31 Ağustos 2026 Pazartesi

Zulüm ve Allah’ın intikamı

Zulüm ve Allah’ın intikamı

Veysi ERKEN Dr.

Yeryüzünde zulüm, soykırım, vahşet, işgal, katliam devam ediyor.

Ebu Cehiller yeryüzünde kol geziyor.

Yakıyor yıkıyor, camileri, hastaneleri, şehirleri talan ediyor.

Moğolların vahşetini devam ettiriyor.

Merhum Arif Nihat Asya bu soykırımları şöyle terennüm ediyor.

“Yeryüzünde, riya, inkâr, hıyanet

Altın devrini yaşıyor.

Diller, sayfalar, satırlar

"Ebu Leheb öldü” diyorlar

Ebu Leheb ölmedi, ya MUHAMMED;

Ebu Cehil, kıtalar dolaşıyor!”

Zulüm, vahşet, soykırım her yerde.

Gazze’de, Doğu Türkistan’da, Arakan’da, Filistin’de, Sudan’da ve Siyonistlerin işgal ettiği her yerde ve zihinlerde.

Bu zulüm ve vahşet, cami yakmalar, yıkmalar, İslam’ın yasaklanması bitecek mi?

İnanıyoruz ki, bizler kendimizi değiştirip Siyonist katillere benzemezsek, onlar gibi düşünüp yaşamazsak, kısaca İslam’la İslamlaşırsak bu zulümler ve vahşetler bitecek, dünya özgürleşecek, Allah bize intikamı ihsan edecek.

Allah bizleri terk etmez. 

Zira Allah muntakimdir.

“Nihâyet gazabımızı üzerlerine çektiler. Biz de hak ettikleri cezayı onlara verdik de hepsini suda boğduk. Zuhruf-55”

“Bunun üzerine biz de onlardan intikamımızı aldık. Bir bak, yalanlayanların sonu nasıl oldu! Zuhruf-25

“Kendisine Rabbinin âyetleriyle öğüt verildiği halde, küstahça ondan yüz çeviren kimseden daha zâlim kim olabilir? Şüphesiz biz, o inkârcı suçlulardan intikam alacağız. Secde-22”

“Onlardan da intikam aldık. Eyke ve Sodom, her ikisinin harâbesi de açık bir yol üzerinde durmaktadır. Hic-79”

“Bu şekilde âyetlerimizi yalanlayıp onları hiç umursamadıkları için, neticede biz de hak ettikleri cezayı verdik ve hepsini denizde boğduk. A’râf- 136”

“Daha önce bu kitapları insanlara doğru yolu göstermek için, toptan indiren O’dur. Böylece O, hakla bâtılı ayıran bütün delilleri indirmiştir. Allah’ın âyetlerini inkâr edenler yok mu, onlar için şiddetli bir azap vardır. Allah, kudreti dâimâ üstün gelen ve haksızlardan inti­ka­mını alandır. Âl- İmrân-4”

Hâsılı kelam.

Bizler Kur’an ve Sünneti hayatımızın merkezine alırsak zulüm azalacak fecir başlayacak.

Unutmayalım ki, Fecir, karanlığın ve zulmün sona erip bittiği, aydınlığın başladığı vakittir.

Selam ve Sabırla… 31.08.2026

Görenedir görene, Köre nedir köre ne?

“Görenedir görene, Köre nedir köre ne?”

Veysi ERKEN Dr.

Körlük sadece maddi değildir. Aslı körlük kalp ve gönül körlüğüdür.

Kalbi körleşmişler hakikati görmezler, küfürlerinde inat ederler, hakkı ve adaleti inkâr ederler, zalimleşirler, soykırımlaşırlar.

Ayetlerde bu münafık ve kâfirlerin körlüğünü, sağırlığını, dilsizliğini şu şekilde vurgulanır.

“Allah, küfürdeki inatları yüzünden onların kalplerine ve kulaklarına mühür vurmuştur. Gözleri üzerine de kalın bir perde gerilmiştir. İşte böyle kimseler için pek büyük bir azap vardır. Bakara-7”

Münafıkların misâli, karanlıkta ateş tutuşturmaya çalışan bir insanın hali gibidir. Ateş o kişinin etrafını aydınlatınca Allah, aydınlıktan faydalanması gerekenlerin nurlarını söndürür, onları karanlıklar içinde ve hiçbir şey göremez halde bırakır. Onlar sağır, dilsiz ve kördürler. Bu sebeple artık gerçeği kabule dönemezler. Bakara-18”

“Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp(fuad), bunların hepsi ondan sorumludur. İsrâ-36”

Hakikati reddeden kör, dilsiz, kalpleri katılaşmış sağırları merhum Muzaffer Özak şöyle anlatır.

