24 Ekim 2026 Cumartesi

Bu tür hayvanları sakinleştirmek için: Ellerini Kesin

Bu tür hayvanları sakinleştirmek için: Ellerini Kesin

Veysi ERKEN Dr.

Sorumsuzluk, Dokunulmazlık ve Denetimsizlik başlığı ile yazdığım yazıda şu ifadeleri kullanmış “Makamı, mevkii, sıfatı ne olursa olsun herkes denetlenmeli, dokunulmazlığı olmamalı ve yaptıklarının, ihmal ettiklerinin hesabını vermelidir.

Unutulmamalıdır ki dokunulmazlık zırhı, denetimsizlik ve sorulamazlık yönetimleri, yöneticileri ve toplumu çürütür.

Belediyelerdeki, bürokrasideki, seçilmiş ve atanmışlardaki çürümüşlüğün başlıca kaynaklarından biri la yüs’ellik, dokunulmazlık ve denetimsizliktir.

İlave olarak suça uygun cezanın verilmeyişidir.

Bilinmelidir ki suça uygun cezanın yokluğu sadece suç oranlarını arttırır.

Kısasta hayat var ayetinin gereği ifa edilmiş olsaydı toplumda bu kadar cinayet, hırsızlık, zina, fuhuş vs. olmazdı.

Kısaca La yüs’ellik, denetimsizlik, dokunulmazlık gücü hem insanı hem de yönetimi bozar.

Türkiye’deki manzara bunun göstergesidir” demiş ve yazıyı “Bilinmelidir ki, “Sınırsız Güç” ve “La yüs’el”lik yöneticileri bozar. Samimi olanları gizli olanlara mahkûm eder.

La yüs’ellik, denetimsizlik ve dokunulmazlık ortadan kaldırılmalıdır ki, fonlarla, rüşvetlerle, irtikâplarla, metreslerle, para kuleleriyle milletin imkânları çalınamazsın. Hırsızların, rüşvetçilerin yaptıkları yanlarında kâr kalmasın” diye bitirmiştim. https://veysierken.blogspot.com/2026/10/sorumsuzluk-dokunulmazlk-ve.html

Aynı hakikati batı ülkelerinde ortaya çıkan olaylar karşısında aklı başında olanlar da dillendirmeye başladı.

Yağmacıların ellerinin kesilmesini söylemeye başladı.

“Sosyal medya hesabından Milano'daki soygun görüntülerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Zoe Cristofoli, Suudi Arabistan'daki şeriat ve ceza hukukuna dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:

"Suudi Arabistan'da hırsızlık yaparsan, ellerini keserler! Başta, 'Bu fazla mı?' diye düşündüm. Artık bu tür hayvanları sakinleştirmek için başka bir seçenek olmadığını düşünüyorum. Mazeret yok, sadece ortadan kaldırılmalılar!"

Suudi Arabistan'daki yaşamından son derece memnun olduğunu ve imkân olduğu sürece bu ülkede kalmak istediğini vurgulayan Cristofoli, "Umarım mümkün olan en uzun süre boyunca Suudi Arabistan'da kalacağım. İtalya'dan hiçbir zaman bir şey istemedim. Her zaman çok çalıştım, kendi yolumda, kimseden bir şey almadan, kimseden bir şey istemeden bir hayat kurdum. Vergilerimi her zaman ödedim ve uzakta yaşıyor olsam da ödemeye devam ediyorum. İtalyan olmaktan gurur duyuyorum ve her zaman duyacağım." dedi.

"IRKÇI DEĞİLİM; İTALYA VE FRANSA'DAKİ ŞİDDETİ SORGULAMAK IRKÇILIK DEĞİLDİR"

Sert çıkışının ardından kendisine yöneltilen tepkiler üzerine yeniden bir açıklama yapan İtalyan influencer, sözlerinin "ırkçı" olarak nitelendirilmesine karşı çıktı. İtalya, Fransa ve diğer Avrupa ülkelerinde artan şiddet ve ayaklanma görüntülerinin sorgulanması gerektiğini belirten Cristofoli, şu savunmayı yaptı:

"Irkçı değilim ve asla da olmayacağım. Ancak İtalya, Fransa ve diğer Avrupa ülkelerinde tanık olduğumuz şiddet görüntüleri ve ayaklanmalar karşısında, şunu sormaya cesaret etmeliyiz: Neden bu noktaya geldik? Ne yanlış gitti? Yıllar boyunca neyi hafife aldık? Neden bazı durumların yönetilmesi bu kadar zor hale geldi? Bu soruları sormak ırkçı olmak anlamına gelmez."

https://www.haber7.com/dunya/haber/3670937-unlu-futbolcunun-esinden-aciklama-bu-hayvanlari-sakinlestirmek-icin-ellerini-kesin

Zoe Cristofoli haklı. Bir gerçeği dile getiriyor.

Türkiye’de mutlaka hırsızların, fon hırsızlarının, rüşvetçilerin, irtikâpçıların, paradan kuleler inşa edenlerin elleri kesilmeli ve suça uygun “kısasta hayat var” ayetinin gereği ifa edilmelidir.

Selam ve Sabırla… 24.10.2026

 

 

Sorumsuzluk, Dokunulmazlık ve Denetimsizlik

Sorumsuzluk, Dokunulmazlık ve Denetimsizlik

Veysi ERKEN Dr.

