31 Aralık 2025 Çarşamba

Kim Bir Kavme Benzese: Yıl Başı mı?

Kim Bir Kavme Benzese: Yıl Başı mı?

Veysi ERKEN Dr.

Ebû Hüreyre"nin naklettiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar. Sonra ana babası onu Yahudi, Hıristiyan veya müşrik yapar.” (M6758 Müslim, Kader, 23)

Ve.

İbn Ömer"in naklettiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:“Kim bir topluluğa benzemeye çalışırsa, o da onlardandır.” (D4031 Ebû Dâvûd, Libâs, 4)

https://hadislerleislam.diyanet.gov.tr/sayfa.php?CILT=3&SAYFA=643

Gayet açık. İnsanoğlu fıtrat üzere, temiz, saf, kirlenmemiş bir şekilde doğar.

İyi veya kötü nitelikleri kazanacak yapıdadır ve çevresi ona nitelik kazandırır, kendine, Hıristiyan’a, Yahudi’ye, putpereste benzetir.

Birey ve gruplar hangi topluluğa, kavme benzerse ondan olur.

Maalesef Siyonist haçlı zihniyeti, işbirlikçileri, uşakları, piyonları insanımızı kendilerine benzetmekte epey mesafe kat etmişlerdir.

YILBAŞI

Öğretmenler Günü,

Sevgililer Günü,

Anneler Günü,

Babalar Günü

Doğum Günü

Efsane Günü vs. isimler altında zihnimizi, örfümüzü, adetlerimizi, yaşayışımızı kirletmişler, kirletmeye devam ediyorlar.

Bizi İslam’dan uzaklaştırmak, ülkemizi yok etmek için kullanmadıkları yöntem, araç, melanet yoktur.

YILBAŞI kutlamaları adı altında her türlü rezillik ve fuhşiyat işlenmekte, aptallaştırılmışlara, mankurtlara benimsetilmektedir.

Âdemoğlunu insan olmaktan çıkaran her şey yapılmakta, yaptırılmaktadır.

Kısaca Siyonist haçlı zihniyeti bireylerin elindekini çalmak, servetlerini heba etmek, insan olma özelliklerini ortadan kaldırmak için çevirmediği ve çevirmeyeceği fırıldak yoktur.  

Siyonist haçlılar “Gönlümüzü ve Zihnimizi İslam’dan Uzaklaştıran araçlar”ı üretmekte mahirdirler.

Yılbaşı, Günler ve şans oyunları denilen kumar aletleri “kaz”ları, mankurtlaştırılmışları yolmanın yöntemlerinden biridir.

 Evet.

Yolmak, bir şeyi yerinden çekip çıkarmak, koparmak, hile yoluyla varlıklarına el koymak, parasız ve varlıksız bırakmak, zihinleri sefilleştirmek, kişileri ahlaksızlaştırmak anlamlarında kullanılır.

Peki, YILBAŞINDA ve günlerde ne yapılır.

İnsanlar çıldırır, çıldırtılır.

Ahlaksızlığın ve fuhşiyatın âlâsı işlenir.

Kumar oynanır, varlıklar ve paralar çalınır, sömürgecilere imkânlar aktarılır, İsraf ve rezillik had safhaya çıkarılır.

İşte yine “yılbaşı” diye “YOLMAK başını bize yutturacaklar.

Geliyor geliyor kumar biletleri geliyor diye seslerin yükseltildiği YOLMAK başı geliyor.

Unutulmamalıdır ki, yılbaşı ve diğer günlerin kutlaması İslamî değildir, haramdır.

Yılbaşı, İsraf ve kumarın ve haramların, ahlaksızlığın had sayfaya çıkarıldığı bir zaman dilimidir.

Gazze’in, Türkistan’ın, mazlumları, mağdurların unutturulduğu İsraf ve rezilliğin had safhaya çıkarıldığı zaman dilimidir.

İslam’ın gönüllerimizden ve zihinlerimizden kazınmaya çalışıldığı gündür.

Hazırlıklar günlerce, haftalarca sürdürülür. Haramlar ve günahlar günlerce zihinlere ve gönüllere yerleştirilir.

Evet.

Siyonist haçlı zihniyeti dünyanın tamamıyla yetinmeyen, daha fazlası peşinde koşan bir anlayışa sahiptir.

Yılbaşı ve diğer melanet günlerinde zihnimiz ve gönül dünyamız İslam’dan o kadar uzaklaştırılıyor ki, farkında olmadan bize ait olabilecek her şeyi red noktasına dönüştürülmüş oluyoruz.

Bunu bir misalle izah edeyim.

Yukarıda bahsettiğim günleri zevkle, şevkle ve heyecanla kutlayan ve kutsayan Müslümanların bir kısmı “İslam’da gün ve geceler” bidattir, bunlarda fazlaca tefekkür, tezekkür, tedebbür ve taakkule gerek yok demekten gerek duymuyor.