VAR DEME!

“Bir göz Hakk’ı görmezse

Ona sakın yâr deme

Sana ibret vermezse

Benim gözüm var deme

Görenedir görene

Köre nedir köre ne?

****

Kulak Hakk’ı duymazsa

 Kulağım duyar deme

 Duyduğuna uymazsa

Kulaklarım var deme

Duyanadır duyana

Sağır nice uyana?

****

Dil Hakk’ı zikretmezse

Fitne olur âdeme

Her nefes şükr etmezse

Sakın dilim var deme

Diyenedir diyene

Dil gerek bilmeyene”

https://www.muzafferozak.com/Nutuklar/bir-goz-hakki-gormezse.html

Hâsılı kelam.

Kur’an ve sünneti okumayan, öğrenmeyen, anlamayan ve yaşamayan körleşir, sağırlaşır, dilsizleşir ve kalbi katılaşır.

Maalesef Müslüman kılıklı kalbi katılaşmış münafıklar çoktur.

Esfel çukurunda debelenip dururken insanımızı çukurlarına çekmeye çalışıyorlar.

Selam ve Sabırla… 31.08.2026

30 Ağustos 2026 Pazar

Aile Kavramı Bitik

Aile Kavramı Bitik

Veysi erken Dr.

İki haberin başlığı ailenin yok olmaya, dağılmaya ve ülkenin tarihe karışma eğiliminde olduğunu göstermeye yeter.

Birincisi “19 milyon genç bekâr ve evlenmeği düşünmüyor.”

İkincisi “ Evlerin/hanelerin %58’inde çocuk yok”

Bu iki haberin devamını yazmaya gerek var mı sizce.

Aile yok oluyor.

Bu gidişle devlette elden gidecek.

Nüfus ihtiyarlıyor, evlilik, nüfus azalıyor, aile hem nicelik hem de nitelik olarak yok olmaya başlıyor.

Evet.

Mevcut iktidar döneminde maddi yatırımlar ciddi anlamda arttı ve gerçekleşti.

İmar faaliyetleri arttı. Yol, köprü, hastahane, okul ve savunma sanayinde, teknolojide artışlar ve gelişmeler oldu. Yılların ihmali giderildi.

Amenna.

Ahmak, aptal, art niyetli veya hain olanlar hariç bu durumu görmeyen yok

Maddi boyuttaki büyüme ve gelişme kapitalist ekonomik anlayış yüzünden toplumun bütün kesimlerine adil bir şekilde yansımasa da bir gerçektir.

Hani "bizim aile" diye bir filim vardı ya.

Maddi zenginliği temsil eden, paradan, maddi imkân dışında bir gerçek tanımayan Saim bey vardı.

Zengindi.

Ama aileden kopuk ve hayattan kopuk bir kişilik.

Maddi olarak o karaktere büründük devletçe.

Ve yedi çocuklu bir aile. "Bizim aile"

En iyisi yedi çocuklu fakir ailenin reisi Yaşar Ustanın Saim beye hitabını hatırlatarak devam edeyim 

"4 çocuklu Yaşar Usta ile 3 çocuklu Melek Hanım, mahallelinin ısrarıyla evlenirler. Ama çocukları bu durumdan hoşlanmaz... Münir Özkul’un, gelininin (üvey oğlu ) babası zengin işadamına “Sen milyarder, fabrikalar sahibi Saim Bey! Sen mi büyüksün? Hayır, ben büyüğüm. Sen bir hiçsin. Çünkü biz birbirimize parayla pulla değil sevgiyle bağlıyız” dediği o film..."

Bir tarafta bizim aile, diğer tarafta maddenin dışında bir şey tanımayan güç.

Hitaptan anlaşılacağı üzere aile sevgiyle oluşur ve devam eder, maddi refahla değil.

Evet.

Maddi olarak belki Saim Bey gibi bir devletimiz oldu, oluyor. Yani bizim aileyi bilmeyen, bilmek istemeyen, dağıtmaya çalışan bir yapı. Bir başka deyişle,

Yaşar usta gibi bir babayı yok ettik, ediyoruz. 

Birbirine parayla değil, sevgiyle, şefkatle, merhametle ve sadakatle bağlı aileyi dağıtıyoruz.

