Yayınlanan Kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yayınlanan Kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mart 2020 Pazar

Midyat’tan Çıktım Yola*


Midyat’tan Çıktım Yola*

Veysi ERKEN

            Hatırat okumayı sever misiniz?
            Sizi bilmem ama ben zevkle okuyorum.
            Yaşanmışlıklardan alınabilecek dersler vardır.
            En son okuduğum kitaplardan birisi bir hatırat kitabı.
            “Hak ve Hukuk Yolunda Geçen Yıllar” üst başlığı ile “Midyat’tan Çıktım Yola” ismini taşıyor.
            83 yaşındaki Utkan Araslı ile yeni tanıştım.
            Vesile olan dosta teşekkür ediyorum.
            Tanışır tanışmaz kitabını hediye etti.
            Kitabı okurken hüznünü ve sevinci birlikte yaşadım.
            Özgeçmişinin girişinde belirttiği üzere Midyat doğumlu bir şahsiyettir Utkan Bey. Aslen Erzurum Horasanlı bir ailenin çocuğu,
Yozgatlı.
Takdiri ilahi babasının görevi icabı Midyat’ta doğmuş ve hep Midyatlı olarak anılmış. Hatıratına “Midyat’tan Çıktım Yola” demesinin gerekçesi bu olsa gerek.          
            29.09.1938 Doğumlu olup 2003 yılında Yargıtay’dan emekli olmuş.
            Cenabı Allah kalan ömrünü hayırlı ve huzurlu kılsın.
            Hatırat hüzünlü bir vakıa ile başlıyor.
            Yüzbaşı Fazıl.
            Utkan beyin dedesi. 1915 Sarıkamış faciasında Horasandaki Ermeniler tarafından Ruslara ihbar edilmiş. Gidiş o gidiş. Bir daha haber yok. Peşine düşen, izini bulmaya çalışan eşi Sohban hanımın birkaç ay sonra Erzurum’dan ölüm haberi gelir.
            Yetim ve öksüz kalan Fazılın çocukları Edip ve Saniye amcalarıyla birlikte düşe kalka Horasandan iki yıllık süreç içinde Yozgat’a göç ederler.
            Edip yokluklar içinde büyür ve okur.
            Bunların hepsi Rabb'ul-âleminin ikramı ve lütfü.
            Edip İstanbul’da Hukuk Fakültesini bitirir, evlenir ve ilk görev yeri olan Midyat’ta cumhuriyet savcı yardımcısı olarak göreve başlar.
            Utkan beyin doğumu Midyat’ta gerçekleşir.
            Onun için her yerde Midyatlı olarak bilinir.
Utkan Bey babası gibi Hukuk Fakültesini bitirir.
Anadolu’nun muhtelif yerlerinde görev alır yurt dışında bulunur.
Beşiri, Divriği, Yozgat, Diyarbakır, Yeşilova, Zonguldak gibi yerlerde görev yapar ve bu yerler hatıralarında iz bırakır.
Paris’te bulunur, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesinde görev yapar.
Emeklilikten sonra kızının A. B.D. öğrenci olan kızının yanına gider. Takriben orada dokuz ay kalır.
Utkan Bey. Midyat’ta başlayan ve Anadolu’nun muhtelif yerlerinde devam eden hayatında önemli bulduğu hatıratını kaleme almış.
Okudum.
Müstefid oldum.
Size de tavsiye ederim.
Kısa da olsa Anadolu hakkında bilgi sahibi olursunuz. Görmediğiniz yerleri tahayyül edersiniz.
Örf, adet ve yaşayışları hakkında bilgi sahibi olursunuz.
Cömertliği, misafirperverliği ve hitapları öğrenirsiniz.
İkram ve misafirperverliğin yoğun olduğu yerde “ye hâkim bey, utanma” ifadesi anlamında “ ye utanmaz hâkim ye” cümlesinin kullanıldığını öğrenmiş olursunuz.
Utkan Beyin hatıratını Amerika’da bir yaşanmışlığı naklederek bitireyim.
Utkan Bey “Amerika’da dikkatimi çeken en önemli özellik, kiliseler ve okulları oldu. İlkokul öncesi küçük çocukların eğitimini kilise nezdindeki okullar veriyor. Aslında kiliseler, çevresi ile birlikte ayrı bir dünya. Yüzlerce arabalık park yerleri mevcut. Annelerin en büyük görevi okul öncesi çocuklarını sabah kiliseye getirip, öğlenden sonra almak. Kiliselerde çok çeşitli Anglikan, Ortodoks, Prespitiryan, Katolik kiliseler var. Noel’de bir kere ayine gittim. Çoluk-çocuk tüm aile, en güzel kıyafetleriyle ayine katılıyorlar s.212-213” diyor.
Bizler camilerde Anaokulları açılsın dediğimizde la dinililer feveran ediyor ne diyelim.
Dostlara tavsiyem.
Okuyalım. Bilgilenelim.
Utkan Bey “Midyat’tan Çıktım Yola”.
Bu yolu okuyun ve sizler de çıktığınız yolun önemli kesitlerini yazın.
Hayırlı okumalar.
Selam ve Sabırla…

