14 Eylül 2026 Pazartesi

Kudüs/ Gazze Bayrağı Bekliyor

Kudüs/ Gazze Bayrağı Bekliyor

Veysi Erken Dr.

 

“Şehitler tepesi boş değil,
Biri var bekliyor.
Ve bir göğüs, nefes almak için;
Rüzgâr bekliyor.
Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye;
Yattığı toprak belli,
Tuttuğu bayrak belli,
Kim demiş meçhul asker diye?”
diyor merhum Arif Nihat Asya.

Gazze, Kudüs, Filistin, Doğu Türkistan Urumçi, Kaşgar, Arakan, Nepal, Delhi ve her yer boş değil, şehitler, gaziler, mücahidler, mazlumlar var, bekliyor. Bayrağın dikilmesini, özgür olmayı, kanın, vahşetin, soykırımın bitmesini bekliyor.

Tevhid ve  Ay Yıldızlı bayrağını bekliyor.

Rüzgâr esti boran oldu, Aksa Tufanı Siyonistleri tahrip etti. Özgürlük meş’alesini tutuşturdu.

Zamanı geldi rüzgâr esti BAYRAK dalgalandı.

Özgürlük talepleri yükseldi dünyanın her yerinde.

Gazze’ye, Kudüs’e, Kaşgar’a, Urumçi’ye ve bütün mazlum coğrafyalara özgürlük bayrağı dikilmeyi bekliyor.

“Kafkaslardan esen yeller

Şimdi sana selâm söyler” diyordu Ahmed Cevad.

Şimdi sadece Kafkaslardan değil, Türkiye’den, Ankara’dan, İstanbul’dan ve dünyanın her yerinden yeller esiyor, özgürlük rüzgârları GAZZE’ye ve bütün mazlum coğrafyalara selam söylüyor. 

Gazze, Urumçi’, Kaşgar’, Kafkaslar özgürlük bayraklarının dalgalanmasını bekliyor

Ertelemek büyük bir hastalıktır ve onulmaz yaralar açar.

Şam’dan Kudüs’e, Gazze’ye yol açılmıştır.

Bunun için “Bayrağı zamanında ve yerinde dikmek” anlayışı ve yaklaşımı hemen harekete geçirilmelidir.

Üşenme ve vazgeçme.

Bedel ödetmeyi unutma, unutturma.

Diren ve özgürleş

Gazze’liler bunu yaptı ve yapıyor. Yol gösterdi ve yol açtı.

İnanıyor ve cehd ediyorsak zafer yakındır biiznillah.

Bayrak Kudüs’te, GAZZE’de, Türkistan’da dalgalanmayı bekliyor.

Evet.

Bütün alanlarda olduğu gibi savaş durumunda da yerinde ve zamanında kararlar almak ve gereğini ifa etmek şarttır.

Nizam-ı âlem davasında bayrağı yerinde ve zamanında dikmek esastır, şarttır.

Harekete geçmek için tutarlı  gerekçeler çok.

Karar almamak ve uygulamamak büyük yıkıma ve soykırıma yol açtı, açıyor.

Artık bu konuda hızlı  karar alınmalı, uygulanmalı ve bayrak yerine zamanında dikilmeli ve insan düşmanlarına bedel ödetilmelidir.

Rüzgâr bayrağı dalgalandıracak kadar esiyor.

“Soykırım dini”nin mensupları olan ABD ve İngiltere’nin kışlaları İsrail’i tasfiye edecek kadar rüzgâr esiyor, bayrağı dalgalandırmayı bekliyor.

Özgürlük bayrağı.

Tevhid bayrağı.

Türk bayrağı.

Çağrım bütün İslam ve Mazlum ülkelerin liderlerinedir.

Rüzgâr esiyor.

Bayrağı dalgalandırınız.

Hızlı karar alınız ve bayrağı yerine dikiniz, dalgalandırınız.

Bayrağı Gazze’de, Kudüs’te, Filistin’de ve bütün mazlum coğrafyalarda yerinde ve zamanında dikmiş olalım.

Rüzgâr kuvvetli esmektedir.

Gayret bizden, Tevfik Allah'tandır.

Selam ve sabırla… 14.09.2026

 

 

Politik/ ideolojik Mürtedler

Politik/ ideolojik Mürtedler

Veysi ERKEN Dr.

Miktarını bilmemekle birlikte eğitim yoluyla epey insanımızın genetiği ile oynanmış, GDO’laştırılmış ve DNA’sı bozulmuştur.

Bu nedenden dolayı toplumda irtidad, münafıklaşma, müfsidleşme bir hayli çoğalmıştır. “Sözlükte “dönmek; geri çevirmek, kabul etmemek” anlamlarındaki redd kökünden türeyen ridde ve irtidâd, fıkıh terimi olarak Müslüman bir kişinin kendi iradesiyle İslâm dininden çıkmasını ifade eder. İrtidad eden erkeğe mürtedd, kadına mürtedde denilir. https://islamansiklopedisi.org.tr/ridde

Dün “çağrımız İslam’da dirilişedir, şeriat isteriz, biz nurcuyuz” diyenlerin bir kısmı “mürted”leşerek fetöitleri, mossadçıları, Siyonistleri, rüşvetçileri, irtikâpçıları, metres edinenleri, dansöz oynatanları, Türkiye laiktir laik kalacak, kahrolsun şeriat diyenleri kısaca ahlaksızları savunur ve destekler mahlûklara dönüşmüşlerdir.