Mevlid yok, gece yok.

Aziz dostlar,

Zihni ve gönlü dönüştürülmüş kişiler, Hz. Peygamber’in anılması ve usve/ örnek alınmasına tahammülleri kalmamıştır denilebilir.

Sorsanız hepsi Müslüman’dır

Bir zamanlar etkili olan biri gayrı Müslimliğini ben “sosyolojik Müslüman’ım” diyerek ifşa etmişti.

Maalesef Sosyolojik Müslümanlar Yılbaşı ve diğer melanet günleri ile çoğalmış, çoğaltılmıştır. Allah nimetini kesiyor.

Ayette; “Allah, bir topluluğa lütfettiği nimetini, onlar kendilerini değiştirmedikçe değiştirmez ve Allah her şeyi işitip bilmektedir. Enfâl-53” buyrulur.

Su ve diğer nimetler kesiliyor.

Farkında mıyız?

Akıbetimiz hayrola.

Selam ve Sabırla…31.12.2025

 

Bir USVE: Seyyit Ahmet Arvasi

Bir USVE: Seyyit Ahmet Arvasi

Veysi ERKEN Dr.

“Asıl ölüm unutulmaktır” diye bir söz vardır.

Hakikati ifade eden bir yönü vardır.

Unutulan demek eserleri yok olmak demektir. Bu anlamda gerçek ehli iman, irfan ve ilim ehli kolay kolay unutulmaz ve ölüme terk edilmez. Sadaka-i cariyeleri vardır.Seyyit Ahmet Arvasiler,Farabiler, İbn Sinalar, Gazaliler vs buna şahitlik etmektedir.

Âlimler, Allah için yaşayanlar, eserleriyle, bıraktıkları izlerle müesser olmaya devam ederler

"Âlimin ölümü âlemin ölümü”dür nazarımızda.

Takvimler 1988 yılının 31 Aralık gününü gösterdiğinde çağımızın Alperenlerinden âlim, muallim, mütefekkir ve mürebbi S.Ahmet Arvasi hocamız vuslata erdi.

Bedenen fani âlemi terk etti. Ama Terekesi, eserleri ile yaşıyor.

Terekesi sadaka-i cariye hükmündedir inşallah.

Eserleri aynı tazeliğini ve geçerliğini koruyor.

O eserlerini Kur’an’dan ilham alarak, sünneti esas ittihaz ederek ortaya koyuyordu.

O hep "Hakk" ile olmuştu ve olmaya çalışmıştı.

Hakkın ve hakikatin sesi ve tebliğcisi olmaya çalışmıştı hayatı boyunca. Eserleriyle bu görevi ifa etmeye devam ediyor inşallah.

Aynı zamanda O, her kulun "Hakk" ile olması derdinde idi.

Onun için Şanlı peygamberi "usve" edinmiş ve bu yönü ile de hayatı ve yaşantısı ile "usve" olmaya çalışmış biriydi.

 O her şeyi ile gençliğe ve etrafındakilere bir "usve" günümüzün ifadesiyle "rol model" olmuş bir Alperen'di.

O, bir siyasetçi, eğitimci, muallim ve mürebbilik sıfatlarıyla münevver mücadele adamıdır.

Rol modelliği, usveliği yaşayışıydı.

Bir misal.

Savaştepe Öğretmen okulunda çalışırken Müdür Ahmet hocadan bir ricada bulunur.

Öğrencilerin sigara içmemeleri için tembih etmesini ister.

Ahmet hoca.

Hocam ben kendim sigara içiyorum, öğrencilerimize nasıl nasihatte bulunabilirim der.

Müdür çok ısrar edince peki bana on gün müsaade et.

Ben sigarayı bırakabilirsem nasihat ederim der.

On gün sonra müdürden öğrencileri toplamasını ister

Ve kısa bir konuşma yapar.

Beni seviyorsanız sigara paketlerini kürsüye gönderin ve bir daha içmeyin der.

Bu söz öğrencilerin sigarayı bırakmalarına yeter, artar.

Tabii ki burada önemli olan Ahmet hocanın sigarayı bırakması ve örnek olmasıdır.

Bilinmelidir ki, insan ancak kendisi yaşarsa yaşatır, etkili ve örnek olur.

Ahmet hoca eserleriyle örnek şahsiyet olmaya devam ediyor.

Bilinen bir husus vardır. Örnek şahsiyetlerini kaybeden toplumların çöküşleri kolaylaşır.

Günümüzün Türkiye’sine bakmak yeterlidir. Bugünün toplum yapısına ve yaşayışına baktığımızda ancak merhum Arvasi hocamız gibilerini örnek şahsiyet edinenler ülkeye ve insanlığa faydası oluyor.