*Midyat’tan Çıktım Yola, Utkan Araslı, Ocak 2020, Ankara, İletişim: Kültür Ajans Yayınları, 0312 425 93 53.



17 Eylül 2019 Salı

İlâhların Silâhları*


İlâhların Silâhları*

Veysi ERKEN

            Benim kitap olarak bir tek dostum var. O da KUR’AN-KERİMDİR. Arkadaş olarak ise edindiğim bir hayli kitap var.
            Arkadaş eleştirilir. Kusuru bulunur. Bu anlamda okuduğum her kitabı eleştirme hakkım vardır.
            Eksik veya hata olabilir. Bunların düzeltilmesi için yazarına tavsiye ve telkinde bulunuruz.
            Kitapların bir kısmı art niyetle kaleme alınmıştır. Yazanların ekseriyeti İslam düşmanıdırlar.
            Bunların adı emin, Ertuğrul, Ahmet, Fatma olabilir. İslam akidesi ve Kur’an ile alakaları olmadıkları için kendi “ilah”larını pazarlarlar, İslam’ı tahribe ve tahrife yönelirler.
            Bu tipler “DİN/ İSLÂM” yerine “din/kültür” ikame ederler.
            Haşhaşi pensilvanya şeytanları bunun tipik misalidir. Tabii ki, şeytani çabalar yeni değildir. Hz. Âdem (a.s.) döneminden beri vardır, var olmaya devam edecektir.
Heva ve hevesini ilah edinenler özellikle güç devşirdikleri andan itibaren tahribat ve tahrifat vasıtalarını devreye sokarlar.
            İşte bu çabaları izah eden çalışmalardan birisi “İlâhların Silâhları” ismiyle yayınlanmıştı.
            Yıllar önce okumuştum.
            Adından dolayı tekrar okuma ihtiyacını hissettim.
            Bulursanız okumanızı tavsiye ederim. Piyasada var mı?
            Bilmiyorum.
            20 yıl önce basılmış bir kitap (1999). Yazarı, Ramazan Demir.
            Kitap üç temel kavram etrafında şekillendirilen yazılardan oluşuyor.
            Din, İlah ve Silah.
             Köşe yazısı olması hasebiyle konu anlaşılsın diye bu üç kavramı iktibas etmekle yetineceğim. Umulur ki, okuyanlar bu konuyu Kur’an-ı Kerim mihverinde tefekkür eder.
            Yazarın anlatımı ile Din: “Emir, itaat, üstünlük, ceza, yol, mezhep, adet gibi manalara geliyor. Burada en önemlisi ‘din’in “gidilen yol” anlamına geldiğini hep akılda tutalım. Hak olan bir dinin kendine has gidilen yolları olduğu gibi, batıl bir dinin de kendine has gidilen yolları vardır. Kur’an’ın “senin dinin sana, benim dinim bana” ifadesini “senin yolun sana, benim yolum bana” şeklinde de anlayabiliriz. Yani hiçbir kimse, yaptığı bir işi, dinini/ideolojisini göz ardı ederek, hesap dışı tutarak yapmaz. Yapılan her işte, kişinin inandığı (hak veya batıl) din belirleyicidir. Semavi dinler, hayatın her safhasına ve ayrıntılarına doğrudan müdahildir. Batıl dinlerde ise, sosyal kontrol güçlerinin otorite alanlarını ihmal etmemek kaydıyla, diğer alanlarda tanım yerinde ise serbestlik (muhayyerli) söz konusudur. S.13”
