15 Haziran 2026 Pazartesi

Savunma Hattı

Savunma Hattı

Veysi ERKEN Dr.

Herkesin bir “hudud” dairesinde hareket etmesi gerekir.

“Haddini aşma” ifadesini kullanmayan yoktur diye düşünüyorum.

Tabii ki davranışlarımız, eylemlerimiz bizi var eden, Rabbulalemin olan Allah’ın hudududur.

Bunu aşan haddini, hududunu aşmıştır.

Dolayısıyla savunma hattımız “Hududullah”tır.

Evet.

Allah’ın Kur’ân-ı Kerim’de insanların hareket ve davranışları için belirlediği sınır aşılmamalı, aşıldığı takdirde cezası vardır. “Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’a ve peygamberine itaat ederse Allah onu, altından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır, orada devamlı kalıcıdırlar; işte büyük kazanç budur. Kim de Allah’a ve peygamberine itaatsizlik eder ve sınırlarını aşarsa Allah onu, devamlı kalacağı bir ateşe sokar, onun için alçaltıcı bir azap vardır. Nisâ, /13-14”

Ayetlerden anlaşılacağı üzere bütün eylemlerimizde “hududu aşmamak”la mükellefiz.

Savunma hattımızı ona göre tahkim etmek mecburiyetindeyiz.

İster maddi, görünen, ister mücessem olmayan, görünmeyen davranışlarımızın, niyetlerimizin bir hududu vardır, olmalıdır. Tıpkı iki denizin birbirine karışmasını engelleyen “berzah” gibidir.

“Biri tatlı ve susuzluğu giderici, diğeri tuzlu ve acı olan iki denizi karışacak şekilde salıveren ve ikisi arasına bir engel, aşılmaz bir perde/berzah koyan O’dur. Furkan-53”

Meydan okurcasına hareket etmek, pervâsızca ve küstahça davranmak, Allah’a ve Resulüne isyan etmek hadsizlik, berzahı yıkmak ve sınır tanımamaktır, cehenneme yuvarlanmaktır.

Beşeri davranışlarımız, cehdimiz, cihadımız, savaşımız, savunmamız bütüncül ve ahlaklı olmalıdır.

Had, iki şeyi birbirinden ayırıp karışmalarını engelleyen çizgidir. Sınır boylarındaki savunmamız sathı savunmak içindir.

Bedenen, ruhen, zihnen ve eylem olarak hududullah dairesinde kalmaktır.

Davamız İ’layı Kelimetullah ise bütün dünyaya Allah’ın vahyi zemininde nizam vermekle mükellefiz.

Soy, sop, renk, dil ayırımı olmadan herkes için Allah’ın ahkâmını icra etmekle sorumluyuz.

Adalet terazisini kurarken ayırım yapmak hududullahı yok saymak, isyan etmektir. Ayetlerde: “Bir cana kıymaya veya yeryüzünde fesat çıkarmaya karşılık olması dışında, kim bir kimseyi öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir can kurtarırsa bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur. Maide-32” ifadesini bulmuştur.

Mesleğe göre cinayete bakılmaz, her insanın canı, malı, namusu, hayatı ve dini değerlidir.

Anlaşılsın diye ifade ediyorum. Bir çöpçünün hayatı ve canı bir doktordan farklı değildir. Haksızca kim öldürülürse öldürülsün ceza aynı olmalıdır. Feveran edilecekse herkes için olmalıdır.

Şiddet, tecavüz ve bütün sosyal normlarda/kurallarda bütünlük ilkesi gerekirken bizlere cinsiyetçi bir bölücülük dayatılıyor.

“Adalet” esas olmalıdır hayatımızda. “Ey iman edenler! Kendinizin veya anne babanızın ve akrabanızın aleyhine bile olsa adaleti ayakta tutun, Allah için şahitlik eden kimseler olun. (İnsanlar) zengin olsunlar, yoksul olsunlar Allah onlara sizden daha yakındır. Öyleyse siz hislerinize uyup adaletten ayrılmayın. Eğer adaletten sapar veya üzerinize düşeni yapmaktan geri durursanız bilin ki Allah yaptığınız her şeyden haberdardır. Nisa-135” deniliyor.

Velhasıl.

Maddi ve manevi cephelerimizde savunma hattımızı kurarken “hududullah” dairesinde kalmak insan olmaktır. Ademleşmemektir.

Selam ve Sabırla…15.06.2026

14 Haziran 2026 Pazar

Türkiye’den Başka Kimimiz Var*

Türkiye’den Başka Kimimiz Var*

Veysi ERKEN Dr.

Anlayanlar, Türkiye sevdalısı olanlar ve İslam’ı kâmilen yaşamaya çalışanlar, İ’layı Kelimetullah için nizâm-ı âlem davasını ülkü edinenler için anlamlı bir cevaptır Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’un cevabı.

Evet.

Somali merkezli Dawan TV’ye  konuşan Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, maden arama faaliyetlerinin Türkiye’ye verilmesine ilişkin soruya “Türkiye’den başka kimimiz var ki, bizi başka kim istiyor.” https://www.hurriyet.com.tr/dunya/turkiyeden-baska-kimimiz-var-43204522 diyor.

Biliyoruz ve inanıyoruz ki atalarımız İslam’ın din olarak kabul ettiklerinden beri her devirde mazluma, mağdura, soykırıma uğrayanlara, ülkesi talan edilenlere sahip çıkmış, yol göstermiş, desteklemiş ve onlar için cihad etmiştir.