Bu tipler algı operasyonu ile fetöcülerin, rüşvetçilerin, paradan kuleler inşa edenlerin, metresleriyle yakalananların ihanetini temize çıkarmaya çalışmaktadırlar.

Bunların her şeyi körelmiştir. Ayette bu tipleri Onlar sağır, dilsiz ve kördürler. Bu sebeple artık gerçeği kabule dönemezler. Bakara-18” biçiminde tarif etmektedir.

Özellikle fetöcüleri, hırsızları, rüşvetçileri, metres edinenleri, metres olanları, irtikâpçıları kendinden zanneden bir kısım “Müslüman” taife tam irtidad halini yaşıyor.

Tabii ki, fetöcüleri, paradan kuleler inşa edenleri, hırsızları, rüşvetçileri, metresleri, metres edinenleri mağdur, masum ve Müslüman gösterme çabası Siyonist haçlı zihniyetinin bir operasyonudur. Bu gerçek asla unutulmamalıdır.

İrtidad edenler bunların bilerek veya gafletle uşaklıklarını yapıyorlar.

Esasında algı operasyonunda pek çok aparat kullanılmaktadır.

Siyasi parti görünümlü gruplardan tutun muhtelif anlayışlara kadar değişik klikler kullanılmaktadır. Bilhassa Siyonistler tarafından ortak bir havuzda cem edilmiş partiler ve gruplar buna öncülük etmekte ve bazı STK’lar ve sosyal medya grupları da kullanılmaya çalışılmaktadır.

Bunlar algı operasyonuyla İslam’a, Müslümanlara ve Türkiye’ye ihanet edilmektedir. Allah’ın yardımı ve milletimizin “feraset”i ile bu oyun bozacaktır inşallah.

Aldatma olarak kabul edilen “ihanet” rüşvetçilerin, metres edinenlerin, paradan kuleler inşa edenlerin, irtikâpçıların, Jöntürk, ittihatçı haşhaşi mürted fetö anlayışının vazgeçilmez karekteridir.

Dün mürted haşhaşiler nasıl tapınakçılarla işbirliği halinde İslam ve Müslümanlara ihanet etmişse bugün de hırsızlar, rüşvetçiler, paradan kule inşa edenler, metresleşenler, metres edinenler, mürted haşhaşi fetöcüler günümüzün tapınakçılarıyla aynı ihaneti icra ediyorlar.

Değişen bir şey yok. Buradan hareketle diyorum ki, “bütün kötüler mürtedtir denilemez ama bütün hainler mürtedtir”

Ve.

Unutulmamalıdır ki Allah “Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse bilsin ki Allah öyle bir kavim getirecektir ki Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler; müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı vakarlıdırlar; Allah yolunda cihad ederler ve hiç kimsenin kınamasından korkmazlar. İşte bu Allah’ın dilediğine verdiği bir lütfudur. Allah’ın lütfu geniştir; O, her şeyi bilir” buyurur. https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/M%C3%A2ide-suresi/723/54-ayet-tefsiri

Allah mürtedleri ve onları sahiplenenleri de kahhar ismiyle kahredeceğine inanıyoruz.

Selam ve Sabırla… 14.09.2026

13 Eylül 2026 Pazar

Eğitimden Maksat

Eğitimden Maksat

Veysi ERKEN Dr.

Hutbrde  “Eğitimden maksat; vahyin rehberliğinde hikmeti ve Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in örnekliğinde güzel ahlakı temsil eden bir toplum inşa edebilmektir. Eğitimden maksat, ülkemizin; bilimde, teknolojide, sanatta, hâsılı hayatın her alanında söz sahibi olmasına katkı sunabilmektir”  aenilmiştir.“https://www.diyanethaber.com.tr/11-eylul-2026-cuma-hutbesi

Daha önce Sayın Cumhurbaşkanı eğitimin amacı ve hedefleri ile ilgili şöyle mesajlar vermişti.

"Gözden asla kaçırmamız gereken hayati bir husus var. Çocuklarımızı geleceğe hazırlamak için onların gönül dünyalarını da zenginleştirmeliyiz. Dünyada maddi zenginlikte çok ileri gittiği halde manevi çöküşte olan toplumlar var. Türkiye'yi böyle bir tehlikeyle yüz yüze bırakmayacağız. Maziden atiye kurduğumuz köprünün zenginliklerinin tamamına sahip çıkacağız. Bu topraklarda doğup büyüyen her evladımız tarihini, kültürünü en iyi şekilde bilmeli ve uygulamalıdır.