            Yazarın bu tanımından hareketle diyebiliriz ki, gidilen yolun belirleyicisi vardır. Bu belirleyici inanıyorsak Cenabı Allah’tır, inanmıyorsak başkalarıdır. İlah kavramını bu mantıkla izah etmeye çalışıyor.
            Yazar İlâh kavramını şu şekilde açıklıyor. İlah: “Mabut, tanrı anlamlarına geliyor. Mabud, kendisine ibadet edilen. İlâh kelimesinin kendisine has manası: Güç ve otorite sahibi, yasak koyma ve serbestiyet tanıma yetkisi olan, fayda ve zarar verme gücüne sahip olan. Bu manalardan anlaşılıyor ki, ilah denilen güç insana “yaşama biçimi” tayin eder. Bir insanın yaşama biçimine bakarak: Hak ( ve tek) ilah olan Allah’ı mı ilah edinmiş yahut da, Allah ile birlikte başka ilahlar mı edinmiş, büyük ölçüde fark edebiliriz. Kur’an-ı Kerim’de muhtelif surelerde, “Allah ile birlikte başka ilaha yalvarma” (Kasas 88) uyarısı vardır. Yani bir insanın, hem Allah’ı ilah edinme, hem de başka “ilah”ar edinme ihtimali/ tehlikesi vardır.  Kelime-i Tevhid’de geçen “ilah” kelimesine nüfuz etmedikçe, böyle bir tehlike hep eşikte bekler. Üstelik bütün zamanlar boyu insanlar dinsizlikten daha çok şirk çukuruna düşmüştür. …. Bir ülkede İlah’ın kim (yani güç ve otoritenin kimde) olduğunu anlamak istiyorsanız, “paranın ve kadının nerede”  olduğuna bakacaksınız. Kadın; podyumda, plajda, ekranda ve karşı cinsle aynı çatı altında ise; Parada; faiz, fuhuş, içki, kumar, yani kebair günah sektöründe ise, artık o ülkede, ilah edinme konusunda ciddi bir sapma var demektir. S.14-15”
            Din ve ilah kavramlarını beraber aldığımızda yazar batıl ilahların silahlarını şu şekilde sıralar : “Medya, Market, Bürokrasi, Müzik, Moda, Spor, Tüketim, Eğlence... s.18” (bunlar çoğaltılabilir. Sosyal medya vs. V.E.)
            Aziz dostlar “İlahların Silahları” yirmi yıl önce yayınlanmıştır. Yazar günümüzün dünyasını tasvir etmiştir.
            Bugün de değişen bir şey yok. Bize “don” biçer gibi “din” biçenler var. İslam dışı yasak ve serbestiyet koyma yetkisini kendilerinde görenler var maalesef.
            Bu bağlamda kendimizi sorgulamamız gerekir. Tabii ki, sorgulama “değişmeyen ilkelerle” olur. Bizler Müslüman isek kendimizi değişmez ilkeleri ihtiva eden Cenabı Allah’ın kelâmı ile yanı “Kur’an-ı Kerim”in ahkâmı ile sorgulamamız gerekir.
            Kendini Kur’an ahkâmı ile sorgulamayan “şirk” bataklığına kolaylıkla düşebilir. Etrafımıza baktığımızda “müşrik”lerin “Mü’min”lerden çok olduğunu görüyoruz.
            Cenabı Allah bizleri şirkten muhafaza etsin. Bizi şirk bataklığına götürmeyecek “akıl” ve “tefekkür”ü ihsan etsin.
            Selam ve Sabırla…