Gerisi “idol, put” tapıcıları durumunda.

Merhum hocamızın eserleri ortadadır. Türk- İslam Ülküsü, Hasbihal, İlmihal, Doğu Anadolu Gerçeği ve diğerleri. Eserleriyle topluma ve insanlığa "rol model"liği, usveliği devam etmektedir.

Kızılelma ülküsü, ümmetin birliği böyle modellerle gerçekleşecektir inşallah.

Rol model arayanlara ve gençliğe rol model sunmak isteyenlere tavsiyemizdir.

Seyyit Ahmet Arvasi’nin izini her sahada takip ediniz.  

Sadece yazdıklarıyla değil, muallimlik yılları ve siyasi çalışmaları da örnek alınmalı, araştırılmalı ve model olarak sunulmalıdır.

Seyyit Ahmet Arvasi’nin fikirlerini, düşüncesini, yaşayışını ve ızdırabını anlamak isteyenlerin edinmesi gereken ilk şey kitapları olmakla birlikte onunla ilgili yapılan çalışmalar ve değerlendirmelerdir.

Özellikle genç nesillere tavsiye ediyorum.

Kitaplarını derinlemesine tahlil ediniz, anlamaya çalışınız. Zira bütün yazdıklarını Kur’an-ı Kerim ve uygulaması olan sünnet zemininde yazmaya çalışmıştır.

Seyyit Ahmet Arvasi’nin çalışmaları ve terekesi bizi Kur’an zeminine taşımaktadır.

Bilinen gerçek şudur. Gençlik daha kolay örnek şahsiyetler edinir. Merhum hocamız gibileri “usve” edinemeyen gençlik “idol”une tapar hale gelebilir.

Haydi, gençler ve ihtiyarlar.

Vefatının sene-i devriyesi münasebetiyle Hz. Peygamber Muhammed Mustafa’yı s.a.v. kendine rehber ve yol gösterici olarak gören ve bu yönüyle “usve” olan S. Ahmet Arvasi’yi anlamaya, anlatmaya, Fatihalar ve Yasinlerle yâd etmeye davet ediyorum.

Selam ve Sabırla… 31.12.2025.

30 Aralık 2025 Salı

Köleleştirilmiş Ümmet

Köleleştirilmiş Ümmet

Veysi ERKEN Dr.

Merhum Ebu Ubeyde köleleştirilmiş ümmetin yöneticilerini şöyle hasım ilan ediyordu.

“Ümmetimizin yönetimleri Ribat diyarındaki kardeşlerinin on binlercesinin katledilmesini, aç bırakılmasını, su ve ilaçtan mahrum edilmesini sadece seyrediyor.

Ve biz tarihe, büyük bir acı ve ıstırapla ümmetimizin evlatları önünde şunu ilan ediyoruz:

Ey İslam ve Arap ümmetinin liderleri, büyük partileri ve seçkinler, ey âlimler! Sizler Allah'ın huzurunda bizim hasımlarımızsınız!

Sizler yetim bırakılmış her çocuğun, evlatsız kalmış her annenin, yerinden edilmiş her mazlumun, yaralı ve aç her insanın hasmısınız!

Boyunlarınızda sessizliğinizle yüzüstü bıraktığınız on binlerce masumun kanı var.

Düşman sizin sessizliğinize güvenerek ve ihanetinizi satın alarak bu soykırımı açıkça gözlerinizin önünde işleyebildi.

Bu akan kandaki sorumluluktan hiç kimse muaf değildir.

Sizden hiçbirinizi akan bu kanın mesuliyetinden muaf tutmuyor, imkânları dâhilinde harekete geçmeyen hiçbirinizi istisna tutmuyoruz.

Kocaman bir ümmet, Gazze'de açlıktan ölen kardeşlerine yemek, su ve ilaç ulaştıramıyor. Hainlerin gözüne uyku girmesin.”

Ümmeti köleleştiren baş(!)lar.

Maalesef ümmet köleleşmiş başlarla köleleştirilmiştir, başsızdır.

Hilafetin lağvedilmesiyle, ihya edilmemesiyle ümmet başsızdır, köleleşmiştir.

57 İslâm ülkesinden bahsediliyor.

İki milyara yakın Müslüman’dan bahsediliyor.

Ama tespih taneleri gibi dağınıktır.

“Baş” yok “birlik” yok.

İmame ve imamet yok.

Allah her türlü imkânı bahşetmiş Müslümanlara ve İslam denilen ülkelere.

Ama “baş” yoktur.

Kölelik vardır.

Siyonist haçlılara kölelik vardır.

“Baş” olsaydı, köle olunmasaydı Gazze’de, Filistin’de, Doğu Türkistan’da, Arakan’da, Afrika’da ve dünyanın mazlum coğrafyalarında bu kadar soykırım yapılabilir miydi?

