v etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
v etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Şubat 2025 Pazar

Amerika Yenildi. İsrail Denilen Kışlayı Tasfiye Zamanıdır

 Amerika Yenildi. İsrail Denilen Kışlayı Tasfiye Zamanıdır

 Veysi ERKEN Dr.

 

Amerika, İngiltere ve bütün Siyonistler Gazze’de yenildi. Kassam mücahidleri dimdik duruyor.

Cehdini ve gayretini sürdürüyor.

Şimdi Siyonistlerin kışlası olan İsrail’i tasfiye zamanıdır.

Bütün Siyonistler Gazze’den, Filistin’den, İslam ve mazlum beldelerden kovulmalı, tasfiye edilmeli ve dünya huzura kavuşturulmalıdır.

Amaç bu kadar açık olmalıdır ki, strateji ve taktikler buna göre oluşturulsun.

Bilindiği üzere İslam selam dinidir.

Barışı esas alır.

Kassam mücahidleri ve bütün Müslümanlar barışı, selamı esas alır.

Siyonistler ise vahşeti, işgali, kırımı, soykırımı hedefler.

Bunun için Siyonistlerin kışlası olan İsrail tasfiye edilmelidir.

Dünyada sadece “Habil” ruhlular yoktur. “Kabil” ruhlular daha çoktur. Kabil ruhlu “Soykırım dini”nin mensupları olan Siyonist haçlılar, coğrafyamızı, Suriye’yi, Filistin’i, Gazze’yi, Libya’yı kısaca dünyayı istila ve işgal etmişlerdir.

Zihnimizi kırıma uğratmışlardır.

Filistin’de İsrail denilen kışlalarını oluşturmuşlardır.

Şimdi Gazze’yi, Suriye’yi ve zihnimizi işgalden, işgalcilerden kurtarma ve İsrail’i tasfiye zamanıdır.

Müslüman ve insan olan Cihad’la, İsrail’i tasfiye ile görevlidir.  

İsrail’in tasfiyesi Siyonistlerin merkezi olan ABD ve İngiltere’nin yenilgisinin tescilidir.

Kur’an-ı Kerim’de: “Size karşı savaşanlarla siz de Allah yolunda savaşın, fakat aşırılığa sapmayın; Allah aşırılığa sapanları sevmez. Onları yakaladığınız yerde öldürün; sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın.

Fitne öldürmekten daha kötüdür. Mescid-i Harâm civarında onlar sizinle savaşmadıkça siz de orada onlarla savaşmayın. Şayet sizinle savaşmaya kalkışırlarsa o zaman onları öldürün. İşte kâfirlerin cezası böyledir! Eğer onlar vazgeçerlerse, artık Allah bağışlayıcıdır, merhametlidir. Bakara 190-192” burulur.

Siyonistler aşırıya gittiler, Müslümanları yerlerinden çıkardılar, fitne oluşturdular ve şimdi tasfiyeleri şarttır.

Şimdi İsrail denilen kışlayı tasfiye, Siyonistleri tahliye etme, yenilmiş olan ABD, İngiltere ve bütün Siyonist yönetimleri vatanımızdan, topraklarımızdan kovma zamanıdır.

Selam ve Sabırla… 09.02.2025

10 Ekim 2024 Perşembe

Nankör/ Hayırsız Zihniyetliler

 Nankör/ Hayırsız Zihniyetliler

Veysi Erken Dr.

“Nankör zihniyet” illetine sahip olanlar, yapılanları, hayırlı işleri, yardımları ya inkâr ederler veya inkâr edemiyorlarsa küçümserler, az bulurlar ve kötülerler.

Bu tipler “kabil” ruhlu ve zihniyetlidirler.

“Jön Türk” ve devamı olan “İttihatçı” anlayışın muakkipleri( takipçileri, aynı yolun yolcuları) olan CHP zihniyetliler de aynı durumdadırlar.  Nankör, yıkıcı ve dağıtıcıdırlar.

Hani bir slogan vardı ya. “Çarşı her şeye karşı.”

Evet.

CHP zihniyetinin müntesipleri “nankör”dür, yıkıcıdır ve “her hayırlı şeye karşıdır.”

Onları memnun etmek mümkün değildir.

Nankör zihniyeti izah eden bir darb-ı meseli kıymetli dostum Orhan hocam anlattı. Paylaşayım istedim.