·         İlahların Silahları, Ramazan Demir, Ankara-1999


7 Eylül 2019 Cumartesi

Türk’e Tapmak*


Türk’e Tapmak*

Veysi ERKEN

            Malum olduğu üzere hayatımızı Kur’an-i Kerim’in ahkâmı ile tanzim etmemiz gerekir. Ben de bunun gayretinde ve gayesinde olduğumu düşünüyorum. Yazılarımın ulaştığı herkesten ricam ve beklentim şudur.
            Dua edin. Cenabı Allah ilmimi arttırsın. Bilirsiniz ki, ayetlerden birinde “De ki, Rabbim. İlmimi arttır. Ta-Ha 114” denilmektedir.
            İlmin artması için okumak, araştırmak, tefekkür, tedebbür, taalum, taakkul etmek gerek bunun için “okumak” şarttır. Bunun içindir ki, medeniyet tasavvurumuzun kaynağı olan Kur’an-ı Kerimin ilk inzal olan ayetleri “Yaratan rabbinin adıyla oku! O, insanı alaktan (asılıp tutunan zigottan) yaratmıştır. Oku! Kalemle (yazmayı) öğreten,(böylece) insana bilmediğini bildiren rabbin sonsuz kerem sahibidir. Alak 1-5” dir.
            İlmimiz ve düşünüş zeminimiz sağlam olsun diye okumaya ve öğrendiklerimizi dostlarla paylaşmaya çalışıyoruz.
            Umanım ki, dostlar da okur ve hep birlikte hayatımızı cenabı Allah’ın vahyinde insanoğlu için belirlediği "hudud" dâhilinde yaşarız.
            Yeni okumaya başladığım kitaplardan biri de Onur Atalay tarafından hazırlanan doktora tezinin bir bölümünün kitaplaştırılmasından ortaya çıkan “Türk’e Tapmak” ismini taşımaktadır.
            Kitabı tavsiye eden dostuma teşekkür borçluyum.
            Kitap “dini anlamda” bir dönüşümü ortaya koymaktadır. Daha doğrusu  hayatımızın zihnen, fikren boyutlarıyla İslam’dan koparılışını ortaya koyuyor.
Kitap "on bir" bölümden oluşuyor.
Tabii ki, Batıda siyasetin kutsallaştırılması ve dinleştirilmesi süreci kitabın ilk bölümünü oluşturuyor.
Maalesef aynı süreç ülkemize de yaşatılmış ve yaşatılmaya devam edilmektedir.
Kitabın alt başlığı “Seküler Din ve İki Savaş Arası Kemalizm” başlığını taşıyor ve ülkemiz de İslami kutsallar yerine seküler bir kutsallaştırmanın nasıl gerçekleştirildiğini izah ediyor.2018 yılında ilk baskısı çıkan kitabın dördüncü baskısı yapılmış vaziyettedir.
            Kitabın arka kapağında yer alan yazıda kitap bizlere “Türk’e Tapmak, geleneksel dinin evreninden (İslam dini (v.e.) Kemalist kavramlara doğru yaşanan ‘kutsiyet nakli’nin nihayetinde Kemalizm’in bir sivil din, hatta yarım kalmış bir siyasal din olarak ayakları üzerinde yükselişinin anlatısı… Medeniyet, bilim, millet ve sonunda şef kavramlarının kutsallık halesiyle nasıl çevrildiğini, Cumhuriyet’in ‘yeni insan’ının onlar vasıtasıyla nasıl mayalandığını, Osmanlı’dan ve geleneksel inanç sisteminden kopuşun yarattığı manevi boşluk duygusunun farklı bir tarzda nasıl ikame edildiğini anlatan Atalay, din-siyaset ilişkisine dair zengin kaynak kullanımı ve titiz araştırmacılığıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin sadece ilk yıllarını değil bugününü de anlamaya yönelik yeni bir çerçeve öneriyor “  biçiminde tanıtılıyor.