Allah ayrılığa düşmeyin diyor.

“Allah’a ve Rasûlü’ne itaat edin. Birbirinizle çekişmeyin; yoksa korkuya kapılırsınız ve kuvvetiniz elden gider. O halde zorluklara sabredin; çünkü Allah sabredenlerle beraberdir. Enfal-46” buyrulurken yöneticiler ümmetin gücü gitsin, zayıflasın, köle olsun diye çabalıyor.

Evet. Allah’ın dediğinin tersi yapılıyor.

Ayette “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman idiniz de Allah gönüllerinizi birleştirdi ve O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi Allah kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız. Âl-i İmran-103” diye buyurur.

Bilhassa ümmetin yöneticiler vahiyden uzaklaşmış ve ümmeti de köleleştirmeye devam ediyor.

Kurtuluş, felah, özgürlük, kölelikten kurtulma Allah’ın ahkâmına tabi olmak ve ortak gücü Siyonist haçlılara karşı kullanmakla mümkündür.

Merhum Abdurrahim Karakoç

 “Birleşin ey! Yolları Kur'an'da birleşenler

Birleşin, itikatta, imanda birleşenler

Ayrılık yakışmıyor, bölünmek günah size

Birleşin ey! Secde-i Rahman'da birleşenler” diyerek tevhid eksenini, kölelikten kurtuluşun yol ve yordamını tanımlıyordu.

Unutulmamalıdır ki, birlikte dirlik ve özgürlük var.

Birlikte Siyonist haçlıların hezimeti var.

Birlikte ve “baş”ta rahmet var.

Birlikte Allah’ın yardımı ve zafer var.

Selam ve Sabırla… 30.12.2025

Siyonistlerin Asıl Hedef Türkiye’dir

Siyonistlerin Asıl Hedef Türkiye’dir

Veysi ERKEN Dr.

Unutmayın, unutturmayın.

Siyonist haçlı zihniyetinin asıl hedefi Türkiye’dir.

Yeni değildir.

Haçlılarla ilk muharebeden beri hedefleri aynıdır ve değişmeyecektir.

Teodor Herz’den, Balfor deklarasyonundan beri hedefleri aynıdır.

Gazze’de, Kudüs’te, Sudan’da, Uygur bölgesinde, Somali’de ve dünyanın her yerinde icra ettikleri katliam, soykırımın asıl hedefi Türkiye’yi zayıflatmak ve yok etmektir.

Türkiye’nin yıkılması için içerdeki hainler, Siyonistler dışarıdakilerle el ele vererek çalışıyorlar.

Piyonlar, maşalar devreye yeniden sokuldu.

SDG, DEAŞ ve bütün örgütlerini devreye sokmuş görünüyorlar.

Yıllardır dile getiriyoruz.

Asıl hedef Türkiye’dir.

Hedef İslam coğrafyasıdır.

Bu gerçeği yıllardır dile getiriyorum.

Müslüman olan, ülkesini seven herkes bu hakikati yazıyor.

Tedbirler buna göre alınmalı, insanımız uyandırılmalı, İslami kimlik kazandırılmalı diyoruz.

Bu gerçeğin altında yatan duruşları iyi tahlil edersek oyunlar bozulur.

Hedef tarihin akışını kendi mihverinde akmasını, adaleti dünyaya hâkim kılmak isteyen Türkiye’dir.

Türkiye’de ne zaman Kılıçaslanların, Alparslanların, Selahaddin Eyyubilerin, Fatihlerin, Yavuzların tavrı sergilenmişse Siyonist haçlılar, hempaları, uşakları ve piyonları saldırıları artmıştır. Son saldırılar da bunun birer emaresidir.

Suriye’de, Irak’ta, Sudan’da, Somali’de ve Türkiye’deki saldırılar

Bilinmelidir ki, bu saldırılar hiç durmamıştır, durmayacaktır.

Siyonist haçlıları saldırılarını arttırılmıştır diyoruz.

Sebeb bellidir.

Sebep kendi mihveri üzerinde büyümek isteyen Türkiye’dir.

Sebeb, Türkiye’nin İlayı Kelimetullah davasına yönelmesidir.

Sebep Türkiye’nin adaletle Dünyaya nizam vermeye çalışmasıdır.

Çünkü Türkiye yakın zamanda mihver değiştirmek istemiştir.

Nüfus politikasında, tarih, coğrafya ve kültür siyasetinde kendi mihverini esas almaya başlamıştır.

Bu mihver etrafında ekonomisini, askeriyesini ve teknolojisini geliştirmeye, bunlara dayalı olarak siyasi irade ile strateji ve taktik geliştirmeye başlamıştır.

İşte saldırıların arttırılmasının temel sebepleri bunlardır.

Yön veren, vermeye çalışan Türkiye’nin önünü kesmektir.