“Ormanda yollarını kaybetmiş, aç bi ilaç kalmış olan iki arkadaşı, Ormanda olan biteni kontrol eden köy ağası bulur, durumlarını sorar.

İki arkadaş yollarını şaşırdıklarını, kaybolduklarını, aç ve susuz kaldıklarını kısaca perişanlıklarını anlatırlar.

Köy ağası iki arkadaşı atına bindirir, köyüne götürür, karınlarını doyurur, yıkanmalarını sağlar ve dinlenmeleri için imkân hazırlar.

Yola çıkmaları gerektiği zamanda da altlarına birer “at”, atlarının üzerine yol ihtiyacı olabilecek erzak ve ihtiyaç malzemelerini heybelere doldurtarak verir.

İlave olarak yolu tarif edecek bir mihmandar ile köyün çıkışına kadar yolcu eder.

Köyden ayrılan iki arkadaş kendi aralarında sohbete başlar. Biri köy ağasının ne kadar iyi bir insan olduğundan, kendilerini aç bi ilaç bırakmadığından, elinden gelen her türlü iyiliği yaptığından bahseder.

Diğeri ise “nankör”lük eder yapılanları görmez, beğenmez, küçümser, eksik görür hatta kötülemeye çalışır ve iyi bir ağa olsaydı bizlere küçük heybelerle erzak vermezdi der. O kötü biridir diye konuşur.

Ağanın iyiliğinden bahseden şahıs her ne söylerse söylesin “nankör” arkadaşını ikna edemez.

Günümüzde de CHP zihniyetliler ve iltisaklıları böyle “nankör”lerdir.

Yapılan hiçbir hayırlı işi görmezler, körlük ve kötülük beyinlerini sarmış, ahlaklarını bozmuş vaziyettedir.

İşleri güçleri her hayırlı işi yok farz etmek, yok farz edemiyorlarsa kötülemek ve küçümsemek, itibarsızlaştırmaktır.

Yönettikleri yerlerde çöp, çamur ve çukur hâkim olduğu halde yapılanları kötülemekten ve görmezlikten geri durmazlar.

İyiliği emretme ve hayırlı işlerde yarışma diye bir niyetleri yoktur. Zira İslam ile barışık değillerdir.

 “Siz, insanlar için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emredersiniz, kötülükten alıkoyarsınız ve Allah’a inanırsınız.” (Âl-i İmrân, 3/110)” ayetini bilmezler,  “Herkesin (her toplumun) yüzünü çevirdiği bir yön (cihet, hedef) vardır. Öyleyse (siz) hayırlarda yarışınız. (Çünkü siz Hakk ve hayır üzere bulunursanız) Her nerede olursanız, Allah sizleri bir araya getirecektir. (Size birlik ve dirlik nasip edecektir.) Şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir. Bakara-148” ayetini uygulamazlar yönlerini ve tefekkürlerini hayra yöneltmezler.

Kabil ruhlu olup işleri güçleri nankörlük ve kötülemedir.

Tıpkı heybeleri küçük gören ve yapılanları kötüleyen gibidirler.

Selam ve Sabırla… 10.10.2024

20 Kasım 2023 Pazartesi

“Hilâl ve Haç Çekişmesi”* Bağlamında BOYKOT

 “Hilâl ve Haç Çekişmesi”* Bağlamında BOYKOT

Veysi ERKEN Dr.

Ümera ve ulema okumayı, öğrenmeyi, tefekkür, taakkul, tedebbür ve tezekkür etmeyi pek sevmez.

Bu sebeple Halil Hâlid Bey tarafından kaleme alınan ve 1907 yılında “Haç”ın kalbinde, İngiltere’de basılan “Hilal ve Haç Çekişmesi” isimli kitabı okuyacaklarını ve ibret alacaklarını zannetmiyorum.

Buna rağmen Siyonistlerin Haçlılarla nasıl iç içe olduklarını ve BOYKOT’un önemini anlamak isteyenlere katkı babından ilgili bölümü paylaşmayı bir vazife olarak görüyorum.

Evet, Siyonist haçlı zihniyetini topyekûn BOYKOT etmek mümin Müslüman için farz mazlum ve mağdur coğrafyaların insanları için şarttır.

Bu şuurla ilgili bölümü okuyup gereğini yapalım inşallah.