            Gerçekten kitap tahrip edilmiş zihin dünyamızı ortaya koyuyor. Denilebilir ki, her satırı belgelere istinad ettirilmiştir.
            En önemli husus bu kitabı okumaya başladığımda tahribatın bütün şiddetiyle devam ettirildiğini bir kez daha fark etmiş oluyorum.
            Hem de tahribat bazılarının yaftalamasıyla “Muhafazakâr” denilenlerin marifetiyle sürdürülüyor.
            (Beni bilerler bilir. Mümkün olduğu kadar batılıların ve batılılaşmışların bizlere dayattığı kavramlarla düşünmemeye çalışıyorum. Bu açıdan sağcı- solcu, muhafazakâr ve olmayan gibi ayrımları kullanmamaya çalışıyorum. Hayatımı “Cenabı Allah’ın birliği ve Hz. Peygamberin Risaleti” ekseninde tanzim etmeye çalışıyorum. Tabii ki hatalarım ve kusurlarım var. Hata ve kusurlarımdan dolayı da Rabbimden af ve mağfiret diliyorum.)
            Parantez içindeki bu açıklamadan sonra yazar zihin ve yaşayışımızdaki tahribatın kâr peşindeki “muhafaza kâr”lar tarafından nasıl  sürdürüldüğünü şu şeklide ortaya koyuyor.
            “Bununla beraber özellikle 90’lı yıllar ile beraber bu kutsallaşmanın üretici motoru, yaşanan bir dizi travmatik olayın da neticesinde, devlet olmaktan çok sivil toplum olmaya başlamıştır.  Bugün de Kemalizm, devletin dayattığı bir iman olmaktan çıkmakta ama sivil toplum tarafından bir kutsallık halesiyle üretilmeye devam etmektedir.
Yine de denilebilir ki Kemalizm dar manasıyla bugün artık miadını doldurmuş bir ideolojidir. Fakat farklı bir açıdan bakıldığında, son on yılda muhafazakârların Kemalizm’in temel umdelerini daha önce hiç olmadığı kadar candan benimsendiğini, devletle ve onun ürettiği popülist milliyetçi söylemle kendini tamamen özdeş kıldığını, yeni otoriter kalkınmacı ideolojinin büründüğü yeni şekliyle belki de ikinci baharını yaşadığını söylemek de yanlış olmaz. S. 14-15”
Teşekkürler Onur Atalay Bey.
Emeğinize ve kaleminize sağlık
Bizim zihnimizin açılmasına katkı sağladığın için teşekkürler.  Cenabı Allah seninde zihnini daim açık etsin.
            Aziz okuyucular!
            Okumak bilgilenmektir. Okumaktan ve bilgilenmekten korkmamalıyız. Okumak ilgilenmektir.
            İlgi, bilgi ve tefekkür. Sonuç inanç ilkelerinizle değerlenmektir.
            İnanç ilkelerinizi bilmiyorsanız sonuç savrulmaktır.
            Ülkemizde ve bireysel olarak insanımızdaki savruluşu anlamak için “Türk’e Tapmak” kitabını ve benzerlerini okumanızı tavsiye ediyorum.
            İyi okumalar.
            Selam ve Sabırla…

*Türk’e Tapmak, Onur Atalay, İletişim Yayınları, Araştırma-İnceleme Dizisi, 4. Baskı, İstanbul-2019.