13 Mart 2026 Cuma

Yüzyıl sonrasını düşünen ANA yetiştirir

Yüzyıl sonrasını düşünen ANA yetiştirir

Veysi ERKEN Dr.

Kuan Tzu’ya atfedilen bir söz şöyledir.'Bir yıl sonrasıysa düşündüğün tohum ek. Ağaç dik on yıl sonrasıysa tasarladığın. Ama yüz yıl ötesini düşünüyorsan insan yetiştir.”

Bu sözden hareketle diyorum ki, insani değerlerle donanmış, İlayı Kelimetullah için nizamı âlem ülküsüne sahip nesillerin yetişmesi, neş’vu nema bulmasını istiyor, tahayyül ediyorsak “ANA” yetiştirmek mecburiyetindeyiz.

Bilindiği üzere Batının/batılın bize biçtiği rol ile kadınlar sokağa terk edildi, “ANA” olmaktan çıkarıldı,

Böylece Türkiye’de “aile” çökertildi, doğum oranları ve evlilikler azaldı, gayrı meşruluklar arttı, nüfus hem nitelik hem de nicelik olarak yokluğa sürüklendi.

Aileyi ihya ve inşa edilmek istiyorsak “ANA” yetiştirmek zorundayız.

Toplumun, nesillerin muhafazasını güçlenmesini istiyorsak “ANA” yetiştirmeliğiz ve aile düzenimize aykırı olan, ailemizi yok eden bütün mevzuatın, kanunların, tüzüklerin, yönetmeliklerin ortadan kaldırılması gerektiğini söylüyoruz.

“ANA” şuuru ile genç kızlarımız yetiştirilmedikçe  “aile” kurtarılmaz.

 “Aile”yi ihya ve inşa ederek vatanı kurtarmak isteyenlerin yapması gerekenlerin başında mevzuat değişikliği ve “ev Hanımlığı”na bakışlarını değişmesi ve “ANA”lar yetiştirmesi gerekir.

“Ev Hanımlığı”nın, “ev hanlığı” olduğu gerçeği tescil edilmeli ve uygun düzenlemeler yapılmalıdır.

Unutulmamalıdır ki, “Ev hanlı”ğının, “Ana”lığın, “evdeş”in anlamını ve değerini yok etmek isteyen Siyonist haçlı zihniyetinin piyonları “kadın”ı piyasaya sürdüler, ucuz istihdamını teşvik ettiler ve özgürlük adı altında her türlü kötülüğün, pespayeliğin teşhirinde araç haline dönüştürdüler, kadını evden ihraç ettiler.

Kadın evden ihraç edilince “ANA” olma özelliğini kaybetti, toplumsal çöküş hızlandı, aileler dağılmaya başladı, çocukları “el”lere terk edildi.

Saadet ve bahtiyarlık yuvası olan aile pelesenk oldu.

Bunun için diyorum ki, “Ev Hanlığı”na ve “ANA”lığa dönüş şarttır.

“Ev hanı” olan “ANA”ya en yüksek memur maaşı kadar maaş verilmeli ve her türlü imkân tanınmalıdır ki, evler devlete dönüşsün. Nesillerimizin muhafazası için çocuk sayımız artsın.

Hanımlık anlamını bulsun.

“Ev Hanı” olan anamız, bacımız, hanımımız ve kızlarımız sosyal (içtimaî) vazifelerini kâmilen yerine getirebilsin.

“Ev Hanlığı” kadını hayattan koparmak değildir. Bilakis hayatın tamamının kuşatılmasını ve yönetilmesini sağlar.

“El”lerin, yabancıların işini değil kendi “devlet”inin işini yönetmesini sağlar.

“Ev Hanı”  ve çok çocuklu olanlara en yüksek dereceden maaş bağlanması için seferberlik ilan etmelidir.

 “Kadın "hatun", Ana veya bacı idi evlerde.

 Evi ev ve devlet yapandı "hatun".

 Devletin başında "han" yanı başında ” hatun” olurdu.

 Hatun ev denilen devletten ihraç edilince devlet küçüldü ve  yıkıldı.

Büyük aile denilen "hane”, dağıtıldı çekirdek aile oldu.   

Dayanışma ve yardımlaşma içinde olan hatunlar işini yapamaz hale getirildi.

Mutluydu “hatun” ev denilen devlette.

Önce işten sonra evden koparıldı.

Evle ilgili işler angarya diye öğretildi, sonra evden ihraç için özgürlükten bahsedildi. Güya dışarıda özgürce çalışacaktı.

“El”in işinde.

Devlet iş bölümü ve iş birliği gerektiriyordu hâlbuki.

Ne yapıldı.

Bütün görevler yüklenildi kadının sırtına.

Hatunluğu ve “ANA”lığı bitirildi.

Ev denilen devletin bütçesi sarsıldı.

Güya kadın çalışırsa bütçeye katkı sağlayacaktı.

Ne gezer.

Çocuk kreşe, ebeveyn yaşlılar mekânına, maaşın yarısı kıyafete ve tezyin malzemelerine, ulaşıma vs.