Bu anlayış İ’layı kelimetullah anlayışı hakim olduğu her zaman süregeliştir. Çünkü atalarımızın davası kuru bir cihangirlik davası değildi.

Günümüzde de atalarımızın davasına sahip çıktığımızda mazlumlara sahip çıktık, yardım ettik ve cihad yolunda ilerledik.

Somali cumhurbaşkanı bunun için böyle bir cevabı vermiştir.

Türkiye Allah yolunda olduğu müddetçe milletler, devletler, halklar bize fevc fevc yönelecektir biiznillah.

Yeter ki, bizler güzel niteliklerimizi muhafaza edelim, Alla yolunda cihad ederek nizam-ı âlem ülküsünü yaşatalım.

Evet.

Bizler Allah için mazlumların hamisiyiz.

Atalarımız Topkapı sarayının girişine, ülkenin, ülkelerin yönetim merkezine yazılı, mühür kazımıştı asırlar önce.

“Ya Velayete Küllî Mazlum! Tüm mazlumların sığınağı”

 “Tüm mazlumların sığınağı” anlayışı Somali cumhurbaşkanına bu cevabı verdirmiştir.

Türkiye atalarının izinde, hayalinde, amacının peşinde olmak yolundadır. Hakikat bunu gerektirir.

Türkiye, bütün mazlumların sığınağı, hamisi ve koruyucusu olmakla mükelleftir.

İ’lay-ı Kelimetullah nizâm-ı âlem gayesi bunu gerektirir.

Türkiye’nin hayalleri yeşermiştir.

“Hayalleri olanlar asla uyumaz”  

“hayali olmayanın hakikati olmaz”

Hayali olan uyanır ve hayal kurar.

Türkiye uyandı ve hayallerini kurdu.

Ülkeler buna uygun hayaller kurmaya başladı.

“Türkiye’den başka kimimiz var ki, bizi başka kim istiyor” cevabı bunun yansımasıdır.

Yansımalar artacak ve Türkiye dünyaya nizam verecek biiznillah.

Yeter ki Türkiye “kamet” ve “istikamet”ini bozmasın, muhafaza etsin.

Özetle Türkiye dünyaya geçmişinde olduğu gibi liderlik ve hamilik yapmalıdır.

Türkiye bu ufuk ve hayalle kendini görevli addetmeli ve bütün adımlarını buna göre atmalıdır.

Tabii ki, bu kolay değildir.

İç ve dış şeytanlar takozluk, bozgunculuk yapmaya çalışıyorlar, faaliyetlerini sürdürüyorlar.

Ülkemizde uşaklaştırılmış, köleleştirilmiş, mankurtlaştırılmış ve piyonlaştırılmış şahsiyetsizler çoktur ve bunların bir kısmını muhalefet olarak adlandırılıyor.

Her şeye rağmen Allah dilerse Türkiye Dünyanın lideri olur, olacak.

Sadece Somali değil, dünya Türkiye’yi adalet, hakkaniyet, huzur ve sükûn merkezi olarak görecek.

Haçlı ve Siyonist zihniyete ve piyonlarına rağmen Türkiye bunu başaracak inşallah.

Hâsılı kelam.

Türkiye bütün dünyada, bütün dünya Türkiye’de olsun.

Görelim Mevla’m neyler, neylerse güzel eyler.

Selam ve Sabırla… 14.06.2026

Hem Âlim HEM de Mücahid: Mehmet Emin Buğra

Hem Âlim HEM de Mücahid: Mehmet Emin Buğra

Veysi ERKEN Dr.

Emir’ül-Müminin olma vasfını taşımaya layık olanlar hem âlim hem de mücahidlerdir.

Merhum MEHMET EMİN BUĞRA (1901-1965) da bu iki niteliğe sahip bir şahsiyettir.

Unutulmamalıdır ki medeniyetler yaşadığı, kitabından kopmadığı müddetçe kendi insan tipini inşa eder.

“Her medeniyet, kendi insan tipini vücûda getirir. O insan tipi de, mensup olduğu medeniyetin sıfat ve karakteriyle âhenk teşkil eder.

İslâm medeniyeti, insanlık tarihinde bir kere ulaşılabilmiş bir zirvedir. Bunun sebebi, fıtrî istîdatların, İslâm sâyesinde ilâhî ilim, irfan ve hikmetle teçhiz edilmiş olmasıdır. Yani o toplumun güzîde insanları, nefsânî problemleri bertaraf ederek, gönüllerini, hakikî ilim ve irfan ile mezcetmişlerdi.

Osmanlıʼnın velî bânîsi Osman Gâziʼnin, oğlu Orhan Gâziʼye ve onun şahsında istikbâlin bütün devlet adamlarına yaptığı nasihatler de bunun bir ifadesiydi. Diyordu ki o büyük insan:

Oğul! Bil ki bizim mesleğimiz, Allah yoludur ve maksadımız da O’nun dînini yaymak (hidâyetlere vesîle olmak)tır. Bizim dâvâmız, kuru bir kavga ve cihangirlik dâvâsı değil, «i‘lâ-yı kelimetullah»tır, yani Allâh’ın dînini yüceltmektir, (kalplerin fethidir).”

https://www.islamveihsan.com/bizim-davamiz-kuru-bir-kavga-ve-cihangirlik-davasi-degildir.html

14 Haziran ta dar-ı bekaya irtihal eden merhum MEHMET EMİN BUĞRA da İslam medeniyetinin Doğu Türkistan’ında yetiştirdiği âlim ve mücahidlerindendir.