Hedeflerimize ancak bilimin ve teknolojinin tüm dallarında en ileri seviyeye ulaşmak için çalışan ve tarihinin, kültürünün temel bilgilerine vakıf nesillerle ulaşabiliriz. Ruhsuz bir beden ceset, maneviyattan yoksun bir zihin de robottur. Biz insani kamili yetiştirmenin peşinde olmalıyız. Bunun yolu da kendi varlığından başlayarak her şeyi sorgulayan, araştıran nesiller yetiştirmekten geçiyor. Hem aile eğitimi, hem mektep eğitimi bağlamında bu konuda ciddi eksiklilerimiz olduğuna inanıyorum. Öncelikli çözmemiz gereken yolumuzun başında bu husus geliyor. Üniversitelerimizden öncülük ve destek bekliyoruz.

https://m.haberturk.com/flas-cumhurbaskani-erdogan-dan-son-dakika-erken-secim-aciklamasi-haberler-2836467 "

Sadece bunların gereğinin  yapılmasını bekliyoruz.

Unutulmamalıdır ki, kâmil ve Salih nesiller ancak uygun ortam, amaç ve programla yetişir.

Selam ve Sabırla… 13.09.2026

 

 

Haramzadeleşenler

Haramzadeleşenler

Veysi ERKEN Dr.

İmam Şafii “Haramın en zoru başıdır, sonra kolaylaşır, sonra sıradanlaşır, sonra alışılır, sonra tatlanır, Sonra kalbe yerleşir, sonra da kalb bir başka haram arar” der.

Evet.

Geçmişte ülkücüyüm, milli görüşçüğüm, nurcuyum, tarikat ehliyim diyenlerin bir kısmımı jöntürk, ittihatçı zihniyetine evrilerek “haramzadeleştiler”.

Artık onlar başka haramlar arar haldedirler.

Artık onlar, haramları işleyen, metresleri olanları kutsayan, para kulelerini mubahlaştıran, rüşvet, irtikâp, yolsuzluk, bataklığına batanların safında olan, kursaklarından helal lokma girmeyenlerin savunuculuğunu yapan tasmalılar dönüşmüşlerdir.

Haramzadeleşenler, yanaşmalar, haramzadelerden daha fazla her yere, her yerde, her hayırlı icraata saldırıyor, yakıyor, yıkıyor, dağıtıyor, ülkeye zarar veriyor ve milletin huzurunu bozuyor.

Haramzadelere dönüştürülen bu kitle kırk haramiler gibi davranıyor, rüşvetçileri, yolsuzluk yapanları, irtikâpçıları, domuz eti yiyenleri, paradan kuleler inşa edenleri, zimmetçileri savunuyor.

Haramzadeleşenler tamamen İslam dışı bir kitleye, gayrı Müslim taifeye ve “kırk haramiler”e inkılâp etmiş durumdalar.

Haramzadeleşenlerin artık ihanet şebekesinin ihanetlerini, casusluklarını, mankurtluklarını, hırsızlıklarını kutsayan, kısaca Siyonizm dininin bir aparatı ve suç örgütü olduğunu görüyoruz.

“Atalarımız “fazla söze ne hacet” demişlerdir.

Gerçekten öyle sözler vardır ki, ciltlerle ifade edilecek kadar geniş bir muhtevanın özetidir ve en güzel izah tarzıdır. Kısa, veciz ve ihatalı bir lafzı sarf etmek her kişiye değil er kişiye nasip olur.

 “Asıl hırsızlık insan malzemesinden çalmaktır” sözü bu gerçeği anlatmaya yeter, artar.

Eskimiş ve eskitilmişlerin malzemeleri, en büyük malzemeleri olan ahlakları çalınmıştır.

Cinnet haline dönüştürüldüler.

Açıktan hırsızları, rüşvetçileri, irtikâpçıları, metresleri olanları, ülkelerini yabancılara şikâyet edip satmaya çalışanları savunuyorlar.

Eskitilmişler “Kem âlât”a dönüştürülmüşlerdir.

Kalitesiz malzemeden asla kaliteli insan meydana gelmez. “Kem âlât ile kemâlât olmaz” demiş atalarımız.

Peki, eskimişleri çalan kim?

Elbette ki Siyonist haçlı zihniyetinin aparatları.

Çaldıran kim?

Okullar, medya ve aileler.

Maalesef kötü tohumun, diken tohumlarının ekilmesine zemin hazırlanıyor ve metresçiler, paradan kuleler inşa edenler bunları ekiyor dönüştürüyor, piyasaya salıyor.

Terbiye müesseselerimizde, eğitim kurumlarımızda terbiyesizlikten başka bir şey talim edilmiyor.

İstisnalar eğitimin yanlış imalatlarıdır.

Hâsılı kelam.

“Birbirine karıştı âblarla dolaplar, âblar galip gelince döndü dolaplar” darb-ı meselinin geçerli olduğu mekânda ve zamanda politikada haramzadeleşenlerin çoğalması yadırganacak bir durum değildir. Zira kalpleri sürekli yeni haramları arar hale dönüşmüştür.

Selam ve Sabırla… 13.09.2026

12 Eylül 2026 Cumartesi

12 Eylül: Zindanlarda sararan bir neslin dramı

12 Eylül: Zindanlarda sararan bir neslin dramı

Veysi ERKEN Dr.

Şair dostum Dr. Mehmet Güneş “Zafer burçlarında görmeyi beklerken;    zindanlarda sararan bir neslin hazanı” diye anlatıyor Eylül Fırtınası ve Kenan Tufanı günlerini

Ve.