Türkiye’de dönen dolapları anlamak için la yüs’elliğin/sorumsuzluğun ve denetimsizliğin bitirilmesi şarttır, farzdır.

La yüs’ellik, sorumsuzluk ve denetimsizlik yönetimin ve toplumun tefessühünü, çürümüşlüğünü oluşturur, ahlaksızlığı, hırsızlığı, rüşveti, irtikâbı, metreslik düzenini arttırır.

“Herkes kendi yapıp ettiğinin hesabından kendisi sorumlu olacaktır. Tur-21” ve

“O kişi dünyada ne dini doğrular, ne de namaz kılardı. Tam tersine, dini yalanlar ve onun gereklerinden yüz çevirirdi. Üstelik yaptığıyla övünerek, çalımlı çalımlı dostlarının yanına giderdi. Yazıklar olsun sana! Helâk olasın! Sonra yazıklar olsun sana! Helâk olasın! İnsan, başıboş bırakılacağını ve yaptıklarından hesâba çekilmeyeceğini mi sanıyor? Kıyamet-31-36”

Ayetleri denetimin gerekliliğini ve sorumlu olunan alandan hesap verilmesinin şart olduğunu izah eder.

Evet.

Makamı, mevkii, sıfatı ne olursa olsun herkes denetlenmeli, dokunulmazlığı olmamalı ve yaptıklarının, ihmal ettiklerinin hesabını vermelidir.

Unutulmamalıdır ki dokunulmazlık zırhı, denetimsizlik ve sorulamazlık yönetimleri, yöneticileri ve toplumu çürütür.

Belediyelerdeki, bürokrasideki, seçilmiş ve atanmışlardaki çürümüşlüğün başlıca kaynaklarından biri la yüs’ellik, dokunulmazlık ve denetimsizliktir.

İlave olarak suça uygun cezanın verilmeyişidir.

Bilinmelidir ki suça uygun cezanın yokluğu sadece suç oranlarını arttırır.

Kısasta hayat var ayetinin gereği ifa edilmiş olsaydı toplumda bu kadar cinayet, hırsızlık, zina, fuhuş vs. olmazdı.

Kısaca La yüs’ellik, denetimsizlik, dokunulmazlık gücü hem insanı hem de yönetimi bozar.

Türkiye’deki manzara bunun göstergesidir.

Dokunulmazlık, la yüs’ellik ve denetimsizlik zırhına bürünenler, büründürülenler kendilerini “sınırsız güç sahibi” görür ve mel’anetlerini işlemeye başlar.

Fonlarla çalar, makamla gasp ve rüşvete yönelir, metres edinir.

Güç bende diye avazları çıktığı kadar bağırırlar.

Özellikle “hududullah”la belirlenen “İslâmi değer” ve “ahlakî ilkelerden mahrum” veya kopmuş bir şekilde yönetme gücünü açık veya gizli bir biçimde ele geçirenler için bu düstur daha fazla geçerlidir.

Kendilerini “la yüs’el, dokunulmaz ve denetlenmez yaptıklarından firavni tavır takınır, zatını sorgulanamaz” olarak görür.

Başkalarına “alan” belirler. Alanın dışına taşmak isteyenlere yaklaşımları Firavun gibidir.

Hani Firavun izni dışında iman eden sihirbazlara “«–Ben size izin vermeden önce ona inandınız öyle mi! Hakikat şu ki, O, size sihir öğreten büyüğünüzdür. Şimdi mutlaka elleriniz ile ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve sizi hurma dallarına asacağım! Böylece, hangimizin azabının daha şiddetli ve sürekli olduğunu iyice anlayacaksınız!. Tâhâ, 71" diye seslenmişti.

Bugün de kendilerini güçlü görenlerin yaklaşımı farklı değildir.

Özellikle “gizli yöneticiler” olarak ifade edilen “inandırılmış” ve “görevlendirilmiş”lerde bozulma ve buna dayanan dayatmaları had safhaya kolaylıkla varabilir. Güçlerini kaybetmemek için yapamayacakları şey ve yıkamayacakları değer yoktur.

İster “açık” ister “gizli” olsun imtiyazlı, dokunulmaz, denetlenmez, la yüs’el yapının içinde vakıf, sendika, holding, kurum, kuruluş ve kişiler vardır. İmtiyazlı yapının içindekiler “adalet”ten yana değil “ayrıcalık”lardan yanadır. İşte “açık” veya “gizli” yönetimlerin başlıca imtiyazları şu şekilde sıralanabilir.

Lojman ve makam aracı tahsisatı, bedava telefon, elektrik, doğal gaz kullanma, ucuz veya bedava yemek ve tedavi, örtülü harcırahlar, sınırsız kart kullanımı, bedava seyahatlere, kamu arsalarının tahsisi, tesis, fabrika ve imkânlarının çarçur edilerek devrine ilaveten dokunulmazlıklar ve kanun önünde eşitsizlikler.

Bilinmelidir ki, “Sınırsız Güç” ve “La yüs’el”lik yöneticileri bozar. Samimi olanları gizli olanlara mahkûm eder.

Hâsılı kelam.