Bütün piyonlar ve maşalar devreye sokulmuştur.      

İslam coğrafyası kan gölüne çevrilmiştir.

Bütün piyonlar ve taşeron örgütler devreye sokulmuştur.

Türkiye’deki basın yayın organlarındaki yazılara bakınız bunu rahatlıkla anlarsınız.

Kalemleri ve kelamları hep Siyonist haçlı anlayışı ile örtüştüktür. Çünkü emir eri durumundadırlar.

Bu yetmezmiş gibi dini görünümlü diyalogcuların tahribatı devreye sokulmuş ve gönül kırıklıkları arttırılmıştır.

Yetmedi kendi lejyonerlerini ve silahlarını açıktan devreye sokulmuştur.

Bu saldırılar biter mi?

Devreye sokulacak taşeronlar, piyonlar ve maşalar tükenecek mi?

Elbette bitmeyecektir.

Kabillik ve şeytanlık hep var olacaktır.

Tapınakçılık ve haşhaşilik bitmeyecektir.

Önemli olan bizim bu tür faaliyetlerin farkında olmamız ve “Habil”leşmemizdir.

Bizler Habil’ce tavır sergilersek Allah’ın nusretini eksik olmaz.

Zafer inananların olmuştur her zaman.

Yeter ki, inancımız sahih ve muhlis olsun.

Türkiye “ilayı kelimetullah" doğrultusunda nizam-ı âlemi hedeflediği ve gereğini yapmaya çalıştığı müddetçe küresel haydutlar ve piyonları kaybetmeye mahkûmdur.

Elbette ki, her davanın bedeli vardır.

Bedellerin azaltılması hedef doğrultusunda çaba göstermeye bağlıdır.

Nüfus, tarih, coğrafya ve hars mihverli, iktisadi, askeri ve teknolojik güç ve bunlara dayalı siyasi irade bedellerin azalmasının sebebidir.

Evet, inanıyoruz birgün bütün zalimlere “bir dakika” denilecek.

Evet,

İnanıyoruz birgün dünya beşten büyük olacak.

Çünkü bizim gayemiz kökleri derinlerde dalları sema'ya yükselendir.

Gayemizin kökleri Kur’an ve Sünnettir.

Dalları dünyaya yayılan nizam-ı âlemdir.

Çünkü bizler her zaman “Allah’ın birliği ve Hz. Peygamberin risaleti dışında tartışılmaz”ı olmayan milletiz.

Bizim davamız Cenabı Allah’ın yolunda olmaktır.

Gün gelecek Anadolu coğrafyası Türkistan coğrafyasıyla kaynaşacak ve İslam coğrafyasını oluşturacaktır.

Bu coğrafyanın insanı, dünyanın neresinde olursa olsun mazlumun yanında yer alacaktır.

Küresel haydutlar ve piyonları yenilecektir.

Bilinmelidir ki Allah bunu garanti ediyor.

Yeter ki, bizler, bizlere vaaz ve vahyedilen ilkelere göre hayatımızı tanzim edelim.

Unutulmamalıdır ki, gayret bizden Tevfik Allah’tandır.

Selam ve Sabırla… 30.12.2025

Sessizliğinizle bizim Allah katındaki hasımlarımızsınız

Ebu Ubeyde: Sessizliğinizle bizim Allah katındaki hasımlarımızsınız

Veysi ERKEN Dr.

Merhum, şehid Ebu Ubeyde’nin bu konuşması unutulmamalıdır.

Allah’ın katında Ebu Ubeydelerin hasmı olanlar bir gün belki iman eder ve imanlarının gereğini ifa eder.

“Bizler Rabbimizin bize yüklediği görev gereği bu düşmana karşı koyuyor, onunla savaşıyoruz ancak bu görevini yerine getirmeyen iki milyarlık ümmeti sorumluluktan muaf tutmaz.

Çünkü bizim düşmanımız, dünyanın en güçlü zalim güçleri tarafından kesintisiz şekilde silah ve mühimmatla destekleniyor.

Oysa ümmetimizin yönetimleri Ribat diyarındaki kardeşlerinin on binlercesinin katledilmesini, aç bırakılmasını, su ve ilaçtan mahrum edilmesini sadece seyrediyor.

Ve biz tarihe, büyük bir acı ve ıstırapla ümmetimizin evlatları önünde şunu ilan ediyoruz:

Ey İslam ve Arap ümmetinin liderleri, büyük partileri ve seçkinler, ey âlimler! Sizler Allah'ın huzurunda bizim hasımlarımızsınız!

Sizler yetim bırakılmış her çocuğun, evlatsız kalmış her annenin, yerinden edilmiş her mazlumun, yaralı ve aç her insanın hasmısınız!

Boyunlarınızda sessizliğinizle yüzüstü bıraktığınız on binlerce masumun kanı var.