Asırlar geçse de yaraları kapanmayacak zulüm günlerini.

Hazan vakitleri, 12 Mart, 12 Eylüller, 28 Şubatlar, 27 Nisanlar, 15 Temmuzlar unutulmamalıdır ki, tekrarlanmasın.

Siyonist haçlı zihniyetinin uşakları olan darbeciler, fetöitler neşu nema bulmasın.

Maalesef unutuyor ve bizden sonrakilere aktarmıyoruz.

Bilinmelidir ki UNUTMAK pusudur.

Bizden sonrakiler de unutuyorlar geçmişte yaşananları ve geçmişi.

Neyse zulümlerin ve zalimlerin, hainlerin unutulmaması ve zalimlerin affedilmemesi temennisiyle sizi 12 Eylül 2026 gününde hainlerin zulmünü aktaran   “BİR HAZAN VAKTİ”nin sözleriyle baş başa bırakayım.

Umulur ki, tefekkür edersiniz ve unutmazsınız.

 

“BİR HAZAN VAKTİ

 

-Zafer burçlarında görmeyi beklerken; zindanlarda sararan bir neslin hazanı-

 

Ufuk çizgisinde Kıble’yi bulan,

Besmeleli sevdâlarda durulan,

Hem Yavuz kesilip, hem Yunus olan,

Alperenim yıllar geçti, gelmedin;

Kardelenler çiçek açtı, gelmedin.   

Takvimde yapraklar tükendi bir bir,

Zaman ihtiyarlar, mevsimler eskir,                       

Umut; beklemeye can veren iksir                            

Ebâbiller kondu göçtü, gelmedin;

Kardelenler çiçek açtı, gelmedin.

 Darbelerden darbe yedim; kin gördüm,

Soygun gördüm, zulüm gördüm, kan gördüm,

Bir "On İki Eylül" bir hazan gördüm;                         

Vatanı çok sevmek suçtu (!) gelmedin; 

Kardelenler çiçek açtı,  gelmedin.

Hedefe varırken,*“Sen dur!”* dediler,

“İşte Taş Medrese, buyur!” dediler,

Zulmü getirdiler,*“Huzur!”* dediler…

Şahmaranlar zehir saçtı, gelmedin;

Kardelenler çiçek açtı, gelmedin.

Kendimin, kendime isyânıydı bu,

Aldığım darbenin bir yanıydı bu,

Bir yaprak dökümü zamanıydı bu,

Gök ekini süngü biçti, gelmedin;

Kardelenler çiçek açtı, gelmedin.

Gecelerin seherine diz çöktüm,

Narçiçeği şafaklarda ter döktüm,

Gelir diye yollarına çok baktım,

Eylül’ün de hükmü geçti, gelmedin;

Kardelenler çiçek açtı, gelmedin.

Güneş'te üşüdüm, gölgede yandım,

Çile tezgâhında kirden aklandım,

Bir kaç damla gözyaşında saklandım,

Umutlarım bir bir uçtu, gelmedin

Kardelenler çiçek açtı, gelmedin.    

Efkârım artar da ağlarım bâzan,

Mihrican vurgunu Eylül’de vatan,

Sehpâya giderken,

"O Dokuz Fidan”,

Zaman, karanlığı seçti, gelmedin;

Kardelenler çiçek açtı, gelmedin. 12 Eylül 1984”

Selam ve Sabırla…12.09.2026

 

Yanlış Yaptır Sonra Aleyhte Kullan

Yanlış Yaptır Sonra Aleyhte Kullan

Veysi ERKEN Dr.

Bir yapıyı veya şahsı çökertmek, güçten düşürmenin yöntemlerinden birisi de o yapıya veya yöneticiye yanlış yaptırıp aleyhinde kullanmaktır.

Bu bağlamda Sayın Tayyip Erdoğan’ın samimiyetinden şüphem yok. Ancak etrafında samimiyetsiz (bilerek mi, bilmeyerek mi etrafa dolduruluyor) insanların, bürokratların çok olduğundan da şüphem yoktur.

Etraf, Başkan Recep Tayyip ERDOĞAN’a yanlış iş ve işlem yaptırıyor ( güvenin, inancın, kültürel dokunun, ekonominin tahrip edildiğini) ve sonra aleyhinde kullanıyor.

Bilhassa bu yöntemi fetö artıkları fazlasıyla kullanıyor, toplumda güven kaybı oluşturuyor.

Tabii ki tahribatı gidermek kolay kolay olmuyor.

Bu durumu birkaç örnekle izah etmeye çalışayım.

Öğretmenlerin ve imamların sınıflandırılması. Baş öğretmen, uzman öğretmen, öğretmen. İmamlar için de durum aynı.

Tabii ki bu uygulama memurlar arasında nefreti arttırmış vaziyette.

Aynı dersleri okutanlar arasında ders ücretinin farklı ödenmesi prof, Doçent, Dr. Öğretim üyesi, öğretim görevlisi, Başöğretmen, uzman, öğretmen, öğretmen ek ders ücretleri.

Emekli memurların SEYYANEN ZAMDAN mahrum edilmesi.

Vekillere, bürokratlara çifte maaşlar, imkânlar, imtiyazlar.