La yüs’ellik, denetimsizlik ve dokunulmazlık ortadan kaldırılmalıdır ki, fonlarla, rüşvetlerle, irtikâplarla, metreslerle, para kuleleriyle milletin imkânları çalınamazsın. Hırsızların, rüşvetçilerin yaptıkları yanlarında kâr kalmasın.

Selam ve Sabırla…24.10.2026

23 Ekim 2026 Cuma

Kibirliler İnsanlara Hayatı Zehir Ediyor

Kibirliler İnsanlara Hayatı Zehir Ediyor

Veysi ERKEN Dr.

İnsanlar, Allah’ın vahyinden, Kur’an zemininden koptukça kibirleri arş-ı âlâya yükselir.

Adeta “küçük dağları ben yarattım” havasına kapılır, cümlelerine “ben olmazsam ….” diye başlar, şeytanlaşır, her şeyi kendisine mubah görür, hırsızlığa, rüşvete, metres edinmeye, metres olmaya, fon adı altında soyguna başlar, başlayabilir.

Hâlbuki Allah insanı uyarmıştır.

Ayetlerde “Kibirlenerek insanlardan yüzünü çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü Allah, kibirle kasılan, kendini beğenmiş, çokça övünüp duran hiç kimseyi sevmez. Yürüyüşünde ölçülü ve dengeli ol; konuşurken de sesini ayarla. Unutma ki, seslerin en beğenilmeyeni eşeklerin sesidir! Lokman-18-19” buyrulur.

Ve.

“Hem yeryüzünde büyüklük taslayarak yürüme. Çünkü kendini ne kadar büyük görürsen gör ne yeri yarabilir, ne de boyca dağlara erişebilirsin. İsrâ-37” ayetiyle ikaza devam edilir.

Özellikle politik alana dâhil olanlarda Allah’a teslimiyet anlayışı yoksa kibir tavan yapar.

Bilhassa bazı politikacılarda ve bürokratlarda kibir had safhadadır.

Kendini vazgeçilmez varlık görmeye başlar.

Efruz bey gibi.

Kibir, insanı esfel derekesine yuvarlar.

Dün ben her şeyim, her şey bana layık diyen kibirliler bugün hücrelerde olduğu gerçeği unutulmamalıdır.

Bunlar bir zamanlar “İstanbul nimet, nimet” diyen kibirlilerdi.

Sesleri çok çıkıyordu.

Kibirli olmayanlar Allah’ın has kullarıdır.

“Rahmân’ın has kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ve vakar ile yürürler; kendini bilmez kimseler onlara laf attığında incitmeksizin “Selâmetle!” derler, geçerler. Furkan-63”

Tevazu ehli kendini vazgeçilmez olarak görmez.

Her fani gibi kendisinin de ölümlü olduğunu ve yaptıklarının hesabını vereceğini unutmaz.

Kendi nefsini hesaba çeker.

Herkese insan gözüyle bakar ve davranmaya çalışır.

Tevazu ehli için söylenen şu söz çok anlamlıdır.

"Tevâzu ehline âlemde herkes serfürû/ Alçak gönüllü insanlara dünyada herkes baş eğer"

Hâsılı kelam.

İnsanı insan yapan takva ve tevazuudur.

Kibir ise insanı iki ayaklı, insan görünümlü şeytana tebdil eyler.

Selam ve Sabırla…23.10.2026

Güzeli Güzel Yapan Edebtir

Güzeli Güzel Yapan Edebtir

Veysi ERKEN Dr.

Celaleddin Rumî’ye şu söz atfedilir.

“Güzeli güzel yapan edebtir.

Edeb ise, güzeli sevmeye sebeptir.”

Evet.

İnsan için “edeb” şarttır ve edeb insanı güzelleştirir, onu Allah’a yaklaştırır.

Atalarımız “edeb insan için gereklidir yönetici için daha da elzemdir” derlerdi. Gerçektende edeb kişilik için vazgeçilmezdir.

Edeb kişinin ve toplumun hem fiziğine, bedenine hem de yaşayışına yansır.

Edebliler için “nurani yüzlü” denilmesi boşuna değildir.

Edep hem bireyin kişiliği hem de toplumun kişiliği, huzuru ve mutluluğu için önemlidir dersek abartılı ifade kullanmış olmayız.

Atalarımız “elif, dal ve be” harflerinden oluşan “edeb” kavramını çok güzel tanımlamışlardır.

İrfanî ve ahlakî tanıma göre edep, insanın eline, diline ve beline hâkim olması, bir başka deyişle eliyle, diliyle ve beliyle başkasına zarar vermemesidir.

 Edep kavramını tanımına göre hal böyle iken ülkemizde “edepsizlik”  Siyonist haçlı zihniyetinin, “tapınak Şövalyeleri”nin piyonları, uşakları ve işbirlikçileri marifetiyle teşvik edilmekte ve kutsanmaktadır.

Rüşvet, hırsızlık, irtikâp, metres edinme, metres olma, fonlarla soygun yapma bu kutsamanın belirtileridir.

Piyonların, uşakları, işbirlikçilerin marifetiyle topluma önderlik etmesi beklenenlerin kişiliksizlikleri “özel hayat”, ticari sır, vs. kavramlar adı altında masum gösterilmeye çalışılmakta ve değerlerimiz dinamitlenmektedir.