Yıkım sadece maddi değil, asıl yıkım maneviyatta ve hissiyatta oldu, aile dağıldı.

Han ve hatun birbirine tahammül edemez oldu kadın evden ihraç edilince.

 Ana sevgisi ve şefkati yerine kreş sevgisi yer almış. Ana gibi yar Bağdat gibi diyar olmaz deniliyordu. Ana yâr olmaktan uzaklaştırıldı. 

Evin temel direği idi hatun Ana. Hatun evden uzaklaştırılınca ev yıkıldı. Hane çöktü.

Velhasıl ev devlet olmaktan çıkmış konaklama alanına dönmüş.

Sadece konaklama ve geçici mesken yerine dönüşen evlerden huzur, bereket, saadet ve merhamet de firar etmiş.

 Kadın evden ihraç edilince firar emri hak oldu.

 Ne diyelim.

 Paranın, makamın, şehvetin, bedenin ve şöhretin ilahlaştırıldığı, ruhun ve hissiyatın terk edildiği/ettirildiği bir düzende evi “devlet”leştirmek ve “hane”ye çevirmek mümkün mü?

Kadın “hatun”, ana, yâr ve bacı olur mu?

Zor.

Çarkın dişlileri ve işleyiş kuralları kırılır mı?

Bilemem.

Ama ümidimi kaybetmiyorum.

Yol göstermeye çalışıyorum. “Ev han”ımıza en yüksek memur maaşı bağlanmalı, çocuk sayısı arttıkça destek çoğaltılmalı ve ailevi yapımızı bozan mevzuat yok edilmelidir.

Kadın “el”in işini yapmamalıdır.

Hâsılı kelam 

Hem “ev” denilen devleti hem de devlet denilen yapıyı muhafaza edebilmek için “ANA”lar yetiştirilmeli,“Ev Hanlığı” maaş ile desteklenmeli ve geleceğimiz bu yöntemle inşa edilmelidir ki, dünyaya nizam verebilelim.

“ANA” yetiştirmek ahlaki, insani ve İslami bir vazifedir.

Selam ve Sabırla… 13.03.2026

Cimri fakir gibi yaşar

“Cimri fakir gibi yaşar”

Veysi ERKEN Dr.

Hz. Ali “(r.a.) “Cimri fakir gibi yaşar. Ahirette, zenginler gibi hesap verir…” ifadesiyle cimrilerin halini tavsif eder.

Hakikatte, zenginliği insana ihsan eden Allah’tır ve kendisinden cimri olmaması istenir. “Derken, Allah onları lutf u keremiyle zengin kılınca cimrileştiler ve yüz çevirerek sözlerinden gerisin geri döndüler. Tevbe-76”

İnsanlardan bir kısmı verdikleri sözü tutmaz, şeytana kanar ve cimriliğe yönelir. “Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size, çirkinliği ve hayâsızlığı emreder. Allah ise size kendi katından mağfiret ve bol nimet va’dediyor. Şüphesiz Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir. Bakara-268” ayetinde belirtildiği gibi şeytanın telkiniyle fakirlik korkusu ile hareket edenler cimriliğe meyyal olur, Allah’ın verdiği rızkı unutur.

Şuurlu Müslüman Allah’ın lütfunun geniş olduğuna inanır, ona göre hareket eder ve kendisini cimrilikle tehlikeye atmaz. “Mallarınızı Allah yolunda harcayın ve kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın. Bir de iyilik edin ve yaptığınızı güzel yapın. Doğrusu Allah iyilik eden ve işini güzel yapanları sever. Bakara-195”

Cimrilik edilen şeyler insanın boynuna dolanacak ve hesabı verilecektir. “Allah’ın, lûtfundan kendilerine bol bol verdiği nimetleri O’nun yolunda harcama hususunda cimrilik edenler, bunun kendileri haklarında hayırlı olduğunu sanmasınlar. Aksine bu onlar için pek fenâ bir durumdur. Çünkü cimrilik ettikleri şeyler kıyâmet günü boyunlarına dolanacaktır. Kaldı ki, göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. Allah bütün yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. Âl-i İmrân-180”

Şeytana kanarak cimri olan, fakirin, yetimin hakkını yiyen, Allah’ın nimetini gizleyen için çetin bir azap hazırlanmıştır. “Bunlar cimrilik yapan, etrafındaki insanlara cimriliği emreden ve Allah’ın lutf-u kereminden kendilerine verdiği nimetleri de gizleyen kimselerdir. İşte biz böyle nankör kâfirler için zelîl ve perişan edici bir azap hazırladık. Nisâ-37”

Nankör insanlar için zelil edici bir azap hazırlanmış ve insanın cimrilik etmemesi istenir “İşte ey mü’minler, şimdi sizden mallarınızı Allah yolunda harcamanız istenmektedir. Fakat içinizden bir kısmınız cimrilik ediyor. Hâlbuki kim cimrilik yaparsa ancak kendi zararına yapmış olur. Allah sınırsız servet sahibi olup hiç kimseye muhtaç değildir, siz ise fakir olup mutlak mânada O’na muhtaçsınız. Eğer din yolunda fedakârlıktan yüz çevirirseniz, Allah sizin yerinize başka bir toplum getirir de, sonra onlar sizin gibi hayırsız ve itaatsiz olmazlar! Muhammed-38”

