Toplumsal Çürüme
Veysi ERKEN Dr.
Gazeteciler, yazarlar, akademisyenler, tüccarlar, sanayiciler, politikacılar, şairler kısaca herkes “Toplumsal çürüme”nin artığından bahsediyor.
Toplumsal çürümenin
had safhada olduğunu herkes söylüyor da sebepleri üzerinde duran yok denecek
kadar azdır.
Toplumsal çürümenin
sebeplerini irdeleyenler genel anlamda şuurlu Müslümanlar, İslam üzerine
tefekkür edenler ve çözüm arayanlardır.
Diğer taife ise
kendileri bizatihi çürümüş ve çürütenlerdir.
Evet.
Toplumsal çürüme
artmaktadır. Toplumu yok olmaya doğru sürüklüyor.
Evlilikte, ticarette,
sanayice, hukuk denilen alanda vs. düzenlemelerde çürümeler ve çürütmeler çöp
dağlarına, lağım ırmaklarına dönüşmüştür.
Unutulmamalıdır ki İslam’dan
kopuş arttıkça “toplumdaki çürümüşlük, kokuşmuşluk ve tefessüh” o nispette
artar. Belediyelerdeki ve diğer kamu kurumlarındaki çürümüşlük bunun bir
göstergesidir.
Ayetlere “Kişinin
önünde ve arkasında Allah’ın emriyle onu kayıt ve koruma altına alan takipçiler
vardır. Bir toplum kendisindekini
değiştirmedikçe Allah onlarda bulunanı değiştirmez. Allah herhangi bir toplumun
başına bir kötülük gelmesini diledi mi, artık onun geri çevrilmesi mümkün
değildir. Onların Allah’tan başka yardımcıları da bulunmaz. Ra’d-11”
Ve.
“Bir toplum kendilerinde bulunan (iyi davranışlar)ı
değiştirmedikçe, Allah onlara verdiği bir nimeti değiştirmez Enfal-53” buyrulur.
Evet.
Kanuni düzenlemelerle
çürümeye zemin hazırlanmakta ve toplum kendini bu kanunlarla değiştirerek
çürümeye başlar.
Çürümenin neticesinde
zamanla toplum yıkılır, dağılır ve tarihin sayfalarına gömülür.
Günümüzün Türkiye’si
maalesef bu durumdadır ve yokluğa doğru hızla koşmaktadır.
Yapılan yollar,
köprüler, İHA’lar, SİHA’lar ve diğer bütün hizmetler çürümüşlüğü durduracak
durumda değildir.
Üzülsek de, kendimizi
parçalasak da durum ortadadır.
Sadece İBB ile ilgili
soruşturmalar, tutuklamalar, para kuleleri, gizli toplantılar ve emir alma
yemekleriyle ilgili tutumlar, tavırlar, fon vurgunları çürümüşlüğün büyüklüğünü
göstermeye yeterlidir.
Müslüman bildiklerimiz
maalesef hırsızları, arsızları, ahlaksızları savunmada ön plana çıkmış,
hırsızları savunmak için imza verir hale gelmiş vaziyettedir.
“Şüyuu vukuundan beter”
deyimini duymayanımız yoktur herhalde.
Bir
kötülüğün dedikodu şeklinde yapılması ve yayılması, onun gerçekleşmesinden daha
kötü ve zararlıdır.
Evet.
Dedikodusu bile çürütme sebebi olan
davranışlar hüsn-ü kabul görüyor.
Milyar
dolarların havada uçuştuğu, fonlarla vurgunların yapıldığı, paradan kulelerin
inşa edildiği, metreslerin kucaktan kucağa yönlendirildiği dönem kutsanıyor,
yıllık 5 milyon kira gideri bir memur için normal karşılanıyor, hırsızlar el
üstünde tutuluyor.
560
milyarın hırsızlanması görmezlikten görülüyor rüşvet, irtikâp, ülkeyi satma
eylemlerinde bulunanlara destek yürüyüşleri yapılıyor.
Tabii ki, bu tür
hadiseler, hırsızlıklar, rüşvetler, kayırmalar tek bir alanla sınırlı değil her
alanda yaygınlık kazandığı biliniyor ve kutsanıyor.
Bu durum toplum
denilen çınarı içten içe çürütmektedir.
Çürümüşlük bedenin tamamını
ve içini sarmış durumdadır.
Evet.
“Çınarı Deviren rüzgâr değil içindeki kurttur…” sözlü doğrudur.
Devletler ve milletler de böyledir.
Milletler ve
devletler “çınar“ ağacına benzer.
Bilindiği üzere “çınar” uzun ömürlü
ve fırtınalara, rüzgârlara, boranlara dayanıklıdır.
İçine kurt düştü mü
ömrü kısalır, dayanıksız hale dönüşür ve en ufak rüzgâra dayanamaz hale gelir,
yıkılır, devrilir.
Tarihi süreç içinde
milletimizi, ümmetimizi ve devletlerimizi incelediğimizde bu gerçekle karşılaşırız.
İçimize “adaletsizlik”, “ahlaksızlık”,
“kayırmacılık”,” rüşvet”, “yolsuzluk” kurtçukları düştüğü veya
yerleştirildiği zaman “çınar ağacı”mızın
çürüdüğünü, en ufak etkilere karşı dayanıksız hale geldiğini görüyoruz.
Üzülerek
belirtmeliğim ki, içimize kurtçuklar ve virüsler yerleştirilmiş ve bu
kurtçuklar hızla çoğalmaktadır.
Bilhassa fetö
kurtçukları ve virüsleri devletin yapılanmasında, kamunun her alanında,
belediyelerde varlıklarını korudukları anlaşılıyor. Bu kurtçuklar rüşveti,
kayırmacılığı, yolsuzluğu yaymakla görevlerini ifa ediyor, toplumu çürütüyor.
Sonuç olarak ister "şüyu" ister “gerçek” olsun toplumun bütününde,
adliyede, emniyette ve dahi bütün bürokraside olan habis urlar temizlenmez ve
yok edilmezse maddi kalkınmamız işe yaramaz, çürüyüp yok oluruz.
Unutulmamalıdır ki,
toplumsal çürümüşlük, kokuşmuşluk, tefessüh kokusu burnu kapatmakla
giderilemez.
Temizlik ve İslam’a
dönmek, İslam ilkelerini hâkim kılmak, İslam ahlakını yaşamak ve yaşatmak şart.
Selam ve Sabırla…09.10.2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Bu Yazı Hakkında Ne Düşünüyorsunuz?