Ne ile?

Dışarıdan ithal ettiğimiz kanun ve ilkelerle.

Topluma dayatılan yaşayışla.

Yerli ve millî olmayan medya ile.

Elbette bu günlere bir günde gelinmedi.

Özellikle Kenan tufanı ve Eylül fırtınası döneminde hızlandı.

Yıkım fırtınası, tufana, sele, depreme yol açtı.

Cedaw, Lanzarote ve İstanbul sözleşmesi ile yara kangrenleşti.

Şiddet, cinayet, boşanma, evlenmeme, evden uzaklaştırılma arttı, artıyor.

Hem de katlanarak.

Kısaca aile yıkılıyor, dağılıyor, parçalanıyor. Fırtına kar ve Boran'a dönüştü.

Dağılma sureci hızlandı.

Yıkıma engel olmaya çalışanlar var. Direnç var.

Biz aileyiz, aile kalmak istiyoruz değerlerimizle diyenler, diğer tarafta batıyı/ batılı savunanlar.

Hâsılı kelam.

Bilinmelidir ve unutulmamalıdır ki, Aile yıkılırsa devlet de yıkılır, vatan da biter.

Bu gerçek asla unutulmamalıdır.

Yukarıdaki iki haber başlığı gerçeği anlatmaya yetiyordur herhalde.

Birincisi “19 milyon genç bekâr ve evlenmeği düşünmüyor.”

İkincisi “ Evlerin/hanelerin %58’inde çocuk yok”

Selâm ve sabırla... 30.08.2026

Tarihimiz Tutuklu mu?

Tarihimiz Tutuklu mu?

Veysi ERKEN Dr.

Evet tutukludur.

Merhum Mehmet Genç “Normalde geçmişte olanlar değişmez; değişmesi gereken gelecektir. Toplumlar değişmeyen geçmişi öğrenip geleceklerini değiştirmeye çalışır. Hâlbuki Cumhuriyet döneminde öyle bir hata yapılmıştır ki; değişmemesi gereken mazideki olaylarla oynanmış ama değişmesi gereken gelecek tutuklanmış değişmez hale getirilmiş. Tarihçiliğimizin temel sorunu budur.” Derin Tarih’in Tarihi 100 Ay Boyunca, Derin Tarih Kültür Yayınları, No.69, İstanbul-2020, s.92. tespitinde bulunmuştur ki, gerçeğin kısa ve öz ifadesidir.

Bu ifadeyi okuyunca aklıma 1984 isimli romanda geçen Hakikat bakanlığı geldi.

Romanı okuyanlar bilir. 

Hakikat Bakanlığının asıl ve asli görevi Medya, eğlence, sanat ve tarihi belgelerin tahrif etmesidir.

Hakikat bakanlığı gerçek belgeleri tahrif etmekten, değiştirilmesinden sorumludur.

Maalesef ülkemize hâkim olan sabetayist, Siyonist zihniyet yıllardır tarihi belgeleri tahrif etmek, yok etmek ve hakikatin ortaya çıkmasını engellemekle meşguldür.

Bunun için işlenmedik mel’anet yoktur.

Tarihi olay ve olguların üstü bunun için örtülmektedir.

Belgelerin yayınlanmasını bunun için yasaklanmaktadır.

Maalesef tarihimiz esaretten, tutsaklıktan kurtulmuş değildir.

Uğur Mumcu "Bu ülkede banka soyarken kar maskesi, ülke soyarken Atatürk maskesi takılır" diyordu.

Evet.

Atatürk maskesini takanlar tarihimizi tutsak ve esir etmeye çalıştılar ve epey mesafe kat ettiler.

Hakikati ve hakiki belgeleri yağmaladılar, sattılar, tahrip ve yok ettiler.

Kurtarılan belgelerin yayınlanmasını engellediler ve engellemeye çalışıyorlar.

Muallim Naci hiçbir hakikatin gizli kalmaması için meramını şu şekilde dillendiriyordu.

“İhtirâz-ı ta’neden kalmakdadır âhım nihân

Bir hakîkat kalmasın âlemde Allahım nihân”  Kötülenmekten/kınanmaktan çekindiğim için âhım gizli kalmaktadır. Hiçbir hakikat gizli kalmasın şu âlemde Allah’ım”

Evet.

Türkiye’de hiçbir hakikatin gizli kalmaması için Tarihimizin ve belgelerimizin tutsaklıktan, esaretten kurtarılması şarttır, farzdır, elzemdir.