Unutmamalıyız ki hayat bir imtihan sahnesidir ve imtihanı kazanmak için cimri olunmaması gerekir. Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele! Onlar, başlarına bir musibet geldiğinde, “Doğrusu biz Allah’a aidiz ve kuşkusuz O’na döneceğiz” derler. İşte rablerinin lütufları ve rahmeti bunlar içindir ve işte doğru yola ulaşmış olanlar da bunlardır. Bakara, 155-157”

Cimri olmayanlar imtihan dünyasında olduğunun şuurunda olup ellerinden gidenler için üzülmez. “Elinizden giden şeylere üzülmeyesiniz ve Allah’ın size verdiği nimetlerle de şımarmayasınız diye böyle yaptık. Çünkü Allah, büyüklük taslayan ve insanlara karşı böbürlenen hiç kimseyi sevmez. Hadid-24

Hâsılı kelam.

Hz. Ali (r.a.) dediği gibi “Cimri fakir gibi yaşar. Ahirette, zenginler gibi hesap verir…”

Rabbulaleminden niyazımız bizi cimrilikten, nankörlükten emin eylemesi ve bize sırat-ı müstakimi hidayet etmesidir.

Selam ve Sabırla… 13.03.2026

12 Mart 2026 Perşembe

Menemen İftarı

"Menemen İftarı"

Veysi ERKEN Dr.

“Menemen İftarı”nı duyanınız azdır.

Ankara Yenimahalle ilçesinin Demetevler bölgesinin vazgeçilmez iftar yemeği idi.

Kenan tufanı öncesinden kalma bir “iftar” geleneği.

Çağrımız İslam’da dirilişedir” ve “Kanımız Aksa da Zafer İslam’ın” diye kalbi, yüreği güm güm vatan, millet için atan gençliğin “iftar” yemeyi.

Ramazan’da tutulan nöbetlerin “iftar” yemeğidir.

Gençlik heyecanlı, kararlı, cebi parasız olsa da gönlü toktur o karanlık günlerde Nöbet mahalli terk edilmemelidir aç kalma pahasına.

Lokantalarda yiyecek parası da yoktur.

Domates biberi buldu mu yeter .”menemen”i yapmak için.

Nöbet mahallinde sokak aralarında kurulur “menemen” sofraları.

Sofra dedimse bildiğimiz sofralar değil, toprak üzerine oturulmakla oluşur “menemen” sofraları.

“Kenan tufanı” “Eylül Fırtınası”nın kızıl ve kara emperyalizminin ülkemizi esir etmeye çalıştığı dönemin bir iftar yemeğidir “menemen”.

Bu an’aneyi 50 küsur yıldır sürdürüyor kıymetli dostum Mahir Damatlar.

Bu sene farklı bir mekânda kuruldu “menemen” sofrası.

Tacettin Sultan Dergâhında icra edildi “menemen” iftarı geleneği. “Ankara’da 50 Yıllık Gelenek: Yozgatlı Mahir Damatlar’dan “Acılı Menemen İftarı” Buluşması” https://www.youtube.com/watch?v=p8OAXlC9yYs

Dosttum Kadir Mahir Damatlar davet etti.

Allah razı olsun ebeden.

Önce merhum Muhsin başkanın kabrini ziyaret ettim.

Sonra gençlerin masasında oturdum.

“Menemen” yemeğine ekmeğimizi bandıra bandıra yedik.

Kaşık, çatal yok.

Kenan tufanı öncesi gibi.

Ortak siniye ekmeği bandırarak menemeni yemek bize has bir gelenektir.

Seksen öncesinde her şeyimizi, imkânlarımızı gönül huzuru ile paylaşıyorduk.

“menemen” iftarı bunun şahididir.

Bizler ülkü birliğine sahip mümin kardeşlerdik.

Bizler inanıyoruz bütün müminler kardeştir ve ayrılığa düşmemelidir. Allah “ “Müminler ancak kardeştirler, öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin, Allah’a itaatsizlikten sakının ki rahmetine mazhar olasınız. Hucurat-10” buyurur.

“Menemen iftarı” bu kardeşliğin, dayanışmanın, yardımlaşmanın ve hayırda yarışmanın nişanesidir.

Atsızın diliyle SELAM “menemen iftarının gençliğine, her yıl tertip edenlere ve çağrımız İslam’da dirilişedir diyenlere.

“İçim yine sevinçle dolup yanıyor;

Sanki deniz olmuş, dalgalanıyor.

Uzak uzak ülkelerden döndüm seferden;

Yaralarım ağır, fakat mestim zaferden;

Zafer, ümit kaynağının bir çeşmesidir.

Zafer birçok gönüllerin birleşmesidir.

Gönülleri birleşenler ölse de bir gün,

Gök kubbede kalacaktır seslerinden ün.

Gönülleri birleşenler! Selam sizlere!