Daha önceden de ifade etmiştim. Avrupa Birliği düzenlemeleri çerçevesinde "İstanbul sözleşmesi” kabul edildi. Bu sözleşme çerçevesinde Kadınlara Yönelik Yapılan düzenlemelerle “aile yapımıza” büyük darbe vurulmuş oldu.

Biraz bu konu üzerinde tefekkür edecek olursak kadın cinayetlerinin arttığını, boşanmaları vak’ayı adiyeden sayılmaya başladığını, nikâhsız ve evlilik dışı birlikte yaşamanın çoğaldığını, nesebi sahih olmayanların sayısında artışın olduğunu görürüz.

Okullarda “toplumsal cinsiyet eşitliği” kavramı altında başlatılmak istenen program felaketi tusunamiye çevirecek niteliktedir.

Bir misal trafik ile ilgili düzenlemedir. Günlük huzursuzluğu arttıracak bu düzenleme ile keyfi ceza kesmeler katlanacak demiyorum, İstanbul ve Ankara’da katlanmış bile. (tekerin ucu kaldırıma çıkmış, arabanın kasası bir santim kaldırımı işgal etmiş vs. bunlar mübalağa değil) Köprülerle ilgili düzenleme nasıl milyonlarca mağduriyeti beraberinde getirmişse trafikle ilgili son düzenleme de felaket kaynağı olmuş durumdadır.

Bu misalleri çoğaltmak mümkündür.

Evet.

Bu misalleri çoğaltmak mümkündür.

Bu ve benzer hatalar bilerek yaptırılıyor ve sonra da aleyhte kullanılıyor.

Özellikle fetö denilen şeytani yapılanma bu yanlışları fazlasıyla kullanıyor, iltisaklısı durumunda olan partililere, elemanlarına, uşaklarına kullandırıyor Türkiye’nin ve Erdoğan’ın gücünü ve itibarını zayıflatmaya çalışıyor.

Sayın Başkan

Bütün bu yanlışların oluşturulmasında ve aleyhinize kullanılmasında etrafınızdaki kişilerin (danışman, bürokrat, teknokrat ve partinizden seçilmiş olanlar) sebep olduğunu hissetmeyen ve düşünmeyen yoktur herhalde.

Acilen tedbir almanız ve etrafınızdakilerini tasfiye etmeniz gerekir.

Umarım ki, etrafınızı kuşatan bu tiplerden kurtulur, bu ülkenin ve ümmetin sevdalılarına danışır ve tahribatın ortadan kaldırılmasına vesile olursunuz.

Sayın başkan

Bilmelisiniz ki, Siyonist haçlı zihniyetinin şeytanları boş durmuyor. Önce yanlış iş yaptırıyorlar sonra bu yanlışları toplumsal huzursuzluğu daha da arttırmak için kullanıyorlar.

Sayın başkan toplumun günlük olarak neleri konuştuğu veya konuşma durumunda bırakıldığını araştırınız. Özellikle pensilvanya şeytanları sürekli olumsuz iş ve işlemleri oluşturuyorlar ve bunları kötüleme vasıtası olarak kullanıyorlar.

Yıllarca merhum Muhsin Yazıcıoğlu ile birlikte siyasette bulunmuş ve hiçbir beklentisi olmayan bu ülkenin bir sevdalısı olarak bunları dile getiriyorum, yazıya döküyorum. Kısaca “emri bil maruf ve nehyi anil munker”  emr-i ilahisi doğrultusunda vazifemi yerine getirmeye çalışıyorum.

Geliniz tahribatı ortadan kaldırınız, yanlış icraata sebep olanları tasfiye ederek yanlış icraatları düzeltiniz, milletin gönlündeki tahtınızı sağlamlaştırınız ve Siyonist haçlı zihniyetinin saldırılarını boşa çıkarınız.

Selam ve Sabırla…12.09.2026

 

Mansur, Yavaş Yavaş AK Partiye Geçer mi?

Mansur, Yavaş Yavaş AK Partiye Geçer mi?

Veysi ERKEN Dr.

Parti değiştirme fiillerini doğru bulmuyorum.

Ama CHP’lilerin genlerinde parti değiştirmeler, eklemlenmeler vardır.

11’ler hadisesinden, Meral Akşener’in partisine vekil göçürmeleri ve günümüzde yeni partiye yollananlar birer örnektir.

Mansur'la ilgili soruyu bunun için değerlendiriyorum.

Sorulduğu için söylüyorum.

Mansur Yavaş, AK partiye kendi iradesi dışında karar verenler isterse geçebilir diye düşünüyorum.

Unutulmaması gereken şudur.

Mansur Yavaş Devlet Bahçeli’yi MHP’yi CHP’lileştirmekle suçladıktan sonra CHP’ye iltihak etmiş biridir.

Dolayısıyla AK Partiye geç derlerse geçer ve milletin Ak Partiden küsmesine yol açar.

Türkiye’ye muhalefet edenlerin böyle bir isteği olabilir.

Bilindiği üzere Mansur Yavaş, Ankara’yı yavaş yavaş felç etti, etmeye devam ediyor. Esasında bütün Türkiye’de CHP’li belediyeler hayatı felç ediyor, rüşveti, irtikâbı, ahlaksızlığı yaygınlaştırıyor.