Düşman sizin sessizliğinize güvenerek ve ihanetinizi satın alarak bu soykırımı açıkça gözlerinizin önünde işleyebildi.

Bu akan kandaki sorumluluktan hiç kimse muaf değildir.

Sizden hiçbirinizi akan bu kanın mesuliyetinden muaf tutmuyor, imkânları dâhilinde harekete geçmeyen hiçbirinizi istisna tutmuyoruz.

Kocaman bir ümmet, Gazze'de açlıktan ölen kardeşlerine yemek, su ve ilaç ulaştıramıyor.

Hainlerin gözüne uyku girmesin.

Vallahi bizler, düşmanın ümmetimizi nasıl aşağıladığını onu nasıl küçümsediğini ve pervasızca saldırdığını görüyoruz.

Kalplerimiz kanıyor; çünkü bu düşmanın ne kadar korkak ne kadar zayıf ve ne kadar küçük olduğunu çok iyi biliyoruz.

Ve daha da önemlisi onun hakkında Allah'ın şu gerçeğini biliyoruz: "Onların yüreklerinde size karşı duydukları korku, Allah'a karşı duydukları korkudan daha şiddetlidir. (Haşr/13)

Ama keşke bu düşman İslam'ın izzetiyle kaybedilmiş onurlarla karşılık bulsaydı.

Ama işte vehn budur...

"Allah bize yeter, O ne güzel vekildir"

 

Linkte tıkla dinle https://www.haksozhaber.net/ebu-ubeyde-sessizliginizle-bizim-allah-katindaki-hasimlarimizsiniz-192545h.htm

29 Aralık 2025 Pazartesi

Zafer İçin Boykot Sürekli Olmalıdır

Zafer İçin Boykot Sürekli Olmalıdır

Veysi ERKEN Dr.

Siyonistleri boykot etme ve onları ademiyete terk etme daimi ve sürekli olmalıdır.

Allah; “Gevşeklik göstermeyin, üzülmeyin; eğer inanmışsanız şüphesiz en üstün olan sizsiniz. Âl-i İmran-139”

Gevşememek, üzülmemek ve Siyonist haçlı zihniyetini, her şeyini sürekli BOYKOT etmek Müslüman için farz, insan olan için şarttır.

Gevşememek ve boykota devam etmek Allah’ın vahyettiğine uymaktır, insan olmak ve insan kalmaktır.

Siyonist haçlıları boykot etmek gönüllerin birleşmesidir.

Gönüller bir olursa boykot tesirli olur, Siyonistler yerle yeksan olur.

Allah,“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman idiniz de Allah gönüllerinizi birleştirdi ve O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi Allah kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız. Âl-i İmran-103”

Siyonistleri boykot etmek ateş çukurunun kenarından uzaklaşmaktır. İnsanların ve insanlığın huzur bulmasıdır.

Bilindiği üzere “Taşı delen suyun kuvveti değil, damlaların sürekliliğidir”

Gazze’de, Filistin’de, Türkistan’da ve dünyanın bütün mazlum coğrafyalarındaki zulmü, vahşeti, katliamı ve soykırımı durdurmanın yolu Siyonist haçlıları sürekli ve sürdürülebilir boykotla ademiyete, yokluğa terk etmekle mümkündür.

Gevşemeden, sürekli ve daimi olarak BOYKOT.

Boykot İslam hukukuna göre bir zorunluluktur.

Herkes Siyonistleri boykotun etmenin gücünü az da olsa gördü.

Dolayısıyla bu durum boykotu çoğaltmalı, asla azaltmamalıdır, durdurmamalıdır. Aksine boykot daha da arttırılmalıdır ki Siyonistler diz çöksün.

Siyonistleri ve Zalimleri boykot daimi ve sürekli olmalıdır.

Geçici, günlük ve kısa süreli olmamalıdır.

Evet.

Taşı delen suyun kuvveti değil, damlaların sürekliliğidir” ifadesi ile diyorum ki, Gazze’de, Türkistan’da ve dünyanın bütün mazlum coğrafyalarındaki zulmü, vahşeti, katliamı ve soykırımı durdurmanın yolu onları, Siyonistleri, zalimleri sürekli ve sürdürülebilir bir boykotla cezalandırmakla mümkündür.

Bilinen bir gerçektir. 

Siyonist haçlıları ve zalimleri ademiyete, yokluğa terk etmek ancak boykotla mümkün olur. Zira Siyonistlerin ilahları mal, mülk, para, ticaret vs.dir.

İnsani olarak Siyonistleri daimi boykot şarttır. “Siyonist haçlı düşmanlarını, zalimleri ve onlara yardım edenleri boykot etmek İslam hukukuna göre bir zorunluluktur” ifadesini asla unutmayalım.