O, Hz. Muhammed Mustafa’ın (sav) izinde ilme ve cihada talip olmuş ve ömrünün son gününe kadar bu şekilde mücadelesini sürdürmüştür.

Evet.

Osman Gazinin oğluna vasiyetinde belirttiği gibi yaşamıştır. Osman Gazi, “bizim mesleğimiz, Allah yoludur ve maksadımız da O’nun dînini yaymak (hidâyetlere vesîle olmak)tır. Bizim dâvâmız, kuru bir kavga ve cihangirlik dâvâsı değil, «i‘lâ-yı kelimetullah»tır” diyordu.

Merhum MEHMET EMİN BUĞRA’nın davası da kuru bir cihangirlik davası değildi. O, Çin zalimlerinin yaktığı, yıktığı Doğu Türkistan’da Allah’ın adını yüceltmeye, dinini yaymaya çalışıyordu, cihadı, mücadelesi ve hayatı bu şekilde sürüyordu.

Tâ ki vatanda cuda oluncaya kadar.

Tabii ki cihadı ve âlimliği hicretinden sonra da vefatına kadar aynı minval üzere devam etmiştir. Geniş bilgi için: https://islamansiklopedisi.org.tr/bugra-mehmet-emin

https://www.youtube.com/watch?v=tTWysFql1aM

Merhum MEHMED EMİN BUĞRA bir âlim ve mücahid olarak hayatını ikmal etmiş ve dar-ı bekaya irtihal etmiştir.

Evet.

Cihad etmek Allah’ın yolunda yürümektir, olmaktır. Sırat-ı müstakim’den ayrılmamaktır.

Bütün eylemlerde, fiillerde, iş ve işlemlerde Allah’ın rızasını kazanmayı gaye edinmek ve bu uğurda çabalamaktır.

Cihad yoldur, yılmamaktır.

Cihad emr-i bil maruftur.

Cihad “Ey mü’minler! İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü yasaklayan seçkin bir topluluk bulunsun. İşte onlar, doğru ve kalıcı yatırım yapıp kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. Âl-i İmrân-104”

“Ey mü’minler! Siz, insanların iyiliği için yeryüzüne çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. Çünkü siz usûlünce iyilikleri ve güzellikleri emredip yayar; kötülük ve çirkinlikleri yasaklayıp önüne geçmeye çalışırsınız. Bunu da zâten Allah’a inandığınızdan dolayı, onun bir gereği olarak yaparsınız. Ehl-i kitap da iman etseydi, elbette kendileri için hayırlı olurdu. Gerçi içlerinde inananlar da var, fakat onların çoğu dinden çıkmış fâsıklardır. Âl-i İmrân-110”

“Onlar Allah’a ve âhiret gününe inanır, iyiliği teşvik edip kötülükten sakındırır ve hayır işlerde birbirleriyle yarışırlar. İşte bunlar, sâlih kullardandır. Âl-i İmrân-114” ayetlerinin gereğini ifa etmektir, ifa etmenin yoludur.

Doğu Türkistan mücadelesinin âlimi ve mücahidi MEHMET EMİN BUĞRA. 14 Haziran 1965’te Ankara’da dar-ı bekaya irtihal etti.

Mekânı Firdevs cennetidir inşallah.

Fatihalarınızı unutmayınız.

Selam ve Sabırla…14 Haziran 2026

 

 

 

13 Haziran 2026 Cumartesi

Hicret’i Anlamak

Hicret’i Anlamak

Veysi ERKEN Dr.

Müslüman bir imtihan dünyasında yaşadığının farkındadır, şuurundadır Mümin Müslüman imtihanı ve Allah’ın rızasını kazanmak ister/arzular. Dünyadaki her şey imtihan vesilesidir.

İslam, insanın her anını ve her fiilini tanzim eden, edecek olan hükümleri ihtiva eder.

Hicret ve cihad da bu çerçevede ele alınır.

“Müminler Allah ve Rasûlüne iman ederler, sonra da şüpheye düşmezler. Hak yolunda malları ve canları ile cihad ederler. İşte sadakat sahibi kimseler bunlardır" (el-Hucûrât, 49/15) buyrulur.

İnsanın hayatında, cehdinde “hicret” de vardır.

Hicret hem maddi hem de manevi boyuttadır.

Kötülüklerden, fena işlerden iyiliğe yönelmek hicret olduğu gibi, mekân değişikliği hicrettir.

Hicrette niyet önemlidir.

Makbul olanı Allah için olanıdır.

“Hicret” gayesine göre anlam kazanan bir kavram. Bunun için “kişinin hicreti niyetine göredir” diye buyurmuş yüce peygamber Hz. Muhammed Mustafa(sav).

Amaç ve hedefler ulviyse hicret güzeldir. Güzel günlerin muştusudur. Zulüm diyarından ve kötülüklerden uzaklaşmanın bir ifadesidir.

Her asırda ve her devirde “hicret” olmuştur ve olacaktır.

Zulümden merhamete, kötülüklerden iyiliklere, fücurdan TAKVA’YA yöneliştir HİCRET.

Hicret insan fıtratının gereğidir.

Bir yerden başka bir yere göç etmedir.

İslamî anlamda hicret mükemmelliğin arayışıdır.

Düşünüyorum.