Uzaklarda dertleşenler! Selam sizlere!

Selam sana hücrelerde benzi solan genç!

Selam sana ey yılları heba olan genç!

İstikbalim gitti diye yaslanma sakın!

İstikbalin değil, ruhun Tanrı’ya yakın!”

Rabbulalemin gelecek senelerde de “menemen İftarı”nda hayırlı, sıhhatli bir şekilde buluşmayı nasip ve müyesser eylesin.

Teşekkürler kadim dostum Mahir Damatlar.

Selam ve Sabırla… 12.03.2026

 

 

 

 

Garip ve Galip ERDEM Ağabey

Garip ve Galip ERDEM Ağabey

Veysi ERKEN Dr.

12 Mart denilince benim aklıma “erdem”li bir hayat yaşamış merhum Galip Erdem ağabeyimiz ve İstiklal Marşımızın kabulü gelir. Aydın(!) denilen mülevveslerden uzak Münevverin (tenvir eden) duruşluydu.

Merhum Galip ve Garip ağabeyle tanışıklığımız Ankara’ya geldiğim yılda oldu.

Ankara Kurtuluş semti Kıbrıs Caddesinde bulunan Niğde yurdunda bir müddet özel sohbetlerinde bulundum.

Avukatlık bürosunda Gaziantep lisesinden olan arkadaşım Cuma Biner çalışıyor ve onun yanına uğruyordum. Galip ağabeyi daha çok Kızılay’da bulunan avukatlık bürosunda görüyordum. Bizlere takılır, nasihat ve tenvir ederdi.

O bizim(!) aydınları(!) şöyle nitelendiriyor, tasvir ediyordu. “Bizde acaip bir aydın tipi vardır. Fikir ve vicdanı hür olması lazımken, dört tarafı duvarlarla çepeçevre sarılı bir fikir avlusunda hapsedilmiş gibidir. Böylesi aydınlar fikirlerinde ve hareketlerinde her nevi taassuba karşı olduklarını göstermek isterken, Ortaçağın Hıristiyan tarikatlarında ancak, görülebilen katı bir dogmatizmin içinde olduklarını fark etmezler bile. İdealleri, sonunun nereye dayandığını bilmedikleri acaip bir formüldür. Ama bu yolun kendilerini nereye götüreceğini de bilmezler. Kalıplaşmış ilahilerinde Millet ve din şeytaniliğin, taklitçilik ve gayesizliğin rahmaniliğin sembolüdür. Putları ve azizleri vardır. Fakat onları da iyi tanımazlar. Ülkücünün Çilesi, s.200”

Galip ERDEM kararlı, heyecanlı ve imanlı bir duruşun ifadesiydi. Ondan sözünde durma, kararlılığı ve yazarken takınılması gereken tavrı öğrendim.

Söz ve karar önemli bir yer tutar insanın hayatında.

Yazarken belki bütün doğruları yazamaya bilirsiniz ama inanmadığınızı yazmayın diye telkinde bulunuyordu.

Bir sohbetinde gençler muvaffak olmak istiyorsanız verdiğiniz “söz”ünüzde durmanız ve “kararlı” olmanız şarttır, farzdır demişti. Kısaca münafık olmayın demek istemişti bence.

Söz ve kararın önemini şöyle açıklamıştı.

Hüseyin Gazi dağında saat 08.00’de buluşup Kurt gibi ulumaya (şükür namazı kılmaya ifadesini ısrarım üzerine kullandı v.e.) karar vermiş ve saat tam 08.00 veya öncesinde bulunabilmiş iseniz başarılı olursunuz. 08.01’de veya sonrasında buluşmuşsanız başarısız olursunuz. Çin sarayını basan Kürşad ve arkadaşlarının başarısız oluş sebebini unutmayınız.

Böylece Galip Erdem ağabey, bize “erdem”li olmanın yolunu öğretmiş oluyordu bu darb-ı meseliyle.

Galip Erdem “sevgi” üzerinde fazlaca dururdu.

Bilinen husustur.

Müslüman için “sevgi” ve “nefret” Allah için olmalıdır.

Habibullah” olmak ve Allah için sevmek kişinin hayatını şekillendirir.

O, En büyük eksikliğimiz hâlâ birbirimizi yeterince sevmeyi öğrenememiş olmamızdır” derdi.

Tabii ki, bizim için “sevgi Allah’ın rızasını kazanmak” içindir.

Ölçü bellidir.

İ’lay-ı Kelimetullah için Nizâm-ı Âlemi ülkü edinenin sevgisi, öfkesi, hayatı ve çilesi Allah içindir.

O, ülkücünün hayatını çileli görür.

Ülkücü rahata değil, çileye taliptir.

Ülkücü rahatına düşkün değildir ve olamaz. Rahatına düşkün olan “ülkü”sünün erliğini yapamaz.

Günümüzde “Kassam Mücahidleri” bunun timsalidir.

Kassam Mücahidleri rahatın adamı değil, çilenin insanıdır.

Kur’an ahlakı ile ahlâklaşan ve yaşayan ancak ülkücü olabilir.