“Batının saldırısından mümkün olduğunca korunmak için, Müslümanlar da kendilerine uygun ne kadar çare varsa bu çareleri aramayı ihmal etmemelidirler. …..Oraya buraya serpilen İslâm toplumları belki Avrupa’nın üstün silahlarıyla perişan edilebilir, fakat İslâm’ın büyük bir bölümü hiçbir şekilde tahrip olunamaz. Hatta çağlarındaki ilerlemelerden faydalanmayı hedef alan fedakârlıklar gösterirlerse –hatta kısmen olsa bile- İslam’ın eski heybetinin işaretleri ortaya çıkmaya başlar. Zamanın ilerlemesine malıyla, hayatıyla, fikriyle hizmet edecek Müslümanların sayısı arttıkça, Avrupalılara olan maddi ihtiyaçlar da azalır. Avrupa’nın topunu, tüfeğini, makinesini, sanayi aletlerini almak ve tatbik etmek gibi önemli ihtiyaçların giderilmesi istisna tutulmak üzere, muhakkak suretle gerekli olmayan mal ve eşyayı almaktan ve kullanmaktan kaçınmak hamiyet sahibi her Müslüman’ın uyması gereken önemli bir görevdir. BOYKOT yolu ile bize karşı düşmanlıklarını ortaya koyan yabancıların mallarını reddetmek, onlara karşı oldukça etkili bir karşı koyma tokadı olur. Fakat maalesef, Müslümanlar ve özellikle Osmanlı Müslümanları, bu BOYKOT usulünün gerekliliğine tam bir bağlılık sergileyecek derecede hamiyet göstermiyorlar. Hatta içlerinde Avrupa’yı taklid edenler, Avrupa’ya ait olan âdetlerle birlikte onların eşyalarının da yüceliğine inanarak Avrupalılaşmaya çalışanlar bile çoktur. Bunlar, İslamiyet’e ait her türlü hususlardan uzaklaşmakla, Avrupalı yaşam tarzını kendilerine ne kadar uygulamak isterlerse istesinler, Avrupalılar onları yine en aşağı kavimlerin fertleri olarak görecek ve kendilerine eşit saymayacaklardır.

Zikredilen sebepler ve vasıtalarla durumunu güçlendiren Doğu İslâm’ı, Müslüman olmayan Doğu’nun ilerlemesinden de maddeten ve mânen istifade edip, Batılıların gelecek istila ve yağmalarına karşı daha emin bir şekilde kendini koruyabilir. S. 254-255”

116 yıl önce “Haç”ın kalbinde basılan tespitler günümüz de tam anlamıyla yansıtıyor. “İbret alınsa tarih tekerrür etmez” denilir. Geçmişte Avrupa’nın emir erleri olan İttihatçılar onları boykot edeceğine onlara benzeyip köleleri oldular. Bizler ve topyekûn İslam ve Mazlum toplumlar ibret almak ve Siyonist haçlı zihniyetini yeryüzünün tamamında boykotla mükellefiz.

 İnanıyorum ki, böyle bir boykot şuuruna sahip olsak ve uygulasak Siyonist haçlı zihniyeti çok kısa zamanda çöker, Gazze’de ve bütün coğrafyalarda kıyım, katliam, vahşet, şiddet ve soykırım sona erer.

İnanıyorsanız güçlü olan sizsiniz diyor Rabbulalemin.

Evet, iman varsa imkân vardır. Bu imkânlardan birisi de Siyonist haçlıyı topyekûn boykot etmek ve ademiyete mahkûm etmektir.

Haydi, okumaya, şuurlanmaya ve Siyonist haçlı zihniyetini boykotla ademiyete terk etmeye.

Selam ve Sabırla… 20.11.2023

 

*Hilâl ve Haç Çekişmesi, Halil Hâlid, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara-1997

9 Eylül 2023 Cumartesi

Allah Memleketi Korumuş İyi ki kazanamadık yerine iyi ki partiyi kapattık deme zamanıdır

Allah Memleketi Korumuş

İyi ki kazanamadık yerine iyi ki partiyi kapattık deme zamanıdır

Veysi ERKEN Dr.

 Evet.

Allah memleketimizi, milletimizi ve mazlum coğrafyaları korumuş.

Elbette biz Alla dilemedikçe bir şey olmaz. “Kun fe yekun” dedi mi her şey olur biter.