Bunun için yapılması gereken şey zihin ve ayak bağı olan mevzuatın tasfiyesi ve Atatürk maskesini takmış olan sahtekârların maskelerinin düşürülmesidir.

Merhum Sezai Karakoç “Onlar sanıyorlar ki, biz sussak mesele kalmayacak. Hâlbuki biz sussak, tarih susmayacak. Tarih sussa, hakikat susmayacak…” diyordu.

Unutulmamalıdır ki,

Hakikat güneş gibidir. “Güneş balçıkla sıvanmaz” ve “yalancının mumu ancak yatsıya kadar yanar.”

Tutuksuz ve hür tarih günlerinde buluşalım inşallah.

Selam ve Sabırla… 30.08.2026

29 Ağustos 2026 Cumartesi

Kudüs Bizimdir, Sevdamızdır

Kudüs Bizimdir, Sevdamızdır

Veysi ERKEN Dr.

Özünü, ülküsünü kaybedenlere, Siyonistlere ajanlık yapan içimizdeki hainlere rağmen Kudüs, Gazze, Filistin, Türkistan bizimdir.

Belki yarın, belki yarından yakın bir zamanda Filistin bizlerin, iyi insanların, Müslümanların, adil davrananların ikametgâhı olacaktır.

Kudüs, Filistin bizim değil, Arapların davasıdır diyen Siyonist ajanlarına merhum Alpaslan Türkeş şunu haykırıyordu.

MHP Kurucu Genel Başkanı merhum Alparslan Türkeş'in yıllar önce yaptığı konuşma büyük ilgi çekiyor. Türkeş bir üniversitede katıldığı programda Kudüs ve Mescid-i Aksa'nın önemini anlatıyor.​ https://www.youtube.com/watch?v=YoIRiZFdS2A

Evet.

Sevdamız ve hayalimiz Kudüs’tür, Aksa’dır, Gazze’dir, Türkistan’dır.

Atımızın kuyruğunu bağladık, yola revan olduk Allah’ın lütfu keremiyle.

İnanıyoruz ki, “Sevdası olmayanın hayali olmaz.”

Bizim bir sevdamız var.

İ’layı kelimetullah için Nizam-ı âlem sevdası, ülküsü.

Sevdası olan hayal kurar, hayalinin rüyasını görür ve onu gerçekleştirmek için cehd eder.

Hayalimiz Kudüs’ü, Türkistan’ı fethetmek, insanları özgürleştirerek gönüllerini fethetmek, âleme nizam vermektir.

Evet.

“Hayali olmayanın hakikati olmaz” diye çok önemli bir deyim vardır. Buna gerçekten inanıyorum.

Tarihi geçmişe ve hadiselere baktığımızda fetihlere imza atanların tamamının “Hayalleri”nin olduğunu fark ediyoruz.

Selçuk bey’den Alparslan’a, Melikşah’tan Kılıçaslan’a’, Selahaddin'den Fatih'e, Tarık bin Ziyad’tan Kaptan-ı Derya olan Barbaroslara kadar hepsinin hayali vardı ve o hayali tahakkuk etme peşinde koşmuşlardır.

Bir zamanlar imanları gereği hayalleri olan yöneticilerimizin ve milletimizin imanları ve hayalleri çalındı.

İçteki münafıklar, müfsitler, satılmışlar, Siyonistlerin hayallerimizi çalmasında araç olarak kullanıldı.

Artık hayali olmayan “ceset”lere dönüştürülmüş idik.

Yeniden hayali olan, kurmaya çalışan insanımız zuhur etti.

Yeniden “hayallerimiz” yeşermeye, gelişmeye başladı.

İçteki hainlere, hırsızlara, rüşvetçilere, irtikâpçılara, metres edinenlere rağmen ülkenin yönetiminde hayalleri olanlar yer almaya başladı.

Hayallerimiz sadece ülkenin insanı ile değil dünyanın tamamını kapsayıcıdır, nizam vericidir.

Hayal kurmak ve onu gerçekleştirmeye çalışmak fıtri bir duygudur.

Hayalin yönü ve hedefi yetişme ve yetiştirilme tarzına göre farklılaşır.

Bu hayal gerçeğe dönüşüyor.

Hayaller hakikate eviriliyor. Şam’dan Kudüs’e yol açılıyor.

Hayallerimiz Türkistan coğrafyasına, Moskova’ya, Amerika kıtasına uzanıyor.