Ülkücüyü ve çilesini Galip ERDEM şöyle anlatır.

“Gün olur, ülküsüz insanlara gıpta ile bakasınız gelir. Rahat yaşarlar. Tıpkı Şairin söylediği gibi: “Akl-ı şuur”ları vardır, güzel severler. “Bade” içerler ve nihayet göçüp giderler.

Ülkücülerin hayatı bambaşkadır.

Sözlüklerinde rahatlık kelimesinin yeri yoktur.

Daimi bir mücadele içinde ömür tüketirler.

Hemen herkesle, her şeyle zaman zaman çatıştıkları görülür.

Arkadaşları ile aileleri ile hatta sevdikleri ile… Bir ülkünün esaslarından ziyade politikanın değişen icaplarına uymayı tercih eden kudret sahipleri ile de sık sık ihtilafa düşerler.

Çok defa, başları belaya girer; gene de sinmezler.

Bu halleri “kalabalık”a göre, uslanmamaktır; kendilerine göre de, yılmamak.

Ülkücü dünya nimetlerinden yana nasipsizdir. (Gazze, Doğu Türkistan, Arakan, Afrika ve bütün dünyadaki İ’lay-ı Kelimetullah için Nizâm-ı Âlemi ülkü edinenler v.e.) Gözü yoktur ki, nasibi olsun. Bir lokma, bir hırka ona yeter. Paraya karşı o kadar müstağnidir ki, halkın hayretine sebep olur.

Herkesin istediğini istemez, ne istediğini de herkes anlayamaz.

Kendi zevkleri dışında zevk tanımayanların gözünde “zevksiz” bir adamdır! Küçümserler onu, hayatı anlamamakla, üç günlük dünyanın hakkını vermemekle itham ederler.

Böyle davranışlara hiç önem vermez. Elverir ki, inandığına dokunulmasın!

Kalabalığın nazarında o, zavallı bir hayalperesttir. Olmayacak fikirlerin rüyasına dalmış öylece uyumakta, başkalarını da uyumaya teşvik etmekte…
Bir gün fikirlerinin gerçekleştiği görülse bile, O’na hiç kimse “aferin” demez. Üstelik “böyle olacağı zaten belli idi”  denilir.

Hâsılı kelam “erdem”liler daima “galip”tir.

“Erdem”liler Hz. Muhammed Mustafa’nın sav yolunda olanlardır. Erdemliler “hılf’ul-Fudul”dandır.

Evet.

Bugün 12 Mart 2026 Galip Ağabeyin ukbaya irtihalinin sene-i devriyesi.

Bugün Galip ERDEM ağabeyimizi rahmetle yâd etme günüdür.

Selam ve Sabırla…12.03.2026

 

 

11 Mart 2026 Çarşamba

Kürt kardeşlerimiz satılık değildir, kiralık değildir, tetikçi değildir

“Kürt kardeşlerimiz satılık değildir, kiralık değildir, tetikçi değildir”

Veysi ERKEN Dr.

Sayın Devlet Bahçeli’nin konuşması üzerine meşrebi, mezhebi, kabilesi, şubesi, kavmi ne olursa olsun düşünmesi ve gereğini yapması gerekir.

Bizler inanıyoruz bütün müminler kardeştir ve ayrılığa düşmemelidir. Allah “ “Müminler ancak kardeştirler, öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin, Allah’a itaatsizlikten sakının ki rahmetine mazhar olasınız. Hucurat-10” buyurur.

Bu buyruğa uyan Kürtler de diğer bütün müminler gibi şerefli, haysiyetli ve satılık değiller.

Siyonist haçlı zihniyetinin conilerinin uşağı, piyonu, işbirlikçisi, kiralık soykırımcısı ve katilleri olmazlar, olamazlar.

Bilinmelidir kim Siyonist haçlı conileriyle işbirliği ve uşaklık eden hiçbir kimse Kürt de, Türk de, Çerkez de, Arab da değildir.

Sayın Devlet Bahçeli bunu vurgulamıştır ve inanan herkes bu konuşmanın gereğini yapmalıdır. İşte o konuşmadan bir kesit.

İran’da hiçbir suçu ve günahı olmayan sivil halk bombaların, füzelerin, diğer ölümcül operasyonların odağındadır.

28 Şubat 2026 tarihinde, Minab kentinde bir okulun bombalanması sonucunda 175 çocuğun ölmesi tahammül edilemeyecek bir katliamdır.

Hakikaten felaket kol gezmektedir.

2007 yılında Antarktika’da çekilen bir belgeselde kolonisinden ayrılan bir penguenin video görüntüsü 2026 yılının ilk aylarında herkesin dilinde ve gündemindeydi.

Bu penguenin derdiyle dertlenip sonuçlar çıkartan; söz konusu doğal davranışı kolektif bilincin kırılması olarak gören, insanla ilişkilendirip toplumsal travmaların gecikmiş yankısı, insanın kendisine tuttuğu ayna şeklinde yorumlayan herkese sesleniyorum;

Gazze’de soykırıma uğrayan 50 bin çocuğun, İran’da sayıları 300’ü aşan çocukların dramları, acıları, yürekleri kavuran feci sonları bir penguen kadar önemli ve öncelikli değil midir?