Yıllardır Meral Akşener’in bu ülkeye zarardan başka bir katkısının olmadığını söylüyorum ve yazıyorum.

Maalesef olay ve olguları tahlil etmeden peşine takılan, metamorfoz/ başkalaşma geçirerek başkalaşan ve CHP’lileşen mebzul miktarda arkadaşımız oldu.

Hatta seçimlerden önce şahsıma yönelik olumsuz tavırlar takınan dostlar oldu.

Eskiden “ünlü Türk büyükleri” olarak anılanları ne kadar zübükleştiklerini anladıklarını görüyorum.

Zannetmeyin ki düzelme olacak veya sizleri ikna için yazıyorum.

Hiç de öyle bir derdim yok.

Sadece tarihe not düşmek için yazıyorum.

Sadece seçimden sonraki masa etrafında toplaştırılanların konuşmalarını, itiraflarını ve demeçlerini okuyun, yorumlayın yeter.

Bakınız vekil seçilen Beker, şunları kaydetti: "Altılı masa seçimi kazanmış olsaydı biz daha bakanları oluşturamazdık. Biz daha atamaları yapamazmışız. Allah memleketi korumuş. Ümit Özdağ'a İçişleri Bakanlığı verildiği zaman, Kültür Bakanlığı verildiği zaman, MİT Müsteşarlığı verildiği zaman biz o masada oturacak mıydık? Babacan açıklıyor, Davutoğlu açıklıyor 'İyi ki kazanmamışız' diyor. Bunlara niye cevap vermiyorsunuz."

https://www.internethaber.com/iyi-partili-adnan-beker-allah-memleketi-korumus-da-secimi-kazanamamisiz-mansur-yavas-bombalari-2323323h.htm

Evet.

Masayı oluşturan güçler Meral Akşener bu ülkeye hayrı dokunsun diye oraya oturtmadılar.

Umarım ki, mazide yol, dava ve ülkü arkadaşlığımız olanlar Kur’an-ı Kerimin ifadesiyle taakkul, tedebbür, tefekkür ve tezekkür eder ve milletin hayrına iş yaparlar.

“Def-i mazarrat celb-i menafiden evladır." Yani zararları ve zararlıları def etmek, faydalara ve yararlı işlere talip olmaktan daha iyidir diye bir kuralımız vardır.

Bu önemli bir hukuk kuralıdır.

Bu kuralı yaşayınız, yaşamalıyız.

Doğrudur “Allah bu memleketi korumuş”.

Sadece ülkemizde değil mazlum coğrafyalarda “Ya Rab. Unsur Turkiya” duaları karşılık bulmuş ve Allah memleketimizi korumuştur.

Şimdi

Yeni icraata gelmiştir.

Partiyi kapatmaya.

İyi ki partiyi kapattık deme zamanıdır.

Def’i mazarrat için bu gereklidir.

Benim tespitlerime göre sadece Meral’in partisi değil CHP’de kendini kapatmalıdır. Mümkünse “Müze olmalı”dır. Bu teklifi yıllar önce CHP zihniyetli Can Ataklı yapmıştı.

Başkalaşanlara şunu diyorum.

Biliniz ki sizleri bir yere davet etmiyorum.

Partilerinizi kapatın, yerli ve milli muhalefetin önünü açın diyorum.

Kaliteli, işe yarar, proje üreten ve İlayı Kelimetullah için nizamı âlem ülküsünü tahakkuk için çabalayacak muhalefete ne kadar da ihtiyacımız var.

Selam ve Sabırla… 09.09.2023

 

 

21 Ağustos 2022 Pazar

Firavuna (1 Ayaklı çokgen masalar) karşı olmak yetmez

 Firavuna (1 Ayaklı çokgen masalar) karşı olmak yetmez

Veysi ERKEN

Merhum Muhsin başkan “Firavuna karşı olmak yetmez, Musa'nın yanında olmak gerekir.” diyordu. Ömrü boyunca firavuna karşı oldu ve beraber mücadele ettik.

Esasında bu söz kendini Müslüman olarak gören, Allah’a teslim olan, vahyi yaşamaya çalışan ve buna inanan herkese bir çağrıdır.

Müslüman tarafını seçerken sadece zalime karşı tepkilerini ortaya koyması yeterli değil, haktan taraf olması da gerekir. Bu söz onun bir özetidir.

Evet.

