Savunma Hattı
Veysi ERKEN Dr.
Herkesin bir “hudud” dairesinde hareket etmesi gerekir.
“Haddini aşma” ifadesini kullanmayan yoktur diye düşünüyorum.
Tabii ki davranışlarımız, eylemlerimiz bizi var eden, Rabbulalemin olan Allah’ın hudududur.
Bunu aşan haddini, hududunu aşmıştır.
Dolayısıyla savunma hattımız “Hududullah”tır.
Evet.
Allah’ın Kur’ân-ı Kerim’de insanların hareket ve davranışları için belirlediği sınır aşılmamalı, aşıldığı takdirde cezası vardır. “Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’a ve peygamberine itaat ederse Allah onu, altından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır, orada devamlı kalıcıdırlar; işte büyük kazanç budur. Kim de Allah’a ve peygamberine itaatsizlik eder ve sınırlarını aşarsa Allah onu, devamlı kalacağı bir ateşe sokar, onun için alçaltıcı bir azap vardır. Nisâ, /13-14”
Ayetlerden anlaşılacağı üzere bütün eylemlerimizde “hududu aşmamak”la mükellefiz.
Savunma hattımızı ona göre tahkim etmek mecburiyetindeyiz.
İster maddi, görünen, ister mücessem olmayan, görünmeyen davranışlarımızın, niyetlerimizin bir hududu vardır, olmalıdır. Tıpkı iki denizin birbirine karışmasını engelleyen “berzah” gibidir.
“Biri tatlı ve susuzluğu giderici, diğeri tuzlu ve acı olan iki denizi karışacak şekilde salıveren ve ikisi arasına bir engel, aşılmaz bir perde/berzah koyan O’dur. Furkan-53”
Meydan okurcasına hareket etmek, pervâsızca ve küstahça davranmak, Allah’a ve Resulüne isyan etmek hadsizlik, berzahı yıkmak ve sınır tanımamaktır, cehenneme yuvarlanmaktır.
Beşeri davranışlarımız, cehdimiz, cihadımız, savaşımız, savunmamız bütüncül ve ahlaklı olmalıdır.
Had, iki şeyi birbirinden ayırıp karışmalarını engelleyen çizgidir. Sınır boylarındaki savunmamız sathı savunmak içindir.
Bedenen, ruhen, zihnen ve eylem olarak hududullah dairesinde kalmaktır.
Davamız İ’layı Kelimetullah ise bütün dünyaya Allah’ın vahyi zemininde nizam vermekle mükellefiz.
Soy, sop, renk, dil ayırımı olmadan herkes için Allah’ın ahkâmını icra etmekle sorumluyuz.
Adalet terazisini kurarken ayırım yapmak hududullahı yok saymak, isyan etmektir. Ayetlerde: “Bir cana kıymaya veya yeryüzünde fesat çıkarmaya karşılık olması dışında, kim bir kimseyi öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir can kurtarırsa bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur. Maide-32” ifadesini bulmuştur.
Mesleğe göre cinayete bakılmaz, her insanın canı, malı, namusu, hayatı ve dini değerlidir.
Anlaşılsın diye ifade ediyorum. Bir çöpçünün hayatı ve canı bir doktordan farklı değildir. Haksızca kim öldürülürse öldürülsün ceza aynı olmalıdır. Feveran edilecekse herkes için olmalıdır.
Şiddet, tecavüz ve bütün sosyal normlarda/kurallarda bütünlük ilkesi gerekirken bizlere cinsiyetçi bir bölücülük dayatılıyor.
“Adalet” esas olmalıdır hayatımızda. “Ey iman edenler! Kendinizin veya anne babanızın ve akrabanızın aleyhine bile olsa adaleti ayakta tutun, Allah için şahitlik eden kimseler olun. (İnsanlar) zengin olsunlar, yoksul olsunlar Allah onlara sizden daha yakındır. Öyleyse siz hislerinize uyup adaletten ayrılmayın. Eğer adaletten sapar veya üzerinize düşeni yapmaktan geri durursanız bilin ki Allah yaptığınız her şeyden haberdardır. Nisa-135” deniliyor.
Velhasıl.
Maddi ve manevi cephelerimizde savunma hattımızı kurarken “hududullah” dairesinde kalmak insan olmaktır. Ademleşmemektir.
Selam ve Sabırla…15.06.2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Bu Yazı Hakkında Ne Düşünüyorsunuz?