“Hizmetçi yaparsa oruspuluk evin kızı yaparsa kaçamak” anlayışı ile edepsizlik unutturulmak istenmekte ve yönetimdekilerin her türlü edepsizlikleri, rüşvetleri, metresleri örtülmek istenmektedir.

Yapmayın etmeyin beyler ve bayanlar demeyeceğim.

Sizler maşa, piyon, uşak ve işbirlikçi olduğunuz için emirleri yerine getireceksiniz. Dudaklarınızdan dökülecek ve kalemlerinizden karalanacak kelimeler emirlerin dışında olmayacak. Zira sizler talimli edebsizlersiniz.

Bilesiniz ki, edepsizlik mızrağı çuvala sığmıyor.  Hayati Akkaya beyin ifadesiyle:

“Bir gidiş ki, durak yeri sonu yok

Varsa seks yoksa seks başka konu yok

Eski kız harama uçkur çözmezdi

Şimdikinin, uçkur nerde donu yok”

Harama uçkur çözmemek için bir insanda helal-haram inancının olması gerekir. Bu değerler bireyde yoksa donsuz da olabilir. Piyonlar marifetiyle yaşatıldığımız ortam budur.

Bu ortamda zihinler iğfal edilmekte ve değersizleştirilmektedir.

Zihin haritamız “değer”sizleştirildiği için medya şeytanlarını -gözlerimizi fal taşı gibi açarak- seyrediyor ve edebsizliği savunmalarını hayretle izliyoruz.

Piyonların dolmalarını yutanlar yapılan edebsizlikleri değil sızdıranları suçluyor. Böyle bir medyadan ve şeytanlarından başka ne beklenebilir.

Eskiden “kenarına bak bezini al, anasına bak kızını al” derlerdi. Şimdi diyorum ki “patronuna bak yorumcuyu ve yazar bozuntularını anla”.

Evet. gerçekten yorumcuları ve yazar bozuntularını bu mantıkla anlıyorum.

Bir tartışma programında kanunlarımıza göre  “zina” suç değil, sadece boşanma sebebidir, olanlar bizi ilgilendirmez diyen ahlaksız, edebsizin ve İslam düşmanının ifadesiyle içinde olduğu esfelliği, derekeyi daha iyi anlıyorum.

Maalesef ahlaki şirazemiz kaybettirilmiş ve kaybolmuştur. Artık şirazesiz bir toplumda her türlü “edeb”sizlik tabii karşılanması gerektiği anlayışı telkin edilmektedir.

Yapanın yanında kâr kalıyor adeta.

Bunun sonu ne olur dersiniz?

Kanaatimce sodom ve gomorlaşmadır. Neticesi yok olmadır.

Unutulmamalıdır ki, kendindeki güzel vasıfları terk eden toplumların sonu yok olmadır.

Bu bir ilahi kanundur.

Okuması, yazması ve aklı olan okusun, İslam’ı yaşasın ve edebsizliği savunmasın.

Artık “edeb”sizlik mızrağı çuvala sığmıyor.

Selam ve sabırla… 23.10.2026

22 Ekim 2026 Perşembe

Fetöizme Evirilenler

Fetöizme Evirilenler

Veysi ERKEN Dr.

İnsanlar Kur’anı terk ederse kolaylıkla savrulur, kapitalizm, komünizm, fetöizm gibi sapık anlayışlara kolaylıkla sapabilir.

 Ayette; “Resul, “Rabbim! Kavmim bu Kur’an’a büsbütün ilgisiz kaldılar” dedi. Furkân-30” buyrulur.

Sapıtmamak için Allah’ın vahyine uyulması emredilir. “Ey mü’minler! Hepiniz birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın ve ayrılığa düşmeyin. Allah’ın size olan şu nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşmandınız; derken Allah kalplerinizi kaynaştırdı da O’nun bu nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Ateşten bir çukurun tam kenarında idiniz, fakat Allah sizi oraya düşmekten kurtardı. Doğru yolu bulasınız diye, Allah size âyetlerini işte böyle açıklıyor. Âl-i İmran-103”

Kur’an terk edilip Allah’ın ipi koparınca şeytan ve dünya hayatı insanı kolaylıkla aldatabilir. “Ey insanlar! Şüphesiz Allah’ın va‘di gerçektir. Öyleyse sakın dünya hayatı sizi aldatmasın! O çok hilekâr şeytan da, sizi Allah’ın rahmeti ve affına güvendirerek kandırmasın! Fâtır-5”

Evet.

Fetöizme evrilenler de bu şekilde sapmışlardır.

Öncelikle insan görünümlü iki ayaklı şeytanlar saptırmaya çalıştıklarına Kur’an okumayın, zaten anlamazsınız, falan şeytanın yazdıklarından başka bir şey okumayın, radyolarından başka yayını dinlemeyin, sosyal medyalarından başka bir şey takip etmeyin diye telkin ederek mankurtlaştırırlar.

Fetöizme evirilme ve sapma bu şekilde başlar.

Normal şartlarda Müslüman, sorgular, sebep sorar.

Kur’an ahkâmının neden öğretilmediğini, Kur’anın okunması, öğrenilmesi, anlaşılması ve yaşanmasına neden karşı çıkıldığını sorgular.

Aklını kullanır, tedebbür ve tefekkür eder.