Sadece Ankara’yı ele alalım.

Mansur döneminde Ulaşıma yüzde 1400, suya yüzde 3120, ekmeğe yüzde 1430 zam yapıldı.

Bunlar belediyenin zamları.

“Zam, zulüm, işkence işte CHP” sözünün tezahürü.

İlave hizmetleri(!).

Şentepe teleferiğini kapatma,

Anka parkı işlemez hale getirme,

Yol yapmamakla trafiği işlemez haline getirme,

Konserlerle, bardak alımlarıyla belediyenin mali yapısını bozma,

58 kilo metre metro yapma sözüne karşı 58 santimetre metro hattı yapmama.

Ramazan-ı şerifi eğlence ayına çevirmeye çalışma.

Bunlar Ankara’yı felç etmek için yaptığı hizmetler.

2 milyar 200 milyonluk Hıdırlıktepe’deki kazıkları da unutmamak gerekir.

Evet.

Türkiye’ye muhalefet edenler Mansur’un AK partiye geçmesini ve seçmenin küsmesini sağlayabilir.

Bana danışılmış olsa Mansur ve gibilerini tevbe ve istiğfar etmedikçe partiye almam.

Ülkemize ve şehirlerimize verdikleri zararları parti bünyesine taşımam.

Selam ve Sabırla…12.09.2026

11 Eylül 2026 Cuma

12 Eylül ve Kenan Zindanları

12 Eylül  ve Kenan Zindanları  

Veysi ERKEN Dr.

Bütün darbeciler lanetle ve nefretle anılmışlar ve anılmaktadır.

Darbeciler, Firavun’un eylemini tekrarlamışlardır.

Hz. Yusuf’un zindana atıldığı gibi binlerce masumu, vatan evladını ve sevdalısını zindanlara atmışlardır.

12 Eylül darbecileri için Amerikalı görevli Siyonist  “ bizim çocuklar başardı” diye üstlerine bildiriyordu.

Evet.

Darbeciler başarmış ve milyonlarca insanı zindanlara sokmuşlardır. Yakalayamadıklarını yakalamak için aileleri şantajla, tecavüzle tehdit ediliyordu. https://www.haber7.com/guncel/haber/3658698-12-eylulun-akil-almaz-iskencelerini-anlatti-biz-allah-dedikce-burada-allah-yok-dediler

Firavunlar zindanlara tohum atmışlardı.

Bu tohumlardan bir kısmı gül bir kısmı diken tohumuydu ve ikisi de büyüdü.

Güller açıldı dikenler yayıldı ve bölücülük ülke sathına yayıldı darbecilerin zulümleriyle.

Merhum Necip Fazıl “Gül” ve Diken” tohumlarının atıldığı yerleri “Zindan” olarak tavsif ediyor ve çocuğunun şahsında millete gerçeği haykırıyordu.

Zindan iki hece, Mehmed’im lafta!
Baba katiliyle baban bir safta!
Bir de, geri adam, boynunda yafta…
Halimi düşünüp yanma Mehmed’im!
Kavuşmak mı? Belki… Daha ölmedim!

(…..)

Bir âlem ki, gökler boru içinde!
Akıl, olmazların zoru içinde.

Üst üste sorular soru içinde:
Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu?
Buradan insan mı çıkar, tabut mu?

(…..)

Somurtuş ki bıçak, nâra ki tokat;

Zift dolu gözlerde karanlık kat kat…
Yalnız seccademin yününde şefkat,
Beni kimsecikler okşamaz mâdem;
Öp beni alnımdan, sen öp seccadem!”

Bütün zulümlere ve işkencelere rağmen “Gül” tohumları yeşerdi ve Firavunlar istemese de ülkede ve dünyada kardeşliği ve birliği hakim kılmaya çalıştı ve herkese şu mesajı vermeye çalıştı.

Merhum Muhsin Yazıcıoğlu şöyle sesleniyordu milletin evladına, insan olanlara, birlikten ve kardeşlikten yana olanlara.

“12 Eylül öncesinde ve sonrasında Türkiye'de yaşanan acı dolu günler, aynı zamanda tarihimizin karanlık bir dönemini oluşturmaktadır ve o dönem içerisinde yaşanan birçok olay bu gün hala yoğun bir sis perdesinin arkasındadır.

Tarihin kısa bir kesitini oluşturan o dönem hatıralarımıza dönüp baktığımızda, gördükleri­miz: işkenceler, zulümler, haksızlıklar, mahke­meler, darağaçları... Karşılıksız sevenlerin buruk ve isyankâr sükûtu...

Benim hatıralarımda canlanan tüm bu olum­suzluk ve sıkıntılar benim şahsımdan ziyade, aslında bir neslin yaşadığı ve çektiği sıkıntılardı diyebiliriz. Çünkü sağcısıyla solcusuyla bizler Türkiye'yi paylaşamadık ama 2,5 metrekarelik hücreyi paylaştık. Okullarımızı, mahallelerimizi, şehirlerimizi birbirimizden kıskandık. Birbirimizi Türkiye'den kıskandık; birbirimizi Türkiye'den sürmek istedik ama süremedik. Sonuçta 2,5 metrekarelik hücrede beraber yaşamaya mecbur olduk. Ben bu duygular içerisindeyim. Biz ülke­mizi çok sevdik; ülkem, milletim, değerlerim dedik; hep Mevlana gibi hoşgörünün, Yunus gibi sevginin peşinde koştuk; ama sonunda işkence gördük, zulüm gördük. Hürriyetlerimiz alındı ve onlarca yıl cezaevinde yatmamıza rağmen, hiç mahkûm olmadık.