Var gücümüzle katliamcıları, soyguncuları, vahşileri, soykırımcıları sürekli, daimi ve sürdürülebilir şekilde, yöntemle boykot etmemiz farzdır, şarttır, fiili duadır.

Bir damla kadar da olsa her Müslüman’ın ve insanlığını yitirmemişlerin boykota katılması farzdır, şarttır ve fiili duadır.

Unutulmamalıdır ki, seller, tufanlar, denizler damlalardan oluşur ve sellerin etrafı yıktığı gibi boykot damlaları da zulmü, vahşeti, katliamı, işgali ve soykırımı yıkar geçer.

Dolayısıyla Mümin Müslüman ve insan olan olumsuzluğa, zalimlere, Siyonistlere, vahşilere karşı daim olarak Boykot şuuru”na sahip olması ve boykotu hayatında daimi kılması gerekir.

Allah insanlara “Zalimlerin yanında olmayın; sonra ateş sizi de yakar. Allah’tan başka dostlarınız olmadığına göre bir yerden yardım da göremezsiniz! Hud-113”

Allah mü’min kullarının zalimin her şeyini terk etmesini istemektedir.

Zalimin yanında durmama mazluma kol kanat germeyi gerektirir.

Sürekli boykot mazluma kol kanat germektir.

Bunun için zalimleri ve Siyonist haçlı zihniyetini sürekli “Boykot” etmeliyiz.

Hem de topyekûn ve daim olarak.

Bilinmelidir ki, Müslümanlarda ve dünya mazlumlarında böyle bir boykot şuuru olsa siyonist haçlı zihniyetinin ekonomisi ve düzenleri bir günde çöker. Hâkimiyetleri yerle yeksan olur.

Haydi boykota. Sürekli, sürdürülebilir ve her araçla, yöntemle daimi boykota.

Her mekânda ve dünyanın her yerinde.

Hemen şimdi ve her zaman daimi boykot.

Selam ve Sabırla… 29.12.2025

Dava Kavimler Üstüdür

Dava Kavimler Üstüdür

 Veysi ERKEN Dr.

BİRR Hilalin Etrafında toplananların davasıdır, sevdasıdır Kudüs, Gazze, Sudan, Doğu Türkistan

Müminler ancak kardeştir ayetinin hükmüne iman edenlerin davasıdır, sevdasıdır Kudüs.

Etrafı bereketlenmiş AKSA Müslümanların hayalidir, davasıdır, ülküsüdür.

Zalimlere karşı duruş ve direniş insan olmanın sıfatıdır.

GAZZE, KUDÜS, Doğu Türkistan unutulmamalıdır.

Unutturulmamalıdır.

Dünya Siyonistlerin zulmünden kurtarılmalıdır.

Dünyanın her yerinde Siyonistleri tasfiye etmek insan olanların görevidir.

Gazze, Doğu Türkistan, Kudüs davası her yerde, her ortamda desteklenmelidir.

Gazze’nin, Kudüs’ün, Doğu Türkistan’ın harab haline, terk edilmişliğine asla alışılmamalıdır.

Merhum Aliya, “Ve her şey bittiğinde, hatırlayacağımız şey; düşmanlarımızın sözleri değil, dostlarımızın sessizliği olacaktır.

Bizi, yok etmekle tehdit ediyorlar; ama bilsinler ki Müslümanlar yok olmayacaktır.

Ben Müslüman’ım ve Müslüman olarak kalmaya kararlıyım. Bu hayatımın sonuna kadar böyle devam edecek. Çünkü İslam benim için iyi ve asil olmanın en doğru ifadesidir” diyordu ve zalimlere, Siyonistlere direniyordu.

 BİRR Hilalin Etrafında ve davasında “bir” olma zamanıdır.

Allah“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman idiniz de Allah gönüllerinizi birleştirdi ve O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi Allah kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız. Âl-i İmrân- 103”

GAZZE, Kudüs, Doğu Türkistan davası KAVİMLER, topluluklar, milletler üstüdür.

 “BİRR” olanların davasıdır.

İnsan olanın davasıdır.

Ve.

 “BİRR”in, iyiliğin, ihsanın davasıdır.

Yeryüzüne, Gazze’ye, Kudüs’e, Sudan’a ve bütün dünyaya adaletin, huzurun, sükûnun, özgürlüğün hâkim kılınması davasıdır.

 Gazze’liler, Kudüslüler, Filistinliler, Doğu Türkistanlılar ve bütün mazlumlar var olmak, varlıklarını devam ettirmek, elem verici azaptan kurtulmak için mallarıyla, canlarıyla cehd ve cihad ediyorlar.

İnsan olarak, Müslüman olarak, Türk olarak bizim vazifemiz onlara yâr ve yardımcı olmaktır.

UNUTMAMAKTIR.

Zira “unutmak pusudur”.

