştır. Şimdi oralarda kullanılamaz hale gelmiş nice kuyular, (harap olmuş) nice görkemli köşk var! Yeryüzünde hiç dolaşmıyorlar mı ki ibret almış kalplere yahut işitmiş kulaklara sahip olsunlar! Şu bir gerçek ki gözler körleşmez, fakat göğüslerdeki kalpler körleşir. Onlar senden azabın çabuk gelmesini istiyorlar. Allah vaadinden asla dönmez. Bilinmeli ki, rabbinin katındaki bir gün sizin saymakta olduklarınızın bin yılı gibidir. Nice belde var ki, ahalisi zulme dalmış olduğu halde onlara biraz süre verdim, sonra da onları kıskıvrak yakaladım. Dönüş yalnız banadır. Hac, 45-48” diye açıklanır.

Zalimlerin anlık olarak cezalandırılmalarını bekleriz.

Rabbim takdir etmişse hemen oluverir.

Biliyoruz ve inanıyoruz ki Allah zalimlere de mühlet veriyor. Belki istiğfar ve tevbe ederler.

Tevbe etmeyenler mutlaka yaptıklarının cezasını çekeceklerdir.

Allah bir anda onları yok edecektir.

Yeter ki bizler her türlü amelimizi, fiilimizi, cehdimizi, gayretimizi Allah için, Allah’ın rızasını kazanmak için gerçekleştirelim.

Yeter ki zalimlere, hainlere, ahlaksızlara, rüşvetçilere, irtikapçılara, metres hayatı yaşayanlara meyletmeyelim.

Yeter ki “Kuşkusuz Allah katında din İslâm’dır. Kitap verilenler, ancak kendilerine ilim geldikten sonradır ki, aralarındaki hak tanımazlık yüzünden ayrılığa düştüler. Allah’ın âyetlerini inkâr edenler bilmelidirler ki Allah’ın hesabı çok çabuktur.  Âl-i İmrân-19 “Kim, İslâm'dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır. Âl-i İmrân-85”  ayetleri mucibince İslam’ı din olarak mutlak bir şekilde kabul edelim, yaşayalım ve başka din aramaya kalkışmayalım.

Kapitalizm, Sosyalizm, Kominizim vs sapık dinler ve anlayışlar gibi.

Hâsılı kelam.

“Bir Yılda Olmayan Bir Günde Olur”

Selam ve Sabırla…26.10.2026

25 Ekim 2026 Pazar

CHP Zihniyeti Kimliksizleştirme/ İSLAMSIZLAŞTIRMA için tevbe eder mi?

CHP Zihniyeti Kimliksizleştirme/ İSLAMSIZLAŞTIRMA için tevbe eder mi?

Veysi ERKEN Dr.

CHP zihniyetinin bir tek gayesi olmuştur.

Milletimizin İSLAM’LA olan her türlü bağını ortadan kaldırmak, yok etmek ve milletimizi İSLAMSIZLAŞTIRMAKTIR.

CHP zihniyeti yerli, milli, İslamî olmayan Jöntürk ve İttihatçı anlayışların varisidir, mirasçısıdır.

CHP zihniyeti milletimizin hüviyetini, mahiyetini kaybettirmektir.

Kimsizleştirmektir.

“Kimliksizleştirme, verinin (bilginin, malumatın, değerin, ilke ve kuralların) kişiyle bağının geri döndürülemez biçimde koparılmasını ifade eder.

CHP zihniyeti bu şenaatin, İslamsızlaştırma faaliyetinin merkezidir, failidir.

Cumhurbaşkanı CHP zihniyetinin İslamsızlaştırma çabalarını ve kötülüklerini kısaca şöyle özetlemiştir.

"Aynı hürmetsizliklere, ibadethanelerimizden tutun da farklı müesseselere kadar daha pek çok yerde şahit olduk.

El yazması nadide eserlerimiz hurda kâğıt niyetine yabancılara satıldı.

Tarihi camilerimizin zahire ambarı olarak kullanıldığı, hatta maalesef kimi yerlerde ahıra çevrildiği acı günler yaşadık.