Nesli tükenen bir kuşu mesele edip de, sırayı eşrefi mahlûkat olan bir çocuk alınca ona sırt çevirmek, duyarsız ve duygusuz yaklaşmak insanlık mirasının, insanlık değerlerinin neresinde vardır, neresinde mevcuttur?

Doğrusunu isterseniz merak ediyorum; yani İran’da, Gazze’de ölenler çocuk değil de penguenler olsaydı küresel yas mı ilan edilecekti?

Uluslararası toplum ayağa kalkmalıdır.

Bu ahlaki ve vicdani sorumluluk evvela Amerikan halkının ve Yahudi toplumunundur.

Evanjelist papazların dolduruşuna gelip Oval Ofis’te ayinler düzenlemek, Armagedon Savaşı’yla ilgili teolojik hezeyanlar üretmek dünyanın nasıl bir musibetle doğrudan doğruya muhatap olduğunu ibret verici ölçüde göstermektedir.

Adı konulmamış bir din savaşı başladı da biz mi farkında değiliz?

Ortadoğu’da Sünni-Şii husumetine çanak tutan, bu kapsamda kamplaşma ve kutuplaşmayı sertleştirmek için provokasyon zemini kollayan karanlık emellere kapalı durmak, bilhassa şu mübarek Ramazan ayında hassaten diyorum ki, Müslüman’ım diyen herkes için hayat-memat konusudur.

Bu tuzağa hiçbir Müslüman düşemez, düşmemelidir.

Böylesi bir vebale hiçbir din kardeşimiz ortak olamaz, olmamalıdır.

Şii de Müslüman’dır, Sünni de Müslüman’dır; bozgunculuğun davulunu çalanlar, sanal ihtilafların namlusunu tutanlar alçak kere alçaktır.

Kürt kardeşlerimizi sahaya sürmek için hava koklayan ve ortam yoklayan; bu sayede İran’ı içten çökertmenin planını yapan hiçbir mihraka Kürtler paralı askerlik yapmaz, yapmamalıdır.

Kürt kardeşlerimiz satılık değildir, kiralık değildir, tetikçi değildir,  onun bunun zulüm projelerinde piyon olarak da görülemez, gösterilemez.

Kürtler onurlu, şerefli, yürekli, soylu ve sağduyulu bir halktır.

Türk-Kürt kardeşliği üzerinde cephe açmanın, gedik oluşturmanın hesabıyla; İran’ın tarihi Türk kentlerini karıştırmanın, Türklerle Kürtleri çatıştırmanın arayış ve amacını kurgulayanlar, ancak ve ancak düşmanca tutum takınan namertlerdir.

Türk, Kürt’ün kardeşi; Kürt, Türk’ün alın yazısı, kader ortağıdır.”

https://www.mhp.org.tr/htmldocs/mhp/5537/mhp/Milliyetci_Hareket_Partisi_Genel_Baskani_Sayin_Devlet_BAHCELI__nin_TBMM_Grup_Toplantisinda_yapmis_olduklari_konusma_10_Mart_2.html

Selam ve Sabırla… 11.03.2026

 

Kur’an-ı Kerim “Hak” ile “Batıl”ı Ayırandır

Kur’an-ı Kerim “Hak” ile “Batıl”ı Ayırandır

Veysi ERKEN Dr.

Âlemlere UYARICI olarak gönderilen Hz. Muhammed Mustafa’ya (s.a.v.) hak ile batılı ayıran, FURKAN olarak Kur’an- Kerim gönderilmiştir. Bu durum “Âlemlere uyarıcı olsun diye kuluna Furkān’ı indiren Allah aşkındır, cömerttir.  Furkan-1” ayetiyle kullara bildirilmiştir.

Ayette geçen “Kul”dan maksat Hz. Peygamber’dir. Furkan kelimesi ise burada özellikle Kur’an için kullanılmış olup “hakkı bâtıldan, doğru yolu yanlış yoldan, helâli haramdan ayırıcı bir ölçü” anlamına gelmektedir.”

https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Furk%C3%A2n-suresi/2856/1-ayet-tefsiri

Kur’an-ı Kerimin farukluğu, ayırıcılığı Tarık süresinde de teyit edilmektedir. “Andolsun içindekilerin gidip geldiği semaya ve bitkiyle yarılan yere ki Kur’an (hak ile bâtılı) ayıran bir sözdür. Tarık-1”

Hak ile batılı ayıran, tefrik eden Kur’an-ı Kerim bir hidayet rehberidir. “ Elif Lâm Mîm. Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir. Onlar gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimizden de Allah yolunda harcarlar. Onlar sana indirilene de, senden önce indirilenlere de inanırlar. Ahirete de kesin olarak inanırlar. İşte onlar Rab'lerinden (gelen) bir doğru yol üzeredirler ve kurtuluşa erenler de işte onlardır. Bakara, 1-5

Kurtuluş ve felah için “rehber olan Kur’an-ı Kerim”e uyma zorunluluğu vardır. Aynı şekilde Kur’an’a uyanların nitelikleri sıralanır ve doğru yol üzere oldukları açık bir şekilde belirtilir.