Acaba geçmişin hicretleri mi zordu yoksa günümüzün?

Cevaplandırılması zor bir sualdir.

Karşılaştırmak zor olsa da, bugünün hicreti daha zor olsa gerek.

Neden mi?

Neden belli.

Geçmiş asırlarda pasaport derdi, kabul derdi yoktu da ondan. Mevzuat hazretleri bireyin önüne bir kalkan gibi dikilmezdi.

Ya şimdi? Zulme uğradığın yeri terk etmen kolay değil. Seni kabul edecek bir yer bulsan bile zulüm diyarından çıkışın kolay değil. Seni ezenler kolay kolay yakanı bırakmaz. Posaya çevirmek isterler seni.

Önce pasaport işlemleri ve akabinde her türlü eziyet ile hicret engellenmeye çalışılır.

Sadece maddi hicret değil manevi hicrette de zordur.

Manevi hicreti engellemeye çalışan münafıklar topluluğu, sodom gomor anlayışına batmış bir yapı var bizi çevreleyen.

Ayette “O münafıklar, kendilerinin küfre yuvarlandığı gibi sizin de o şekilde küfre yuvarlanmanızı ve sapkınlıkta eşit hâle gelmenizi isterler. Onlar, inanıp Allah yolunda hicret edinceye kadar sakın onları dost ve sırdaş edinmeyin. Nisâ-89” buyrulur.

Evet.

Münafıklar ve sodomcular her yeri sarmış, insanları kuşatmış ve kendilerinden olmayanları bataklıklarına sürüklemeye çalışıyorlar.

Hicretlerini engellemeye çalışıyorlar.

Onun için diyorum ki, son yılların/ asrın muhacirlerinin işleri, hicretleri daha zor.

Duamız, rabbimize yakarışımız hicretimizi kolaylaştırması ve duamıza icabet etmesidir.

“Rableri, onların dualarına şöyle icâbet buyurdu: “Ben, erkek olsun kadın olsun içinizden çalışan hiç kimsenin amelini boşa çıkarmayacağım. Zira siz birbirinizi tamamlayan parçalarsınız. Hicret eden, yurtlarından çıkarılan, benim yolumda ezâ-cefâ gören, hakarete uğrayan, savaşıp şehit olanların da günahlarını mutlaka affedeceğim ve onları Allah tarafından bir mükâfat olmak üzere altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Zâten, en güzel mükâfat ancak Allah katındadır. Âl-i İmrân-195”

Hâsılı kelam.

Niyetimiz hicreti vahye uygun bir şekilde anlamak ve yaşamak için gayret edenlerden olmaktır inşallah.

Rabbulalemin niyetimizi halis kılsın duasıyla.

Selam ve Sabırla… 13.06.2026

12 Haziran 2026 Cuma

Hoşgörü mü, Müsamaha mı?

Hoşgörü mü, Müsamaha mı?

Veysi ERKEN Dr.

Dilimiz soykırıma uğratıldı, kelimelerimiz ters yüz edildi.

Dilimize ve herkesin diline “hoşgörü” kelimesi yerleştirildi.

Hoş görü, gücenilecek veya karşılık gelinecek bir davranışı anlayışla karşılamak, kusur saymamak diye tanımlanır.

Müsamaha ise “Sözlükte “kolaylık göstermek, yumuşak davranmak, hatayı görmezlikten gelmek” anlamındaki müsamaha kelimesi, aynı kökten gelen tesâmuh ve semâha ile birlikte ahlâk terimi olarak insanlara yükümlülükler konusunda kolaylık göstermeyi, toplumsal yapıyı sarsıcı mahiyette olmayan hata ve kusurları hoş görmeyi, çeşitli düşünce, inanç ve davranışları özgürce dile getirmeyi ifade eder. https://islamansiklopedisi.org.tr/musamaha

Bu tanımlardan hareketle diyorum ki ben “hoşgörülü” değil, “müsamakâr”ım. Zira bu iki kavram arasında dağlar kadar fark vardır.

Zehir saçan “hoşgörü” kelimesi ile cümlelerimize başlarız.

Efendim neyi hoş görüyoruz.

Her türlü “olumsuz”, “kötü” ve “rezil” davranışları mı hoş görüyoruz.

Maalesef “hoşgörü” kelimesi ile kötü davranışlar kazınıyor zihnimize.

Sokaklarda neredeyse anadan üryan gezenleri, sokaklarda, kitle ulaşım araçlarında çiftleşenleri, toplumun olumlu niteliklerini yok edenleri hoş görür hale dönüştürüldük. Ahlaksızlardan, hırsızlardan, metres edinenlerden  “hoşgörümü”zü eksik etmez haldeyiz.

Bunun için diyorum ki ben “hoşgörü”lü değil “müsamahakâr”ım.

Hiçbir ahlaksızlığı, haysiyetsizliği, çıplaklığı, sokak ortasında çiftleşmeyi “hoşgörü” ile karşılamam.

Ben “müsamahakâr” davranırım, çünkü Müslüman’ım.

Müsamahakârlığımın hududunu “emr-i bil-maruf ve nehy-i anil-munker” belirler.

Bunu bu şekilde ifade ettikten sonra gelelim hoşgörü kavramının kaynağına.

Hoşgörü batı kaynaklı olup ortaçağda “kilise” ve “kilisenin dışında olanlar”ın arasında olan davranış kalıplarının izahında kullanılmıştır.