Milletimizi ruh kökünden koparmak amacıyla rahmetli Mehmet Doğan hocamızın 'batılılaşma ihaneti' dediği bir politikanın ürünü olarak batılılaşmayı sadece gardıropta arayan, tarihini ve kültürünü inkâr etmekte arayan, milli ve manevi değerlerine yabancılaşmakta arayan bir kimliksizleştirme siyasetine maruz bırakıldık. Hala eski günlerin özlemiyle hareket edenler, reddi miras yaparak milletin tarihi ve kültür kodlarıyla hesaplaşanlar olduğunu gayet iyi biliyoruz.

24 yıldır bu zihniyetin temsilcilerine fırsat vermedik, inşallah bundan sonra da fırsat vermeyeceğiz." https://www.yenisafak.com/gundem/cumhurbaskani-erdogan-kimliksizlestirme-siyaseti-yaptilar-4866952

Tarihi kötülüklerden ibaret olan CHP zihniyetinin mensupları ve türevleri TEVBE ve İSTİĞFARDA bulunurlar mı?

Ataları olan Jöntürklerin, ittihatçıların deniyetlerini ve şenaatlerini reddederek tevbe ve istiğfarda bulunurlar mı?

Zannetmiyorum.

Bu zihniyet hala şarabı yayma, rüşveti çoğaltma, irtikâbı meşrulaştırma, gayrı meşru yaşayışı teşvik etme, metresleri çoğaltma, ülkemizi yabancılara şikâyet ve peşkeş çekme peşindedir.

Bunun için tevbe ve istiğfarda bulunabileceğini, İslam ve Müslümanlarla barışabileceğini, selam dairesine girebileceğini zannetmiyorum.

Buna rağmen CHP zihniyetlilere titreyip İslam’a dönmelerini, Tevbe-i nasuhta bulunmalarını, İslam’a hadim olmalarını tavsiye ediyorum.

Tevbe ve İstiğfar etmeyeceklerse kendini İslam dairesinde hisseden herkese tavsiyem bu zihniyetten, türevlerinden, yanında, kenarında bulunanlardan, huyundan, suyundan faydalananlardan uzak durunuz, “esfel çukuru”na yuvarlanmaktan kurtulunuz.

Bu zalimlere, İslam düşmanlarına, milletimizi İslamsızlaştırmayı hedefleyenlere yanaşmayınız. Yanaşırsanız onların ateşi sizi de yakar, sizi de İslamsızlaştırır, cehennem çukuruna yuvarlar. Ayetlerde

“Zalimlerin yanında olmayın; sonra ateş sizi de yakar. Hûd-113”

Ve  “İşte biz, kazandıkları günahlar yüzünden zâlimleri kötülük işlemede birbirine böylece dost ve yardımcı yaparız. En’am-129”

Selam ve Sabırla…25.10.2026

 

 

 

24 Ekim 2026 Cumartesi

Bu tür hayvanları sakinleştirmek için: Ellerini Kesin

Bu tür hayvanları sakinleştirmek için: Ellerini Kesin

Veysi ERKEN Dr.

Sorumsuzluk, Dokunulmazlık ve Denetimsizlik başlığı ile yazdığım yazıda şu ifadeleri kullanmış “Makamı, mevkii, sıfatı ne olursa olsun herkes denetlenmeli, dokunulmazlığı olmamalı ve yaptıklarının, ihmal ettiklerinin hesabını vermelidir.

Unutulmamalıdır ki dokunulmazlık zırhı, denetimsizlik ve sorulamazlık yönetimleri, yöneticileri ve toplumu çürütür.

Belediyelerdeki, bürokrasideki, seçilmiş ve atanmışlardaki çürümüşlüğün başlıca kaynaklarından biri la yüs’ellik, dokunulmazlık ve denetimsizliktir.

İlave olarak suça uygun cezanın verilmeyişidir.

Bilinmelidir ki suça uygun cezanın yokluğu sadece suç oranlarını arttırır.