Aklını kullanmayanlar mankurtlaşır.

Boncuk misali FETÖİTLERİN ipine dizilir.

Fetöitizme evirilenler, onların yöntemlerini, araçlarını, desiselerini, hilelerini kullanır hale dönüşür.

Yalan,

İnkâr,

İftira,

İtham,

Gerçeğin üstünü örtme,

Unutturma vs. vazgeçilmez yöntemleri ve desiseleri olur.

Fetöizme evirilenler metresliği, fuhşu, irtikâbı, hırsızlığı, tacizi, tecavüzü, rüşveti, aldatmayı mubah görmeye ve gerçekleştirmeye başlar.

Fetöizm için her yol, yöntem, araç mubahtır artık.

Onların “fahişesi de şeyh görünümlü elemanları” da vardır.

İslam’ın ebedi düşmanı olan fetöizm zihniyeti şeytanın insan görünümlü İKİ AYAKLI mahlûkattır.

Ülkemizdeki her türlü olumlu gelişmeyi durdurmaya, akamete uğratmaya çalışanların başında CİA, MOSSAD mahsulü FETÖİT şeytanlardır.

Fetöizme evirilenlerdir.

Bu tipler milletin huzurunu, sükûnunu, ahlakını, haysiyetini, iffetini, namusunu bozmaya çalışan iki ayaklı insan görünümlü, politikacı, sanatçı, akademisyen, gazeteci, yazar kılıklı “şeytan’ul- leyli ven’nehar” olanlardır.

Fetöizm şeytanlarının “özgül ağırlık”ları kendilerinden menkul olup, ülkemizi fesat alanına çevirip her türlü fitneyi yaymakla görevlidirler.

Bu şeytanlar gizli ve açık bir şekilde FETÖİTLERİN avukatlığını yaparlar.

Bu tipler fasid’ul- leyli ven’nehardır.

Bu tipler hain’ul-leyli ve ven’nehardır.

Bunlar gece-gündüz şeytanların ortağı ve emir erleridir.

Allah bu şeytanlarla mücadele etmemizi, adımlarını takip etmememizi ve İslam’a/ İslam iklimine hep birlikte girmemizi ister.

“Ey iman edenler! Hep birlikte ve bütün varlığınızla İslâm’ın barış ve huzur iklimine girin. Şeytanın adımları ardınca gitmeyin; çünkü o, size apaçık bir düşmandır. Bakara- 208”

Selam ve Sabırla… 22.10.2026

Kim ki…

Kim ki…

Veysi ERKEN Dr.

Kim ki

Cami inşaatına,

Çocukların ve insanların Kur’an öğrenmesine,

Okullarda Cuma namazının eda edilmesi için mescit açılmasına,

Örtüye karşı çıkıyorsa,

Cuma namazına gitmeyi engellemeye çalışıyorsa,

Faizsiz alışverişe karşı çıkıyorsa,

Frapan giyiniyorsa,

Fonlarla hırsızlık yapıyorsa,

Rüşvet,

İrtikâp,

Şantaj,

Gasp ile milletin imkânlarına çöküyorsa,

Metres oluyor veya metres ediniyorsa

Bedenini teşhir edip insanları kışkırtıyorsa,

Diyanet’e,

İmam-Hatibe,

İlahiyata saldırıyorsa İslam ve Müslüman düşmanıdır.

Sıfatı, makamı mevkii, işi, ticareti, sanayisi ne olursa olsun Müslüman değil, İslam ve Müslüman düşmanıdır.

İster gazeteci, bilim adamı, öğretim üyesi, bürokrat, patron, sanatçı veya parti yöneticisi kılığına girmiş olsun fark etmez, bunlar İslam ve Müslüman düşmanıdırlar.

Bu  “kin vaiz”lerinin İslam ve Müslüman düşmanlığı had safhada olduğu gözden ırak değildir.

Bu İslam ve Müslüman düşmanları Siyonist haçlı çetesinin emir erleridir.

Bilindiği üzere Siyonist haçlı çetesi piyon, maşa, uşak kullanır. Uşaklar, maşalar, piyonlar, piyon olanlar,  fetöitler her gün bir kılıkla, birkaç uşakla İslam’ı tahfif etmeye, Müslümanlarla dalga geçmeye, İslamî ibadetlere, sembollere hakaret etmeye çalışıyor.

Bu İslam ve Müslüman düşmanları bir gün camide dans eder, bir gün örtülüye saldırır, bir gün edepsizce, hayâsızca karikatür çizer, bir gün Kur’an öğretimine karşı çıkar, bir gün İmam-Hatip okullarına, Kur’an kurslarına saldırır.

Hâsılı kelam bu İslam ve Müslüman düşmanlarının nesepleri araştırılırsa babaları, dedeleri farklı çıkar.

Merhum Abdurrahim Karakoç’un tabiriyle;

“İlim adamıyım der, araştır mason çıkar

Dört makale yazmışsa dördü de fason çıkar

Hele bir araştır bak aslını-astarını

 Büyük dedesi Yorgi, babası Mişon çıkar.”