Bu gerçeği “Kitle İletişim” uzmanı olup dersimize gelen Mesut Özgen beyefendiden öğrendim.  Mesut beyin anlatımına göre kilisenin dışında kalanların ekseriyetinin davranışı sapıklığa varacak şekildedir. Homoseksüellerden lezbiyenliğe, hırsızlıktan hortumculuğa kadar uzanan bir davranışlar dizisi.

Kilise bunların ıslahı ile uğraşacağına davranışlarını hoş görmeye başlamış.

Bilinen husus şudur ki, hoş görülen ve beğenilen veya görmezlikten görülen bir davranış zamanla beğenenin, görmezlikten gelenin davranışı haline gelebilir, geliyor. Nitekim homoseksüelliği, lezbiyenliği, hırsızlığı, hortumculuğu ve her türlü ahlak dışı davranışı hoş görenlerin zamanla o davranışları kendilerinin sergilediğine şahit oluyoruz.

Fiil ve eylemlerin tasvibi, hoş görülmesi zamanla yaşanmasına sebep oluyor.

Bu gerçeği aklımızdan çıkarmayalım.

Bu anlamda ben hoş görülü değilim. İnancımla, İslam’la bağdaşmayan hiçbir davranış ve düşünceye saygılı değilim ve hoşgörü ile karşılamıyorum.

Ve bu anlamda hoşgörülü olmaktan Allah’a sığınırım.

Benim müsamahâkarlığım, kişilere “din” biçmeme konusundadır.

Ahlak dışı davranışları yok saymak, görmezlikten ve duymazlıktan gelmek, bireyin ve toplumun çöküşünün başlangıcıdır.

Müsamahakârlığımın sınırlarını Allah’ın emir ve nehiy çizgileri belirler.

Etrafımı uyarmak, onları zarif ve güzel ifadelerle intibaha çağırmak vazifemdir.

Bu vazife her Müslüman’ın vazifesidir.

Müslüman ahlaksızlığı hoş gören değil, onları gidermeye çalışandır ki, toplumda kimse kimseye “eliyle, diliyle veya bir başka özelliğiyle” zarar vermesin.

Toplumun eminliği “el, dil ve bel” eminliği ile sağlanıyorsa, yıkılışı da “el, dil ve bel” ile gerçekleştirilen ahlak dışı davranışların “hoşgörü”lmesiyledir.

Herkese çağrım şudur.

Lütfen kavramları ve kavramların kaynağını bilelim ve ona göre kullanalım. Cehalet pek çok yanlış kavramın benimsenmesine yol açar. Tıpkı toplumumuzda olduğu gibi.

Kelimelerdeki bozulma ve anlam kayması felaketlerin kaynaklarından biri olup çöküntüyü beraberinde getirir.

Tıpkı toplumuzda gittikçe şiddetini arttıran çöküntü gibi.

Toplumumuzda iffet, hayâ, namus ortadan kalkınca “az hamilelik(!)” mubah görülmeye başlandı maalesef.

Ortaçağdaki kilise davranışının sonuçlarını bugün batı fazlasıyla görmektedir.

Türkiye’deki artış batıyı/batılı yakalamak üzeredir.  

Babasızların oranı yüzde ellileri geçmiş. Aldatma, hırsızlık, rüşvet, irtikâp, sömürü, lezbiyenlik ve homoseksüellik işin cabası.

Netice-i kelâm, hoşgörüye hayır, emir ve nehiy sınırları içindeki müsamahaya evet.

Selam ve Sabırla… 12.06.2026

Coğrafyamıza Saldıranlar Hesap Verecek

"Coğrafyamıza Saldıranlar Hesap Verecek"*

Veysi ERKEN Dr.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, *“İsrail’in ham maddesi istikrarsızlık ve kaos olan fitne üretim fabrikasına dönüştüğünü belirterek “Kan kokusu almış köpek balığı misali coğrafyamıza saldıranlar eninde sonunda döktükleri kanın hesabını verecek, mazlumların arşı titreten ahı er veya geç zalimlerin yakasına yapışacaktır. Bugün Hitler’in yolundan gidenler unutmasınlar ki böyle devam ederlerse tarihteki diğer zalimler gibi olacaktır” dedi. https://www.yenisafak.com/gundem/cografyamiza-saldiranlar-hesap-verecek-4831782

Evet.

Coğrafyamıza saldıranlar en kısa zamanda hesap vermeli ve İsrail denilen kışla tasfiye edilmelidir.

Coğrafyamıza saldırılar yeni değildir. Siyonist haçlı saldırganlığı asırlardır devam ediyor.

Siyonist haçlının merkezleri olan ABD, İngiltere, Fransa, Almanya başta olmak üzere her merkezden kışlaları olan İsrail vasıtasıyla coğrafyamızı kana bulamış durumdadır.

Demeç verme vakti geçti hakkın, adaletin, vicdanın, ahlakın kılıcını parlatma vaktidir.

Unutulmamalıdır ki, “Müminin Kılıcı Parlamazsa Kâfirin Cüreti Artar.”

Siyonist haçlı katillerinin, kâfirlerinin cüreti artmıştır.

Korsanlığı, haydutluğu, soygunu, katliamı, işgali, vahşeti artmış ve artmaya devam etmektedir.

Siyonistler katliamlarını, soykırımlarını, vahşetlerini bütün coğrafyalara, dünyaya yayma peşindedir.

Cüretkârlıklarının sebebi mü’minin kılıcının parlamayışındandır.

Kılıcın parlaması maddi ve manevidir.