Tarafımızı Nemrut’un ateşini söndürmek için su taşıyan karıca misali belirtmemiz gerekir.

Büyük firavun kim ve hangi zihniyet olduğu bellidir.

Siyonist haçlı zihniyeti ve onun piyonları, iltisaklıları ve uşakları yeryüzünün firavunudur ve Biden, ona tabi olanlar, fetöcüler vs. onun mücessem halidir.

Yeryüzünün her tarafını kan deryasına çeviren, başta insanlar olmak üzere yeryüzündeki bütün canlıları katletmeye, tahrip etmeye ve yok etmeye çalışan firavunlara karşı olmak elbette yetmez, Musa’ların yanında durmak gerekir.

Bu firavunların elemanları, piyonları, maşaları ve tasmalıları ülkemizde azmış durumdadır. Her alanda 1 ayaklı altıgen veya çokgen masalar oluşturmuşlardır. Basında, medyada, ticarette, sanayide, finansta hep masalar ve yıkım ekipleri oluşturuyorlar. Her renk ve kılığa giriyorlar.

İpleri küresel haydutların elinde, koş CO denildiğinde doğudan batıya, kuzeyden güneye koşuyorlar, havlıyorlar, halka hakaret ediyorlar ve azarlıyorlar.

Kısaca Mazlum coğrafyaların kalbi ve beyni olan ülkemizi çökertmek için başvurmadıkları yöntem, tutuşturmadıkları yer, söylemedikleri yalan, itham etmedikleri kimse, iftira etmedikleri gün, çalmadıkları saat ve tahrip etmedikleri zihin kalmadı diyebilirim.

Evet.

Küresel haydutlar ve Firavunlar her yeri yıkmaya, yakmaya, tahrip etmeye çalışıyor, yalanlarla, iftiralarla, ithamlarla, inkârlarla zihinleri iğdiş ediyor.

Bunun için bu lanetlilerle mücadele büyük ve kutsaldır.

Bunun için Musa’nın yanında durmak şart ve elzemdir.

Evet, gerçekten İslam’ı din olarak kabul eden her ferdin vazifesidir Firavunlara karşı olmak ve Musa’nın yanında safını belirlemek.

Unutulmamalıdır ki, Firavun bazılarını matkaplaştırarak tahrip aleti olarak elinde tutuyor. Sağlıkta, eğitimde, ekonomide MATKAP ile tahrip arttırılıyor.

İnsanlar tedavi olma hakkını kullanamıyor, eğitilme hakkı gasp ediliyor, geçimi marketler marifetiyle zincirleniyor.

Türkiye’nin altını üstünü bu kem “alât” ile tahrip etmeye çalışıyor. Tabii ki, sadece Türkiye’yi değil bütün insanlığı ifsat ve tahrip etmeye çalışıyor.

Pek çok kem aleti vardır firavunun.

Haşhaşi, tapınakçı fetö ve bağlantılarını da tek el ile tutulan matkabın emrine veya matkabı fetönün emrine tahsis etmiş diyebiliriz.

Basit ve etkisi büyük olan, olabilecek yalanlar her gün piyasaya sürülüyor.

Evet.

Sadece “Allah’ın huzurunda eğiliriz biz ancak” diyenler Musa’nın safında olmak mecburiyetindedir.

Bu bir tercih değil zorunluluktur.

Ebu cehil’in ve firavunun safında yer tutan herkesi deşifre etmek, ne kadar pespaye olduklarını ortaya koymak her müminin ve Müslüman’ın görevidir.

Musa’nın yanında saf tutmak ve taraf olmak İslamî, insanî ve ahlakî bir zorunluluktur.

Şartlar zordur, mücadele çetindir.

Biliyoruz.

Cehd ve gayret şarttır, farzdır.

Firavuna karşı çıkıp, Musa’nın yanında olmayı ifade eden bir dize: “Bütün Türkler bir ordu katılmayan kaçaktır; Töremizde yazılı: “Harpten kaçan alçaktır!”

Evet. Firavuna karşı durmak ve taraf olmak bir şereftir. İ’lay-ı Kelimetullah için Nizamı Âlem için şarttır.

Geliniz bu şereften hep birlikte nasiplenelim.