Sonuç kim ki,

Cami inşaatına,

Çocukların ve insanların Kur’an öğrenmesine,

Okullarda Cuma namazının eda edilmesi için mescit açılmasına,

Örtüye karşı çıkıyorsa,

Cuma namazına gitmeyi engellemeye çalışıyorsa,

Faizsiz alışverişe karşı çıkıyorsa,

Frapan giyiniyorsa,

Fonlarla hırsızlık yapıyorsa,

Rüşvet,

İrtikâp,

Şantaj,

Gasp ile milletin imkânlarına çöküyorsa,

Metres oluyor veya metres ediniyorsa

Bedenini teşhir edip insanları kışkırtıyorsa,

Diyanet’e,

İmam-Hatibe,

İlahiyata saldırıyorsa İslam ve Müslüman düşmanıdır.

Sıfatı, makamı mevkii, işi, ticareti, sanayisi ne olursa olsun Müslüman değil, İslam ve Müslüman düşmanıdır.

Selam ve Sabırla… 22.10.2026

21 Ekim 2026 Çarşamba

Kaybolan Nesiller -1

Kaybolan Nesiller -1

Veysi ERKEN Dr.

Okul, aile ve çevre el ele tutuşmuş nesillerimizi imha etmeye çalışıyor. Tabii ki direnenler vardır.

Nesillerimizi imha etmeye çalışan resmi ideolojinin okulları, onlara uyan aileler ve tanzim ettikleri çevrelerdir. Çevrenin (internet ortamı, sosyal medya, medya vs.) tahribatı, yıkımı telafisi zor noktadadır.

Nesilleri yok eden bu anlayışla ilgili iki yazı yazmıştım. İlave edilecek bir şey olmadığından tekrar paylaşayım.

 

“Yok, olmaya Koşan “pervaneler*”

 

Yok edilen ve kendine, inancına, değerlerine yabancılaştırılan nesiller.

Evet, kendine yabancılaştırılan nesilleri anlamak için uzağa gitmeye gerek yok.

Robert kolejinin devamı olan Boğaziçi eylemlerini ve ısrar eden tipleri incelemek ve anlamak yeterlidir diye düşünüyorum.

Okumayan bir toplum olduğumuz için bugünü de anlayamıyor ve yorumlayamıyoruz.

Maalesef okumayan, tefekkür etmeyen, tahlil ve terkip kabiliyeti olmayan insanlar durumundayız.

İlim adamı sayılması gereken pek çok akademisyen bile okumamakla övünüyor.

Maalesef bunun yüzlerce misalini verebilirim.

Okumuş olsaydık anlardık Robert koleji ve devamı olan kızlar mektebini.

Mufide Ferit Tek’in “Pervaneler” isimli eseri işte bu okulu ve yok edilen nesilleri anlatıyor.

Düşünün Tarikat şeyhinin kızı rahibe olarak mezun oluyor bu mektepten.

Her şeyi ile insanı insaniyet adına insanlıktan çıkarıyor, dönüştürüyor, mankurtlaştırıyor ve her değerine yabancılaştırıyor.

Dün olduğu gibi fetö okulları da bunu yapıyordu.

“Pervaneler”  ateşe koşan ve yanan, değişen nesilleri anlatıyor.     İlk sayfalarda kişiyi kendine yabancılaştırmak için “maksat” (s.19) ortaya konuluyor.

Amaç eğlence ile kişiyi kişiliksiz hale dönüştürmek.

“Meselenin esası: Eğlence!... Bu Amerikan mektebine girenler artık aileleri, muhitleri ve memleketleri için yabancı oluyorlar. (s.19)” diyerek Leman denilen kahramanın vaziyeti ortaya konuluyor ve yabancılaşma “ o mektebe gidenlerin hepsi ahlâkına ve mektepte geçirdiği müddete göre bir dönüşüme uğruyor; fakat çocukluktan itibaren orada büyüyenler herhâlde Türklük’ten sıyrılıyorlar ve Amerika mukallidi oluyorlar” biçiminde anlatılıyor.

Kendine yabancılaşanın akıbeti Tevfik Fikret’in oğlu gibi oluyor. İlim ve fen öğrenmek için Amerika’ya giden Haluk papaz olarak ölüyor.

“Pervaneler” kitabında bu durum çok net ortaya konuluyor. Muhit ilim yerine yaban”cılaşmayı ikame etmeye çalışıyor,

"Pervaneler”de ecnebi ile yaşayanların ecnebileştiği anlatılıyor genişçe. (s. 31-38).

Zaten muhitin adı “Bizans Koleji”dir

Gaye bizden olmayan kişiler, Keriman Halisler yetiştirmek olunca muhit ona göre şekillendirilmiş.

İçinde kilisesi olan ve gayrı Müslimlerin olduğu çevre.

Müslümanların dinlerine yabancılaştırıldığı içinde Amerikan çocuklarının bulunmadığı ve Amerikan ibadetinin öğretildiği (s.45) muhit, çevre.

Kolej adeta bir “insan Fabrikası”dır.

Az ücret veya ücretsiz bir şekilde insanı İslam’dan uzaklaştıran bir fabrika.

Yabancı finansörleri olan yabancılaştırma fabrikası.

Eğlencesiyle, kış müsamereleriyle, yaz gezileriyle kamp hayatıyla her şeyi ile cazip.

Öğrenecekleri şey İngilizce, Amerikan edebiyatı ve eğlenceleri.