Kur’an-ı Kerim’i rehber edinenlerin duaları da rehber olanla ilgilidir. Bismillahirrahmânirrahîm. Hamd, Âlemlerin Rabbi, Rahmân, Rahîm, hesap ve ceza gününün (ahiret gününün) maliki Allah'a mahsustur. (Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil. Fatiha, 1-7”

Hamd Allah’a mahsustur ve bizler ne kadar hamd ve şükr edersek Allah hayrı arttırır.

Hayrı, iyiliği hesap edemeyeceğimiz kadar arttırır.

“Hani rabbiniz, ‘Eğer şükrederseniz size (nimetimi) daha çok vereceğim, arttırırım, nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım pek şiddetlidir!’ diye bildirmişti. İbrahim-7” buyurur.

Hâsılı kelam.

İnsanlığın kurtuluşu “Hak” ile “Batıl”ı birbirinden ayıran sırat-ı müstakimi gösteren ve imanın gereği olan nitelikleri tadat eden Hz. Muhammed Mustafa’ya vahyedilen Kur’an-ı Kerim’e uymakla mümkündür.

Başka bir hidayet rehberi ve yolu yoktur.

Şimdi ve her zaman Kur’anla İslamlaşma ve kurtulma zamanıdır.

Şimdi ve her zaman Hz. Peygamber’in (s.a.v.) yol ve yöntemini yaşadığını iddia edenleri hidayet rehberi olan Kur’an-ı Kerimi insanların kalbine nakşetme zamanıdır.

Selam ve Sabırla… 11.03.2026

10 Mart 2026 Salı

Aklı zincirlenmişler

Aklı zincirlenmişler

Veysi ERKEN Dr.

Siyonist haçlı zihniyeti, bireylerin, toplumların, devletlerin elindekini çalmak, servetlerini heba etmek, ülkeleri tahrip etmek, yönetimleri köleleştirmek için çevirmediği ve çevirmeyeceği fırıldak yoktur.

Venezuela, İran, Gazze, Filistin, Doğu Türkistan ve bütün mazlum coğrafyalar bunun misalleridir.

Siyonist haçlı zihniyetinin talanda, işgalde, soykırımda en çok kullandığı araçlar, zihni soykırıma uğratılmış, aklı zincirlenmiş, köleleştirilmiş insan görünümlüler ve medya, sosyal medya, diğer iletişim araçlarıdır.

Siyonist haçlı zihniyetinin uşaklarını, aklı zincirlenmişlerini, gizli toplantılarını, satılmış gazetecilerini, fonlanan şerefsizlerini ve örgütlerini daha kolay anlamak için zihinlere şırınga ettikleri, kutsadıkları günleri ve ekranların arkasında olanları bilmek yeterlidir.

Okuyun, düşünün, anlayın ve hainleri çözün.

“Dünya tarihinde hiçbir iktidar sahibi, bugün Amerikan kitle iletişim araçlarını yönlendiren bir avuç kişinin sahip olduğu imkânlara sahip olmamıştır. Üstelik bu iktidar, hiçte öyle soyut bir ‘iktidar’ değil; bu iktidar, elle tutulur, gözle görülür bir biçimde evlere giriyor, çoluk çocuk dinlemeden milyonlarca insanın zihnini denetim altında tutuyor.

Kitle iletişim araçlarıyla, önce bir dünya imajı çiziliyor, ardından da, çizilen bu imaj hakkında ne düşünülmesi gerektiği kitlelere empoze ediliyor. Bir başka deyişle, üzerinde düşünülecek dünya da, bu dünya hakkında düşünülebilecek şeyler ve düşünme biçimleri de, bu bir avuç insan tarafından tayin ediliyor.

Kendi yakın çevremiz ve yüz yüze iletişimde bulunduğumuz insanlar hakkında sahip olduğumuz bilgiler dışında, dünya hakkında bütün bildiklerimiz veya bildiğimizi sandıklarımız bize günlük gazeteler, haftalık dergiler, radyolar ve televizyonlar gibi kitle iletişim araçlarından aktarılıyor, benimsetiliyor.

Hangi haberlerin bize ulaştırılması gerektiğine, hangi sırayla ulaştırılacağına ve dünya imajımızın hangi kelimelerle çizileceğine hep bizim dışımızda yüzlerini bile görmediğimiz bu insanlar karar veriyorlar. Bununla da yetinmiyorlar, bize ulaştırdıkları bu haberleri, ayrıca tahlil de ediyorlar: Böylece neyi nasıl düşüneceğimizi de bu insanlardan öğreniyoruz.  Nabi Avcı, Kitle Kültürü Enformatik Cehalet,  Rehber Yayınları, Ankara 1990. 170-171.  14.10.2001” Evet aziz dostlar.

Zihin kirleticisi medya ve sosyal medyayı yönetenleri, planlayanları, finanse edenleri ve kutsadıkları günleri bilmeden mel’anetlerinden kurtulamayız.