Yeni nesillere tavsiyem: gelin birbirimizin farklılıklarını değiştirmeden, birbirimizin fark­lılıklarına tahammül ederek Türkiye için projeler geliştirin. Türkiye için düşünün, tartışın, müna­kaşa edin ama hücreleri paylaşmak yerine, bu cennet gibi ülkenin nimetlerini ve zahmetlerini adaletli bir biçimde paylaşmanın, birlikte yaşa­manın yollarını arayın.”

Hâsılı kelam.

Siyonistlerin uşakları olan darbecilere rağmen “Gül” tohumları büyüdü ve İ’layı Ketullah için cehd ve cihadlarını sürdürüyor, “Kanımız aksa da zafer islam’ın ve çağrımız İslamda dirilişedir” sadalarını dünyaya ve iyilere duyurmaya devam ediyor.

Selam ve Sabırla… 11.09.2026

10 Eylül 2026 Perşembe

Yürüyenler, atlayanlar ve Sorumlular

Yürüyenler, atlayanlar ve Sorumlular

Veysi ERKEN Dr.

Mutluluk, saadet ve bahtiyarlık...

Her ferdin yaşadığı topraklar üzerinde duymak, hissetmek ve yaşamak istediği kavramlar ve duygulardır.

Düşünüyorum ve kavramaya çalışıyorum.

İnsanlar ne zaman mutlu olurlar yaşadıkları topraklar üzerinde.

Buldum.

Evet, evet buldum galiba.

Kendilerini bulundukları toprağa, vatana, millete ve inanca ait olduklarını hissettikleri ve bu hissin iliklerine kadar işlediği zaman olsa gerek.

Yürüyen ve atlayanların meselesi nedir dersiniz? Kendilerini bulundukları yere ait olarak hissetmiyorlar mı? Yoksa hisleri yok mu edilmek isteniyor? Bu sorunun muhatabı kim/kimler? Atlayanlar kendilerini bulundukları yere ait görmüyorlarmış. Geriye bıraktıkları ifadelerinden bu anlaşılıyor.

Evet, atlayanlar buraya ait değillermiş.

Bunu anladık.

Peki, bunun sorumluları kim? Hangi eğitimle buraya ait olmaktan çıktılar veya çıkarıldılar?

Medya şeytanlarının, sabetayistlerin ve hempalarının bundaki payı nedir? Fuhşu, ahlaksızlığı, yolsuzluğu, soygunu meşru görenlerin, tüyü bitmemiş yetimin hakkını tıksırıncaya kadar hortumlayanların ve bunlara diyet borcu ödemeye mahkûm olmuşların katkısı ne kadardır?

Onlar, intihara sürüklenen binlerce insanın katili sayılmazlar mı?

Bir yanda fuhuş, soygun, yolsuzluk; öbür yanda hakkı gasp edilen, öz yurdunda garip, öz yurdunda parya muamelesi görenler, örtülüler.

Yani yürüyenler.

Yürüyenler... Ne yaptılar? Neyi çaldılar? Nereyi soydular? Tüyü bitmemiş yetimin hakkını mı gasp ettiler?

Hayır. Hayır.

Bunlar daha büyük suç işlediler(!). İnançlarını yaşamaya, Müslüman kalmaya çalıştılar. İnançlarını sözden fiile geçirmeye çalıştılar.  Herhangi bir insanın malını yememeye karar verdiler. Irzlarını ve namuslarını korumaya çalıştılar. Doktor, öğretmen, mühendis, esnaf olmayı istediler. Hâkim, savcı ve avukat olup adalet dağıtmayı ahdettiler.

Evet, evet yanlış duymadınız. Yürüyenler, okul duvarlarından atlayanlar bu büyük suçları işlediler(!).

Bunlardan büyük suç olur mu hiç? Yürüyenler, buraya ait olduklarını iddia ettiler. Hem de bazılarına rağmen. Atlayanlar gibi olmadılar. Buraya ait değiliz demediler. Her türlü hak gaspına, horlanmaya, itilmeye, kakılmaya, hatta beyazların zencilere uyguladıkları muamelelerin benzerleriyle, belki de daha şedidiyle karşılaşmaya rağmen.

Ya sorumlular? Sorumlu var mı? Her halde yok. Olsa görülür, duyulurdu. Kar gibi eriyip gitmezdi herhalde. Sorumlu yok sorunlu var. Hem yürüyenler, hem de atlayanlar sorunlu. Peki, sorunluların sorumluları kimler? Onları sorunlu hale hangi sorumlu getirdi?