Kılıcın parlaması birlik ve beraberliktedir.

Kılıcın parlaması eylemlerin Allah’ın rızasını kazanmak için olmasıdır.

Kılıcın parlaması “Kamet” ve “İstikamet”in tevhide istinad etmesidir.

Kılıcın parlaması cenge hazır olunmasıdır.

“Hazır Ol Cenge, İstersen Sulh-u Salâh!” bunun için ifade edilmiştir.

Barışın, huzurun, hakkın, hakikatin ve refahın hâkim olması için kötülerin kötülüklerine engel olabilecek her türlü hazırlığı yapmalı ve kılıcı parlatmalıyız.

Kılıç parlamalıdır ki, kan kokusu almış köpek balığı misali coğrafyamıza saldıranlardan hesap sorulabilsin, kışlaları tasfiye edilebilsin.

Müslümanlar, iyi insanlar insanlık için Siyonistlerden hesap sorabilmeleri için her açıdan güçlü olmak ve kılıçlarının parlak olması zorunludur.

Ayette; “Allah’ın ve sizin düşmanlarınızı ve onların gerisinde olup sizin bilmediğiniz, ama Allah’ın bildiklerini korkutup caydırmak üzere, onlara karşı elinizden geldiği kadar güç ve savaş atları hazırlayın. Allah yolunda harcadığınız her şeyin karşılığı, zerrece haksızlığa uğratılmadan size tastamam ödenecektir. (Enfâl, 8/60)”

Allah’ın ve bizim düşmanları, Allah’ın bilip bizim bilmediğimiz düşmanlarımıza karşı her alanda kılıçlarımızı parlatmak bizim aslî vazifemizdir.

Günümüzün dünyasında medya ve sosyal medya da kılıç mesabesindedir. Her alanda kılıçlarımızı parlak tutarsak Siyonistlerin, kâfirin cüreti artmaz, aksine yok olur.

Hâsılı kelam.

Gazze’de, Filistin’de, Suriye’de, İran’da, Doğu Türkistan’da, Sudan’da ve bütün mazlum coğrafyalarda artmış olan Siyonist kâfirin cüretini söndürmek, katliamı, soykırımı, işgali, vahşeti ortadan kaldırmak için müminler ve iyi insanlar kılıçlarını parlatmakla mükelleftir.

Mükellefiyet ifa edilirse coğrafyamıza saldıranlardan hesap sorulabilecektir.

Selam ve Sabırla… 12.06.2026

11 Haziran 2026 Perşembe

İnsanın Kendine yabancılaşması

İnsanın Kendine yabancılaşması

Veysi ERKEN Dr.

“Kendine yabancı olan, her yerde sürgündür” denilir.

Evet.

Yaratılış gayesini unutan, ilahi emirlerin dışına çıkan kişi her yerde sürgündür.

İlk sürgün CENNET’TEN çıkarılma ile başlar, Allah’ın emrine aykırı davranma, şeytanın telkinlerine uyma ile başlamıştır.

“Ahsen-i takvim” niteliğinden “esfel-i safilin” derekesine yuvarlanan kişi sürgündür.

Allah’ı unutan sürgündür.

Cehenneme kadar sürülecek kişidir.

Şeytanın yolundan giden, zalim, soykırımcı, katil, vahşi, tahribatçı, işgalci olan insanlıktan sürgündür.

Sürgün olan, şeytana uyan çoğalmıştır.

Rüşveti höpleten, metres edinen, ahlaktan yoksun olan, insanları aldatan sürgündür.

“Cezâ olarak oturduğu yerin dışında bir yere gönderilen ve orada oturmaya mecbur edilen kimse, menfî” https://www.lugatim.com/s/s%C3%BCrg%C3%BCn

Hâsılı kelam.

Yaratılış fıtratına, gayesine yabancılaşan, Allah’ı ve Hz. Muhammed’i unutan, vahye aykırı yaşayan kişi sürgündedir.

Şeytan gibi kovulan iki ayaklı mahlûktur.

Ayetlerde  Sizi yarattık, sonra size şekil ve biçim verdik, sonra da meleklere: “Âdem’e secde edin!” buyurduk. Hepsi hemen secde etti. İblîs müstesnâ; o, secde edenlerden olmadı. Allah: “Ey İblîs! Emrettiğim zaman seni secde etmekten alıkoyan nedir?” diye sordu. İblîs: “Ben ondan daha üstünüm. Çünkü beni ateşten onu ise çamurdan yarattın” dedi. Allah: “Öyleyse hemen in o cennetten! Orada büyüklük taslamaya hakkın yok. Haydi defol! Çünkü sen aşağılık kimselerden birisin!” buyurdu. A’raf, 11-13”

Duamız ve yakarışımız şeytanlar gibi kovulanlardan, sürgün edilenlerden olmamaktır.

Duamız sırat-ı müstakimde kaim ve daim olmaktır.

Selam ve Sabırla…11.06.2026

Butlan Bahanesiyle Sahaya Sürülen Kaosçu Puştlar

Butlan Bahanesiyle Sahaya Sürülen Kaosçu Puştlar

Veysi ERKEN Dr.

CHP kurultayı için mahkeme mutlak butlan kararı verildi, ülkemizin düşmanları olan Siyonistler, işbirlikçileri ve uşakları hemen harekete geçti.

Mutlak butlan kararını saray aldırmış.

Ortada bir karar var.