Siyonistlerin kışlası olan İsrail’i tasfiyeye uzanıyor.

İmanımızın gereği atımızın kuyruğunu bağladık.

Hayal kurmaya ve fetihlere başladık.

Artık hayallerimizi gerçekleştirmeye başladık.

Artık zihnimizde ve kafamızda şimşekler çakmaya başladı.

Bu şimşeklerle hayaller kurduk.

Artık her sahada bir numara olma hayalimiz var.

Teknolojide, ekonomide, nüfusta ve yönetimde.

Dünyayı yönetme ve dünyaya nizamat verme hayalimiz var.

Adalet ile dünyaya nizamat verme hayalidir hayalimiz.

Türk Devletleri Teşkilatı kuruldu.

Turan Ordusu geliyor inşallah.

Devamı İslam ve Mazlum Devletler Teşkilatı olur inşallah.

MEKKE sözleşmesi başlangıçtır inşallah.

İslam ahlakı ile ahlâklaşarak, Kur’an ve sünneti yaşayarak hayal kuralım ve hayallerimizi hakikate çevirme peşinde koşalım.

Baltalamak isteyenler olacaktır.

Kabil’ce yaşayan siyonist haçlı zihniyetinin piyonları ve uşakları olacaktır.

Bu coğrafya satılmış uşaklar her daim oldu ve olacaktır.

Bugün de vardır.

“Emellerini Siyonist haçlı zihniyeti ile tevhit” edenler yine hayallerimizi çalmaya çalışacakları ve çalışıyorlar.

“Bizden adam olmaz” diyecek kadar alçalan, ahlaksızlaşan ve ihanet edenler yine hayallerimizi çalmaya çalışacaklar.

Ne işimiz var Libya’da, Somali’de, Suriye’de diyecek, hayallerimizi çalmaya çalışacak alçakları olacaktır.

Kötülük ve kötüler bitmez.

Şeytanın yolunu takip edenler bizleri hayalperestlikle itham edecekler.

Evet, merhum Türkeş’in dediği gibi Kudüs bizim davamızdır.

Selam ve Sabırla…29.08.2026

Vela Teferreku / Ayrılığa düşmeyin

Vela Teferreku / Ayrılığa düşmeyin

Veysi ERKEN Dr.

Türkiye’nin çabası, gayreti, sabrı ve cehdi ile Suriye’de Siyonistlerin maşası olan SDG kendini fesh ediyor, ülkenin birlik ve bütünlüğüne katılıyor, PKK tasfiye sürecine tabi tutuluyor, Mekke Sözleşmesiyle İslam ülkeleri bir çatı altında toplanmaya çalışıyor içimizdeki Siyonistler, Siyonistleştirilmişler, uşaklar, köleler kuduruyor olanları kötülüyor, algı operasyonlarıyla kardeşliğimizin ihyasını engellemeye çalışıyor.

Birlik ve beraberliğimizi bozmaya çalışan düşmanları anlıyorum.

Onların görevidir der tedbirler ona göre alınır.

Maalesef bu alçakça algı operasyonuna kendini milliyetçi, ülkücü, milli görüşçü, nurcu vs nitelendirmeye çalışanlar iştirak ediyor ve zihinleri bulandırmaya çalışıyor.

Bilinmelidir ki, bunlar benzetilmiş, devşirilmiş münafıklardır.

Bunlar müminlerin yanına geldiklerinde bizde sizdeniz diyen münafıklardır.

Bu münafıklar “İman edenlerle karşılaşınca “inandık” derler, şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında ise “Biz sizinleyiz, biz yalnızca alay etmekteyiz” derler. Bakara-14” diye tavsif edilir.

Başka bir ayette Dileseydik biz onları tek tek sana gösterirdik, sen de onları yüzle­rinden tanırdın. Yine de sen onları konuşma tarzlarından, sözlerindeki eğip bükmelerden tanıyabilirsin. Allah, bütün yaptıklarınızı bilir. Muhammed-30” buyrulur.

Evet.

Bugün Türkiye’nin, Suriye’nin, Irak’ın birlik ve beraberliğinin devamından, İslâm ülkelerinin bütünleşmesinden en çok rahatsız olanlar içimizdeki münafıklardır. Bunlar bilerek veya gafletle Siyonistlere hizmet etmektedir.

Unutulmamalıdır ki, Müslüman yaratılış özelliği gereği kardeşliye inanır ve ayrılığı tasvip etmez.

 Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır. Hucurât-13”

“Müminler ancak kardeştirler, öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin, Allah’a itaatsizlikten sakının ki rahmetine mazhar olasınız. Hucurat-10” buyurur. Unutulmamalıdır ki tefrikada, ayrılıkta azap ve zaferi kaçırma var.

“Ey iman edenler! Bir düşman birliği ile çatıştığınız vakit sebat ediniz ve Allah’ı çokça anınız ki zafer sizin olsun. Allah ve Resulune itaat edin, birbirinize düşmeyin, sonra zayıflarsınız ve zaferi elden kaçırırsınız. Sabredin, kuşkusuz Allah sabredenlerle beraberdir. Enfâl, 45-46.”

“Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur`ân’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz. Al-i İmran-103”

Hâsılı kelam.

Bizim görevimiz münafıklara, müfsitlere, münkirlere, fitnecilere rağmen Türkiye’de, Suriye’de, Irak’ta ve bütün İslam ve mazlum diyarlarda birliği, kardeşliği sağlamaktır.

Devam ettirilen barış sürecini ve Mekke sözleşmesini ikame etmek ve İ’layı Kelimetullah doğrultusunda âleme nizam vermektir.

Selam ve Sabırla… 29.08.2026

28 Ağustos 2026 Cuma

İslam hayatımızı şekillendirmiyorsa cinayetler artar

 İslam hayatımızı şekillendirmiyorsa cinayetler artar

Veysi ERKEN Dr.

 

Her gün cinayet, yolsuzluk, hırsızlık, edepsizlik, hayâsızlık, rüşvet haberleriyle uyanır hale getirildik. Bunlar “vaka’yı adiye”den olmuş.

Gazetelerde, İnternette kısaca her yerde bu haberler.

Hatta medya ve gazeteci kılıklı iblisler ve rol model denilen şerefsizler bunları teşvik ediyor. Toplumun değerlerine, İslami olabilecek her şeye kuduz köpekler gibi saldırıyor.

 “Korkunç cinayet” haberlerin vazgeçilmezidir.

Kadın cinayeti, sevgili cinayeti, tecavüz, hırsızlık, rüşvet, eşkıyalık vs.

Suçlular ve cinayetler artıyormuş. Paradan kuleler inşa ediliyormuş, kayak keyifleri ve saltanatları devam ettiriliyormuş.

Dosyalar kabarıyormuş.

Kararlar yıllara sâri oluyormuş, adalet çöküyormuş.

Bunlar doğruymuş.

Etkililer ve yetkililer her gün birkaç suç örgütünün çökertildiğini, binlerce kişinin yakalandığını, hapishanelerde yer kalmadığını, cinayetlerin arttığını, kadınların sokaklarda öldürüldüğünü, çocukların tecavüze uğradığını dillendiriyor.

Evet, , suçlular ve cinayetler artıyor.

Moda tabirle kehanet değil, suçlar ve cinayetler artacak, toplum daha da beter olacak.

Sebepler üzerinde kimse durmuyor.

Ana ve tek sebep insanımızın İslam’dan koparılmasıdır.

İslam suç sayıldı, Ahlaksızlık teşvik edildi, normal görünmeye başlandı, açık saçıklık ebeveyn marifetiyle teşvik edildi.

Maalesef islam'dan koparılmış olan insanlarımız ilişkilerini “gayrı İslami” zeminde ve “ahlak dışı” şekilde kuruyor ve devam ettiriyor.

Ahlaksızlığın adı aşk, elbise değiştirir gibi sevgili(!) değiştirmek moda, sokakları çıplaklar kampına çevirmek medeniyet diye teşvik edilmeye devam edilirse bilinmelidir ki cinayetler artacak, suçlular katlanacak ve toplum çökecektir. 

Unutulmamalıdır ki, toplumlar maddiyatsızlıktan değil, ahlaksızlıktan, hayâsızlıktan çöküyor. 

Bu tarihten sabittir.

Çöküş kaçınılmaz sonuçtur.

İslamsızlaştırmanın sonucu felakettir, hüsrandır, yok oluştur.

Evet.

Cinayetler, kadın, sevgili cinayetleri ve suçlar artıyor ve artacaktır.

Çünkü doğru tedbirler bilerek ve istenerek alınmıyor. İslamsızlaştırma devam ediyor ve ettiriliyor.