Kısasta hayat var ayetinin gereği ifa edilmiş olsaydı toplumda bu kadar cinayet, hırsızlık, zina, fuhuş vs. olmazdı.

Kısaca La yüs’ellik, denetimsizlik, dokunulmazlık gücü hem insanı hem de yönetimi bozar.

Türkiye’deki manzara bunun göstergesidir” demiş ve yazıyı “Bilinmelidir ki, “Sınırsız Güç” ve “La yüs’el”lik yöneticileri bozar. Samimi olanları gizli olanlara mahkûm eder.

La yüs’ellik, denetimsizlik ve dokunulmazlık ortadan kaldırılmalıdır ki, fonlarla, rüşvetlerle, irtikâplarla, metreslerle, para kuleleriyle milletin imkânları çalınamazsın. Hırsızların, rüşvetçilerin yaptıkları yanlarında kâr kalmasın” diye bitirmiştim. https://veysierken.blogspot.com/2026/10/sorumsuzluk-dokunulmazlk-ve.html

Aynı hakikati batı ülkelerinde ortaya çıkan olaylar karşısında aklı başında olanlar da dillendirmeye başladı.

Yağmacıların ellerinin kesilmesini söylemeye başladı.

“Sosyal medya hesabından Milano'daki soygun görüntülerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Zoe Cristofoli, Suudi Arabistan'daki şeriat ve ceza hukukuna dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:

"Suudi Arabistan'da hırsızlık yaparsan, ellerini keserler! Başta, 'Bu fazla mı?' diye düşündüm. Artık bu tür hayvanları sakinleştirmek için başka bir seçenek olmadığını düşünüyorum. Mazeret yok, sadece ortadan kaldırılmalılar!"

Suudi Arabistan'daki yaşamından son derece memnun olduğunu ve imkân olduğu sürece bu ülkede kalmak istediğini vurgulayan Cristofoli, "Umarım mümkün olan en uzun süre boyunca Suudi Arabistan'da kalacağım. İtalya'dan hiçbir zaman bir şey istemedim. Her zaman çok çalıştım, kendi yolumda, kimseden bir şey almadan, kimseden bir şey istemeden bir hayat kurdum. Vergilerimi her zaman ödedim ve uzakta yaşıyor olsam da ödemeye devam ediyorum. İtalyan olmaktan gurur duyuyorum ve her zaman duyacağım." dedi.

"IRKÇI DEĞİLİM; İTALYA VE FRANSA'DAKİ ŞİDDETİ SORGULAMAK IRKÇILIK DEĞİLDİR"

Sert çıkışının ardından kendisine yöneltilen tepkiler üzerine yeniden bir açıklama yapan İtalyan influencer, sözlerinin "ırkçı" olarak nitelendirilmesine karşı çıktı. İtalya, Fransa ve diğer Avrupa ülkelerinde artan şiddet ve ayaklanma görüntülerinin sorgulanması gerektiğini belirten Cristofoli, şu savunmayı yaptı:

"Irkçı değilim ve asla da olmayacağım. Ancak İtalya, Fransa ve diğer Avrupa ülkelerinde tanık olduğumuz şiddet görüntüleri ve ayaklanmalar karşısında, şunu sormaya cesaret etmeliyiz: Neden bu noktaya geldik? Ne yanlış gitti? Yıllar boyunca neyi hafife aldık? Neden bazı durumların yönetilmesi bu kadar zor hale geldi? Bu soruları sormak ırkçı olmak anlamına gelmez."

https://www.haber7.com/dunya/haber/3670937-unlu-futbolcunun-esinden-aciklama-bu-hayvanlari-sakinlestirmek-icin-ellerini-kesin

Zoe Cristofoli haklı. Bir gerçeği dile getiriyor.

Türkiye’de mutlaka hırsızların, fon hırsızlarının, rüşvetçilerin, irtikâpçıların, paradan kuleler inşa edenlerin elleri kesilmeli ve suça uygun “kısasta hayat var” ayetinin gereği ifa edilmelidir.

Selam ve Sabırla… 24.10.2026