Kararın alınması için yargıya şikâyet eden CHP’liler, itirafçılar CH.P’liler, rüşvet aldım diyen CHP’liler, şahitlik eden CHP’liler.

Birbirini hırsızlıkla, hainlikle, metres edinmekle, para kuleleri inşa etmekle suçlayanlar CHP’liler

Suçlu Saray, suçlu Tayyip Erdoğan.

Sarayı veya Recep Tayyip Erdoğan’ı suçlamak için ya hain, ya gafil veya hainlerin uşağı puşt olmak gerekir.

Türkiye’yi kargaşaya, kaosa sürüklemek isteyenler bütün maşalarını ve piyonlarını devreye sokmuş vaziyette. Politikacı görünümlüden sanatçı kılıklısına kadar her piyon eylemlerin içindedir.

Mantar gibi her gün bir yerden pıtrak gibi fışkırıyor maşalar ve piyonlar.

Birbirlerini hainlikle, fetönün itleri diye suçlarken bile Erdoğan’ı suçlamaya devam ediyorlar.

Bunlar insan olma özelliğini kaybetmiş tiplerdir. Siyonist şeytanların uşakları olma derekesine yuvarlanmışlardır.

Erdoğan’ı suçlayanlara bakınız hep aynı çete.

Siyonistlerin bir araya getirdiği 1+6 ayaklı masanın hempaları.

Uşaklıkta birbirleriyle yarışıyorlar, Türkiye’yi efendileri olan İngilizlere, conilere şikâyet ediyorlar, onlardan medet umuyorlar.

Bu tiplerde ar, namus, haysiyet, şeref kalmadığı için Erdoğan’ı suçlayıp ülkemizi kargaşaya sürüklemek istiyorlar.

Puştlaşmış olan kitle ülkemizde meydana gelen her olumsuz hadiseyi sevinçle karşılıyor. Sadece olumsuz olaylar değil, olumlu olanlar da karalanarak şerefsizliklerini sergiliyorlar.

Medya, STK ve parti denilen illetlere bakın fark edeceksiniz.

Her türlü melanetleri ayyukaya çıkmış CHP’nin dostlarına bakın. Kıble haline getirdikleri merkezlere bakın anlayacaksınız.

Hani sokakta biri bağırmış “heyy puşt” demiş.

Sokaktakilerin tamamına yakını sesin geldiği tarafa dönmüş.

Heyy puşt diye seslenen zat bu kadar puştun olduğunu bilmiyordum demiş.

Mutlak butlan kararı için Erdoğan’ı hedefe koymaya ve Türkiye’yi kargaşaya sürüklemek isteyen bu kadar PUŞT olduğunu bilmiyorduk diyelim.

“Su uyur düşman uyumaz” demiş atalarımız.

“Kabil” ruhlular, puştlar, puştlaşmışlar “Habil” ruhlulara daim olarak düşman olmuşlardır.

Mutlak butlan kararından sonra birbirini hainlikle, fetönün itliği ile suçlayan CHP’lileri savunacak, suçu Erdoğan’a atacak kadar puştlaşmış bir kitle oluşmuştur.

Puştların düzelmesi zor görünüyor.

Bunun için diyoruz ki, fitne kaynağına dönüşmüş olan CHP kendini fesh etmelidir ki mutlak butlan işlesin, Türkiye rahatlasın.

Selam ve Sabırla… 11.06.2026

10 Haziran 2026 Çarşamba

Yanlış Algıyı Düzeltmek zordur

Yanlış Algıyı Düzeltmek zordur

Veysi ERKEN Dr.

“Şuyuu vukuundan beter” diye bir söz vardır.

Buna ilaveten “Yanlışı düzeltmek doğruyu inşa etmekten zordur” diye bir deyim kullanılır.

Evet.

Türkiye’de müthiş “yanlış algı yönetimi” icra ediliyor.

Türkiye felakete sürükleniyor.

Ve.

İktidar sahipleri seyrediyor, tedbir almıyor.

 “Yanlışı düzeltmek doğruyu inşa etmekten zordur” hükmünü icra ediyor.

Özellikle fetöitler ve etki ajanları algıları yanlışa kaydırmak için yapmadıkları ve yapmayacakları mel’anet yoktur.

Tedbir almak şarttır.

Bir misalle anlatalım.

“Rivayete göre birkaç çocuk, Süleymaniye Camii’nin minaresine bakarken içlerinden biri:

“Arkadaşlarına görüyor musunuz, minare düz değil, eğri!” der.

Çocuğun bu sözlerini duyan mimar Mimar Sinan, çocuğun yanına hemen gider ve hiddetlenmeden sakin bir şekilde:

Minareyi düzeltelim, düz olunca da düzeldi dersin.

“Hemen bir halat bulup minareyi doğrultalım.” der.

Çocuk tamam der.

Halat bulunur minareye bağlanır, Mimar Sinan, kalfalar, işçiler güya minareyi düzeltiyormuş gibi çekerler.

Ardından Mimar Sinan çocuğa sorar:

“Düzeldi mi evlat?”

Diye sorar.

Çocuk:

“Evet, efendim, şimdi düzeldi.” cevabını verir.

Olayı hayretle izleyen kalfalar, niçin böyle bir yola başvurduğunu sorunca Mimar Sinan şu hikmetli cevabı verir:

“Eğer böyle yapmasaydım, minarenin eğri olduğu düşüncesi çocuğun zihninde yerleşirdi. Belki durum binlerce kişiyi de etkiler ve kalıcı bir algıya dönüşürdü.”