Kanunlarımız hukuka, İslam’a ve ahlaka uygun olmadığı için “mağdur”u değil, “suçlu ve caniyi, mağdur edeni” koruyan yapıdadır.

Etkililer, yetkililer ve sorumlular doğru yönde tekdirler almıyorlar, İslam’a ve ahlaka uygun kanunları vazetmiyorlar.

Ve.

Cinayetler, suçlar artarak devam ettiriliyor, mağdurlar çoğaltılıyor.

Toplum çökertiliyor.

Toplumun, ahlakın, hukukun, İslam’ın aleyhine bir kanuni yapılanma söz konusudur.

Kanunlarımız bu şekilde ve İslam dışı olduğu müddetçe bilinmelidir ki suçlular, suç örgütleri, cinayetler ve caniler artacaktır.

Bu bir kehanet değildir.

Görünen ve yaşanan bir durumdur.

Yapılması gereken bir tek şey vardır.

Hayatın İslamileştirilmesidir.

Selam ve Sabırla… 28.08.2026

Bizleri Vatansız Ezansız Bırakma Allah'ım

Bizleri Vatansız Ezansız Bırakma Allah'ım

Veysi ERKEN Dr.

"Biz, kısık sesleriz... Minareleri,

Sen, ezansız bırakma, Allahım!
Ya çağır şurda bal yapanlarını,
Ya kovansız bırakma, Allahım
Mahyasızdır minareler... Göğü de
Kehkeşansız bırakma Allahım!
Müslümanlıkla yoğrulan yurdu,
Müslümansız bırakma, Allahım!
Bize güç ver... Cihâd meydanını,
Pehlivansız bırakma Allahım!”

Ezansız kalan yerler sadece topraktan ibarettir.

Vatanlaşması için ezanlı, Kur’anlı olması şarttır.

Merhum Mehmet Akif:

“Bastığın yerleri “toprak” diyerek geçme, tanı,
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır atanı,
Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda.
Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

Ruhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli,
Ebedî, yurdumun üstünde benim inlemeli” diye toprağın vatanlaşmasını anlatıyor.

"Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır,

Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır" mısraları da vatanı anlatıyor.

Merhum mücahid Şeyh Şamil’in meşhur sözüdür. “İstilaya uğrayan vatan toprakları sulh ile geri alınmaz, CENK ile geri alınır” toprağın ehemmiyetini ve hakikatini haykırdı yıllarca.

Toprak için cihad etmek güzel bir ticarettir.

Unutulmamalıdır ki, vatan toprakları ancak Allah yolunda cihad etmekle korunur.

“Ey iman edenler! Sizi, elem verici azaptan kurtaracak bir ticareti size göstereyim mi? Allah’a ve resulüne iman edersiniz, Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad edersiniz. Bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Saff, 10-11” ve Gevşemeyin, üzülmeyin, inanmışsanız, mutlaka siz en üstünsünüzdür. Âl-i İmrân-139

İnanıyoruz ve umutluyuz

Allah  “Seveceğiniz bir şey daha var: Allah'tan bir zafer ve yakın bir fetih... Mü'minleri müjdele. Saff-13” buyurur.

Bir başka ayette; “Allah ancak, din konusunda sizinle savaşmış, sizi yurtlarınızdan çıkarmış ve çıkarılmanıza yardım etmiş olanlarla dostluk kurmanızı yasaklar. Kim onlarla dost olursa işte bunlar kendilerine yazık etmişlerdir. Mümtehine 9”

Anlaşılacağı üzere vatanımızı muhafaza etmek istiyorsak öncelikle toprağın ehemmiyetini zihinlere kazımamız gerekir ki ona layık olalım  ve feda olabileceğimiz VATANIMIZI koruyabilelim.

"Şunu asla unutmayın sevgili gençler. Eğer bu topraklardan Müslümanlığı, eğer bu topraklardan ezanı, minareyi, camiyi, Kur'an'ı çekip alırsanız, inanın geriye hiç ama hiçbir şey kalmaz. Geride millette kalmaz, memlekette kalmaz.

Bu topraklar 2 asırdır saldırı altında ama şuna dikkat edin, en çok da imanımıza saldırıyorlar. En çok da inanç değerlerimize saldırıyorlar. En çok da ilim, irfan yuvalarımıza saldırıyorlar.

Şunu çok iyi biliyorlar; ezan yoksa, cami yoksa, Kur'an yoksa, iman yoksa, vatan yoktur, millet yoktur, Türkiye yoktur. İmam hatip mücadelesi bir vatan savunmasıdır. İmam hatip mücadelesi bir iman mücadelesidir. İmam hatip mücadelesi bir varlık yokluk mücadelesidir.