Zihni ve aklı zincirlenmişlerle ilgili bir hatıramı nakletmekte fayda var.

Caminin avlusunda oturan bir vatandaşın elinde pislik yayan bir müsvette gazeteyi görünce kendisine sordum.

Bu gazeteyi okuya okuya zihnini, aklını İngilizlere, Amerikalılara, Siyonistlere teslim ettiğinin farkında mısın?

Afalladı.

Bak bu camiden çıkanların ekseriyeti Gazze’ye yardım etmek için gayret sarf ederken sen bu gazete ile kirlettiğin zihninle, zincirlenmiş aklınla yerinden kıpırdamıyorsun, bir kuruşluk hayrın dokunmuyor.

Evet dedi.

Ben yardım etmiyorum.

Etmeyi de düşünmüyorum.

İşte tipik bir misal ekranların, gazetelerin marifetiyle köleleştirilmiş, mankurtlaştırılmış, şeytanlaştırılmış, aklı zincirlenmiş bir ahlaksız.

Utanmadan da cami avlusunda oturuyor.

Maalesef zihin İşgaliyle, akılların zincirlenmesiyle  “İslam’dan Uzaklaştıran”, camileri ve mezarları tahrip etmeye, yıkmaya, satmaya, pavyona çevirmeye çalışan, papaz gününü, bebek gününü, sevgililer(!) gününü takdis eden ve “Maarifin Kalbinde Ramazan, İslam” anlayışına karşı direnen mankurtlar çoğaldı.

Tedbir şarttır.

Selam ve Sabırla… 10.03.2026

Tasalanma Yiğidim

“Tasalanma Yiğidim”

Veysi ERKEN Dr.

“Tasalanma yiğidim” diyor şair. İnananlar tasalanmaz. Onlar, Allah’ın  “Gevşeklik göstermeyin, üzülmeyin; eğer inanmışsanız şüphesiz en üstün olan sizsiniz. Âl-i İmrân-139” buyurduğunu biliyorlar ve buna iman ediyorlar.

Hani Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) “arkadaşına “Tasalanma! Allah bizimle beraberdir” Tevbe-40” diyordu ya.

 “Allah yolunda seferber” olan yiğitlerin başı hep yüksektedir, TASALANMAZLAR.

Allah’la beraber olanların ülküleri “İlay-ı Kelimetullah için nizam-ı âlem”dir.

Onlar “sadece sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz. Fatiha-5” diyenlerdir.

Onların başı yüksekte olup tasalanmazlar.

Onlar, ülküleri gereği; “Ülkümüz göklerde dalgalanan bir sancak, Allah’ın huzurunda eğiliriz biz ancak” diyenlerdir.

Onlar CİHADA davet edildikleri zaman tereddütsüz davete icabet ederler.

Onlar davet edildiklerinde yerlerine çakılıp kalmadılar.

Üzülmediler, tasalanmadılar.

Allah bizimledir dediler, diyorlar, diyecekler.

Allah bizimledir şuuruyla yeryüzünü mescit kılıp Gazze’de, Doğu Türkistan’da, Kudüs’te, Buhara'da, Yarkent'te, Gulca'da, Kaşgar'da şükür namazını kılmak için gayret ve cihad ediyorlar.

Ve şair Nurullah Genç’in dediği gibi;

“Bu kan kokan coğrafya, bu çığlıklar senindir
Bu gözü yaşlı târih, hıçkırıklar senindir
Yeryüzünde çiğnenen bütün haklar senindir
Prangalı hükümler, aydınlıklar senindir.

Yıllardır, uygarlıktan sana hep enkaz kaldı
Ufka bir bak yiğidim, inkılâba az kaldı.

Tasalanma yiğidim; zaman bizden yanadır
Külümüzden yükselen duman bizden yanadır
Son durak, son ilahi ferman bizden yanadır
Dünya düşman olsa da, iman bizden yanadır

Kapıları açacak coşkun bin niyaz kaldı
Ufka bir bak yiğidim, inkılâba az kaldı” kaldı.

Devrimleri devirecek, coğrafyamıza ve insanlığa huzur sağlayacak İlayı Kelimetullah nizamına az kaldı.

Onun için tasalanmak yok. Yiğitler tasalanmaz.

Ebed bizim olduğu için yiğitler ölse de tasalanmaz.

Ölsek de sevinin, eve dönsek de!

Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!

Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir!

Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!”

Hâsılı kelam.

Allah bizimledir diyenler Allah’ın en güzel vekil olduğunun şuurundadır.

Tasalanmazlar.

“Birtakım insanlar onlara, ‘insanlar size karşı toplanmışlar, asker toplamışlar, onlardan korkun’ dediler de bu, onların imanlarını arttırdı ve ‘Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!’ diye cevap verdiler. Âl-i İmrân-173” ayetine tabi olarak tasalanmazlar.

Allah kiminle ise, Allah onlara yeter.

Onlar tasalanmazlar.

Allah’ın vahyini yaşamaya çalışan yiğitler tasalanmazlar.

Selam ve Sabırla… 10.03.2026