Sorunların sorumluları bellidir esasında. Sorumlular “kendilerini devlet” zannedenlerdir. Halka rağmen halk için dayatmasıyla hareket eden bir oligarşik yapıdır bütün sorunların sorumluları. Kartelcilerden, medya şeytanlarından, hortumculardan, haramzadelerden ve hempalarından oluşan bir oligarşik yapı. Her şerrin başlatıcısı ve yayıcısıdır bu zümre.

Hadisenin temel sebeplerini ortaya koymadan ne teşhiste, ne de tedavide başarı sağlanır.

Yürüyenler doğru teşhis ve tedavi için yürümekteler.

Ve yürüyenlere göre hadisenin temel sebeplerinin başında menfaat ve makam gelir.

Oligarşinin “mabut” edindiği “menfaat” ve makam.

Mazlumların ve güçsüzlerin uğrunda kurban edildiği mabut.

Oligarşi ve Müslüman görünümlü münafıklar menfaatini yani mabudunu muhafaza ve müdafaa etmek için yürüyenleri ve atlayanları kurban etmekten çekinmemiştir, çekinmeyecektir. Gözyaşlarına, ruhi depresyonlara ve arkada bırakılan acılara rağmen.

Acı ve gözyaşını gördükçe sevincinden dört köşe, beş köşe oluyor oligarşi ve sabetayist çete.

Bu devran hep böyle mi gidecek?

Zannetmiyorum.

Çünkü bir kısım insanın gözyaşı ve bedduası üzerine kurulan saadet kısa ömürlüdür. İlahi adalet bunu gerektirir.

Zalimler elbette zulümleriyle yok olacaklardır.

Vesselam.    Not. Bu yazı 1998 yılında yazılmış ve yayınlanmıştır.

Muhafaza-kâr”ların Tahribattaki Etkileri

Muhafaza-kâr”ların Tahribattaki Etkileri

Veysi ERKEN Dr.

Hz. Muhammed Mustafa(sav) tebliğiyle ve yaşayışıyla insanların zulmetten nura, karanlıktan aydınlığa çıkmalarını sağlamıştır.

Onu yolunda olduğunu iddia edenlerin bir kısmı makam, mevki ve güç sahibi olduklarında mevcut karanlık ve zulmet halinin değişimine katkı sağlayacaklarına tam tersi kötülüğün devamına teşne oluyorlar.

Bu tiplere de muhafazakâr deniliyor.

Bunlar artık “muhafaza-Kâr”dırlar.

Makamlarını, mevkilerini, servetlerini, güçlerini muhafaza etmeyi KÂR olarak görmeye başlamışlardır.

Sözlükte muhafazakâr; “1.Millî, mânevî değerlere, eserlere, âdet ve geleneklere bağlı olan, onları korumak, yaşatmak, devam ettirmek isteyen (kimse).

2. Yeniliklere olumlu da olsa ayak uyduramayan, mevcut düzenin, düşünce ve kurumların olduğu gibi kalmasını isteyen (kimse), tutucu, mutaassıp” https://lugatim.com/s/muhafazakar diye tarif edilir.

Makam sahibi, belediye başkanı, müdür, başkan vs olanları tarifin ikinci kısmına evirilip devrildiklerine şahit oluyoruz.

Bu muhafaza-kârlar makamlarını korumak için konserler düzenlemek, rezilleri, ahlaksızları sanatçıları sahneye çıkarmak, kamu imkânlarını ahlaksızlara peşkeş çekerek İslam’ı yok etmeye çalışanlara aktararak onlara hoş görünmekle yozlaşmaya, tahribata ve İslami hayattan uzaklaşmaya katkı sağlıyorlar.

Maalesef bu tavırları sergileyerek “münafık”laşanlar çoktur.

Bilindiği üzere “münafık”ların tahribatı “kâfir”lerin tahribatından çoktur.

Münafıklar beyaz pirincin içindeki beyaz taşlar gibidir ve zararları siyah taşlardan çok fazladır.

Münafıklaşmayan yönetici inancını kâmilen yaşayarak, taviz vermeyerek makamında kaim olmakla mükelleftir.

Direne direne devrimci olma vasfını korur ve karanlık ilkeleri, kuralları, yaşayışları aydınlık yaşayışlara inkılâp ettirmeye çalışır.

Bu bağlamda Müslüman olan ve Müslüman kalan yöneticilere, müdürlere, başkanlara, vekillere diyorum ki, konserler, dans gösterileri, oyunları, yarışmaları düzenlemeyiniz.

İslam’ın öğrenilmesi ve yaşanması için ortamlar hazırlayınız.

Ülkemizi Kur’an ve sünnet zemininde ihya, inşa ve yükseltecek faaliyetlerde bulununuz, tahribatı arttırma yerine tahribatı giderme yöntemlerini uygulayınız.

Ve.

“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse bilsin ki Allah öyle bir kavim getirecektir ki Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler; müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı vakarlıdırlar; Allah yolunda cihad ederler ve hiç kimsenin kınamasından korkmazlar. İşte bu Allah’ın dilediğine verdiği bir lütfudur. Allah’ın lütfu geniştir; O, her şeyi bilir. Maide-54” ayetini yaşayarak sizleri kınamaya çalışan münafıkların, kâfirlerin kınamalarından korkmayınız.

Selam ve Sabırla… 10.09.2026