“Program” budur.

Ve amaç, yabancılaştırma bu programla hâsıl oluyor.

“Amerika hayranlığı, hayali, yaşayışı ve köleliği”

Artık din yok, İslam yok, “serbestliğe âşık, maddi kuvvete âşık, artık hiçbir milliyet mukayyet olmayan, bütün bağları koparan, muhitlerini yüksekten, soğuk bir hafifsemeyle seyreden, serbestliğin büyük vatanı Amerika’ya hayran, insan yapan Protestanlığa ibadet eden, serbest fikirli olan s. 48” bir mahlûk var ortada.

“Pervaneler” bu dramı anlatıyor.

Türk ve Müslüman olarak girenin, Türk ve Müslüman olarak çıkmadığı bir muhiti ve dramı anlatıyor.

Değişime uğramayı artık ben o değilim diyenleri anlatıyor.

Maalesef değişim, inhitat ve yıkım çok büyük. Devam ediyor, ettiriliyor okullarımız ve müfredatımızla.

Maalesef mağlup olduk.

Kitaptaki ifadeyle Amerika bizi mağlup etti.

Emperyalistler bizi mağlup etti zihnimizi ve çocuklarımızı çaldı.

Müfredatlarıyla bütün okullarımızı çaldı.

Bir Haluk ve Keriman değil milyonlarca Haluk ve Keriman’ımız var artık. Kaybolan sadece bireyler değil, nesillerdir.

Kendi ellerimizle ve imkânlarımızla Haluk’ların ve Keriman’ların yetiştirilmesine zemin hazırlıyoruz.

Milyonlarca Müslüman Türk çocuğu kendine kendi değerlerine yabancılaştırılmış.

“Pervaneler” gibi kitaplar okullarımızdan kovulmuş, unutturulmuş, müfredatımız ile bize yabancılar devri başlatılmış.

Adeta bütün okullarımız Bizans kolejine dönüştürülmüştür.

Hâsılı kelam.

Gerçekten “Salih ve Kamil İnsan” yetiştirmek istiyorsak kendi zeminimize dönmek mecburiyetindeyiz. Amacımızla, müfredatımızla ve muhitimizle.

Dolayısıyla bizi yok eden zemini anlamak için “Pervaneler” gibi eserler müfredatta yer almalıdır diyorum.

Eğitimin yöneticileri böyle bir karar alırlar mı?

Zannetmiyorum.

Zaten kitaptan haberleri olmadığı gibi zemini düzeltme niyetleri de yok diye düşünüyorum.

1924 yılında yayınlanmış eseri kaç öğretmen ve öğrencimiz biliyor,

Okuyan ve ibret alan var mı?

Maalesef maarif camiası dediğimiz camia bile habersiz veya kasıtlı olarak habersiz bırakılmış.

Bu yazıyı okuyanlar “Pervaneler”i okurlar mı?

Zannetmem.

İlim adamı zannedilenlerin okumama ile övündükleri bir ortamda kitabın okunmasını beklemek beyhudedir.

Sadece tebliğ görevimi yapıyorum.

Selam ve Sabırla… 21.10.2026

Kaybolan Nesiller -2

Kaybolan Nesiller -2

Veysi ERKEN Dr.

Okul, aile ve çevre el ele tutuşmuş nesillerimizi imha etmeye çalışıyor. Tabii ki direnenler vardır.

Nesillerimizi imha etmeye çalışan resmi ideolojinin okulları, onlara uyan aileler ve tanzim ettikleri çevrelerdir. Çevrenin (internet ortamı, sosyal medya, medya vs.) tahribatı, yıkımı telafisi zor noktadadır.

Nesilleri yok eden bu anlayışla ilgili iki yazı yazmıştım. İlave edilecek bir şey olmadığından tekrar paylaşayım.

KOLEJLİ NEREYE*

Kitaplarımın arasında gezinirken bir kolejlinin öldüğünün haberi alt yazı olarak geçiyordu televizyonda.

Bir an daldım ve gayrı ihtiyarî bir şekilde yıllar öncesinden okuduğum bir kitaba uzandım. Elime aldım ve kitabım muhtevasını hatırlamaya çalıştım.

Altını çizdiğim cümleler kitabı yeniden okumamı sağladı.

“Kolejli Nereye”

Evet, “kolejli nereye” okumaya karar verdiğim kitabın ismi idi.

Gençlerimizin çoğu kitabın adını duymamıştır bile. Bundan eminim.

Unutulan ve unutturulan kitaplarımız. Kitapsız yetiştirilen gençlerimiz.

Her şeye rağmen Necmettin Halil Onan tarafından kaleme alınan kitabı bulup okumalarını tavsiye ediyorum. Kütüphanelerde bulunacağını ümit ediyorum.

“Kolejli Nereye” bir dramın, bir tefessühün, bir yıkılışın ve bir “değersiz”leşmenin hikâyesidir.

Bana kalırsa İngilizler, Amerikalılar, Fransızlar ve ne idüğü belirsizler tarafından kurulan kolejlerde ve kolejlere çevrilen okullarımızda yetişen kolejlilerin ekseriyetinin hayat hikâyesidir.

Kolejlilerin ülkeye yabancılaşmalarının ve ülkeye zarar vermelerinin acı bir hikâyesi.