Hatırlayın, 100 yıl önce toplarıyla, tüfekleriyle, tanklarıyla, uçaklarıyla geldiler ama bu aziz toprakları işgal edemediler.

Milletin iman dolu göğsünü, serhaddini aşamadılar.

Bu milleti imanından koparmadan işgal edemeyeceklerini anladılar.

Bu milleti ruh köküyle bağını kesmeden asla esir alamayacaklarını anladılar.

Onun için içeriden ve dışarıdan iman kalemizi kuşatmaya çalışıyorlar.

Hainlikle, ajanlarıyla, paralı askerleriyle her türlü yalanla, iftira ile, kışkırtmayla, aileye, ahlaka, geleneklerimize yönelik ellerindeki her türlü aparatla özellikle imanımızı hedef alıyorlar.

Dün topraklarımızı nasıl işgal edemediyseler bugün de Allah'ın inayetiyle iman kalemizi kuşatamayacaklar."

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/tegmenlerin-kilicli-yemini-cumhurbaskani-erdogan-kiliclari-kime-cekiyorsunuz-arastirmalar-yapiliyor-kendini-bilmezler-temizlenecek-42523799

Selam ve Sabırla… 28.08.2026

26 Ağustos 2026 Çarşamba

Kızılelma Yolunda Bir Durak: Malazgirt

Kızılelma Yolunda Bir Durak: Malazgirt

Veysi ERKEN Dr.

Ey iman edenler! Sizi, elem verici azaptan kurtaracak bir ticareti size göstereyim mi? Allah’a ve resulüne iman edersiniz, Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad edersiniz. Bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. O sizin günahlarınızı bağışlar, sizi altından ırmaklar akan cennetlere, adn cennetleri içindeki güzel köşklere koyar. İşte büyük kurtuluş budur. Hoşunuza gidecek bir şey daha var: Allah’ın yardımı ve yakın bir fetih! Haydi, müminleri müjdele. Saff 10-13” ayetlerine mazlar olmak için gayret ediyor, cihad meydanında koşturuyor, Allah’ın adını yücelere en yüceye taşımaya çalışıyordu atalarımız.

Malazgirt’te gerçekleşen cihad bunun duraklarından biri olarak tarihte yerini kazımıştır.

Tıpkı atalarımız Alparslanlar, Fatihler, Yavuzlar gibi cihad meydanlarındayız.

Gönüllerin fethi, Allah’ın adını yüceltmek için meydanlardayız.

26 Ağustos 1071 yılı büyük bir cihadtır, fetihtir, zaferdir.

Batının ve batılın kapıları açılmıştır fetihler için.

Gönüller fethedilmiştir topraklarla birlikte.

Gençler İHA, SİHA, TİHA ve İslami yaşayışa dönüşleriyle gönülleri fethediyor, yakında toprakları da fethedecek inşallah.

Gönüller sürur bulacak, insanlar huzur bulacak.

Malazgirt zaferinin şiarı “ya şahadet ya zafer” idi.

Zafer nasip ve müyesser oldu. O cihad, fetih ve zafer şöyle tasvir edilmiştir merhum Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu tarafından.

“Aylardan Ağustos, günlerden Cuma
Gün doğmadan evvel iklîm-i Rum'a
Bozkurtlar ordusu geçti hücuma

Yeni bir şevk ile gürledi gökler
Ya Allah...Bismillah... Allahuekber

Önde yalın kılıç Türkmen Başbuğu
Ardında Oğuz'un ellibin tuğu
Andırır Altay'dan kopan bir çığı

Budur, Peygamberin övdüğü Türkler...
Ya Allah... Bismillah... Allahuekber”

Bugün 26 Ağustos 2026.

Bugün zaferi hatırlamak günü değil, yeni fetihlere, Kızılelma’ya yöneliş günüdür.

Kızılelma’mız gönülleri fethetmek, adaleti bütün dünyada tesis etmek ve İ’lay-ı kelimetullahtır.

Âleme nizam vermektir.

Günümüzün mücahitleri, iyi insanları, ahlaklıları da Gazze’de, Filistin’de, Doğu Türkistan’da, Miyanmar’da, Afrika’da ve dünyanın bütün mazlum coğrafyalarında bu zaferleri tattıracak inşallah.

Selam ve Sabırla… 26.08.2026