Maalesef Türkiye’de fetöitlerin, etki ajanlarının yanlışa yönlendirilen algılar kalıcı algılar kalıcı hale gelmeye başladı.

Toplumsal çürüme, ahlaksızlık, rüşvet, hırsızlık algısı normalmiş gibi oldu.

Akıbetimiz hayr ola…

Selam ve Sabırla… 10.06.2026

Toplumsal Çürüme

Toplumsal Çürüme

Veysi ERKEN Dr.

Neredeyse herkes TOPLUMSAL ÇÜRÜMEĞİ dillendiriyor

Etkilisi, yetkilisi, etki ajanları, namuslusu, namussuzu, zengini, fakiri, hırsızı, arsızı toplumsal çürümeden bahsediyor.

Evet.

Toplumsal çürüme had safhada.

Hırsızları, rüşvetçileri, fuhşiyatı, teşhirciliği, sokak ortasında hayvanlar gibi çiftleşmeye çalışanları, irtikâpçıları, İslam düşmanlarını önder edinenleri, şeytanı yolunu takip edenleri kutsayacak kadar bir çürüme vardır.

İyi dediklerimiz, İslam’ı yaşıyorum diyenler, iktidar sahipleri toplumsal çürümenin nedenlerini sorgulamıyor, tedbir almaya çalışmıyor, aksine çürümeyi arttıracak kanuni düzenlemeleri gerçekleştiriyor.

Unutulmamalıdır ki İslam’dan kopuş arttıkça “toplumdaki çürümüşlük, kokuşmuşluk ve tefessüh” o nispette artar.

Toplumsal çürüme arttıkça zamanla toplum yıkılır, dağılır ve tarihin sayfalarına gömülür.

Günümüzün Türkiye’si maalesef bu durumdadır ve yokluğa doğru hızla koşmaktadır.

Toplumsal çürüme o kadar fazlalaştı ki, Müslüman bildiklerimiz de hırsızları, arsızları, ahlaksızları savunmada ön plana çıkmış, hırsızları savunmak için imza verir hale gelmiş vaziyettedir.

Tabii ki, bu tür hadiseler, hırsızlıklar, rüşvetler, kayırmalar tek bir alanla sınırlı değil her alanda yaygınlık kazandığı biliniyor ve kutsanıyor.

Bu durum toplum denilen çınarı içten içe çürütmektedir.

Çürümüşlük bedenin tamamını ve içini sarmış durumdadır.

Evet.

“Çınarı Deviren rüzgâr değil içindeki kurttur…” sözlü doğrudur. Devletler ve milletler de böyledir.

Milletler ve devletler “çınar“ ağacına benzer. Bilindiği üzere “çınar” uzun ömürlü ve fırtınalara, rüzgârlara, boranlara dayanıklıdır.

İçine kurt düştü mü ömrü kısalır, dayanıksız hale dönüşür ve en ufak rüzgâra dayanamaz hale gelir, yıkılır, devrilir.

Tarihi süreç içinde milletimizi, ümmetimizi ve devletlerimizi incelediğimizde bu gerçekle karşılaşırız.

İçimize “adaletsizlik”, “ahlaksızlık”, “kayırmacılık”,” rüşvet”, “yolsuzluk” kurtçukları düştüğü veya yerleştirildiği zaman “çınar ağacımızın çürüdüğünü, en ufak etkilere karşı dayanıksız hale geldiğini görüyoruz.

Kurtçuklar ve virüsler milletin niteliğini değiştirir. Güzel vasıfların ortadan kalkmasına ve nimetin kesilmesine yol açar.

Ayetlerde “Kişinin önünde ve arkasında Allah’ın emriyle onu kayıt ve koruma altına alan takipçiler vardır. Bir toplum kendisindekini değiştirmedikçe Allah onlarda bulunanı değiştirmez. Allah herhangi bir toplumun başına bir kötülük gelmesini diledi mi, artık onun geri çevrilmesi mümkün değildir. Onların Allah’tan başka yardımcıları da bulunmaz. Ra’d-11”

Ve.

“Bir toplum kendilerinde bulunan (iyi davranışlar)ı değiştirmedikçe, Allah onlara verdiği bir nimeti değiştirmez Enfal-53” buyrulur.

Üzülerek belirtmeliğim ki, içimize kurtçuklar ve virüsler yerleştirilmiş ve bu kurtçuklar hızla çoğalmakta olduğunu görüyoruz.

Bilhassa CİA, mossad uşakları olan fetö kurtçukları ve virüsleri devletin yapılanmasında, kamunun her alanında, belediyelerde varlıklarını korudukları anlaşılıyor. Bu kurtçuklar rüşveti, kayırmacılığı, yolsuzluğu yaymakla görevlerini ifa ettikleri ve hırsızları, metres edinenleri, paradan kuleler inşa edenleri kutsadıkları anlaşılıyor.

Sonuç olarak ister "şüyu", ister “gerçek” olsun toplumun bütününde, adliyede, emniyette ve dahi bütün bürokraside olan habis urlar temizlenmez ve yok edilmezse toplumsal çürüme artar, maddi kalkınmamız işe yaramaz hale dönüşüp yıkılırız.

Unutulmamalıdır ki, toplumsal çürüme, tefessüh kokusu burnu kapatmakla giderilemez.

Temizlik için İslam’a rücu şart.

Selam ve Sabırla…10.06.2026