Selam ve Sabırla…21.08.2022

 

 

8 Kasım 2021 Pazartesi

Bürokratik Devletin Enkazı

 Bürokratik Devletin Enkazı- Maziden 27.08. 1999

Veysi ERKEN

Bir Söz;

      “Memleket erlerle;

      Erler kılıçlarla,

      Kılıçlar parayla,

      Para halkla,

      Halk adaletle vardır.”

                      Pir Söz.

Ülkemizde cereyan etmekte olan afetlerden bilhassa yöneticilerin ders almasını beklemek bizim tabii haklarımızdandır. Ama maalesef durum bu yönde gelişmemektedi

Zamanında yapılamayan yardımın, ulaştırılamayan vasıtanın işe yaramayacağını her akıl sahibi bilirken, uygulamalar bürokratik devlet aygıtının bunu kavramadığı veya kavramak istemediğini göstermektedir.

 Halk cenaze, can ve mal derdinde iken bürokratik devlet -varlığını ve ağırlığını hissettirmek için olsa gerek- mevzuatı öne çıkarmakta ve insanları -yaralı, akrabalarını, evladını, karısını, kocasını, malını kaybetmiş veya afetzedelere yardım etmek isteyenleri- canından bezdirmektedir.

Çadır almak isteyenden ikamet belgesinin istenmesi bunun acı bir misalidir.

Bu hadise bana bir kaç yıl önce gerçekleşen bir depremi ve o depremle ilgili basınımıza yansıyan manzaraları hatırlattı.

Deprem yeri Ermenistan.

Ermenistan o zaman Sovyetler Birliğinin bir parçası. Deprem her yeri tahrip etmiş, bir sürü ölü ve yaralı var. Ölüler arasında afet dönemlerinde kabul edilecek ve yapılacak yardımların dağıtımından sorumlu olanlar da var.

Ermenistan’a dış yardımlar yağar. Ancak bu yardımları kabul edecekler ölüler arasındadır. Yardımlar çürür. Çöplüklere atılır. Bu burum basına yansır.

Tıpkı Ermenistan’daki depremde olduğu gibi bürokratik yapı ülkemizde varlığını ve ağırlığını bütün hantallığıyla hissettirmektedir. Hem de, halksız, haksız, adaletsiz ve acımasızca. Yaralıdan, sadakaya muhtaç duruma düşenden ikametgâh ilmühaberi ve fakirlik belgesi isteyecek kadar. Bu bürokrat ve bu seçilmiş acaba başka bir ülkenin bürokratı mı, seçilmişi mi dedirtecek kadar.

Bu da yetmiyormuş gibi bürokratik yapı yardım etmek isteyenlerin önünde bir engel oluşturmakta ve insanların hamiyet duygularını zedelemektedir. Bir Çin Seddi misali engeldir bizim bürokrasi. Başka ülkelerden gelenlerin dört beş saatte afet bölgelerine intikal edebildikleri bir zamanda kendi insanımız intikal edememektedir bürokratik yapıdan ve bürokrat hazretten

Unutulmamalıdır ki, bu hantal yapı sağanak yağmurları oluşturan bulutlar gibi rahmet ve merhamet duygularıyla yüklü insanımızı çileden çıkarmakta ve devlete olan güveni sarsmaktadır.

Yıkılan binalar yapılır, enkazlar kaldırılır ama duygularda oluşan güven bunalımının telafisi zordur.

Despotik solun piyonu ve maşası haline gelenler bunu anlar mı acaba?

Devlet denilen organizasyon, mensubunun işini zorlaştıran, onu canından bezdiren ve güvenini zedeleyen, ortadan kaldıran bir yapıda olmamalıdır. Halkı canından bezdiren yapılarda muhtelif mevkilerde bulunanlar kendilerini “devlet” addeder.

Kendilerini devlet addeden taife felaketlerin yoğunlaştığı dönemlerde “ölen ölür kalan sağlar bizim kölelerimizdir” mantığından hareket eder ve ölene, açıkta kalana, yaralanana, sürünene, sefalete düşene üzülmez. Tıpkı Sovyetler döneminde olduğu gibi.

 Hülasa-i kelam, bizi haktan ve hakikatten ayırarak azgınlıkların, fuhşun ve ahlaksızlığın batağına sürükleyen Sosyetik bürokratik yapıdan kurtulmamız için akl etmemiz ve çaba sarf etmemizden başka çaremiz yoktur.

Allah encamımızı hayr eyleye.

Vesselam.  27.08.1999.