Aliya İzzetbegoviç “Ne yaparsanız yapın soykırımı unutmayın. Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır” dediği gibi hiçbir “soykırım”ı, kültürel soykırımı unutmamamız gerekir.

Mazlumların yanında olmamız gerekir.

Siyonistleri boykotla, onları ademiyete terk etmekle soykırıma uğrayanların, aç bi ilaç bırakılanların merhemi olmakla mükellefiz.

Dava Kavimler üstüdür.

Unutmadık. Unutmamalıyız. Unutturmayacağız biiznillah.

Selam ve Sabırla… 29.12.2025

 

28 Aralık 2025 Pazar

Uyuşturma Araçları

Uyuşturma Araçları

Veysi ERKEN Dr.

Kitleleri uyuşturmak için pek çok araç ve oyun kullanılır. Aktarıldığına göre İspanya diktatörü Franko’ya “insanlar bu kadar zulme nasıl sessiz kalabiliyorlar diye sorulmuş”

Franko “Ben onları milyonluk beşiklerde (futbol) sallıyorum” cevabını vermiş.

Evet.

Kitleleri uyuşturmak için pek çok oyun ve araç kullanılır.

Futbol, basketbol, voleybol gibi oyunlar, tepinmeler, müzik adı altında ahlaksız sözler ve araç olarak kullanılan medya ve sosyal medya en etkilileridir.

Uyuşturma araçları zihnimiz kirletilmektedir.

Maalesef iktidar sahipleridirler.

“Dünya tarihinde hiçbir iktidar sahibi, bugün Amerikan kitle iletişim araçlarını yönlendiren bir avuç kişinin sahip olduğu imkânlara sahip olmamıştır. Üstelik bu iktidar, hiçte öyle soyut bir ‘iktidar’ değil; bu iktidar, elle tutulur, gözle görülür bir biçimde evlere giriyor, çoluk çocuk dinlemeden milyonlarca insanın zihnini denetim altında tutuyor.

Kitle iletişim araçlarıyla, önce bir dünya imajı çiziliyor, ardından da, çizilen bu imaj hakkında ne düşünülmesi gerektiği kitlelere empoze ediliyor. Bir başka deyişle, üzerinde düşünülecek dünya da, bu dünya hakkında düşünülebilecek şeyler ve düşünme biçimleri de, bu bir avuç insan tarafından tayin ediliyor.

Kendi yakın çevremiz ve yüz yüze iletişimde bulunduğumuz insanlar hakkında sahip olduğumuz bilgiler dışında, dünya hakkında bütün bildiklerimiz veya bildiğimizi sandıklarımız bize günlük gazeteler, haftalık dergiler, radyolar ve televizyonlar gibi kitle iletişim araçlarından aktarılıyor, benimsetiliyor.

Hangi haberlerin bize ulaştırılması gerektiğine, hangi sırayla ulaştırılacağına ve dünya imajımızın hangi kelimelerle çizileceğine hep bizim dışımızda yüzlerini bile görmediğimiz bu insanlar karar veriyorlar. Bununla da yetinmiyorlar, bize ulaştırdıkları bu haberleri, ayrıca tahlil de ediyorlar: Böylece neyi nasıl düşüneceğimizi de bu insanlardan öğreniyoruz.  Nabi Avcı, Kitle Kültürü Enformatik Cehalet,  Rehber Yayınları, Ankara 1990. 170-171.  14.10.2001”

Uyuşturma araçlarını izah eden çalışmalardan birisi de “İlâhların Silâhları” ismiyle yayınlanmıştı.

26 yıl önce basılmış bir kitap (1999). Yazarı Ramazan Demir.

Kitap üç temel kavram etrafında şekillendirilen yazılardan oluşuyor.

Din, İlah ve Silah.

Yazar, ilahların kullandığı uyuşturucu silahlarını şu şekilde sıralar : “Medya, Market, Bürokrasi, Müzik, Moda, Spor, Tüketim, Eğlence... s.18” (bunlar çoğaltılabilir. Sosyal medya vs. V.E.)

“İlahların Silahları” yirmi altı yıl önce yayınlanmıştır. Yazar günümüzün dünyasını ve uyuşturma araçlarını tasvir etmiştir.

Kendini Kur’an ahkâmı ile sorgulamayan, uyuşturma araçlarını kullanan “şirk” bataklığına kolaylıkla düşebilir.

Zalimlerden kurtulmak, zulme direnmek için uyuşturma araçlarından, beşiklerinden kurtulmamız gerekir.

Beşiklerde mışıl mışıl uyumaya devam edersek zulüm bizi de yakar. Ayette “Zalimlerin yanında olmayın; sonra ateş sizi de yakar. Hûd-113”

Selam ve Sabırla…

 

*İlahların Silahları, Ramazan Demir, Ankara-1999