“Kolejli Nereye” çocuğunu ecnebi terbiyesiyle yetiştiren bir elçilik müsteşarının kızının ve ülkücü genç bir öğretmenin aşkı ile başlar.

Yazar kitap ile bir ailenin ve kolejde terbiye edilen çocuklarının yaşadıklarını aktarır okuyucuya.

Hayat öğretmeni milletvekilliğine kadar sürüklerken, ülkede değerlerden kopuşunu da gözler önüne serer.

Ülkenin yönetimini elinde bulunduranlar ülke insanını değerlerinden koparmaya çalışırken, direnenler de vardır bu âlemde.

Vatan düşman çizmesinden kurtulmuş, ülkücü vekilimiz çocuğunu kendi ülküleri doğrultusunda yetiştirmeye başlamıştır. Zaten bunun için çocuğuna “Turan” ismini vermiştir hanımının karşı rağmen.

Turan babasının ülküsünü gerçekleştirecek kişiydi milletvekili Cevat’ın gözünde.

Takdir-i ilahi milletvekili Cevat erken ölür ve yetim kalan Turan dul annesiyle birlikte doğduğu yere, yani büyükbabası ve anneannesinin yanına göç eder.

Çocuk için değişim ve felaket bundan sonra başlar.

Ecnebi mekteplerinde okumuş olan annenin isteği ile babası tarafından milli hislerle yetiştirilmeye çalışılan Turan koleje kaydedilir. Tabi ki, merhum Cevat beyi seven, takdir eden ve sitayişle bahseden çevreye ve Lise müdürü Nimet beye rağmen.

Turan’ın kaydedildiği kolej, misyonerlerin ülkemizdeki okullarından birisidir ve terbiye sistemi tamamen bireyi kendi kültürüne yabancılaştırılması gayesine matuftur. Koleje kaydolanların ekseriyeti kendi kültürüne yabancılaşırken bir başka kültürün parçası da olamıyorlar.

Zaten okulu kuranlar da bunu arzuluyorlar. Öğrencileri yavaş yavaş kültürlerine, dinlerine, dillerine ve ailelerine yabancılaştırmak. Ürkütmeden, azar azar.

Okulda tamamen kurbağayı haşlama yöntemi kullanılır.

Bir nevi Cami ile Kilise arasında bırakma.

Turan okul yönetiminin ve öğretmenlerinin tam istediği gibi yetişir. Şairin dediği gibi.

“Bir elinde kur’an, bir elinde kadeh. Ne tam kâfir ne de tam bir Müslüman”

Kendi değerlerine ve dinine yabancılaşan Turan’ın bir tek sevdası ve rüyası vardır. Koleji bitirince medeni(!) olan Amerika’da okumak ve oraya yerleşmek.

Medeni(!), büyük(!) ve kültürlü(!) insanların memleketi olan Amerika’ya gitmek neredeyse her kolejlinin hülyasıdır zira.

Okul müdürünün referansıyla mezun olan Turan Amerika’ya gider. Zira o okul müdürünün teveccühünü kazanacak kadar kültüründen kopuktur. Tam misyoner olabilecek bir tip.

Turan için rüya gerçekleşir ve kendince kötü olan memleketinden ayrılır büyük umutlarla.

Heyhat ki, ne heyhat.

Amerika ve Amerika’lılar beklediği gibi değildir ve bir yabancı muamelesi görür. O ne Türk ne de Amerika’lıdır.

O ne Müslüman ne de bir Hristiyandır.

O bir hiçtir hem kendi gözünde hem de Amerika’da karşılaştığı insanların gözünde.

Amerika Turan’a yâr olamamıştır ülkesini konferanslarında kötülemesine rağmen.

Ayşe’yi ülkesinde kandıramayan Turan Helen’e evlenme teklifinde bulunur. Bu teklif onun için bir yıkım ve bir uyanış vesilesi olur. Helen’in sözleri onu uyandırır ve ülkesine dönmeye karar verir.

Dönüş Turan için yine hüsrandır. Zira o, içine geri döndüğü cemiyete ve Ayşe’ye de yabancıdır. Kimse yüz vermez. O ne İsa’ya ne Muhammed’e(s.a.v.) uyum sağlayabilmektedir.

Çünkü O tahsil gördüğü okul ve çevre sayesinde insanlığını, değerlerini, inancını, kısaca her şeyini kaybetmiştir.

Bir kolejlinin ölümü eskiyi ve geçmişte okuduğum kitapları yâd etmeme vesile etmiştir.

Bakıyorum ve düşünüyorum.

Değişen bir şey var mı?

Kolejliler ve kolejlere dönüştürülen okullarımızda yetişen gençler bu ülkeyi ve bu ülkenin insanını seviyor mu?  İslam’dan koparılan içerikle yetişen gençler bu ülkenin yerlileri mi?

Yoksa ölen kolejli ve Turan gibi yabancı mı?

Bu ülkeyi hep imalat hataları mı sevecek?

Buna mahkûm ve mecbur muyuz?

Siz karar verin aziz dostlar.

Siz karar verin ve yol yakınken kolejlilerden kurtulun.

Selam ve Sabırla… 21.10.2026

 

*Necmettin Halil Onan, Kolejli Nereye, Boğaziçi Yayınları, İstanbul 1977.